<rss xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/" xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/" xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" version="2.0">
  <channel>
<title>Geyve.Com / Geyve&#39;nin Sesi</title>
<link>https://www.geyve.com</link>
<description>Geyve&#39;nin Sesi, Geyve&#39;nin sitesi. Geyve&#39;nin tarafsız, etkili, güvenilir, en çok ziyaret edilen haber, kültür ve tanıtım sitesi</description>
<language>tr</language>
<copyright>https://www.geyve.com</copyright>
<image>
<title>https://www.geyve.com</title>
<url>https://www.geyve.com/images/genel/logo_6.png
</url>
<link>https://www.geyve.com</link>
<width>315</width>
<height>90</height>
</image><item>
<title>Geyve'de bahar 'Hıdrellez' ile başlar</title>
<content:encoded><![CDATA[Geyve’de Mayıs ayı geldi mi, toprak kendine düşeni yapar. Ağaçlar uyanır, dallar yeşerir, rüzgâr bile daha yumuşak eser. İnsan da bu uyanışa bir karşılık vermek ister. Hıdrellez denir buna; baharın gelişiyle birlikte kurulan sofralar, yakılan ateşler ve edilen dualarla anlam bulan eski bir hatıra.<br />
<br />
Köy meydanında kurulan kazanlar sadece yemek pişirmez; geçmişten bugüne taşınan bir hissi de kaynatır. Aynı sofraya oturan insanlar, aslında aynı kökten geldiklerini hatırlar. Bir günlüğüne de olsa mesafeler kısalır, sesler yumuşar, kalpler birbirine yaklaşır.<br />
<br />
Fakat doğa ile insan arasındaki fark tam da burada belirir. Toprak her yıl kendini yenilerken, insan aynı sadeliği ve içtenliği sürdüremez. Çünkü insan, çoğu zaman hatırlamak yerine unutmayı seçer. Günlük telaşlar, küçük hesaplar ve kırgınlıklar, o sade hakikatin üzerini yavaşça örter.<br />
<br />
Oysa Hıdrellez, sadece bir günün adı değildir. İnsan olmanın, paylaşmanın ve aynı gökyüzü altında bir arada kalabilmenin sessiz bir ifadesidir. Gösterişten uzak, iddiasız ama derin bir çağrıdır.<br />
<br />
Toprak her bahar yeniden dirilir; insan ise ancak hatırlayabildiği kadar çoğalır.<br />
<br />
<strong>Mehmet Sönmez</strong>]]></content:encoded>
<author>Mehmet Sönmez</author>
<link>https://www.geyve.com/yazarlar/mehmet-sonmez/geyve-de-bahar-hidrellez-ile-baslar/129/</link>
<pubDate>Thu, 30 Apr 2026 20:47:58 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Ali Fuat Paşa'nın kabri ve tarihe vefa</title>
<content:encoded><![CDATA[Alifuatpaşa, ismini Kurtuluş Savaşı’nın kahramanı, büyük Atatürk’ün silah arkadaşı, ordu komutanı ve Cumhuriyet’in kurulmasında Atatürk’e en güvenilir desteği sunan paşamızdan alan bir beldedir.<br />
<br />
Cami ile tarihi köprünün arasında bulunan ve görenleri hayrete düşüren sıradan kabir görüntüsünü ilk gördüğümde ben de inanamamıştım. Evveliyatında cami avlusu ile köprü arasına defin edilmesini hangi gerekçe ile yaptıklarını bilmemekle birlikte, köprünün giriş kısmı oradan mı başlıyor yoksa daha sonra mı yapıldı, hiçbir bilgim yok.<br />
<br />
Diyelim ki sonradan yapıldı; paşanın kabrinin dar bir alana sıkıştığında hiç de hoş bir görüntü vermediğini düşünmediler mi? Bu, sehven yapılan bir hata mıdır, yoksa bilinçli yapılan bir uygulama mıdır? Bu sorunun cevabı araştırılmalı; gerekirse yaşayan veya yaşamayan sorumlular hakkında hukuki süreç dahi düşünülmelidir.<br />
<br />
Cami, kabir ve köprünün düzenlemesi eski fotoğraflarda nasılsa, aslına uygun şekilde yeniden projelendirilerek kabrin görünürlüğü ortaya çıkarılmalı ve ziyarete uygun hâle getirilmelidir. Yapılacak proje sıradan bir proje olmamalı, oldu bittiye getirilmemelidir. Teklifler alınmalı, altyapı ve üst yapı üzerinde fizibilite çalışmaları titizlikle yapılmalı, projenin değerlendirmesi uzman ekiplerin onayına sunulmalıdır.<br />
<br />
Türkiye’de bu hususta ciddi firmalar mevcuttur. İnşallah güzel bir proje ile düzenlenir ve paşamızın kabri, tarihi köprünün geçmişteki tarihî özelliğine yakışır bir hâle gelir. Tüm Türkiye’nin ziyaretine açıldığında vatandaşımızın gerekli ilgiyi göstereceğine inanıyorum. Bu düzenleme, bölge turizmine katkı sağlayacak, Alifuatpaşa’nın tanınmasına ve kültür mirasımız içinde hak ettiği yeri almasına vesile olacaktır.<br />
<br />
<strong>Mehmet Sönmez</strong>]]></content:encoded>
<author>Mehmet Sönmez</author>
<link>https://www.geyve.com/yazarlar/mehmet-sonmez/ali-fuat-pasa-nin-kabri-ve-tarihe-vefa/128/</link>
<pubDate>Fri, 13 Mar 2026 20:01:14 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Çılgın Ramazan</title>
<content:encoded><![CDATA[Pandemi öncesi Türkiye’yi bir an için yeniden hatırlayalım. Hepimizin hafızasında o günlere dair, bugüne kıyasla daha sıcak özlemler ve güzel hatıralar vardır. Birçoğumuz için özlemle anılan yıllardı. Geçim sıkıntısının daha az hissedildiği, bol bol yiyip içtiğimiz, tükettiğimiz dönemlerdi. Ülkeye giren sıcak paranın oluşturduğu bir çılgınlık havası vardı. Yemeğin içmenin belki de en ucuz olduğu zamanlardı. Evde yemek yapmak, lokantada yemekten daha pahalıya gelebiliyordu. Hey gidi günler…<br />
<br />
O günlerin Ramazan’ını da hatırlayalım. İftar sofraları; yediğimiz önümüzde, yemediğimiz arkamızda misali. Belediyeler, vakıflar, dernekler bu bolluk atmosferine ayak uydurmuş; mahalle mahalle, köy köy sofralar kuruluyordu. Kimse <strong>“Bu değirmenin suyu nereden geliyor?”</strong> diye sormuyordu. Hatta otuz gün boyunca evinde iftar etmeyen aileler vardı; sokak sokak iftar programlarına katılmaktan.<br />
<br />
Oysa Ramazan ayı insana yokluğu, açlığı ve israf etmemeyi öğreten bir ay değil miydi? Nefsi terbiye etmeyi, hâlden anlamayı, ölçülü olmayı telkin etmez miydi? Bollukla kurulan sofralar, Ramazan’ın ruhuna ne kadar yaklaşıyordu; bunu da sormak gerekmez mi?<br />
<br />
Bugün ise manzara aynı değil. Eskisi gibi yaygın ve şaşaalı iftar sofraları kurulmuyor. Peki bunu neye bağlamalıyız? O gün yaşanan ekonomik çılgınlık mı bugünün daralmasını hazırladı? Yoksa iftar sofralarını finanse eden hayırseverler mi azaldı? Ya da belediyeler borç yükü altında artık eskisi kadar bonkör davranamıyor mu?<br />
<br />
Belki de artık öncelikler değişti. Kaynaklar daha sınırlı, ihtiyaç sahipleri daha fazla, hesap verme sorumluluğu daha ağır. Dün kolayca dağıtılan imkânlar, bugün daha dikkatli planlanmak zorunda kalıyor. Bu bir tercih mi, yoksa şartların dayattığı bir zorunluluk mu?<br />
Asıl üzerinde durulması gereken nokta belki de budur.]]></content:encoded>
<author>Mehmet Sönmez</author>
<link>https://www.geyve.com/yazarlar/mehmet-sonmez/cilgin-ramazan/127/</link>
<pubDate>Sun, 22 Feb 2026 08:03:41 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Çek nedir? Çekin unsurları nelerdir?</title>
<content:encoded><![CDATA[<p>Genelde taşınmaz alım satımlarında veya tacirler arasında kullanılan çekin önemi özellikle büyük meblağlı rakamlarla yapılan ödemelerde söz konusuyken çeki düzenleyecek kişinin elinde bir çanta dolusu nakit parayı yanında bulundurup karşı tarafa vermektense, çeki düzenleyip muhatap bankanın ödeme yapması taraflar açısından büyük bir kolaylık ve rahatlık sağlamaktadır.<br />
<br />
Çek defteri genellikle 10 yapraklı ve 25 yapraklı olan ve her bir ödeme için yaprağı koparılıp doldurulabilen bankadan alınan defterdir. Peki çek nedir ? Çek en basit anlatımıyla bir ödeme emri vermektir. Çeki düzenleyen taraf karşı tarafa vermiş olduğu çekle birlikte bir ödeme borcu altına girer. Ödeyecek kişi ise çekin üzerinde yazan muhatap taraf olan bankadır. Çeki bankaya gösterir ve söz konusu çekte düzenlenen bedel  kişinin banka hesabından borcun ödeneceği tarafa teslim edilir.<br />
<br />
Çek veren kişi çeki bankaya hitaben düzenler. Yani çeki yazan kişi, çekte belirtilen tarih geldiğinde, çekin muhatabına ödeme yapılmasını bankaya emreder. Bir çek keşideci, lehtar (hamili) ve muhatap olmak üzere 3 taraf arasında düzenlenir. Keşideci çeki düzenleyen tarafa verilen isimdir. Lehtar ya da diğer adıyla hamili ödemenin yapılacağı alacaklı kişidir. Muhatap ise çekin hitap ettiği taraftır ve bankadır.<br />
<br />
Çek veren kişi karşı tarafa bir ödeme yapacağını taahhüt altına girer. Çek teslim edildiği anda ibraz süresi içinde çeki göstermesi gerekir. Bu süreler dahilinde çeki bankaya göstermeyen kişinin çekten doğan müracaat hakkını kaybeder. Bu süreler 10 gün, 1 ay, 3 ay olarak değişmektedir. Aynı şehirde olanlar için 10 gün, farklı şehirde olanlar için 1 ay, farklı kıtalardaki şehirde olması için de 3 ay olarak düzenlenmiştir. Yani örneğin çeki düzenleyenin ve çeki teslim alanın Sakarya’da olması halinde bu süre 10 gün, çeki düzenleyenin Sakarya’da teslim alanın Bilecik’te olması halinde ise 1 aylık bir süre söz konusudur. Çeki alanın bu süre içinde çeki bankaya ibraz etmesi gerekir. İbraz etmezse müracaat hakkını kaybeder.<br />
<br />
Çekte bulunması gereken zorunlu unsurlar vardır. Bu unsurların eksik olması halinde çek geçerli bir çek halini almaz. Bu unsurları şu şekilde sıralayabiliriz :</p>

