Son Yorumlar
Yusuf Baran'ın evlat acısı
Merhumeye Allah'tan rahmet, kederli Yusuf Baran ailesine ve yakınların...
Yorumu Oku

İl Orman Müdürü Geyve'deydi
İzah
Bölge müdürünün eli cebinde.. Yorum size ait...??
Yorumu Oku

Pamukova'da tarihi gece
EKMEKÇİ
GEYVELİ İDARECİLERİN SİYASİLERİN BUNU YAPMAYA AKILLARI ERMİYOR HER HAL...
Yorumu Oku

Geyve'de 29 Ekim coşkusu
cumhuriyet ruhla yaşatılır.
Pamukova 29 ekim cumhuriyet bayramını halkla beraber fener alayı düzen...
Yorumu Oku

Pamukova'da tarihi gece
HELAL OLSUN
Helal olsun Pamukova'ya kıskandım yemin ederim.
Yorumu Oku

 
Kavala, Selanik seyahati
Pazar, 10 Ağustos 2014

Atalarımın doğup büyüdüğü Rumeli ve Balkanları görmeyi her zaman arzu ettim. Çocukluğum ve gençliğim hep bu bölgelerde yaşanmışlıkları içeren hikayeleri dinlemekle geçti. Annemin babası Selanik, Babam ise Bulgaristan Kırcaali doğumlu. Balkan Harbi sonunda Türkiye’ye göç etmişler (Tekirdağ – Çorlu).. Babam ve Atalarım yaşamları boyunca doğdukları ve büyüdükleri bu topraklara özlem duydular. Ne zaman Batı Trakya’dan, Balkanlardan söz edilse üzüntüleri yüzlerine yansırdı. Ben de buraları, atalarımın yurdunu görmeyi her zaman merak ettim, bir türlü olanak yaratamadım, kısmet bugüne imiş.

Kökeni Batı Trakya ve Balkanlara dayanan arkadaşlarımızla Selanik–Kavala gezisini gündeme getirdiğimizde hemen eyleme geçmeyi planladık. Hazırlıklarımızı yaparak 13 Nisan 2014 günü İstanbul’dan üç araba ile sabahın erken saatlerinde yola koyulduk. Hava geçmiş günlere oranla bugün biraz daha serin ve kapalı. Her an yağış olabilir. İpsala’da gümrük işlemlerimiz umduğumuzdan daha kısa sürede tamamlandı. Güleç yüzlü memurlar iyi yolculuklar diledi, kendimizi Yunanistan gümrük kapısında bulduğumuzda 'Bir aksilik çıkar mı' diye heyecanlandık. Buna da sebep, Türk-Yunan ilişkilerinin bir türlü rayına oturamaması. Gümrük işlemlerimiz Türkiye gümrüğünde olduğu gibi kısa sürede tamamlanabilecek mi ? diye düşünürken Yunanlı gümrük memurunun ‘’Yunanistan’a hoş geldiniz, iyi seyahatlar‘’ sözü ile rahatladık. Artık Yunanistan topraklarındayız. Dedeağaç’a doğru yol alıyoruz. Etrafı seyrediyoruz. Otoyol çok bakımlı. Trafikteki oto sayısının çok az oluşu dikkatimizi çekiyor, yurdumuzdaki şehirlerarası yollara göre adeta bomboş.

Yol üzerinde benzin istasyonları ve konaklama tesisleri de yok. Etrafa bakıyoruz, gözümüzün gördüğü alanlar yemyeşil. Çok geniş bir ova. Tüm arazi işlenmiş, bir karış toprak bile ekilmeden bırakılmamış. Tarım ve hayvancılığın teknolojiye uygun yapıldığı belli oluyor. Bağlar, meyve bahçeleri ve zeytinlik alanlar çok muntazam. Ekin tarlaları sapsarı ve canlı. Hayvancılığın da yaşam alanları dışına çıkarıldığı görülüyor. Uzaktan da olsa, görebildiğimiz kadar, ahırlar ve ağıllar çok muntazam. Arazide yer yer arı kovanlarına da rastlanıyor, belli ki arıcılık ta yapılıyor.

