Son Yorumlar
Geyve Kapalı Spor Salonu'nun içler acısı hali
...Pamukova'nın kapalı spor salonu ne
...Geyve kapalı spor salonunun çatısı akıyormuş...Halbuki Pamukova kap...
Yorumu Oku

Az zaman çok Edirne
Teşekkür
Değerli meslektaşlarıma çok teşekkür ediyor hocamın ellerinden öpüyoru...
Yorumu Oku

Geyve'de Ermeni köyüne Ait 101 Yıllık Fotoğraf
AKILLI OLUN
Ermeniler yıllarca bu milletin ekmeğini yedi ve himayesinde yaşadı. Bi...
Yorumu Oku

Az zaman çok Edirne
Süreyya Beyzadeoğlu
Muharrem Hocam elinize yüreğinize sağlık.Sureyya Hoca \'nın talebesi o...
Yorumu Oku

Az zaman çok Edirne
Süreyya Beyzadeoğlu
Muharrem Hocam elinize yüreğinize sağlık.Sureyya Hoca \'nın talebesi o...
Yorumu Oku

 
Umuda sarılmak
Pazar, 07 Mayıs 2017

Yıl bindokuzyüz yetmişler. Sakarya Geyve'de geçiyor öykümüz.

Henüz kesekağıt, külah, file, zembiller kullanılmakta alışveriş yaparken.
Elektrikler olsa da, ya tasarruf nedeniyle ya da sık sık meydana gelen arızalar nedeniyle sık sık gaz lambalarına gereksinim duyuluyor.

Sakarya ovası geniş verimli topraklara sahip olsa da henüz modern tarıma geçilecek olanaklar saģlanamamış, insan gücüyle toprak işlenmeye çalışıyordu.

Herkes eşit imkanlara sahip olduğu için bu durum yadsınmıyor, kazma, bel, karasabanla halk tarım yapıyordu. Geyve'nin tarlaları pancar, tütün doluydu. At arabaları, eşekler tarla bahçeye gitmek için kullanılırken, Geyve Alifuatpaşa arasında yolculuk yapmak için de paytonlar kullanılmaktaydı.

Hatice sabah ezanla beraber kalkmış, iki kızını,seleler sardığı eşeğini de almış tütün tarlasına gitmiş, kırıp getirdiği tütünleri kızlarının yardımıyla dizip asmış, öğleden sonra da bahçede çamaşır kazanını kurmuş, elleriyle ovalaya ovalaya dünyanın çamaşırını yıkamış, kurutup, içeri almıştı.

Bu arada yemek, bulaşık derken bir yığın iş daha yapmış gece kendini yatağa zor atmıştı. Bu arada kocası da çarşıdan yine sarhoş gelmiş, yatağa kıvrılıp sızıvermişti. Yorgundu Hatice; kocasına söylenip homurdanacak gücü bile yoktu. Kocasının yanına uzandığında uyumak, bütün yorgunluğu dinlendirmek, yarın kendisini bekleyen işleri unutmak istiyordu.

Bu arada gaz lambası ışığında bir yandan kanaviçe işleyip bir yandan konuşup kıkırdayan kızlarına seslendi. Kız Ayşeee, Zehraa bırakın kız kıkırdamayı, hem gece vakti işleme mi yapılırmış, söndürün lambayı da uyuyun artık".
Bir yandan da inim inim inleyen Hatice kocasını itekleyip kendine yatakta yer açmaya çalışmıştı.
"Ahh anacım anacım, ahh sızım sızım sızlıyor ellerim,bileciklerim, ayacıklarım" deyip kendini zorla uyutmaya çalışıyordu. "Ne kaderim varmış Allahım, bari kızlarıma yazma benim kaderimden, okusun da çocucaklarım benim gibi tütün tarlalarında, eşek peşinde koşturarak heba olmasınlar".

Dayısının oğluyla evlenmişti Hatice. Ana babası erkenden ölmüş, bir ev, biraz tarla bir de kızkardeş bırakmışlardı miras olarak. Fakirlik var, kendilerine sahip çıkacak hiç kimse yoktu. Zaten kızkardeşini yabancı kocaya gitsem yanıma sığdıram diye düşünüyordu, bu yüzden dayısı gelinim ol dediğinde, çok düşünmeden dayı oğluyla evlenmeye razı olmuştu.
Kayınpederi köyünden sattığı araziler sayesinde Geyve'de rahat bir düzen kurmuştu kendine.
Oğulları da İstanbul'a gitmiş, her biri bir baltaya sap olmuştu, ama Haticenin kocası ne gurbete çıkmaya cesaret edebilmiş ne de bir baltaya sahip olabilmişti.

Hatice yatakta bir yandan inim inim inliyor, bir yandan da bir an önce uyuyup her şeyi unutmak istiyor, öte yandan da aşırı yorgunluktan uykuya dalamadığı için eskileri, yaşadığı olumsuzlukları düşünüp hepten kendisini kahrediyordu.
Kocası eve yine içkili gelmese belki de böyle hissetmeyecekti. İnsanoğlu öyle değil midir; insan bir kez birine kızdı mı onunla ilgili eskiden beri süregelen bütün sinirlendirici şeyleri tek tek hatırlar.

Hatice için de öyle oldu.
"Ahh ah" dedi. "Bu kadar yorgun olmasam ben seni o meyhaneden gelip almazmıydım. Almadım mı daha önce".

Sinirlendi mi kimse önüne duramazdı Hatice'nin. Evde aş yok,iş çok, bu adam meyhanede gününü gün ediyor deyip fırlayıp çarşı içindi ki meyhanenin kapısına dikilmişti bir gece, elinde nacak ile. Kapıdaki adam onu elinde nacakla görünce aklı çıkmış, kocasını kolundan tuttuğu gibi kapıya koymuştu. Kocası önde, elindeki nacak ile Hatice arkada varıp eve gelmişlerdi.