<ol>
	<li>Senet metninde çek kelimesi veya Türkçe’den başka bir dilde yazılmış ise o dilde çek karşılığı olarak kullanılan kelimeyi,</li>
	<li>Kayıtsız ve şartsız bir bedelin ödenmesi için havaleyi, ( Bu bedel çekte ancak para olarak gösterilebilir. Herhangi bir eşya çekin konusu olamaz. Para Türk Lirası veya Döviz cinsinden yabancı bir para olabilir.)</li>
	<li>Ödeyecek kişinin (Muhatabın) ticaret unvanını, (Muhatap bankadır.)</li>
	<li>Ödeme yerini,</li>
	<li>Çekin düzenleme tarihi ve yerini, ( Yoksa düzenleyenin adının yanında yazan yer düzenleme yeri sayılır.)</li>
	<li>Çeki düzenleyenin imzasını, ( Bu konuda sadece ıslak imza geçerlidir. Islak imza olmadan sadece parmak izi veya benzeri işaretler çeke herhangi bir geçerlilik kazandırmayacaktır.)</li>
	<li>Banka tarafından verilen seri numarasını,</li>
	<li>Karekodunu.</li>
</ol>
Bu unsurların çekte bulunması gerekir. Bu unsurların çekte bulunmaması halinde geçerli bir çekten söz edilmeyecektir.<br />
<br />
Çek verildikten sonra çeki alan kişi bankaya gittiğinde ödeyecek kişinin hesabından yeterli miktarda para yoksa karşılıksız şerhiyle karşılaşılır. Bu kapsamda banka kendi sorumlu olduğu tutarı öder ve kalan tutar için çeki karşılıksız çıkan tarafın dava açma hakkı vardır.<br />
<br />
Çeke ilişkin şimdilik anlatacaklarım bu kadar olup günlük yaşamda özellikle ticaretle uğraşan kişiler için çekin önemi azımsanmayacak derecede büyüktür. Umarım yazım faydalı olmuştur. Yazımı çok sevdiğim bir şiirle noktalarken bir sonraki yazıma kadar sağlıcakla kalın, sevgiyle kalın…<br />
<br />
<b>Av. Burak KILIÇ</b><br />
<br />
* * * * * * * * * * * *<br />
Geçmiş günü beyhude yere yâd etme,<br />
Bir gelmemiş an için de feryat etme<br />
Geçmiş, gelecek masal bunlar hep<br />
Eğlenmene bak ömrünü berbat etme.<br />
Niceleri geldi, neler istediler,<br />
Sonunda dünyayı bırakıp gittiler.<br />
Sen hiç gitmeyecek gibisin değil mi?<br />
O gidenler de hep senin gibiydiler.<br />
Dünyada ne var, kendine dert eyleyecek,<br />
Bir gün gelecek ki can bedenden gidecek,<br />
Zümrüt çayır üstünde, sefa sür iki gün...<br />
Zira senin üstünde de otlar bitecek<br />
<a href="https://www.antoloji.com/omer-hayyam/">Ömer Hayyam</a>]]></content:encoded>
<author>Av. Burak Kılıç</author>
<link>https://www.geyve.com/yazarlar/av-burak-kilic/cek-nedir-cekin-unsurlari-nelerdir/126/</link>
<pubDate>Mon, 29 Dec 2025 12:06:15 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Vasiyetnamenin İptali Hakkında Hususlar</title>
<content:encoded><![CDATA[<p><b>VASİYETNAMENİN İPTALİ HAKKINDAKİ HUSUSLAR</b><br />
<br />
Sizlere daha önce vasiyetnamenin ne olduğunu, nasıl yapıldığını ve yapıldığı esnada geçerlilik kazanmasının neler olduğundan bahsetmiştim. Fakat bazen bu şartların sağlanmamış olması veya sağlanmış olmasına rağmen mirasbırakanın son iradesini yansıtmıyor olması halinde vasiyetnamenin iptali yoluna gidilebilmektedir. Bu durumda vasiyetnamenin iptali gündeme gelecektir.İlgililer tarafından vasiyetnamenin iptali davası açılabilir ve kanunda aranan vasiyetnamenin iptali sebeplerinden birinin somut olayda mevcut olduğunun ispatlanması halinde mahkeme tarafından vasiyetnamenin iptaline karar verilmesi mümkündür.<br />
<br />
Vasiyetnamenin iptaline karar verilebilmesi için, kanunda belirtilmiş olan iptal sebeplerinden birinin varlığı aranmaktadır. Kanunda yer alan vasiyetnamenin iptali sebeplerinden birinin mevcudiyeti halinde ilgililer tarafından vasiyetnamenin iptali davası açılabilecektir. Bu durumda yetkili ve görevli mahkeme tarafından iptal kararı verilebilir. Ancak ilgililer tarafından vasiyetnamenin iptali talep edilmezse, vasiyetname geçerli olarak hüküm ve sonuçlarını doğuracaktır.<br />
<br />
İptal davası için gereken sebepler şu şekilde sıralanabilir:<br />
<b>1</b>. Tasarruf mirasbırakanın tasarruf <b>ehliyeti</b> bulunmadığı bir sırada yapılmışsa,<br />
<b>2.</b> Tasarruf <b>yanılma, aldatma, korkutma veya zorlama</b> sonucunda yapılmışsa,<br />
<b>3.</b> Tasarrufun içeriği, bağlandığı koşullar veya yüklemeler <b>hukuka veya ahlâka aykırı</b> ise,<br />
<b>4.</b> Tasarruf kanunda öngörülen <b>şekillere </b>uyulmadan yapılmışsa.<br />
<br />
Bu başlıkları biraz daha açacak olursak:</p>

<ol>
	<li><b>Tasarruf mirasbırakanın tasarruf ehliyeti bulunmadığı bir sırada yapılmışsa:</b> Mirasbırakanın vasiyetname düzenlenmesi için genel şart olan ayırt etme gücünün bulunması ve 15 yaşının doldurulması gerekmektedir. Bu şartların sağlanmaması halinde vasiyetnamenin iptali gündeme gelebilecektir. Eğer bir yabancılık unsuru varsa mirasbırakanın ehliyeti kendi milli kanununa göre belirlenecektir.</li>
</ol>
<br />
<b>Peki mirasbırakan ehliyete sahip iken vasiyetname düzenlemiş fakat daha sonra ehliyetini kaybetmişse vasiyetnamenin akıbeti ne olacak ? </b>Bu halde vasiyetname kişi ehliyet sahibi iken düzenlenmiş olduğu için iptali gündeme gelemeyeceği gibi ehliyetsiz birinin düzenlediği vasiyetname de sonradan ehliyet kazanılması halinde geçerlilik kazanamayacaktır.