Güzergahımız üzerinde irili, ufaklı köylere rastlıyoruz. Bu köylerde yaşayan soydaşlarımızın olup olmadığını düşünüyoruz. Dikkatle baktığımızda bazı köylerde minareleri fark ediyoruz. Soydaşlarımız geliyor aklımıza “Acaba yaşamları nasıl, sorunları var mı” diye düşünüyoruz.

Yolumuza devam ediyoruz. Kuzeyimiz Balkanlar'a, güneyimiz ise Ege Denizi'ne uzanıyor. Yol kenarındaki tabeladan Dedeağaç’a (Alexandroupolis ) yaklaştığımızı anlıyoruz. Öğle yemeği için Dedeağaç’ı geçer geçmez, deniz kenarında, önceden gidenlerin uyarılarına göre belirlenen lokantaya ulaşmak için otoyoldan ayrılıyoruz. Düzenli meyve bahçeleri ve zeytinlikler arasından ilerleyerek sahile ulaşıyoruz. Aradığımız lokantayı buluyoruz. Deniz kenarında. Pırıl, pırıl bir mekan, tertemiz ve düzenli. Güler yüzle karşılanıyoruz. Öğlen yemeği yiyeceğiz. Lokantada vitrine zeytin yağlı yiyecekler düzenle yerleştirilmiş. Balık yemeyi düşünüyoruz. İri, iri barbunlar, dil balığı, levrek ve mezgitler , kalamar ve karidesler çok taze görünüyor.. Kızartma ve peynir tabağı siparişlerimizi veriyoruz. Masamız kısa sürede donatılıyor. Ev yapması kırmızı ve beyaz şarap ikram ediyorlar. Yunanistan’ın meşhur rakısı olan Uzo'nun da tadına bakmak istiyoruz. Grek Salatası çok meşhur. Bizdeki çoban salatası görünümünde, üzeri peynir ve zeytin ilaveli. Balık çeşitleri geliyor masamıza, iştahla yiyoruz. Yemeğimiz uzun sürüyor, mutluyuz. Başlangıç çok iyi Kavala, Selanik ve görmek istediğimiz diğer kentleri düşünüyoruz. Bu gece Kavala’da konaklayacağız. Zamanımızı ekonomik kullanmak istiyoruz. Hesabı ödemek istiyoruz. 190 Euro öderken hayretimizi gizleyemiyoruz. On yetişkin insan için ödediğimiz para çok az . Türk kahvesi ikramından sonra dondurmalı revani ikram ediliyor. Enfes…

Gelişte olduğu gibi, lokanta çalışanlarının sevgi belirten sözcükleri ile uğurlanıyoruz. Yolumuza devam ediyoruz. Güzergahımızda rastladığımız irili ufaklı yerleşim birimlerinin düzenliliği dikkatimizden kaçmıyor. İnsanların derme, çatma binalarda oturmadığını gözlemliyoruz.

Dedeağaç’tan sonra Gümülcine’ye (Komitini) geliyoruz. Çok güzel bir şehir. 45 bin nüfuslu olduğu, 15 bin civarında soydaşımızın yaşamlarını sürdürdüğünü öğreniyoruz. Düzenli bir yapılaşma görülüyor. Şehir merkezinde alışveriş merkezleri, oteller, lokantalar ve sıra sıra kahvehaneler var. Turizm mevsiminde hareketliliğin çok daha öne çıkacağını tahmin ediyoruz. Kahve molasından sonra yola koyuluyoruz. Zaman ilerliyor, günün aydınlık saatinde Kavala’da olmak istiyoruz.

