Son Yorumlar
Geyve Kapalı Spor Salonu'nun içler acısı hali
...Pamukova'nın kapalı spor salonu ne
...Geyve kapalı spor salonunun çatısı akıyormuş...Halbuki Pamukova kap...
Yorumu Oku

Az zaman çok Edirne
Teşekkür
Değerli meslektaşlarıma çok teşekkür ediyor hocamın ellerinden öpüyoru...
Yorumu Oku

Geyve'de Ermeni köyüne Ait 101 Yıllık Fotoğraf
AKILLI OLUN
Ermeniler yıllarca bu milletin ekmeğini yedi ve himayesinde yaşadı. Bi...
Yorumu Oku

Az zaman çok Edirne
Süreyya Beyzadeoğlu
Muharrem Hocam elinize yüreğinize sağlık.Sureyya Hoca \'nın talebesi o...
Yorumu Oku

Az zaman çok Edirne
Süreyya Hoca'ya ve Edirne'ye dair
:) Yazdıklarınıza katılmamak Edirne'de içtiğimiz suya, soluduğumuz hav...
Yorumu Oku

 
Gök çekimidir şiir
Cumartesi, 30 Eylül 2017

 GÖK ÇEKİMİDİR ŞİİR

 

Karanlığın içindeki ışık, insanın içindeki can neyse, kelimenin içindeki şiir de odur.

Tek başına tam bir aydınlığa bürünemez kelime, içinde ne kadar hayal rüyaya durmuş olsa da. Onu literal/eskitilmiş/alışılmış anlam dünyasından uyandırıp sonsuzluğa uçuracak sihirli bir dokunuşa, yeni bir hayata doğuracak anaç bir duyarlığa muhtaçtır.

İnsanlık, boşlukları şiirden bir sesle dolduramadığı için kaybetti, geçmişini, geleceğini, bugününü. Güzelliklere açılan kapılar bu yüzden sırt çevirdi insana. Oysa, hayatın katılığına ve acımasızlığına sunulmuş ipeksi bir pansumandı şiir. Yürekten sızan düş kırıklıklarına sürülen merhemdi. Şefkat eliydi. Merhamet damarıydı. Aşk pınarıydı.

Üstünü okşamak değil ruhuna inmekti hayatın, gerçeğin, düşün. Ruhundan aldığı kıvılcımla sevgiye hasret ufukları tutuşturmak, ışığı özleyen karanlıklara umut olmaktı. Bilinçaltının saltanatını yıkıp baştan ayağa şuur kesilmekti. Ve böylece yeni bir bilince kanat çırpmaktı.

Kekeleyen harflere, hecelere, kelimelere, cümlelere, paragraflara, düşüncelere var olmayla birlikte “bir ve bütün” olmanın tılsımını üflemekti şiir. Parçalanan aynalara yeni yüzler, kırılan gönüllere yeni muştular, çorak umutlara yeni cemreler düşürmekti. Cennetin de cehennemin de eşiğinden kurtarmaktı insanı.

Bazen kuş kanadıydı, bazen aslan pençesi. Bazen deniz köpüğüydü, bazen bulut heybesi. Bazen rüzgâr fısıltısıydı, bazen kış uğultusu. Bazen yağmur gevezeliğiydi, bazen yıldız sessizliği. Bazen bir elin sıcaklığıydı, bazen bir özlem beşiği.

Çocukların gözbebeğine gizlenmiş mahmur bir maviydi şiir.

Denize açılmış kaptan, limanda bekleyen yolcu. Toprakla gökyüzü arasındaki uçurum. Torunla dede arasındaki geçit. Yarım kalmış çağ, eksik bırakılmış çocukluk.

Uğruna türküler yakılan bir hak inançtı şiir.

Dilden doğdu ama bireyden topluma dokunduğu her canlıya hayat verdi. Eskiden kural koyan ve koyduğu kurala uyan kral (padişah) gibiydi söz ikliminde, aktığı yatak, tutunduğu toprak belliydi, modern zamanlardan sonra halka indi ve bütün dil alışkanlıklarını alt üst etti, devrimci bir kılığa büründü. Kılık değiştirdi, kılıç kuşandı. Sesini yükseltti. Yapmaktan çok yıktı, onarmaktan çok bozdu.

Bazen yıkarak da olsa dili taşıyan, yaşatan, renklendiren, dönüştüren bir tılsım, bir kaynaktı şiir.

Sürgüne gitmiş bir şehzade bugün yaban dillere.

Leyla’nın gözlerinde çöl, Şirin’in sözlerinde dağ, Beatrice’nin gülüşünde cennet, Belkıs’ın mühründe âyet, Zeliha’nın sarayında cinnetti. Tahta çıkan prensti sözcük ülkesinde, eskiden. Zamanın varisi olsa da mekânın metruğu şimdi.

Toprağa ruh veren gül muştusuydu şiir.

Haydi git Lavinia, sana yer yok bu dünyada.

Bir çiçek olacaksa gül olurdu, renk olacaksa mavi, uzuv olacaksa göz, sığınak olacaksa kalp, ev olacaksa kâbe, dost olacaksa İbrahim. Kitap olacaksa gönül, kuş olacaksa güvercin, ay olacaksa muharrem, yıl olacaksa senetü’l hüzün.