<ol start="2">
	<li><b>Tasarruf yanılma, aldatma, korkutma veya zorlama sonucunda yapılmışsa: </b>Mirasbırakanın tasarrufunda herhangi bir irade sakatlığı olması durumunda meydana gelmektedir. Mirasbırakan bir yanılgıya dayanarak vasiyetname düzenlemişse veya başka biri tarafından kandırılıp bu vasiyetname düzenlenmişse veya başka birinin baskısı veya tehdidi sonucu bu vasiyetname düzenlenmişse vasiyetnamenin iptali meydana gelecektir. Ancak iptal edilebilir olan vasiyetnameden mirasbırakan bu etkiden kurtulduğu andan itibaren <b>1 yıllık süreçte</b> geri dönmediği takdirde ilgili vasiyet geçerli sayılacaktır.</li>
	<li><b>Tasarrufun içeriği, bağlandığı koşullar veya yüklemeler hukuka veya ahlâka aykırı ise : </b>Vasiyetname hukuka veya ahlaka aykırı bir şartı bağlanmış veya bizzat bu şekilde hüküm içeriyorsa iptali gündeme gelecektir.</li>
	<li><b>Tasarruf kanunda öngörülen şekillere uyulmadan yapılmışsa: </b>Örneğin size bir önceki makalemde anlatmış olduğum resmi olarak düzenlenen vasiyetnamede resmi memur huzurunda yapılmamış olması veya bu memur huzurunda yapılmış olmasına rağmen tanık olarak katılması yasak olan kişilerin vasiyetname düzenlenmesinde tanıklık yapmış olması halinde vasiyetnamenin iptalini gündeme getirecektir.</li>
</ol>
<br />
İptal davası, tasarrufun iptal edilmesinde menfaati bulunan mirasçı veya vasiyet alacaklısı tarafından açılabilir. <b>Dava, söz konusu vasiyetnamenin tamamının veya bir kısmının iptaline ilişkin olabilir.</b> İptal davası, vasiyetnamenin kendilerine, eşlerine veya hısımlarına kazandırma yapılanların tasarrufun düzenlenmesine katılmalarının yol açtığı sakatlığa dayandığı takdirde tasarrufun tamamı değil, yalnız bu kazandırmalar iptal edilir.<br />
İptal davası açma hakkı, davacının tasarrufu, iptal sebebini ve kendisinin hak sahibi olduğunu öğrendiği tarihten başlayarak bir yıl ve her hâlde vasiyetnamelerde açılma tarihinin, diğer tasarruflarda mirasın geçmesi tarihinin üzerinden, iyiniyetli davalılara karşı on yıl, iyiniyetli olmayan davalılara karşı yirmi yıl geçmekle düşer.<br />
Sizlere vasiyetnamenin iptal sürecini ve bu sürece ilişkin hususları kısaca izah ettim. Umarım yazım faydalı olmuştur. Bir sonraki yazıma kadar sağlıcakla kalın, sevgiyle kalın…<br />
<br />
<b>Av.Burak KILIÇ</b>]]></content:encoded>
<author>Av. Burak Kılıç</author>
<link>https://www.geyve.com/yazarlar/av-burak-kilic/vasiyetnamenin-iptali-hakkinda-hususlar/125/</link>
<pubDate>Wed, 19 Nov 2025 20:45:26 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Geyve Kozan Köyü</title>
<content:encoded><![CDATA[Aylar önce Geyve.com sayfalarında yaşamını İstanbul’da sürdüren bir vatandaşımız "Ben de Geyve’liyim, aslına bakarsanız Kozan köyündenim. Bugüne kadar sayfalarınızda köyümüzle ilgili bilgiler yayınlamadınız. Ben de köyüm hakkında bilgiler  öğrenmek istiyorum, hakkım değil mi?" diye sitemlerini belirtmişti. Duygulandım, Kozan Köyü hakkında bir şeyler yazayım istedim. Kısmet  bugüne, imiş.<br />
<br />
Kozan Köyü Geyve’nin Sakarya nehri kenarında tarıma çok elverişli arazileri olan bir köydür. Geyve’ye, onbeş, Adapazarı’na ise ellibeş kilometre mesafede çok şirin bir köydür. Verimli topraklarında her çeşit tarla ve bahçe ürünleri yetiştirilir. İklimi  sert değildir. Karadeniz iklimi hakimdir.  Köylü  bilinçli tarım  yaparak geçim standardını yükseltmiştir. Tarım ve bahçe ziraatı yanında büyük ve küçük baş hayvan yetiştiriciliği, arıcılık ve su ürünleri (sazan balığı) ile de uğraşır. Köylünün geçim seviyesi iyidir. Sosyal yaşamları ve kültürel seviyeleri çevre köylerine örnek olacak kadar gelişmiştir. Her yönü ile örnek alınacak yaşam biçimini bu köyde görmek mümkündür. Köyün okur- yazarlık oranı da oldukça yüksektir. Köylü eğitime çok önem verir. Köyden yetişen pek çok üst düzeyli  Bürokrat, yurdun çeşitli bölgelerinde hizmetlerini sürdürmektedirler. Kozan’lılar  kendileri ile ne kadar gurur duysalar haklarıdır. Ben Kozan köyünü ve halkını çok sever ve beğenirim. Çok akıllı ve pratik insanlardır. Zekalarını çok iyi kullanırlar.  Zamanlarını  boşa kullanmazlar. Planlı ve programlı yaşamları vardır.  Kendilerine güvenleri tamdır. Hak aramasını bilirler.<br />
<br />
Zaman tünelinden gerilere gittiğimizde, dönemin muhtarı, elinde onlarca doğum belgesi ile sabahın erken saatinde Nüfus memurluğundan içeri girer, yetkili memura; (rahmetli Baha Bülbül)<br />
<strong>-Efendim ben Kozan köyü muhtarıyım. Köyümüzde yeni doğan çocuklarımız için nüfus cüzdanı almak için geldim. Size erkenden gelişimin sebebi ise hemen köyüme dönme zorunluluğundan.</strong><br />
<br />
Nüfus memuru doğum belgelerini incelediğinde doğum tarihleri  ne hikmetse kızların hepsi aynı günde, erkekler ise iki ayrı güne yazılmış. şenliğe bakın bir hafta içinde köyün nüfusunda artış…<br />
<br />
Nüfus memuru tekrar, tekrar incelemiş otuzu aşkın çocuk aynı hafta içinde doğmuş, olacak iş değil diye Muhtara çıkışmış. "<strong>Ben bu çocuklar için Nüfus Cüzdanı veremem. Yetkimi aşamam, Sen görevini kötüye kullanıyorsun. Buyurun, Kaymakam’a gidelim".</strong> Muhtar gayet rahat bir şekilde <strong>"Efendim tarihlerde hiç hata yok, nereye istersen oraya gidelim"</strong> der. Kaymakam’a  giderler.<br />
<br />
Nüfus memuru <strong>"Efendim, Kozan köyü muhtarı bana bu sabah otuzu aşkın doğum raporu getirdi. Hemen, hemen hepsi aynı tarihte doğmuş, olacak iş değil, buyurun bir de siz inceleyin"</strong> der.<br />
<br />
Kaymakam belgeleri inceler kafasını kaldırır muhtara dönerek <strong>"Nasıl iş bu muhtar?"</strong> deyince, muhtar gayet rahat  bir şekilde söze başlar; <strong>"Efendim bizim köyde adettir. Birlik ve beraberliği tüm işlerimize yansıtırız. Ben köy lideri olarak kahvehanede geceleri toplandığımızda,’’ arkadaşlar yarından itibaren tarlalarımız sürülecek, başında erkeği olmayan komşularımızın da tarlaları imece usulü ortaklaşa sürülecek. İtirazsız işler başlar, ekim zamanı gelince de aynı komut, hasat mevsimi, mahsülün  toplanması, satılacak ürünlerin pazar ya da panayırda değerlendirilmesi sürdürülür. Yeni mevsim için dinlenmeye geçileceği de tarafımda duyurulur. Haydi bakalım biraz da dinlenin eğlenin derim. Herkes sözümü dinler.<br />
  Bu hafta da çok bereketli geçti otuzun üzerinde çocuğumuz dünyaya geldi. Tabii nüfus cüzdanlarını almak ve yeni vatandaşlarımızı kütüğe işletmek de bana düştü.  Bu günü bu işe ayırdım. Yanlış bunun neresinde"</strong><br />
<br />
Kaymakam gülümser, nüfus  memuruna döner; <strong>"Muhtarın hazırladığı ve size getirdiği doğum belgelerindeki tarihler doğru. Nüfus cüzdanlarını hazırlayarak muhtara verebilirsin. Ben de tüm yavruların ailelerine mutluluklar diliyorum"</strong> der ve hep birlikte gülüşürler. Muhtar yeniden söz alarak.  "<strong>Efendim, ben Köy Muhtarı olarak her doğan çocuk için kapınızı çalmaya kalkarsam benim işlerimi kim görecek, tarlalarımı kim ekip biçecek, zamandan kazanmak için bu yola başvurdum. Erkekleri iki ayrı tarihe yazmam ise askerlik gelip çattığında köy boşalmasın, diye".</strong><br />
<br />
Muhtarın pratik zekası ve uyguladığı yöntemi beğenen Kaymakam konuklarını güler yüzle uğurlar. Yeni nüfus cüzdanları da hazırlanır.<br />
<br />
Bu hikayeyi yeni nesil Kozan’lılarla paylaşmak, sitemkar Kozan’lıya da tatlı bir anı olarak sunmak istedim.<br />
Kozan köyü halkı  her zaman başı dik, görevini yapan, sosyal ve kültürel alanda çevreye örnek olacak davranışları ile tanınır. Kozan köylüleri kendileri ile ne kadar övünseler yeridir. Hakları vardır. Buradan tüm Kozan köy halkına selam ve sevgilerimi iletiyorum.<br />
<br />
<strong>İlhan Baykal</strong><br />
<br />
(Not: Bu yazı ilk kez 28 Ekim 2013'de Geyve.com'da yayınlanmıştır.)]]></content:encoded>
<author>İlhan Baykal</author>
<link>https://www.geyve.com/yazarlar/ilhan-baykal/geyve-kozan-koyu/124/</link>
<pubDate>Sat, 04 Oct 2025 13:01:10 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Senet nedir? Senedin geçerlilik şartları nelerdir?</title>
<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size:11pt"><span style="line-height:107%"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="line-height:107%"><span new="" roman="" style="font-family:" times="">Diyelim ki bir eşyaya ihtiyacınız oldu ve bu eşyayı mutlaka almanız lazım. Tanıdığınız birinde de bu eşya var. Konuştunuz, konuştunuz pazarlık yaptınız ve tanıdığınız kişi 300.000,00 TL’ye size bu eşyayı vermeyi kabul etti. Fakat bu eşyayı alacakken cebinizde o kadar para yok. İyice çabaladınız ordan burdan toplayalım derken neticede paranız çıkışmadı. Ama eşyayı almaktan vazgeçmek istemiyorsunuz. Daha sonra birden aklınıza bir arkadaşınızdan 3 ay sonra 300.000,00 TL alacağınız ödeme aklınıza geldi. Eşyayı alacağınız kişi de bu durumu göz önünde bulundurarak dedi ki madem öyle kardeşim gel senet yapalım. Günü geldiğinde bana ödersin. Size de mantıklı geldi. Bu sebeple 300.000,00 TL’lik bir senede imzanızı attınız. Daha sonra eşyanın size gelmesini beklerken eşya gelmedi veya arızalı geldi veya başka bir eşya geldi. Bu kapsamda siz sözleşmenin iptalini istediniz. Karşı taraf da hay hay peki kardeşim dedi ve sözleşmeyi iptal ettiğini size bildirdi. Fakat aradan belli bir süre geçti. Bir gün kapınız çaldı ve eve bir kağıt geldi. Kağıtta 300.000, TL’lik borçtan dolayı eşyayı satan kişiden icra geldiğini ve borç ödenmezse haciz yoluna gidileceğini öğrendiniz. Ama biz sözleşmeyi iptal etmiştik dediniz. Derdinizi anlatmaya çalıştınız. Ama dosyada sizin de altında imzanızın bulunduğu bir kağıt parçasını hakim size gösterdi. Senet…</span></span></span></span></span></span><br />
<br />
<span style="font-size:11pt"><span style="line-height:107%"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="line-height:107%"><span new="" roman="" style="font-family:" times="">Halk dilinde senet  veya hukuki terimiyle bono kayıtsız ve şartsız olarak belirli bir miktar para ödenmesi taahhüdünü içeren ve sıkı şekil koşullarına bağlı kıymetli evrak türüdür. Daha çok ticari ilişkilerde uygulanan bu evrakın günlük hayatta çok kez karşımıza çıktığını söyleyebiliriz. Öncelikle bir senedin oluşabilmesi için kanun koyucu belirli şekil şartlarına uyulmasını tabi kılmıştır. Senedin geçerli bir senet olabilmesi için taşıması gereken nitelikler şunlardır :</span></span></span></span></span></span><br />
<br />
<span style="font-size:11pt"><span style="line-height:107%"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><b><span style="font-size:12.0pt"><span style="line-height:107%"><span new="" roman="" style="font-family:" times="">1.Senet Üzerinde Bono veya Emre Yazılı Senet Kelimesi ve Senet Türkçeden Başka Bir Dille Yazılmışsa, O Dilde Bono veya Emre Yazılı Senet Kelimesini İçeren Bir İfadeyi İçermesi:</span></span></span></b><span style="font-size:12.0pt"><span style="line-height:107%"><span new="" roman="" style="font-family:" times=""> Yani söz konusu senedin geçerli olabilmesi için bu iki ibareden birinin bulunması gerekir.</span></span></span></span></span></span><br />
<br />
<span style="font-size:11pt"><span style="line-height:107%"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><b><span style="font-size:12.0pt"><span style="line-height:107%"><span new="" roman="" style="font-family:" times="">2.Kayıtsız ve Şartsız Belirli Bir Bedeli Ödeme Vaadini:</span></span></span></b><span style="font-size:12.0pt"><span style="line-height:107%"><span new="" roman="" style="font-family:" times=""> Ödeme vaadinin kayıtsız ve şartsız belirli bir para borcuna ilişkin olması gerekir. Örneğin <b>“Ahmet bana buzdolabını verdiği takdirde ona 100 bin TL ödeyeceğim.”</b> veya “<b>Ahmete 10 Ton buğday vereceğim.”</b> gibi ifadeler geçersizdir. Çünkü ilkinde senet bir şarta bağlanmış, ikincisinde de para dışında başka bir ödeme vaadinde bulunulmuştur.</span></span></span></span></span></span><br />
<br />
<span style="font-size:11pt"><span style="line-height:107%"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><b><span style="font-size:12.0pt"><span style="line-height:107%"><span new="" roman="" style="font-family:" times="">3.Kime veya Kimin Emrine Ödenecek İse Onun İsmini:</span></span></span></b><span style="font-size:12.0pt"><span style="line-height:107%"><span new="" roman="" style="font-family:" times=""> Yani alacaklının adının, soyadının bulunması gerekir. Ödeme yapılacak kişi tüzel kişiyse burada onun ticaret unvanının bulunması gerekir.</span></span></span></span></span></span><br />
<br />
<span style="font-size:11pt"><span style="line-height:107%"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><b><span style="font-size:12.0pt"><span style="line-height:107%"><span new="" roman="" style="font-family:" times="">4.Düzenleme Tarihi:</span></span></span></b><span style="font-size:12.0pt"><span style="line-height:107%"><span new="" roman="" style="font-family:" times=""> Senet hangi tarihte düzenlenmişse o tarihin senette yazması gerekir.</span></span></span></span></span></span><br />
<br />
<span style="font-size:11pt"><span style="line-height:107%"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><b><span style="font-size:12.0pt"><span style="line-height:107%"><span new="" roman="" style="font-family:" times="">5.Düzenleyenin İmzasını:</span></span></span></b><span style="font-size:12.0pt"><span style="line-height:107%"><span new="" roman="" style="font-family:" times=""> Borcu üstlenen kişinin imzasının olması gerekir.</span></span></span></span></span></span><br />
<br />
<span style="font-size:11pt"><span style="line-height:107%"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="line-height:107%"><span new="" roman="" style="font-family:" times="">Yukarıda sayılan bu 5 unsurun senette bulunması gerekir. Burada düzenleyen kelimesinden borçlunun kendisini anlayabiliriz. Eğer bu 5 unsur senette bulunmazsa ortada geçerli bir senedin varlığından söz edilemeyecektir. Bu 5 unsur haricinde bir de alternatif zorunlu unsurlar söz konusudur. Bu unsurların olması gene zorunlu fakat bu unsurlar yoksa bunun yerine alternatifi olan diğer unsurların bulunması gerekir. Alternatif unsurlar da şu şekildedir.</span></span></span></span></span></span><br />
<br />
<span style="font-size:11pt"><span style="line-height:107%"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><b><span style="font-size:12.0pt"><span style="line-height:107%"><span new="" roman="" style="font-family:" times="">1.Vade:</span></span></span></b><span style="font-size:12.0pt"><span style="line-height:107%"><span new="" roman="" style="font-family:" times=""> Vadenin senet üzerinde yazılması gerekir. Zira vade yazılmamışsa senet borçluya yani düzenleyene gösterildiğinde ödeneceği anlamına gelir.</span></span></span></span></span></span><br />
<br />
<span style="font-size:11pt"><span style="line-height:107%"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><b><span style="font-size:12.0pt"><span style="line-height:107%"><span new="" roman="" style="font-family:" times="">2.Düzenleme Yeri:</span></span></span></b><span style="font-size:12.0pt"><span style="line-height:107%"><span new="" roman="" style="font-family:" times=""> Senette düzenleme yerinin de gösterilmesi gerekir. Ancak düzenleme yeri senette yoksa, borçlunun yani düzenleyenin adının yanında yazan yer düzenleme yeri sayılır.</span></span></span></span></span></span><br />
<br />
<span style="font-size:11pt"><span style="line-height:107%"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><b><span style="font-size:12.0pt"><span style="line-height:107%"><span new="" roman="" style="font-family:" times="">3.Ödeme Yeri:</span></span></span></b><span style="font-size:12.0pt"><span style="line-height:107%"><span new="" roman="" style="font-family:" times=""> Senette ödeme yerinin de gösterilmesi gerekir. Ancak ödeme yeri yoksa senedin düzenlendiği yer ödeme yeri sayılır.</span></span></span></span></span></span><br />
<span style="font-size:11pt"><span style="line-height:107%"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="line-height:107%"><span new="" roman="" style="font-family:" times="">Bu unsurlar haricinde diğer unsurların senette yer alması tamamen keyfidir. Yani olsa da olur olmasa da. Ama bu unsurlar ne olursa olsun olması gereken unsurlardır. Aksi halde geçerli bir senedin varlığından söz edilemeyecektir. </span></span></span></span></span></span><br />
<br />
<span style="font-size:11pt"><span style="line-height:107%"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="line-height:107%"><span new="" roman="" style="font-family:" times="">Senet her türlü hukuki ilişkiden bağımsızdır. Yani siz bir senet imzaladığınızda senedi <b>“Aaa ben bu senedi falanca alacağım doğrultusunda imzalamıştım.”</b> veya <b>“Ben bu senedi imzaladığımda, parayı ödeyeceğim kişiden alacağım bir eşyaya karşılık imzalamıştım. Eşya gelmediği için artık senet geçersizdir.” </b>diyemezsiniz. Zira bu senetler sizin alacağınızı ilgilendirmez. Tamamen bağımsız bir şekilde bir borç altına girmiş olursunuz. </span></span></span></span></span></span><br />
<br />
<span style="font-size:11pt"><span style="line-height:107%"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="line-height:107%"><span new="" roman="" style="font-family:" times="">Senetle ilgili olarak genel esasları bu şekilde sayabiliriz. Senetle ilgili detayları başka bir yazımda anlatmak istiyorum. Kabaca senet kayıtsız ve şartsız bir bedeli ödeme vaadiyle imzalanmış ve karşı tarafa verilmiş alacak belgesidir diyebiliriz. Hukuken faydalı da olsa zararlı da olsa günlük hayatta özellikle ticaretle uğraşan kişilerin hayatında önemli bir yer tuttuğunu söylemek mümkün. Özellikle büyük meblağlarda senet yaparken sonraki süreçte bir eksiklik çıkmaması adına bir avukata danışmakta fayda var diyebilirim.<br />
<br />
<span style="background:white"><span style="color:black">Umarım yazım faydalı olmuştur. Bir sonraki yazıma kadar sağlıcakla kalın, sevgiyle kalın…</span></span></span></span></span></span></span></span><br />
<br />
<span style="font-size:11pt"><span style="line-height:107%"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="line-height:107%"><span new="" roman="" style="font-family:" times="">   <b>Av. Burak KILIÇ</b></span></span></span></span></span></span><br />
 ]]></content:encoded>
<author>Av. Burak Kılıç</author>
<link>https://www.geyve.com/yazarlar/av-burak-kilic/senet-nedir-senedin-gecerlilik-sartlari-nelerdir/123/</link>
<pubDate>Wed, 17 Sep 2025 18:39:34 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Deprem öncesi anormal tabiat olayları</title>
<content:encoded><![CDATA[<p paraeid="{241a8f5d-a84b-4b8b-ba37-1bd4ff63d20e}{212}" paraid="1448290629"><strong>DEPREM ÖNCESİNDE GÖZLENEN ANORMAL TABİAT OLAYLARI VE ANORMAL HAYVAN DAVRANIŞLARI   </strong></p>