Yeniden otoyoldayız. Dedeağaç-Gümülcine ve İskeçe “Batı Trakya”yı oluşturuyor. Toplam nüfus 350 bin. Bu üç şehirdeki soydaş sayımız da 150 bin. Türklerin en yoğun olduğu bölge buraları. Bölgeden ayrılıyor ve yolumuza devam ediyoruz.

Bir saatlik yolculuğumuz sonunda Kavala‘ya ulaşıyoruz. Şehir Marmaris’i andırıyor. Tepelerden sahile inerken oval bir biçimde yerleşimin oluştuğunu görüyoruz. Şirin ve son derece modern bir kent. Otelimize yerleşmeden şehir içi turu yapıyoruz. Şehir içi trafiği yoğun değil, düzenli ve akıcı. Sahilden bakıldığında şehrin güzelliğine doyum olmuyor. Bizim büyük şehirlerimizde olduğu gibi gökdelenlere rastlamak mümkün değil. Devasa alışveriş merkezleri de yok. Sahil boydan boya kafeler, lokantalar, barlar hediyelik eşya satan dükkanlarla dolu. Sahil gezinti alanı. Her zaman kalabalık.

Kavala, Yunanistan'ın Selanik’ten sonraki en büyük ve en önemli turizm merkezi. Turizm mevsiminin başlamamasına rağmen sokaklarda, caddelerde, kafelerde yabancılara rastlanıyor. Kavala'ya Dünyanın her yerinden Turist geldiğini, mevsimin çok yoğun geçtiğini öğreniyoruz. Son yıllarda Bulgaristan, Romanya ve diğer Balkan ülkelerinden de çok sayıda konuk geldiği söyleniyor.

Kavala zengin bir kent, mermer işleme ve pazarlamasında Avrupa’nın önemli bir merkezi. Tarımın ileri bir teknoloji ile yapıldığı, zeytin yağ fabrikaları yanında , 15'in üzerinde şarap fabrikasının da, olduğunu öğreniyoruz. Dinlenmek, günün yorgunluğunu atmak için otelimize yerleşiyoruz. Otelimiz çok güzel ve tertemiz. Pırıl, pırıl. Odalarımıza güven duyarak yerleşiyoruz. Otel odası balkonundan baktığımızda sahil ve liman çok görkemli. Kanuni Sultan Süleyman zamanında yaptırılan Osmanlı kalesi ve su kemerleri görülmeye değer. Pargalı İbrahim Paşa tarafından yaptırılancami şimdilerde kilise olarak kullanılıyor. Kavalalı Mehmet Ali Paşa Konağı ise günümüzde müzeye çevrilmiş.