Kendi kendine güldü Hatice, "Az deli değilim ben de" diyerek. Gerçi ertesi gün "Kocam ayılınca benim canıma okur, sen beni Geyve'ye rezil ettin deyip sopa atar diye de az korkmamıştım" der.

Döndü arkasında ölü gibi yatan kocasına baktı, bir anda kalbi merhametle doldu.
"Allahım sen sağlık afiyet ver, sen kocamı yine de başımızdan eksik etme:o olmasa nice olur halimiz".
Allah'ın bi garip kulu işte,. Simit satmakla bu kadar oluyor işte. Zaten ne yapsıın ki adamcağız, yok işte şansı, talihi.

Kocası bir dönem bir hevesle gelip Hatice demişti. Biliyor musun soğan iyi para edecekmiş". O sene on dönüm soğan ekmiş,deli gibi çalışmışlardı soğanları yetiştirmek için. Meğer o yıl herkes aynı umutla soğan dikmiş, sonra da ihtiyaç fazlası bu soğanların yüzüne kimse bakmamış, soğanlar tarlada çürümeye bırakılmıştı.

Bir başka yıl kocasının aldığı üzümleri hatırladı Hatice. Güzel üzüm yapan bir bağın üzümünü önceden satın almıştı kocası; kendisi satıp kâr edecekti. Onca üzümü o yıl arılar mahvetmiş üzüm tanelerinin içini boşaltmıştı.

Bir başka sene elden düşme bir jip almıştı; ne çok sevinmişerdi. Artık bağa bahçeye yürüyerek gitmeyecek, eşek kahrı çekmeyeceklerdi. O yıllarda araba sahibi olmak neredeyse imkansız bişeydi.

Gel gelelim ne zaman yola çıksalar jip bozulmuş, yarı yolda inip bir de o jipi itmek zorunda kalmışlardı.
Allahım bunca yorgunluğumun içinde neden bunları aklıma getiriyorsun deyip kızlara tekrar seslendi; "Kız, Allah sizi kahretmesin, uyusanıza kız artık".

Kayınpederim az yardım etse, az tutsa elimizden böyle sıkıntı çekmedik diye düşünürdü Hatice. Kızardı kayınpederine; "Sanki mezarına götürecek parasını pulunu" derdi.

Görmüyor sanki ne kadar çalışıp çabaladığımızı.. Kızardı; bazen hastalandığında gidip kayınpederine bakmak istemezdi. Öyle zamanlarda kocası onu döve söve götürüp babasının hizmetini gördürürdü. "Aslında istemesem yine de gelip bakmam" derdi.
Kocasından korkacak kadın değildi o. Kaç defa ellerine koca koca odunları alıp dövüşmüşlerdi karı koca. Kocası bir vurduysa o iki vurmaya gayret etmişti. Ama baba başkaydı işte, her ne kadar kızsa yine de arkasını dönemezdi atasına.
Kocasına baktı tekrar merhametle. Babası çok kıymet vermese de, bu adam babasını da evlatlarını da diğer bütün insanları da çok seviyordu.

Yufka yürekliydi bu adam, çok da saf. O yüzden herkese kanıyor, kafasını kullanıp bir türlü para kazanmayı başaramıyordu. Okul yoluna açtıkları bakkal dükkanı geldi aklına; bir ahh daha çıktı ağzından. Kocası gelene gidene veresiye vermiş bir türlü parasını toplayamamıştı. Konu komşunun çocuğu bir gofret bir bisküvi bir kalem alınca oncacık şey deftere yazılır mı hiç, ayıp olur deyip veresiye defterine yazmayı vermişti.

Son bir gayretle bir kez daha seslendi Hatice, kızlarına. "Hadi kızlar söndürün şu lambayı da uyuyun artık". Sonra da sarhoş kocasına sarılıp uykuya daldı.

Yıllardır hep öyle olmamışmıydı; bütün yorgunluklarının dinlencesi de bu adamdı; umutsuzluklarının çaresi de.

Reyhan Karagöz Çetin


Reyhan Karagöz Çetin hakkındaki diğer yazılar
Gösterim: 993 | E-posta

Yorumlar (1)
RSS Yorumlar
1. 31-05-2017 19:17
Hatıralar
Hatıralar ve Geyve yıllarımız. Ne çok şey yaşadık sende . Ateş gibi olduğumuz yıllar, sokaklarında kavgalarımız, cami avlularında maçlarımızı yaptık. Koca çınarın altında içilen nefis çaylar. Geyveden kim yazsa Sakarya taşar. Yazın güzel olmuş Reyhan kardeşim.Tebrik ederim.
Yazar Celal ALTINTAŞ (Misafir)

Yorum Yaz
  • Lütfen Yorumlarınız Haberin Konusuna Uygun Olsun.
  • Kişisel Sözlü Kelimeler Silinecektir.
Adınız:
Başlık:
BBCode:Web AddressEmail AddressBold TextItalic TextUnderlined TextQuoteCodeOpen ListList ItemClose List
Yorum:



Güvenlik Kodu:* Code
Bu Habere Yazılan Yorumlar Hakkında E-Posta Aracılığıyla Bilgilendirilmek İstiyorum

Yazdır E-posta
 
 
 
© 2000-2016 Geyve.com Sitedeki içeriğin tarafımızca oluşturulan kısmı kaynak gösterilmeden yayınlanamaz. Sitede kullanılan grafiklerin ikinci şahıslarca kullanılması yasaktır. Yer alan yorumlar ve haberlerden yazarları sorumludur.