<p paraeid="{241a8f5d-a84b-4b8b-ba37-1bd4ff63d20e}{234}" paraid="672458882">Prof.Dr. İlhami Çelik </p>

<p paraeid="{241a8f5d-a84b-4b8b-ba37-1bd4ff63d20e}{254}" paraid="86360073">Selçuk üniversitesi, Veteriner Fakültesi Histoloji ve Embriyoloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi, Konya </p>

<p paraeid="{7ac9b335-3dca-4a71-822a-41f784d5c74f}{9}" paraid="159325465"><strong>1. DEPREM HAKKINDA BAZI ÖNEMLİ KAVRAMLAR </strong></p>

<p paraeid="{7ac9b335-3dca-4a71-822a-41f784d5c74f}{15}" paraid="2042557490">Deprem, en basit tanımıyla yerküreyi oluşturan tektonik levhaların bazı sebeplerle kayması, kırılması veya çökmesiyle meydana gelen yer hareketidir. Bu nedenle çok farklı nedenlerle çok farklı büyüklüklerde depremler meydana gelir. Ancak büyük depremler genellikle yer katmanlarındaki kırık hatları (fay hatları) üzerinde meydana gelmektedir. Konunun detaylarını uzmanlara bırakarak, Geyve’nin güneyinde yaklaşık olarak doğu-batı doğrultusunda uzanan Kuzey Anadolu Fay Hattı’nın güney kolunun yanal atımlı bir fay hattı olduğunu ve bu hattın güneyindeki kara parçasının kuzeye göre yılda yaklaşık 2,5 cm kadar batıya doğru kaymakta olduğunu belirtmekle yetinelim.  Aşağıdaki şekilde, yanal atımlı bir fay üzerinde meydana gelen bir depreme ait temel tanımlar açıklanmıştır (Şekil 1).  </p>

<p paraeid="{7ac9b335-3dca-4a71-822a-41f784d5c74f}{41}" paraid="971374100">Depremlerin sınıflandırılmasında 2 kriter esas alınır. Bunlardan ilki depremin büyüklüğüdür (magnitüd) ve Richter ölçeğine göre belirlenir. Bu ölçeğin oluşturulmasında depremle açığa çıkan enerji esas alınmıştır ve değerler (en büyük değer 10) logaritmik olduğundan, düşük ve yüksek iki deprem arasındaki salınan enerji farkı çok büyüktür (yaklaşık 32 kat). Depremlerin sınıflandırılmasında dikkate alınan diğer bir diğer kriter de depremin şiddetidir. Bunda Mercalli sınıflaması kullanılır ve en yüksek şiddet derecesi XII’dir. Bu sınıflamada depremin yer yüzeyine ve yerleşim yerlerine yakınlığına bağlı olarak ortaya çıkan yıkım derecesi dikkate alınır. Mercalli sınıflaması, Richter sınıflamasıyla tam uyum göstermez. </p>

<p paraeid="{7ac9b335-3dca-4a71-822a-41f784d5c74f}{81}" paraid="171397149"><img src="https://www.geyve.com/images/files/2025/09/68c69193cdbcf.png" style="width: 650px; height: 359px;" /></p>

<p paraeid="{7ac9b335-3dca-4a71-822a-41f784d5c74f}{86}" paraid="916610930">Şekil 1. Bir depremin açıklanmasında yararlanılan temel tanımlar. https://www.instructables.com/id/The-Steps-to-Locating-the-Epicenter-of-an-Earthqua/ </p>

<p paraeid="{7ac9b335-3dca-4a71-822a-41f784d5c74f}{102}" paraid="1476039607"><strong>2. GEYVE’NİN DEPREMSELLİĞİ </strong></p>

<p paraeid="{7ac9b335-3dca-4a71-822a-41f784d5c74f}{108}" paraid="39438922">Çevresiyle, doğasıyla, insanıyla kısacası her şeyiyle çok güzel olan Geyve, ne yazık ki, aşağıdaki şekilden de anlaşılacağı gibi Kuzey Anadolu Fay Hattı’nın (KAF) Dokurcun-Akyazı’da- kuzey ve güney olmak üzere ikiye ayrılmasıyla oluşan 2 fay hattından güneydeki kolun çok yakınında yerleşmiş durumdadır (Şekil 2). Bu nedenle Geyve, tarih boyunca,  gerek Kuzey Anadolu Fay Hattı’nın gerek kuzey kolunda meydana gelen ve gerekse de güney kolunun kendi ürettiği depremlerden etkilenmiştir ve etkilenmeye de devam edecektir.  </p>

<p paraeid="{7ac9b335-3dca-4a71-822a-41f784d5c74f}{184}" paraid="1571515515"><img src="https://www.geyve.com/images/files/2025/09/68c69193e9280.png" style="width: 650px; height: 325px;" /></p>

<p paraeid="{7ac9b335-3dca-4a71-822a-41f784d5c74f}{189}" paraid="1694667967">Şekil 2. Geyve’nin yakınından geçen fay hatları.  07 Mayıs 2015, https://www.geyvemedya.com/geyve-deprem-fayini-arastiran-akademisyene-odul/ </p>

<p paraeid="{7ac9b335-3dca-4a71-822a-41f784d5c74f}{229}" paraid="2036876007">1999 yılı 17 Ağustosunda meydana gelen yıkıcı Marmara Depremi’nden sonra Geyve’yi etkileyen büyük bir deprem meydana gelmemiş olmakla birlikte; Kuzey Anadolu Fay Hattı’nın kuzey kolu üzerinde meydana gelmesi beklenen büyük depremden Geyve’nin de önemli derecede etkilenecek olması yanında, güney kolunda da büyük bir deprem beklendiği, konunun uzmanları tarafından ifade edilmektedir. Bu konuda basına yansıyan çok sayıda uzmanın açıklamasına elektronik veri kaynaklarından ulaşılabilir. Geyve’nin tarih boyunca yaşadığı deprem tecrübeleri ve kuzey kolunda belirli bir gelecekte meydana gelmesi beklenen ve Geyve’yi de etkileyecek olan depremden önce belirli hazırlıkların yapılması elbette ki uğranılacak can ve mal kaybının azaltılmasına önemli katkılar yapacaktır.  </p>

<p paraeid="{ba391051-bddb-4c2c-b30d-75f25f5c7a02}{62}" paraid="1890477993">Günümüzde depremlerin zamanı, yeri ve büyüklüğünü önceden tahmin edilebilen bir metot ve bilimsel bir yöntem henüz geliştirilememiştir. Bununla birlikte, umut vaat eden çalışmalar yapılmaktadır. Deprem tahmininde depremin meydana geliş anına yakınlık bakımından 3 tahmin dönemi vardır. Bunlar; uzun dönem, orta dönem ve kısa dönem tahminleridir. Uzun dönem tahmini, yıllar ve on yıllar öncesini kapsamakta olup; halkın güvenliğiyle sınırlı derecede ilgilidir ve sonuçları fazla güvenilir değildir. Orta dönem tahmini, deprem öncesi birkaç haftayla birkaç yıllık dönemi kapsar ve bu tür tahminler de uzun dönem tahminleri gibi halk açısından önemli pratik faydalar sağlamaz. Kısa dönem tahminleriyse, depremden günler ve haftalar öncesi dönemi kapsar. Halkın can ve mal güvenliğinin sağlanması amacıyla tahliyesi için en faydalı olan tahmindir. Son birkaç yılda, depremin P dalgasının algılanmasıyla, depremin üst merkezine (episantırına, bkz. Şekil 1) olan uzaklığa bağlı olarak kullanıcılara saniyeler öncesinde uyarı yollayabilen yazılımlar ve sistemler uygulamaya sokulmuştur. Bunların, özellikle elektrik ve gaz sistemleri, yüksek hızlı trenler gibi riskli sistemlerin daha az hasar almalarını sağlama bakımından önemi göz ardı edilemez. Bireysel korunmaya hazırlanma bakımından da önemli katkıları olacaktır. </p>

<p paraeid="{ba391051-bddb-4c2c-b30d-75f25f5c7a02}{168}" paraid="1767217019">Deprem tahmininde, deprem öncesinde yer katmanlarında ve atmosferde oluşan fiziksel, kimyasal, yapısal değişimlerin ve bunların çevrede, özellikle de yer altı sularıyla insan ve hayvanlarda neden olduğu değişiklikler algılanarak veriler analiz edilir ve bir sonuca varılmaya çalışılır. Günümüzde pek çok umut verici sonuçlar alınan bilimsel çalışmalar bulunmaktadır. Bu konuda verilecek olan “depremin şu zamanda, şurada şu büyüklükte olacaktır” kararının yanlış çıkmasıyla, “deprem olmayacaktır” kararının yanlışlığı hemen hemen aynı olumsuz sonuçlara yol açacağından; bilim adamları pratik ve her zaman doğru sonuç veren bilimsel bir yöntemi belirlemeden önce oldukça ince eleyip sık dokumaktadır. </p>

<p paraeid="{ba391051-bddb-4c2c-b30d-75f25f5c7a02}{236}" paraid="1041352069"><strong>3. HAYVANLARIN İNSANLARDAN FARKLI OLAN BAZI ALGILAMA YETENEKLERİ </strong></p>

<p paraeid="{ba391051-bddb-4c2c-b30d-75f25f5c7a02}{250}" paraid="1026227210">Hayvanların deprem öncesi sergiledikleri anormal davranışlardan, depremlerin önceden tahmin edilmesi amacıyla yoğun olarak çalışılmaktadır.  Bu konuda ikisi de deprem ülkesi olan Çin ve Japonya başı çekmektedir. Çin’de, hayvan davranışlarından yararlanılarak yeri ve zamanı önceden tahmin edilerek yüz binlerce insanın hayatının kurtarıldığı en az 2 büyük deprem vardır. Bu konuya girmeden önce hayvanların insanlardan farklı olan algılama yetenekleri hakkında bilgilenmek oldukça faydalı olacaktır. </p>

<p paraeid="{ff53e939-f54c-4fe2-b57e-135759209520}{49}" paraid="682641853">Her hayvan kendi çevresinde yaşamını sürdürecek algılama, beceri ve yeteneklerle donatılmıştır. Bu nedenle, insanlardan farklı ortamlarda yaşayan hayvanların çevreye uyum gösterebilmesi için değişik algılama yeteneklerinin olması doğaldır. Aksi halde türlerin devamı imkânsızdır.  İnsanlığa düşen, sürekli araştırarak deprem öncesinde anormal hayvan davranışlarının belirlenmesi ve alınan sonuçlardan deprem tahmininde yararlanabilmektir. </p>

<p paraeid="{ff53e939-f54c-4fe2-b57e-135759209520}{99}" paraid="994747894">Köpeklerin işitme ve koku alma duyuları olağanüstü derecede mükemmeldir. İnsanların işitme frekans sınırları gençler için saniyede 13-17.000 titreşim/saniyedir (kabaca 20 Hertz-20.000 Hertz, yâda 20 Hz-20 kHz).  Köpekler frekansı 67 Hz-47.000 Hz, kedilerse 55 Hz-79.000 Hz arasındaki sesleri duyabilirler. Bu yüzden bu hayvanlar insan için ultrasonik (yani ses üstü) olarak nitelenen sesleri işitebilir. Filler 20 Hz altındaki ses altı (subsonik) dalgaları algılayabilir ve bu yeteneklerini aralarındaki iletişimde kullanırlar. Güvercinlerin de bu sesleri duyabildiği ileri sürülmektedir. Ses altı dalgalar çok uzaklara gidebilir ve suda fazla kayıp olmadan ilerleyebilirler. Sivrisineklerde işitme organı olmasa da erkek sivrisineklerin antenleri üzerindeki tüyler sadece dişinin kanatlarından çıkan sesleri algılayacak frekansa ayarlıdır. Çekirgelerin sesi algılayan zarları, kendi türleriyle haberleşecek şekilde belirli sesleri algılar. Hamam böcekleri ayaklarıyla işitir ve zeminden gelen titreşimlere insanlardan 100.000 kat daha duyarlıdır. Bu algılama şekliyle çoğu böcek avının yerini belirler ve düşmanlarından kaçar. Birçok avcı memeli hayvan türü, kemirgenlerin yaydığı ve frekansı 20.000 Hz’in üzerindeki ultrasonik sesleri duyabilir. Ultrasonik sesi en iyi kullanan uçucu memeli hayvan yarasadır ki bazı, yarasa türlerinde duyma üst eşiği 100.000 Hz’e çıkabilmektedir. Yarasa, ultrasonik sesleri hem çıkarabilmekte ve hem de algılayabilmektedir. Bu sayede yarasa, bir engele veya avına çarpıp yansıyan ultrasonik dalgaları algılayarak çevrenin ve avın bir görüntüsünü milimetrik hassasiyetle oluşturabilmektedir. Bu sayede bir yarasa; avın yeri, büyüklüğü, hızı ve hareket yönü gibi bilgileri büyük bir dakiklikle belirleyebilmektedir. Yarasada bu yetenek varken cırcır böceği ve gece kelebekleri de yarasanın yaydığı ultrasonik dalgaları algılayabilmekte ve av olmaktan kurtulmaya çalışmaktadır. </p>