Akşam yemeği öncesi otelimizde yeterince dinlendik, enerji topladık. Şehri yürüyerek görmek için sahile indik. Sokak, cadde ve sahilde gezinen her yaşta tertemiz insanlara rastlıyoruz. Hava çok güzel, yağış da yok, sıkılmıyoruz. Dikkatle etrafımızı gözlemliyoruz. Kafe ve barlar daha şimdiden dolmaya başlamış. Kavala’da akşam yemeği 22.00'den sonra yeniyor. Zaman geçiriyoruz yemek yiyebileceğimiz temiz bir mekan arıyoruz. Lokantalar yan yana sıralanmış, gözümüze kestirdiğimiz ve temizliğine güven duyduğumuz bir mekana giriyoruz. Tüm yiyecekler; mezeler, meyveler, tatlılar, balıklar ve ızgara çeşitleri itina ile vitrine yerleştirilmiş. Görüş alanı en geniş olan bir masayı seçiyor ve oturuyoruz. Temiz görünümlü genç bir görevli masamıza yaklaşıyor. Yakasındaki kokartta adının Murat olduğu yazılı seviniyoruz. Servisimizi bir soydaşımız yapacak. Bize “Ben İskeçeliyim. Burada İktisat Fakültesinde okuyorum. Yazları da bu lokantada çalışıyorum” diyor, memnun oluyoruz. Murat “Et mi, yok sa balık mı yemek istersiniz? karar verin hazırlık yapayım” diyor. Düşünmeden “Balık” diyoruz. Masamız itina ile donatılıyor, zeytin yağlı yiyecekler, Grek Salatası, değişik türde kızarmış ekmek dilimleri, zeytin yağ tabağı, peynir çeşitleri ve kabak kızartması masaya yerleştiriliyor. Kabak kızartması bize göre farklı hazırlanmış, cips gibi gevrek. Çok lezzetli. İsteğimize göre meşrubatlar, bira, şarap dışında Yunanistan’ın milli içkisi olan Uzo da masada yerini alıyor. Türk rakısı gibi anasonlu, derecesi de oldukça yüksek, su katılmadan buzlu olarak içiliyor. Deniyoruz, beğeniyoruz içiyoruz. Murat hazırlattığı kalamar, karides ve ahtapotları ara sıcağı olarak sunuyor. Masamızda yok, yok. Barbun ve dil balıkları tabağı taşıracak kadar iri ve lezzetli. Mezgit yiyenimiz de var. Murat birer parça dana bonfile de getirdi. Çok nefis. Tüm lokantalar hınca hınç dolu, sokakta yürümek bile imkansız. Etrafı seyrediyoruz. Yan lokanta da canlı müzik var. Her yaştaki insanlar orkestraya uyarak şarkılara eşlik ediyor, oturdukları yerde dans ediyor. Herkes mutlu. Yemek ve eğlence süresince eskiden olduğu gibi tabak kırma olayına şahit olmadık. Murat “Bu adet artık siliniyor” diye bizi bilgilendiriyor. Murat masamızın resmini çekiyor, o da bu gece çok mutlu. Bize hizmetten memnun. Zamanın nasıl hızla tükendiğini saatlerimize baktığımızda anlıyoruz: 01.45... Yarın pardon bugün öğleye doğru Selanik'e gideceğiz. Otelimize dönelim dendiğinde grubumuzdaki gençlerin neşesi kaçıyor. Hakları da yok değil.. Murat hesabımızı getirdiğinde hayretler içinde kalıyoruz. Hesap bahşiş dahil 300 Euro. Bu masa Türkiye’de sahil kasabalarında en vasat yerlerde bile iki, üç misli olur. Keşke bizde de böyle dürüstçe davranılsa…

Son derece keyifli geçen akşam yemeğinden sonra otelimize dönerken barların yoğunlukta olduğu caddeden geçiyoruz. Burada insan yoğunluğu çok fazla. Mekanlar tıklım, tıklım. En küçük bir hoşnutsuzluk yok (Bodrum Barlar sokağı gibi).. Grubumuzdaki gençleri burada bırakarak Otelimize dönüyoruz. Kavala çok güzel bir şehir. Tekrar, tekrar gelinebilir.

Kavala’ya gidip de dünyaca ünlü Kavala Kurabiyesi yemeden olur mu? Biz de bol bol yedik. Aroması çok hoş, bizde yapılan un kurabiyesi gibi, farkı ise içinde fıstık ve badem oluşu. Dostlarımızı da unutmadık, paket, paket aldık.

Kavala-Selanik arası 153 km. oto ile 1 buçuk saat. Etrafı gözlemleyerek yol alıyoruz. Doğa çok güzel. Sıkılmadan yol alıyoruz. Yunanistan'ın Ege kıyısındaki Atina'dan sonraki en büyük ve en önemli şehri. 1 milyona yakın nüfusa sahip. Görkemli bir şehir. 2000'li yıllarda, Avrupa Kültür Başkenti olarak seçilmiş. Sahil şeridine bakıldığında kendinizi İzmir Alsancak ya da Karşıyaka'da sanırsınız. Çok temiz ve düzenli bir şehir. Trafik akıcı, şehir içinde toplu taşıma araçları oldukça yoğun. Otobüs duraklarında yoğunluk yok. Sahil şeridi çok iç açıcı. Bir tarafı deniz, geliş gidişli bulvar ve uzunca bir cadde. Cadde üzerinde sıralanmış kafeler, barlar, lokantalar, oteller ve küçüklü büyüklü mağazalar ve hediyelik eşya satan dükkanlar. Günün her saati canlı ve kalabalık.