Sabırdan işlenmiş zırhı, bin bir kale fethetmiş kalkanıyla, hırs ve şehvet ovasında giriştiği savaşı kaybetti şiir. Beden ruhu yendi, madde anlamı. Batı Doğu’yu yendi, gerçek hayatı bu savaşta.

Viyana’da uyuyup İstanbul’da uyanmaktı şiir.

Dünya denen ziyafet sofrasından aç kalkmaktı.

Romana inat, insana inat.

Kalemim şunu der şunu bilir,

İmge imge gök çekimidir şiir.

 

Şimdi, şiirin başını yine üç şiirle bağlama zamanı;

 

Sarışın buğdayı rüyâlarımızın,

Seni bağrımızda eker, biçeriz,

Acılar kardeşin, teselli kızın,

Zengin parıltınla dolar gecemiz.

 

Sükûtun bahçesi tılsım ve pınar

Yıldızdan cümlesi karanlıkların;

İklimler dışında ezelî bahar,

Mevsimler içinde tükenmez yarın.

 

İçimizde sonsuz çalkanan deniz,

Gülümseyen yüzü kaderin bize,

Yıldızların altın bahçesindeyiz,

Ebediyetinle geldik diz dize.

(“Şiir”, Ahmet Hamdi Tanpınar)

 

 

Her şey şiirdir, uğultusu rüzgârın

Bir ırmağa usulcacık yağan kar

Her gece okunan bir dua çocuklukta

Gökyüzünde bölük bölük turnalar

 

Her şey şiirdir, sevinç ve keder

Dünyada olmak duygusu…

Kıyıda ıssız kayalıklarda

Kendi başına ışıldayan su

 

Her şey şiirdir, şimdi, şu anda

Ak kâğıt üstünde dolanan elim

Karşıki avluda salınan söğüt

Yandaki odada uyuyan bebeğim

 

Her şey şiirdir, ve imgeler ki

Sancılı ve karmakarışıktır

Bir elden bir başka ele geçen duyum

İki ırmak gibi birleşen dudaklar

 

Her şey şiirdir, çağrısı aşkın

Bahar toprağında yükselen tütsü

Umut ve acı, başlayan ve biten,

Yağmurun ve akıp giden hayatın türküsü

 

Her şey şiirdir ve bir gün belki

İlk aşkım ilk göz ağrım şiir

Koynunda ona yazdığım mektuplar

Bir yerlerden çıkıp gelecektir…

(“Her şey Şiirdir”, Ataol Behramoğlu)

 

 

Ateşle oynadığım günler,

Daha, yağmur sonraları filân değil;

Rüzgârların padişahı benim,

Es dersem eser,

Yıldızların padişahı benim,

Sus dersem susar;

Ninemin dilinde “Arap Kızı” güzelleşir,

Alev alev, uzun kış geceleri

Dinlediğim uzun masallardı şiir.

 

Sonra başka rüzgârlar, başka türküler

Ve durup dururken yağmurlar,

Kesilecek diye aklım gider.

Sen çıktın karşıma yağmur güzeli,

Oysa yalnız masallardaydı keder.

İlk açılan pencerenin altında

Bıraktığın sırılsıklam geceler

Belki rüyalarınla birleşir,

Belki rüyalarda şiir.

 

Hoşça kalın şehirler, evler

Hoşça kalın dost ışıklar, pencereler

Beni denizler çağırıyor mavi mavi,

Yalanım varsa taş olayım

Beni ırmaklar çağırıyor, sahi.

Yıldızlarla görülecek hesabım var

Ben Samanyolu’na gidiyorum

Hoşça kalın çobanlar,

Nerdeyse birazdan orta ışır

Hoşça kalın, aydınlığa dayanamaz şiir.

 

Ama karşıda kutup yıldızı,

Çoban ateşleri çoktan sönmüş

Ne çoban var ne çoban kızı,

Samanyolu bir düş;

Arada yıllardan bir uçurum

Çaresiz, masal ülkelerinden

Yeryüzüne dönüyorum:

Bir tekne sularla haşır neşir

Sen nerdesin şiir?

 

İşte ikiye bölünmüş bir dünya,

Başka rüzgârlar, başka türküler,

Ateşle oynuyor insangiller

Düşen cemre filân değil suya

Korkular, korkular, korkular…

Artık baharlar gelmeyecek dünyamıza

Bütün kapılar kilitli,

O sihirli anahtarını çevir

Umudum bir sende kaldı şiir.

(“Samanyolu ve Şiir”, Mustafa Necati Karaer)


Muharrem Dayanc hakkındaki diğer yazılar
Gösterim: 274 | E-posta

İlk Yorumu Siz Yazın
RSS Yorumlar

Yorum Yaz
  • Lütfen Yorumlarınız Haberin Konusuna Uygun Olsun.
  • Kişisel Sözlü Kelimeler Silinecektir.
Adınız:
Başlık:
BBCode:Web AddressEmail AddressBold TextItalic TextUnderlined TextQuoteCodeOpen ListList ItemClose List
Yorum:



Güvenlik Kodu:* Code
Bu Habere Yazılan Yorumlar Hakkında E-Posta Aracılığıyla Bilgilendirilmek İstiyorum

Yazdır E-posta
 
 
 
© 2000-2016 Geyve.com Sitedeki içeriğin tarafımızca oluşturulan kısmı kaynak gösterilmeden yayınlanamaz. Sitede kullanılan grafiklerin ikinci şahıslarca kullanılması yasaktır. Yer alan yorumlar ve haberlerden yazarları sorumludur.