<p paraeid="{ff53e939-f54c-4fe2-b57e-135759209520}{189}" paraid="789048543">Kenelerin ışık algılaması yanında sıcaklık algılama duyusu da çok iyi gelişmiştir. Neslini sürdürebilmesi için yapışacağı hayvanın sıcakkanlı tür olması yanında memeli hayvan da olması gerekir. Bunun için de bu hayvan türlerinin vücudundan salınan tereyağı asidi (bütirik asit) kokusunu algılamak üzere gelişmiş olan olağanüstü bir koku algılama yeteneği vardır. Kene bu üç duyusu sayesinde binlerce yıldır türünün devamını sağlayabilmiştir. </p>

<p paraeid="{ff53e939-f54c-4fe2-b57e-135759209520}{221}" paraid="479176235">İnsan gözü, mor renkle kırmızı arasındaki 7 rengi tanıyabilir. Hâlbuki bu görülebilen ışık bölümü, elektromanyetik dalga yelpazesinin (spektrumunun) çok dar bir alanıdır. Yani insanoğlu dünyaya “çok dar bir pencereden dar bir görüş kapasitesiyle” bakabilmektedir. İnsan gözünün bir başka özelliği de saniyede 20’den daha fazla hareket aşamasını algılayamamasıdır. Bu yetmezlik sinema ve televizyon gibi görsel araçların temelini oluşturur. Arılarsa, saniyede 200 görüş çerçevesini ayırt edebilmektedir. Yusufçuk’ta (helikopter böceği) bu özellik, saniyede 2,000 karedir. Bu sayede yusufçuk ve arılar uçarken hızla değişen görsel ortama uyum gösterebilmekte ve tehlikelerden kaçabilmektedir. </p>

<p paraeid="{3d40cef4-d40c-459c-a827-d8149dad53a3}{50}" paraid="1847522752">İnsan gözü, kızılaltı ışınları algılayamadığından, gece görüşü çok zayıftır. Çok yoğun olan kızılaltı (infrared) ışınları ise sıcaklık olarak algılayabilir. Çıngıraklı yılanlarsa, Jacobson organları sayesinde kızılaltı ışınları görüntü oluşturmada kullanabilir. Bu sayede yılan, sıcakkanlı fareyi zifiri karanlıkta görebilir. Kınkanatlı ailesinden olan bazı böcekler de kızılaltı ışınları görebilir ve bu sayede orman yangınlarından sonra hala yakıcı sıcaklıktaki ağaçları tanıyarak onlara konmazlar.  </p>

<p paraeid="{3d40cef4-d40c-459c-a827-d8149dad53a3}{114}" paraid="559846171">Gece avlanan hayvanlar çok düşük ışık şiddetinde, hatta bize karanlık gelen ortamda bile görüntü oluşturabilmekle birlikte, çoğunlukla renkleri algılayamamaktadır. İnsanlar da karanlıkta renkli göremez. Hayvanlarda gece görüşü büyük oranda gözdeki yansıtıcı tabaka (tapetum lucidum) sayesinde göze giren ışığın yansıtılarak alıcı hücrelere tekrar yönlendirilmesiyle güçlendirilmesiyle sağlanır. Bazı hayvanların gözlerindeki yansıtıcı tabaka gece parlar. Geyik ve baykuş gibi bazı hayvanlar aysız gecelerde bile insanların alacakaranlıkta gördüğünden daha net görebilir.  </p>

<p paraeid="{3d40cef4-d40c-459c-a827-d8149dad53a3}{120}" paraid="587859822">Renk yelpazesinin öteki ucunda yer alan morötesi (ultraviyole) ışınlar yüksek enerjili olduğundan, insan gözünün retinasında ve ciltte kanserlere neden olur. Bu nedenle morötesi ışınların göze ulaşması istenmez. Hâlbuki çiçeklerde tozlaşmayı sağlayan bazı böcekler, bu ışınları çiçeklerin balözü ve çiçektozunu görmek için kullanır. Bazı böceklerse uzaklardaki su kaynaklarını morötesi ışınlar yardımıyla bulur. Çoğu hayvan, gündüz yönlerini ve belki de zamanı, güneşin gökteki konumuna göre belirlemektedir. Bulutlu havalardaysa, polarize olan morötesi ışık yardımıyla güneşin gökteki yerini, dolayısıyla kendi konumlarını ve yönlerini belirleyebilmektedir. </p>

<p paraeid="{3d40cef4-d40c-459c-a827-d8149dad53a3}{184}" paraid="617201395">Köpeklerin koku alma organında 280 milyon hücre varken, kedilerde 67 milyon hücre, insanlardaysa 5-20 milyon hücre bulunur. İnsanlar havadaki 100 binde bir molekül oranındaki koku moleküllerini algılayabilirken, köpekler 100 katrilyonda bir oranındaki koku moleküllerini algılayabilir. Bu yüzden köpek ve kediler ortamdaki kokuları çok daha hassas biçimde tanırlar. Bir parfüm uzmanı birkaç bin farklı kokuyu ayırt edebilirken, bir köpek sayısız insanı kokusundan tanıyabilir. Bu yüzden biz insanlar, karşılaştığımız yeni bir şeye dikkatle bakarken, köpekler onu dikkatle koklar.   </p>

<p paraeid="{3d40cef4-d40c-459c-a827-d8149dad53a3}{190}" paraid="976479728">Hayvanların bazıları insanların algılamadığı bazı duyulara da sahiptir. Bunların en önemlisi, bazı böcek, balık, sürüngen, kuş, balina ve yunuslarda dâhil olmak üzere bazı memeli hayvan türleriyle hem karada ve hem de suda yaşayan bazı hayvan türlerinin (amfibiler), hatta bazı bakterilerin yerin manyetik alanını algılamasıdır. Hayvanlar bu algılama şeklinden, yaşadıkları bölgede gece yön bulmakta ve göç etmekte yararlanmaktadır. Arıların biyolojik saatlerini ayarlamada yerin manyetik alanından yararlandıkları bilinmektedir.  </p>

<p paraeid="{3d40cef4-d40c-459c-a827-d8149dad53a3}{236}" paraid="1941504907">İnsanların algılayıp algılamadığı kesin olarak bilinmeyen fakat hayvanların algıladığı kesinlikle bilinen bir algılama şekli de elektriksel alanın algılanmasıdır. Köpek balıkları avlarının yaydığı elektriksel alanları algılar. Bu algılamanın en mükemmel olduğu hayvan türü yılan balıklarıdır. Bu balıklar haberleşme, avlanma ve düşmanlarını felç etmek için elektriksel alanları kullanır.  </p>

<p paraeid="{22e0a781-c8d6-49e1-b56d-34ec13b2a869}{55}" paraid="1016328871">Yukarıdaki bilgilerden, insanın algılama yeteneğinin bazı hayvanlardan daha sınırlı olduğu; aslında her canlı türünün yaşamını sürdürebilmesi için gerekli ve yeterli algılama sistemleriyle donatılmış olduğu sonucu çıkmaktadır.  </p>

<p paraeid="{22e0a781-c8d6-49e1-b56d-34ec13b2a869}{85}" paraid="1544080712">Bu nedenle, bizlerin, tabiatta olan biten her şeyden haberimizin olmasını bekleyemeyiz. Hayvanlar, muhtemelen bugün bilmediğimiz başka algılama yeteneklerine de sahiptir ve onların bu karmaşık algılama sistemlerinden depremlerin önceden belirlenmesinde yararlanılmasına çalışılmaktadır. </p>

<p aria-level="1" paraeid="{22e0a781-c8d6-49e1-b56d-34ec13b2a869}{109}" paraid="789940216" role="heading"><strong>4. DEPREM ÖNCESİNDE GÖZLENEN ANORMAL HAYVAN DAVRANIŞLARI VE DEPREMİ ALGILADIĞINA İNANILAN HAYVAN TÜRLERİ  </strong></p>

<p paraeid="{22e0a781-c8d6-49e1-b56d-34ec13b2a869}{117}" paraid="1926648860">Yüzyıllardır, deprem öncesinde anormal hayvan davranışlarının ortaya çıktığı bilinmektedir. Bunların pek çoğu efsane ve hikâyeler halinde günümüze kadar gelmiştir ve pek çoğunun da deprem ülkesi olan Japonya kaynaklı olması doğaldır. Japon edebiyatında özellikle balıklar, kuşlar ve küçük hayvanların deprem öncesi anormal davranışları hakkında pek çok örnek bulunmaktadır.  </p>

<p paraeid="{22e0a781-c8d6-49e1-b56d-34ec13b2a869}{139}" paraid="1760771180">Depremle ilgili anormal hayvan davranışlarının çoğu, genelde kişisel bildirimler şeklinde olup, sayısal bir değerlendirme bulunmamaktadır. Bununla birlikte, yaygın ve kalıcı olmaları, bunların ortaya çıkışlarının fiziki bir temeli olabileceğini akla getirmektedir. Hayvanların zaman içinde deprem belirtilerini algılayabilen yüksek bir duyarlılık geliştirdikleri düşünülmektedir. Mesela, yer hareketlerinin aktif olduğu bölgelerde yaşayan hayvanlar, ölümle sonuçlanan yuva göçüklerine karşı daha duyarlıdır. Bu yüzden, deprem öncesi değişiklikleri algılayabilen hayvanların hayatta kalma şansları daha fazladır.  </p>

<p paraeid="{22e0a781-c8d6-49e1-b56d-34ec13b2a869}{149}" paraid="1032944425">Hayvanların deprem öncesi davranışlarının dikkatli gözlenmesiyle elde edilecek bilgiler depremlerin önceden tahmininde önemli bir araç olabilir. Bununla birlikte, hayvan davranışlarının yorumu ağırlıklı olarak insanlar tarafından yapılmaktadır. Hayvanlarla direk haberleşme imkânı da olmadığından, bir hayvanın davranışında ortaya çıkan anormalitenin başka bir dış nedenle mi, yoksa depreme bağlı olarak mı ortaya çıktığını kestirmek zordur. Bunu anlamak için bazı metotların geliştirilmesine çalışılmıştır. Bu amaçla, gerçekleşen depremlerin yer yüzeyine ulaştığı noktayla (episantır) anormal hayvan davranışlarının gözlendiği yerin uzaklığı, hayvan davranışının gözlendiği an ile takip eden depremin meydana geldiği an arasındaki süre kaydedilmiştir. Bu yaklaşımla karakteristik bir yarıçapla gecikme zamanı belirlenebilmektedir. Eğer bir depremden önce etkin bir şekilde anormal hayvan davranışları hakkında çok miktarda veri toplanır ve her verinin karakteristik yarıçapı kullanılarak çemberler çizilebilirse; bu çemberler depremin yeryüzündeki izdüşümü (episantır) noktasında kesişecektir. Bu yaklaşım doğru olsa da insanların bir anomali hakkında tarafsız bir değerlendirme yapamaması nedeniyle gerçekleşmesi mümkün olmamaktadır. Çoğu olayda, gözlenen anormal hayvan davranışları sadece deprem olup bittikten sonra hatırlananlar arasındadır ve bu yüzden, hayvan davranışları üzerinde depremden önceki dönemleri de kapsayan dönemlere dair bilimsel kayıtlar genelde bulunmaz. </p>

<p paraeid="{22e0a781-c8d6-49e1-b56d-34ec13b2a869}{227}" paraid="1945760327">4.1. Balıklar </p>