Sahil şeridi üzerindeki başlangıç noktasında, her saat başında şehir içi turu yapan üstü açık otobüsler var. Turlar bir saat sürüyor. Oturma koltuklarında batı dilleri ile bilgi veren kulaklıklardan yararlanarak şehri tanımak mümkün.

Selanik'te görülmesi gereken yerlere gelince :

  • ATATÜRK EVİ: Osmanlı döneminde Koca Kasım Paşa Mahallesi, Islahhane Caddesi üzerinde Şimdiki adres ise ( APOSTOLU PAULU CADDESİ) Türk Konsolosluğu bitişiğinde yeni restore edilmiş. Ziyaretçi sayısı günün her saatinde yoğun. Binada ATATÜRK ‘ ait özel eşyalar, restorasyon çalışmaları sırasında depoya kaldırılmış, aradan üç yıl geçmesine rağmen hala yetkililerce yerleşim yapılmamış. Çok ayıp ve utanç verici. Dış İşleri Bakanlığının bu konuda daha duyarlı olması gerekir. Boş binanın gezilmesi hoş değil.

  • TSIMISKI CADDESİ: İstanbul Bağdat Caddesi görünümünde , Alış verişin yoğun olduğu yer.

  • OTE TOWER: Televizyon Kulesi, Döner Kule Kafe,

  • LADOCLIKA: Tavernaların, barların, Lokallerin ve Lokantaların yoğunlukta olduğu bir yer. Özellikle geceleri yoğun.

  • KAMARA MEYDANI (Rotonto) Genellikle gençlerin buluşma yeri.

  • ARISTOTELA MEYDANI (ARİSTO): Tüm insanların uğradığı , görmek istediği bir meydan. Buluşma yeri.

  • BEYAZ KULDE: Osmanlı döneminde zindan olarak kullanılmış. Şimdi ise beyaza boyanarak görülecek yerler arasına sokulmuş.

  • SELANİK ŞEMSİYESİ: Sahil şeridi üzerinde cadde kenarı süsü olarak ta düşünülebilir.

Selanik, ticaret merkezi olduğu gibi aynı zamanda sanayi ve kültür merkezi olarak ta önemli bir kenttir. Turizm alanındaki önemi de inkar edilemez.

Dönüşe hazırlandık. Farklı yolları kullanmayı, yeni, yeni yerler görmeyi arzu ediyoruz. Selanik'ten batıya doğru sahile yakın yoldan gidildiğinde yazlık siteleri görmek mümkün. Mevsim öncesi olduğu için konutlar boş, bahçeler düzenli ve bakımlı. Lokanta ve otellerde mevsim hazırlığı başlamış, deniz pırıl pırıl, yazları buraları çok keyifli olabilir. Kahve molası veriyor ve etrafı izliyoruz. Tek kelime ile harika.