<p paraeid="{22e0a781-c8d6-49e1-b56d-34ec13b2a869}{235}" paraid="1883960642">  Suda yaşayan hayvanların algılama sistemleri, muhtemelen deprem öncesi meydana gelen yer kaynaklı elektrik sinyallerini algılamaktadır. Bu konuda özellikle balıklar öne çıkmaktadır ve bu hayvanların deprem öncesi, deprem sırası ve sonrasında yerin elektriksel sinyallerine verdiği tepkilerin tespiti, kaydedilmesi ve yorumlanması büyük önem arz etmektedir.  </p>

<p paraeid="{89fb8932-ac91-4707-89d4-7b3db6601baa}{6}" paraid="1599848243">Kürek balığı denizin çok derinlerinde yaşayan ve 5 m’den uzun olabilen dev balıklardandır. Depremi önceden algılayıp sahile çıktığı bilinir. Japonlar bu balığın deprem algılama yeteneğiyle çok yakından ilgilenmektedir. Yılan balıkları da deprem öncesi çok tipik ve belirgin anormal davranışlar sergiler. Sazan veya uskumruların deprem da öncesi gruplar halinde yaşadıkları derinlerden sığ sulara göç ettikleri Japon balıkçılar tarafından bildirilmiştir. Aynı zamanda, büyük şehirlerdeki havuzlarda yaşayan sazan ve yayın balıklarının depremden günler veya saatler öncesinde huzursuzlandıkları ve sinirli davrandıkları anlatılmaktadır. Bir tank içinde bulunan yayın balıklarının tek başlarına yaklaşan bir depreme herhangi bir tepki vermedikleri, fakat deprem olacağında tanka dokunanlara karşı sinirli tepki verdikleri bilinmektedir. Sardalyalarsa, genelde denizin sığ bölgelerinde plankton yedikleri halde, büyük bir depremden önceki akşam saatlerinde derinlerde dibe tutunmuş diyatomaları yemektedirler. Balıkçıların deprem öncesi daha fazla balık avladıkları da aktarılanlar arasındadır.  </p>

<p paraeid="{89fb8932-ac91-4707-89d4-7b3db6601baa}{86}" paraid="1996112449">4.2. Kemirgenler </p>

<p paraeid="{89fb8932-ac91-4707-89d4-7b3db6601baa}{94}" paraid="199630007">Deneysel çalışmalarda, deprem öncesi oluşan yerin elektrik dalgaları benzeri elektrik alanlarına maruz bırakılan albino sıçanların, Moğol kum sıçanlarının, Gine sıçanlarının ve kızıl serçelerin depremlerden önce oluşan elektriksel alan değişikliklerini algıladıkları ve sinirlilik hali gösterdikleri tespit edilmiştir. Hayvanların elektrik alanından kaçtıkları, panikle koşuşturdukları, sıçradıkları, yerde yuvarlandıkları, çığlık attıkları, arka ayakları üzerinde dik durdukları, telleri ısırdıkları dikkati çekmiştir. Bir deprem anında sıçan ve gelincikler kümelenir; evleri, tahıl ambarlarını ve diğer binaları, hatta şehri eder ve etrafta dolanırlar.   </p>

<p paraeid="{89fb8932-ac91-4707-89d4-7b3db6601baa}{132}" paraid="96482711">4.3. köpekler </p>

<p paraeid="{89fb8932-ac91-4707-89d4-7b3db6601baa}{140}" paraid="624127297">Aşırı şekilde huzursuzlanır, havlar, ulurlar, korkulu ve sinirlidirler; kaçabilenler kaçar veya kaybolur. </p>

<p paraeid="{89fb8932-ac91-4707-89d4-7b3db6601baa}{156}" paraid="1592625360">4.4. Atlar </p>

<p paraeid="{89fb8932-ac91-4707-89d4-7b3db6601baa}{164}" paraid="1411378578">Korkulu, sinirli ve huzursuz davranırlar; yeri tepikler, tekme atar veya yerde yuvarlanırlar; binmeye müsaade etmez ve yürümek istemezler; yularlarını parçalarlar; aşırı sesler çıkarırlar; kaçarlar veya kaybolurlar. </p>

<p aria-level="3" paraeid="{89fb8932-ac91-4707-89d4-7b3db6601baa}{170}" paraid="533630575" role="heading">4.5. Sürüngenler, hem karada ve hem suda yaşayan hayvanlar </p>

<p paraeid="{89fb8932-ac91-4707-89d4-7b3db6601baa}{182}" paraid="503726201">Soğukkanlı ve kış uykusuna yatan hayvanlardan olan yılanların depremi algıladıkları ve yuvalarını terk ederek yüzeye çıktıkları M.Ö. 373’ten beri bilinmektedir. Yılanların depremi önceden algıladıkları Çin’deki Haiçeng depreminde çok iyi anlaşılmıştır. Yılanlar muhtemelen çok zayıf yer titreşimlerini ve sıcaklık farklarını algılayarak depremi önceden algılayabilmektedir. Kışın yuvalarını terk ederek yüzeye çıkar, büyük gruplar oluşturur ve donarlar.  </p>

<p paraeid="{89fb8932-ac91-4707-89d4-7b3db6601baa}{196}" paraid="519724209">Su kaplumbağaları suyu terk ederler. Kertenkeleler yuvalarını terk ederler.  </p>

<p paraeid="{89fb8932-ac91-4707-89d4-7b3db6601baa}{208}" paraid="1982596066">       İtalya’daki L’Aquilla kasabasında 2009’da meydana gelen ve 300’den fazla kişinin öldüğü 5,9 büyüklüğündeki depremden 3 gün önce kara kurbağaları göletlerini terk etmiştir. Kurbağalar depremin üst merkezine 74 km uzaktaydı ve ana sarsıntıdan son artçı şoka kadar yumurtlamadılar. Bilim adamları kurbağaların sudaki elektrik yüklü parçacıkları veya gaz kabarcıklarını, en azından mutlaka “bir şeyi” algıladıklarına inanmaktadır. Kara kurbağaları Çin’de 2008’de meyana gelen 7,9 büyüklüğündeki 70.000 kişini öldüğü Sichuan depreminde de anormal davranışlar sergilemişlerdir. Bu depremden önce 2.000 kişini öldüğü bir yerleşimde binlerce kara kurbağasının sokakları doldurduğu ifade edilmiştir.  </p>

<p paraeid="{89fb8932-ac91-4707-89d4-7b3db6601baa}{226}" paraid="791069965">4.6. Yabandaki ve hayvanat bahçelerindeki kuşlar </p>

<p paraeid="{89fb8932-ac91-4707-89d4-7b3db6601baa}{232}" paraid="87880995">Depremden önce serbest kuşların sürekli uçtukları ve bazen anlamsız davranışlar sergiledikleri bilinmektedir. Örneğin 2011 yılının ağustosunda A.B.D.’nin doğu kıyısını vuran 5,8 büyüklüğündeki depremden önce bir hayvanat bahçesindeki ördekler suya kaçarken, flamingolar aniden bir araya toplanmıştır. Vahşi yaşamdaysa hep birlikte kaçmaktadırlar. Sülünlerse hep birlikte çığlık atmıştır. Genel olarak kuşlar huzursuzdur, korkarlar, sürekli havalanır ve konmak istemezler; ağaçları, yuva ve tüneklerini, yaşadıkları bölgeyi dev sürüler oluşturarak terk ederler.  </p>

<p paraeid="{89fb8932-ac91-4707-89d4-7b3db6601baa}{254}" paraid="1223038498">4.7. Evcil kuşlar </p>

<p paraeid="{05a29b9f-733a-4dd6-81b3-57265b8292e2}{7}" paraid="1055875012">Kümeslerine ve tüneklerine girmezler; korkulu ve sinirli davranırlar, aşırı gürültü yaparlar; sülünler gece boyunca çığlık atar; barınaklarının çitlerini parçalamak ister, kaçar, kayıplara karışırlar.  </p>

<p paraeid="{05a29b9f-733a-4dd6-81b3-57265b8292e2}{17}" paraid="1964683205">4.8. Sığır, domuz ve koyunlar </p>

<p paraeid="{05a29b9f-733a-4dd6-81b3-57265b8292e2}{25}" paraid="823444037">Deprem ve tsunamiden birkaç saat öncesinde otlamakta olan inekler huzursuzlanır, korkar veya sinirli davranışlar sergileyerek hemen ahırlarının yakınına döner fakat içeri girmek istemez veya yüksek bölgelere kaçarlar. Sığırlar benzer davranışı volkan patlamasından önce de gösterirler. Aşırı gürültü çıkarırlar, saldırganlaşır, birbirlerini ısırırlar; çitleri kırıp kaçmak isterler, kaçarak kayıplara karışırlar.  </p>

<p paraeid="{05a29b9f-733a-4dd6-81b3-57265b8292e2}{63}" paraid="1824716268">4.9. Omurgasız hayvanlar </p>

<p paraeid="{05a29b9f-733a-4dd6-81b3-57265b8292e2}{71}" paraid="181411668">Oğul arılar bölgeyi terk eder, deniz hıyarları ortadan kaybolur, solucanlar toprak yüzeyine çıkar, çok sayıda deniz kestanesi ortaya çıkar, yengeçler kıyıya çıkar, mikroskobik deniz canlıları yüzeye vurur, deniz yılanları nehirlere doğru yüzer, çok sayıda uçan karınca görülür, kırkayak sürüleri ortaya çıkar, ıstakoz ve kalamarlar su yüzeyine çıkar, birçok ahtapot sığ kıyılarda acayip davranışlar sergiler. </p>

<p paraeid="{05a29b9f-733a-4dd6-81b3-57265b8292e2}{105}" paraid="1164201656">Karıncaların depremi önceden tahmin edebildiği ancak 2013 yılında ortaya çıkmıştır. Bu durumun muhtemel sebebi, bu hayvanların büyüklüğü 2,0’den fazla olan depremleri hissedebilmeleri ve insanların karıncalarla sık karşılaşmamasıdır. Karıncalar gece dahi olsa depremden önce yuvalarını terk eder. Bu davranışları muhtemelen yerin titreşimleriyle yuvalarının çökme korkusundan kaynaklanmaktadır. Karıncaların, depremin olacağını havadaki karbondioksit seviyelerindeki ve yerin manyetik alanındaki değişimlerden anladığına inanılmaktadır. </p>

<p paraeid="{05a29b9f-733a-4dd6-81b3-57265b8292e2}{129}" paraid="826273890"><strong>5. TARİH BOYUNCA, DİKKAT ÇEKİCİ ANORMAL HAYVAN DAVRANIŞLARI GÖZLENEN BÜYÜK DEPREM ÖRNEKLERİ  </strong></p>

<p aria-level="3" paraeid="{05a29b9f-733a-4dd6-81b3-57265b8292e2}{147}" paraid="1086235919" role="heading">5.1. Milattan önce (M.Ö. 373) Helike (Eliki) depremi (Yunanistan) </p>

<p paraeid="{05a29b9f-733a-4dd6-81b3-57265b8292e2}{179}" paraid="260177668">Sıçanlar, yılanlar, gelincikler, böcekler, kırkayaklar ve diğer bütün yaratıklar beş gün boyunca Korint tepelerine giden yola düşerek şehri terk etmişlerdir. Deprem, şehir halkını uykudayken yakalamış ve pek çok kişi ölmüştür. Kurtulanları da oluşan tsunami dalgaları yutmuştur. Şehrin kalıntıları 2001 yılında bulunmuştur. </p>

<p paraeid="{05a29b9f-733a-4dd6-81b3-57265b8292e2}{211}" paraid="1884910272">5.2. Tokyo (Edo) 1855 ve 1923 depremleri ile sonrası depremler (Japonya) </p>

<p paraeid="{05a29b9f-733a-4dd6-81b3-57265b8292e2}{237}" paraid="1184007692">    İlginç biçimde, Japon mitolojisine göre depremler Yayın Balığı Namazu’nun kuyruğunu sallamasıyla meydana gelir. Japonlarca, yayın balığının aynı zamanda tehlikeleri haber  verdiğine de inanılır. Belki de yayın balığının deprem öncesinde sergilediği acayip davranışlar bu inanca yol açmıştır.   Yayın balıkları, 1855 yılındaki Edo depreminden önce olağanüstü derecede aktifleşmiştir. 1923 Tokyo depreminden günler önce de su yüzeyine çıkmışlar ve kolayca yakalanabilmişlerdir. 1993’te Japon araştırıcılar akvaryumlardaki yayın balıklarının deprem öncesi davranışlarını incelemeye başlamışlardır. 2005 yılında Profesör Yada, okul çocuklarına akvaryumdaki yayın balıklarının davranışlarını incelemede önderlik eden bir rehber kitapçık yollamıştır.  Araştırıcı, yer hareketlerinin artışıyla yayın balıklarının aktivitelerindeki artış zamanının %70 oranında uyum gösterdiğini ileri sürmektedir. </p>

<p aria-level="3" paraeid="{4c93eec5-3726-46a0-9ce8-a810421fc98e}{52}" paraid="1075523719" role="heading">5.3. Haicheng 1975 depremi, Richter ölçeğine göre 7,3 büyüklüğündeki deprem (Çin) </p>

<p paraeid="{4c93eec5-3726-46a0-9ce8-a810421fc98e}{76}" paraid="737417707">Çinliler hayvan davranışlarındaki anormal değişiklikleri sistematik bir şekilde izleyerek 4 Şubat 1975’te meydana gelen 7,3 büyüklüğündeki Haiceng depremini başarılı bir şekilde, 1974’ün aralığının ilk günlerinde tahmin etmişlerdir. Hayvan davranışlarındaki en belirgin değişiklik, kış uykusunda olması gereken hayvanlardan yılanların intihar edercesine yuvalarından yüzeye çıkıp donmaları ve sıçanların da yüzeye çıkmalarıydı. Bu anormal olayları aralık sonunda depremin öncü sarsıntıları takip etmiştir. Şubatın ilk günlerinde inekler, atlar, köpekler ve domuzlar anormal davranışlar sergilemiştir. Depremin büyük sarsıntısı gelmeden şehir boşaltılmış ve 100.000 civarında insan kurtulmuştur.   </p>

<p aria-level="3" paraeid="{4c93eec5-3726-46a0-9ce8-a810421fc98e}{124}" paraid="987607749" role="heading">5.4. Tangshan 1976 depremi, Richter ölçeğine göre 8,2 büyüklüğündeki deprem (Çin) </p>

<p aria-level="3" paraeid="{4c93eec5-3726-46a0-9ce8-a810421fc98e}{152}" paraid="1854907009" role="heading"> 1976’daki Tangshan depreminde de bazı anormal hayvan davranışları bildirilmişse de o zamanın siyasi çekişmelerinden dolayı bu konuyla ilgilenilmemiş ve uyarı yapılmamıştır. Bu depremde tam 250.000 kazazede zarar görmüştür. Depremle şehir yerlebir olmadan önce sıçanlar gündüz gruplar halinde panikle koşuşturmaktaydı. Tavuklar yem yememiş, yüzden fazla kuş göç etmiştir.  </p>

<p aria-level="3" paraeid="{4c93eec5-3726-46a0-9ce8-a810421fc98e}{170}" paraid="1467969269" role="heading">5.5. Hint okyanusu 2004 depremi, Richter ölçeğine göre 9,1-9,3 büyüklüğündeki deprem ve tsunami (Endonezya, Bangladeş, Sri Lanka, Hindistan, Malezya, Myanmar, Tayland, Singapur) </p>

<p aria-level="3" paraeid="{4c93eec5-3726-46a0-9ce8-a810421fc98e}{238}" paraid="1772194595" role="heading">26 Aralık 2004 yılında yerel saatle gece yarısı 00,58’de meydana gelen deprem, sismografla kaydedilen en büyük 3. depremdir. Ölü sayısı yaklaşık olarak 228.000 bin, yaralı sayısıysa 128.000 olarak tespit edilmiştir. Ölenlerin üçte biri çocuklardır. Filler deprem öncesi yüksek bölgelere kaçmış, flamingolar alçak yerlerdeki üreme bölgelerini terk etmiş, çılgına dönen yarasalar tsunamiden önce uzaklara uçmuşlardır. Depremden ve tsunamiden sonra vahşi hayvan ve fil ölülerine rastlanmaması hayvanların depremi önceden tahmin ettiklerini doğrulamıştır. </p>

<p aria-level="3" paraeid="{8e60c2d3-a239-4340-a173-ead39c04d7db}{94}" paraid="1935017790" role="heading">5.6. Sichuan 2008 depremi, Richter ölçeğine göre 8,0 büyüklüğündeki deprem (Çin) </p>

<p paraeid="{8e60c2d3-a239-4340-a173-ead39c04d7db}{120}" paraid="656361198">Depremden üç gün önce, depremin merkez üssüne yakın olan Mianyang şehrinin caddelerinde binlerce kara kurbağası görülmüştür. Zebralar başlarını hayvanat bahçesinin duvarlarına vurmuşlar, filler sallanmaya başlamıştır. Aslan ve kaplanlar normalde uyumaları gerekirken uyumamış, tavus kuşları ötmeye başlamıştır. Fakat belirtilerin depremle alakası kurulamamıştır. </p>

<p aria-level="3" paraeid="{8e60c2d3-a239-4340-a173-ead39c04d7db}{168}" paraid="566636903" role="heading">5.7. L’aquilla 2009 depremi, Richter ölçeğine göre 6,3 büyüklüğündeki deprem (İtalya) </p>

<p paraeid="{8e60c2d3-a239-4340-a173-ead39c04d7db}{200}" paraid="788934154">Bir karakurbağası topluluğunun depremden üç gün önce, yaşadıkları göleti topluca terk ettikleri dikkati çekmiştir. Bu bilgi halkın aktarımı değil, bilim adamlarının gözlemidir. Konuyla ilgilenen ABD havacılık ve uzay ajansı (NASA), göletlerin içindeki kayaların havayla etkileşerek iyon oluşturan elektrik yüklü parçacıklar yaydığını açıklamıştır.  Suda veya hem karada ve hem de suda yaşayan amfibik canlılar depremin gelişini önceden algılayabilmiştir.  </p>

<p aria-level="3" paraeid="{8e60c2d3-a239-4340-a173-ead39c04d7db}{252}" paraid="1401012486" role="heading">5.8. Peru 2011 depremi, Richter ölçeğine göre 7,0 büyüklüğündeki deprem (Peru) </p>

<p paraeid="{16d21691-e824-450d-b88f-9ebfffb0bfe2}{21}" paraid="1755262628">Yanachaga ulusal parkına yerleştirilen kameralar 7,0 büyüklüğündeki depremden 3 hafta önce hayvanların anormal davranışlar sergilediklerini tespit ettiler.  Deprem yaklaştıkça hayvanlar parkı terk ettiler. İlk önce kemirgenler ortadan kayboldu. Sıçanlar deprem öncesi değişikliklere çok duyarlıdır. Bu hayvanları kuşlar ve karıncayiyenler takip etmiştir. </p>

<p paraeid="{16d21691-e824-450d-b88f-9ebfffb0bfe2}{41}" paraid="1118706407"><strong>6. DEPREM ÖNCESİNDE MEYDANA GELEN DİĞER ANORMAL TABİAT OLAYLARI</strong> </p>

<p paraeid="{16d21691-e824-450d-b88f-9ebfffb0bfe2}{57}" paraid="1881623874">      İlk dikkati çeken anormallikler yoğun alev sütunları, gökyüzü ışıkları, anormal bulutlar, anormal hava şartları olmuştur. Bir Japon samurayı, 1751 yılında Niigata’daki bir çiftlik çeşmesinden akan ekseriya temiz ve berrak olan suyun, meydana gelen 6,6 büyüklüğündeki depremden önce çamurlu bir hal aldığını fark etmiştir. Bölgedeki diğer birkaç çeşmede de aynı olayı gözleyince o gece olacak depremi tahmin etmiştir. Aynı depremi yaşayan başka biri, depremden önce yerden acayip bir rüzgâr estiğini ve bunu gören madencilerin depremden 3 gün öncesinden itibaren adadaki altın madenine inmediklerini ve bu yüzden can kaybı yaşanmadığını yazmıştır. Bölgede daha önce de “Chiki” denen bu rüzgâr estikten sonra büyük depremlerin olduğu tecrübe edilmiştir. </p>

<p paraeid="{16d21691-e824-450d-b88f-9ebfffb0bfe2}{109}" paraid="981775212">1 Kasım 1755 yılında, Portekiz’in Lizbon şehrini yıkan depremden önceki 31 Ekimde insanlar huzursuzluk hissetmiş, hava kötüleşmiş, kuzey rüzgârı esmiş, denizden sis gelmiş, çeşmelerden sarı çamurlu su akmıştır. Bu büyük depreme ilişkin bazı bildirimler Emmanuel Kant’ın kayıtlarında da gözlenmektedir. Kant’a göre depremden beş gün önce yerden çıkan dumanlar yüzünden yüzeye çıkan kurtlar her yeri kaplamıştır.  Bazı depremlerden önce güçlü ışık çakmaları ve hayvanların kasvetli tavırları dikkati çekmektedir. Bazı insanlar depremden önce sinirlilik ve endişeye kapılmaktadır. </p>

<p paraeid="{16d21691-e824-450d-b88f-9ebfffb0bfe2}{125}" paraid="1545668551">Tokyo, Japonya’da 11 Kasım 1855 yılında meydana gelen 6,9 büyüklüğündeki Edo depreminden önce denize açılan 19 denizci, ilk sarsıntıdan hemen önce gökyüzünde güneydoğu yönünde güçlü bir parlama görmüşlerdir. Kısa süre sonra da suyun altından bir kükreme sesi gelmiş, gökyüzünü şiddetli parıltılar ve kükreme sesleri doldurmuştur. Bu deprem hakkında aktarılan başka bir bilgiye göre, samurayın korumalarından biri güneş batmasına yakın bir anda etrafına bakınmış ve yanındakilere o gece bir deprem olabileceğini söylemiştir. Diğerlerinden birçoğu yaşlı adama inanmamış; ancak gece 10 sularında hep birlikte avluda otururken havada bir sis belirmiş ve gökyüzünün yarısını bulutlar kaplamıştır. Bunun da ötesinde yıldızlar acayip bir şekilde sanki yere yaklaşmış gibi görünmüş; aniden gökyüzü titremeye başlamış ve evlerin çoğu çökmüştür. Bu durumdan çok etkilenen samuray, korumasına depremi nasıl tahmin ettiğini sorduğunda koruma, aynı bölgede daha önce meydana gelen 1828 ve 1847 depremlerini yaşadığını; bu depremler sırasında da yıldızların hafif sisli gökyüzünde daha parlak ve daha yakın göründüğünü ve bu defa da aynı şeyleri gördüğü için etrafındakileri uyardığını söylemiştir. Depremden önce, kasım ayı olduğu halde su yılanları soğuğa rağmen yüzeye akın etmiş, depremden 10 gün önce tavuk ve horozlar endişeye kapılarak kümeslerine girmek istememiştir. Deprem sabahı kuyuların suları çamurlu ve tuzlu bir hal almıştır. Koruma, depremin geldiğini haber verdiğini, ancak ona kimsenin inanmadığını söylemiştir. </p>

<p paraeid="{16d21691-e824-450d-b88f-9ebfffb0bfe2}{179}" paraid="364725493">Ortaçağda, anormal renkli ve şekilli bulutlar deprem habercisi kabul edilmiştir. Denizde rüzgârsız havada büyük dalgalar oluşmakta, havada iğrenç bir koku hissedilmekte ve ince bulutlar yâda bulut şeritleri görülmekte,  su kuyularındaki sular kötü koku yaymaktadır. 17. yüzyıldaki bir kayıtta kaynak sularının bulanık ve kötü kokulu bir hal aldığı ve yüzeye fışkırdığı aktarılmaktadır. İtalya’nın Ferrara şehrinde 1570’te meydana gelen meşhur depremde Po nehri aniden bulanıklaşmış ve çalkantılı bir hal almıştır. </p>

<p paraeid="{16d21691-e824-450d-b88f-9ebfffb0bfe2}{241}" paraid="231809248">Depremden hemen önce havadaki açıklık ve sükûnet aniden bozulmaktadır. Bu işarete bakılarak imparator Neron zamanında Campagna şehrinde meydana gelen deprem tahmin edilebilmiştir.  </p>

<p paraeid="{16d21691-e824-450d-b88f-9ebfffb0bfe2}{255}" paraid="1625055314">Ekim 1948’de Türkmenistan’ın Aşkabat şehrinde meydana gelen depremden önce bir köpek uyuyan kızı çekerek evin dışına çıkarmış; ancak kızın babası köpeği kudurdu zannederek tüfekle peşine düşmüştür. Aynı anda ev çökmüş ve kız kurtulmuştur. Depremden 2 gün önce yaşlı Türkmenler yerel yöneticiyi deprem olabileceği konusunda uyarmaya çalışmıştır. Zira soğuk olan ekim ayında yılan ve kertenkeleler yuvalarından dışarı fırlamış, birçok kişi havada sis oluştuğunu bildirmiştir. </p>

<p paraeid="{c46fcc14-2b01-4b29-b085-38b16b0b556d}{18}" paraid="285768033">Şubat 1975’te Çin’in Haicheng şehrinde meydana gelen depremden bir süre önce ortaya çıkan acayip hayvan davranışları yanında, yerin 2 m yukarısına kadar çıkan acayip sarımsak ve kükürt kokusu hissedilmiş ve ateş topları görülmüştür. Asıl şoktan önce meydana gelen ve birkaç binayı yıkan öncü şok yanında, kasımda kayısıların çiçek açması da deprem öncesi belirtilerden sayılarak depremden bir gün önce şehir boşaltılmıştır.  </p>