Selanik'ten dönüşümüzü farklı yoldan yapmayı deniyoruz. Devlet yolu geliş ve gidişli, temiz, trafik yoğun değil. Buralara kadar gelmişken HALKİDİKİ YARIM adasını da görmek istiyoruz. Halkidiki KASSANDRA YARIMADASINDA. YUNANİSTAN’IN turizm merkezi. Tüm yerleşim birimleri oteller, kafeler, Lokantalar, eğlence yerleri ve villalarla kaplı. Sezon hazırlığı hemen, hemen tamamlanmış. Mola veriyoruz. Öğlen yemeğini temiz bir Lokantada yiyoruz. Her şey yine enfes ve ucuz. Yolumuza Devlet yolundan devam ediyoruz. Yol üzerindeki tanıtım levhalarında gördüğümüz NEA MUDANIA ve NEA TRİGLIA adlarını okuyoruz. Aklımıza BURSA MUDANYA ve BURSA TİRİLYA geliyor. Bağlantı kurmaya çalışıyoruz. Yoldan ayrılarak sahile doğru yol alıyoruz. Karşımızda NEA MUDANIA, hayretimizi gizleyemiyoruz. Burası da Yunanistan’ın Mudanya'sı. Selanik’e 50 Km. uzaklıkta. Şipşirin ve temiz bir kasaba. Lozan antlaşmasından sonra mübadele ile Mudanya'da ki Rumlar buraya yerleştirilerek benzeri bir kasaba oluşturmuşlar. NEA TİRİGLİA da aynı. Tirilya. Halkın tamamı göç sonunda buraya yerleşmiş, yaşlıların hala kendi aralarında Türkçe konuştuğunu duyduk. Halen MUDANYA ile KARDEŞ ŞEHİRLER, karşılıklı turistik ve kültürel etkinlikleri yapılıyor.

Yunanistan’ın en önemli Turizm merkezi buralarda oluşmuş. Sahil Kavala'ya kadar turistik işletmelere açık. Türkiye'de turizm açısından tesisleşme, Yunanistan’ın çok ilerisinde, hizmet ve fiyat söz konusu olunca tartışılır. İrili, ufaklı yerleşim bölgelerini geride bırakarak İskeçe'yi görmeyi arzuladık gidiyoruz. Yolumuzu şaşırdık, dağlardan, inişli çıkışlı yolları kıvrıla, kıvrıla ilerliyoruz. Giderken sağnak yağmura da tutulunca biraz heyecanlandık. Yollar gidiş, gelişli ve virajlı. Allah'tan yolda fazla araç yok. Dikkatla yolu takip ediyoruz. Yavaş yavaş yol alıyoruz. Yol kenarlarında kuş kafesi büyüklüğünde minyatür evlere rastlıyoruz. Kapısı penceresi de var. Baktığınız bu evlerin içinde sigara paketi, çakmak, anahtarlık, gözlük, kitap, bira kutusu vs. görüyoruz. Bu minyatürlerin bulunduğu yerlerde ölümcül kazaların olduğu, sergilenen eşyaların da ölenlerden toplandığını öğreniyoruz. Virajlı yollarda sık sık, diğer yollarda da ara sıra rastlanan bu uyarı sembolleri bizi de etkiliyor. Yavaş yavaş yol alıyoruz. İskeçe'ye gideceğimiz ana yola çıkana kadar heyecanımız sürdü.

İskeçe Türkler için çok önemli bir şehir. Mübadele döneminde burası kapsam dışı bırakılmış. Nüfus , 65 bin'in üzerinde. Bu şehirde yaşayan soydaşlarımızın sayısı da 25 bin'den fazla.

İskeçe sahil şehri değil. Kent merkezinde uzunca bir caddenin her iki yanında sıralanmış alışveriş merkezleri, oteller, kahvehaneler, lokantalar görülüyor. Yoğunluk bu cadde üzerinde. Türkler'e ait iş yerleri ve kahvehaneler tabelalarından belli oluyor. Sık sık Türkler'in yoğun olduğu kahvehaneleri görünce kendinizi bir Anadolu kasabasında sanıyorsunuz. İskeçe'de her yıl Mart ayında karnaval, Eylül'ün ilk haftasında da festival etkinliklerinin yapıldığını öğreniyoruz. Şehrin merkezindeki saat kulesi ise sembol gibi. Ziyaretçilerin dikkatini çekiyor.

Kent modern bir kimliğe sahip olmasına rağmen, halkın geçim kaynağı çiftçilik, hayvancılık ve tütün. Rum ve Türk halkı eskiye oranla daha kaynaşmış durumda. Sorunsuz yaşıyorlar. Şehri otolarla gezdikten sonra Gümülcine-Dedeağaç üzerinden İpsala'ya geliyoruz.

Dolu dolu geçen 3 gece ve 4 günün sonunda yeniden Türkiye’deyiz. Yorgunluklar iyi ve uyumlu bir gezi sonunda hemen unutuluyor. Biz de on kişiden oluşan grubumuzla bu keyfi yaşadık. Yeniden başka bölgeleri görmek, tanımak için birbirimize söz verdik, İstanbul’da vedalaştık.

İYİ Kİ BÖYLE BİR GEZİ DÜZENLEMİŞİZ. ATALARIMIZIN DOĞUP BÜYÜDÜĞÜ, YAŞAMLARININ BELLİ BİR BÖLÜMÜNÜ GEÇİRDİĞİ BU BÖLGELERİ GÖRÜP TANIMAK BİZLER İÇİN BURUK BİR ANI…

EGENİN İKİ YAKASINDA ASIRLARCA , AYRI DİN, DİL VE GELENEKLERE SAHİP İNSANLARIN İÇ, İÇE YAŞARKEN EGEMEN GÜÇLERİN YAPTIRIMI İLE DÜŞMAN KARDEŞLERE DÖNÜŞTÜRÜLMESİ ÇOK ACI.

KIRGINLIKLAR, KIZGINLIĞA, KIZGINLIKLAR DA NEFRETE DÖNÜNCE, ÖLÜMLER, ARD ARDA GELİYOR.

SELANİKLİ YUNAN KADININ DEDİĞİ GİBİ “BENZERLİKLERİMİZ, AYKIRILIKLARIMIZDAN DAHA FAZLA”

YETER ARTIK, DÜNYA BU TABLOLARI GÖRMESİN… YETER…


İlhan Baykal hakkındaki diğer yazılar
Gösterim: 3641 | E-posta

Yorumlar (3)
RSS Yorumlar
1. 10-08-2014 22:51
teşekkürler hocam
İlhan hocam çok güzel anı seyahat yazınızı bir solukta heyacanla ve zevkle okudum. Akıcı uslup içerisinde bu kadar güzel bu kadar bir edebiyatcı ifadelerıyle ancak İlhan hocam yazabilir dedim kendi kendime. Hocam ellerine yüreğine sağlık çok güzel yazmışsınız böyle güzel yazı denemelerinizin devamını bekler saygılar sevgiler eşinizle beraber yaşamınızda uzun yıllar sağlıklar diliyorum...
Yazar erol akyel (Misafir)
2. 12-08-2014 16:07
yazık oldu
500 sene bizim olan o toprakları sadece bir hafta içinde kaybetmek yazık oldu.belki bir gün geli alırız.
Yazar fatih (Misafir)
3. 27-12-2014 09:06
Elinze, dilinze ve yüreğinize sağlık.
İlhan Hocam.Hürmetler ederim.Elinize, dilinize ve de yüreğinize sağlık.Akıcı bir uslupla yazılan bir yazıyı bir nefeste okumamak mümkün mü?Sağolunuz, var olunuz.
Yazar Mustafa Hamdullah ERGİN (Misafir)

Yorum Yaz
  • Lütfen Yorumlarınız Haberin Konusuna Uygun Olsun.
  • Kişisel Sözlü Kelimeler Silinecektir.
Adınız:
Başlık:
BBCode:Web AddressEmail AddressBold TextItalic TextUnderlined TextQuoteCodeOpen ListList ItemClose List
Yorum:



Güvenlik Kodu:* Code
Bu Habere Yazılan Yorumlar Hakkında E-Posta Aracılığıyla Bilgilendirilmek İstiyorum

Yazdır E-posta
 
 
 
© 2000-2019 Geyve.com Sitedeki içeriğin tarafımızca oluşturulan kısmı kaynak gösterilmeden yayınlanamaz. Sitede kullanılan grafiklerin ikinci şahıslarca kullanılması yasaktır. Yer alan yorumlar ve haberlerden yazarları sorumludur.