<p paraeid="{c46fcc14-2b01-4b29-b085-38b16b0b556d}{58}" paraid="1001085234">Depremler öncesinde tektonik olarak aktif olan bölgelerdeki yeraltı sıvılarının kimyasal özelliklerinde önemli değişiklikler meydana gelmektedir. Depremde ortaya çıkan gerilme kuvvetleri, yer katmanlarında bulunan gözeneklerdeki basıncı artırmakta ve yer altındaki yeraltı suları-kaya etkileşimi dengesini bozarak yeraltı sıvılarının özellikle çok geçirgen olan fay hattı boyunca yüzeye çıkmasına yol açmakta ve gözlem noktalarında alınan sıvı örneklerinin kimyasal içeriklerinin konsantrasyonları değişmektedir. Özellikle radon, helyum, hidrojen, cıva, karbon dioksit ve diğer bazı uçucu maddelerin yoğunlukları aktif fayların yakınında anormal derecede artar ki, bu durum, fayların bu maddelerin yüzeye çıktıkları önemli alanlar olduğunu gösterir. Örneğin, Fransız Pireneleri’nde meydana gelen 5,2’lik depremden 4 gün önce buradaki bir kaynak suyundaki kurşun miktarının normalin 10 katına çıktığı ve bu yüksek seviyenin, yaklaşık depremden 8 gün sonrasına kadar devam ettiği tespit edilmiştir. Bu artış, farklı kurşun izotoplarındaki artışla birlikte gerçekleşmiştir. Kaynak sularının kurşun seviyesinde depremden birkaç gün önce ortaya çıkan önemli artışların, deprem habercisi olabileceği ve dikkatle takip edilmesi gerektiği bildirilmektedir. Bu yüzden fay hatlarındaki suların aralıklarla kimyasal analize tabi tutulmasının deprem tahmininde önemli yararlar sağlayacağı ileri sürülmektedir. Bununla birlikte, her ne kadar anormal kimyasal değişiklikler fay hatlarındaki sıvılarda yoğunlaşmaktaysa da bu değişikliklerin ortaya çıkışları beklenenden daha düzensiz dağılım göstermektedir.  Aynı zamanda bu anormal kimyasal değişikliklerin büyüklüğü, depremin büyüklüğü ve depremin yer yüzeyindeki merkezi arasında uyumlu bir bağıntı göstermemektedir ve bu etkilerin elde edilen verilerden ayıklanması gerekmektedir.   </p>

<p paraeid="{c46fcc14-2b01-4b29-b085-38b16b0b556d}{88}" paraid="789089764"><strong>7. DEPREM TAHMİNİ GAYRETLERİ VE ANORMAL HAYVAN DAVRANIŞLARININ ÖNEMİ   </strong>     </p>

<p paraeid="{c46fcc14-2b01-4b29-b085-38b16b0b556d}{100}" paraid="110984671">       Günümüzde, depremlerin yerkürenin hareketli kabuğunda biriken gerilmenin serbest kalmasından kaynaklanan doğal bir olay olduğu kabul edilmektedir. Depremlerin yıkıcı tabiatı, toprak kaymaları ve tsunamilere sebep olması nedeniyle insanoğlu, depremin gerçekleşme zamanını önceden kestirmek için uzun yıllardır, yaklaşık 2500 yıldır kafa yormaktadır. Anormal hayvan davranışları, anormal elektriksel olaylar, yer kimyasındaki yerel değişlikler gibi bazı olayların depremle ilişkili olduğu tarih boyunca ileri sürülmüştür. Bu olaylardan faydalanılarak depremlerin ne zaman olacağını tahmin etmek için pek çok girişimde bulunulmuştur.  Tarihi kayıtlar dikkate alınarak bazı depremlerin, belli bölgelerde belli aralıklarla tekrarladığı anlaşılmış ve muhtemel tekrarlama zamanlarıyla büyüklüklerine yönelik tahminlerde bulunmak amacıyla istatistiksel yöntemlerden de yararlanılmıştır. Bugüne kadar depremlerin yeri, ne zaman olacağı ve büyüklüğü hakkında kısa dönemli kesin bir tahminde bulunabilecek bir yöntem ne yazık ki geliştirilememiştir. </p>

<p paraeid="{c46fcc14-2b01-4b29-b085-38b16b0b556d}{140}" paraid="1221978663">Japonlar yayın balığının tehlikeleri haber verdiğine tarihleri boyunca inanmışlardır. Çinli otoriteler 58 hayvan türünden, özellikle yılan, kemiriciler ve yarasalardan deprem tahmininde yararlanılabileceğini dikkate alarak vatandaşlarına bunların depremle ilgili anormal davranışlarını anlatan kitapçıklar dağıtmışlardır. 1975 yılı şubatında Çin’in kuzey doğusundaki Haicheng şehrinde meydana gelen depremden önce kış uykusundaki yılanlar yuvalarını terk ederek toprak yüzeyine çıkmış, yeraltı suları yükselmiş, öncü şoklar artmış ve şehir 4 Şubatta boşaltılmıştır. Bölge, ertesi gün 7,5 büyüklüğünde bir depremle sarsımış ve tahmin edilenden (150.000 kişi) çok daha az insan zarar görmüş, 2000 kişi ölmüştür. Şehir boşaltılmasaydı ölü sayısı daha fazla olabilirdi.  Bu deprem tahmini, tarihte en başarılı deprem tahmini olarak bilinmektedir. Fakat 28 Haziran 1976 yılında Çin’in Tangshan kentinde meydana gelen 7,8 büyüklüğündeki ve 655.000 kişinin öldüğü depremden önce gözlenen anormal hayvan davranışları, yöneticiler tarafından dikkate alınmamıştır.  </p>

<p paraeid="{c46fcc14-2b01-4b29-b085-38b16b0b556d}{214}" paraid="994620689">Deprem öncesi anormal hayvan davranışlarıyla ilgili anlatılanlardaki en önemli problem, elde edilen bilgilerin depremden sonra kişilerin aktardıkları ve yoruma açık olan izlenimler olmasıdır. Tahminde başarılı olunan Haicheng depremindeyse, yetkililer bölgede yıllardır büyük bir deprem beklemekteydi ve deprem öncesi öncü şokların sayısı da anormal derecede artmıştı. Hayvanlar belli bir sebep olmadan anormal davranmamışlar ve hemen her gün meydana gelen sallantı ve öncü şoklara da tepki vermişlerdir. </p>

<p paraeid="{c46fcc14-2b01-4b29-b085-38b16b0b556d}{236}" paraid="591974379">Anormal hayvan davranışlarıyla depremler arasında bağıntı olabileceğine işaret eden anlatımların çok olması, yer kabuğunda deprem öncesi oluşan gerilmelerin tabiattaki bazı canlıların algılanabileceği belirtilere yol açabileceği düşüncesini doğurmaktadır. Nitekim bazı canlılar, deprem öncesi oluşan çevresel değişikliklere veya depreme yol açan yer hareketlerine tepki göstermektedir. Bununla birlikte, değişiklikleri algılayan hayvanların davranışlarında deprem öncesi ortaya çıkan anormalliklerle yakında gelecek olan deprem arasında bir bağıntı olduğu henüz bilimsel açıdan kabul bulmamıştır.  </p>

<p paraeid="{c46fcc14-2b01-4b29-b085-38b16b0b556d}{252}" paraid="2091162979">Daha önce gözlenen deprem öncesi anormal hayvan davranışları iki grupta toplanmıştır. Bunlar; depremden dakikalar veya saniyeler önce gözlenen davranışlar ve depremden haftalar veya günler önce gözlenen anormal davranışlardır. İnsanlar henüz algılamadan önce deprem öncesinde oluşan yer dalgalarına karşı hayvanların gösterdiği anormal tepkilerin fiziksel temelleri hakkında bazı teoriler ileri sürülmüştür. Örneğin, çoğu hayvan 200m/s hızla ilerleyen tsunamiden daha hızlı (330m/sn) ilerleyen ses altı frekanslardaki titreşimleri algılayabilmektedir. Bu mekanizma hayvanların neden 2004’teki Endonezya depreminde oluşan tsunaminin neden olduğu selden kaçtıklarını açıklayabilir. Zayıf şiddetteki öncü şokların oluşturduğu düşük frekanslı ses dalgaları ve titreşimler fil ve kuşlar tarafından algılanabilirken, kırılan kayaların oluşturduğu yüksek frekanslı dalgalarsa kemirgenler tarafından duyulabilir. Hayvanların deprem öncesi verdiği bazı tepkilerin açıklanması daha zordur. </p>

<p paraeid="{ea412217-861e-4e72-bd45-ab049ea84284}{17}" paraid="140634130">Balıklar, kuşlar ve diğer hayvanlar, yer kabuğunu şekillendiren gerilme dalgalarını, elektriksel ve çok zayıf olsa da manyetik alan değişikliklerini algılayabilirler. Yılanlar ve bazı böcekler kızılaltı ışınları algılayabilme yeteneklerine bağlı olarak çok küçük sıcaklık değişimlerini algılayabilmektedirler. Gerilme kuvvetine maruz kalan kayaların kızılaltı ışık yaydığı bilinmektedir. Nitekim Hindistan’daki Bhuj vilayetinde 21 Ocak 2001’de meydana gelen 7,9 büyüklüğündeki deprem öncesi oluşan kızılaltı anomalileri NASA’nın Terra uydusu tarafından tespit edilmiştir. Muhtemelen yılanlar meydana gelen yerel hareketler sonucu kayalarda biriken gerilmeyi görsel biçimde de algılayabilmektedir. </p>

<p paraeid="{ea412217-861e-4e72-bd45-ab049ea84284}{57}" paraid="69228910">Depremden önce yerin elektrik alanında oluşan sapmaların deprem öncesi kayaların sıkışmasından kaynaklandığı bilinmektedir. Buna “elektriksel alan teorisi” denir. Bu teoriye göre; yer katmanlarında biriken gerilme kuvvetleri, kayalardaki kuartz minerali gibi minerallerin elektrik yükleri oluşturmasına yol açar. Kristal yapıların üzerine uygulanan kuvvetle elektrik oluşmasına “piezo elektrik etki” denir (bunun en güzel örneği pilsiz çakmak manyetolarıdır). Son yıllarda ileri sürülen farklı bir elektriksel alan teorisindeyse, sıkışma ve gerilme sonucu yer katmanlarındaki minerallerin kristal yapısındaki eksi yüklü oksijen iyonları yerlerinden uzaklaşır ve geriye artı yüklü boşluk bölgeleri bırakır. İşte bu artı yüklü boşluk bölgeleri mineral taneciğinin yüzeyine doğru göç ederek yakındaki atomları iyonlaştırabilen güçlü bir elektriksel alan oluşturur. İyonlaşan bu atomlar atmosfere veya yeraltı suyuna yayılır. Havaya yayılan çok güçlü elektriksel alanlar hayvanlar tarafından algılanabilir. Biriken bu elektrik yükü, büyük depremlerden önce o kadar güçlü olabilir ki, komşu hava moleküllerini iyonlaştırır ve ışık parlamaları oluşturabilir. Bunun sonucu havada parlak ışık topları, yani “deprem ışıkları” görülür. Bu elektrik yükleri insan ve hayvanları olumsuz yönde etkileyerek kanda serotonin hormon seviyelerini yükseltir. Aşırı yüksek kan serotonin seviyeleri sinirliliğe yol açar ve anormal davranışlar ortaya çıkar.  Bu da deprem öncesi anormal hayvan davranışlarını açıklamaya yardımcı olabilir.  </p>

<p paraeid="{ea412217-861e-4e72-bd45-ab049ea84284}{105}" paraid="858568038">Suda yaşayan hayvanların elektrik alanını algılayabilme yetenekleri karadakilerden daha iyi gelişmiştir. Üstelik bazı deniz hayvanlarının elektriksel alanı algılayan özel organları (Lorenzini organı) vardır ve bunlarla bir voltun (V)  milyarda biri kadarlık elektrik alanının algılayabilmekte ve bu yeteneklerini birbirleriyle haberleşme ve yerleşim amacıyla kullanmaktadır. İtalya’nın L'Aquilla şehrinde 6 Nisan 2009’da meydana gelen 6,9 büyüklüğündeki deprem öncesinde, ortadan kaybolan kara kurbağalarını inceleyen Grant ve arkadaşlarının 2010 yılında yayımlanan “depremi tahmin eden kurbağalar” başlıklı makalesi basının epey ilgisini çekmiştir. Araştırıcılara göre bölgedeki kayaların gerilmesiyle oluşan yüklü iyonlar su kaynakları ve pınarların su kimyasını değiştirmiş ve kurbağalar bu değişime tepki vermişlerdir. Depremden birkaç gün öncesinde bölge atmosferinin iyonosfer katmanında meydana gelen güçlü iyonlaşmaya bağlı olarak şiddetli dalgalanmalar gözlenmiş ve bu dalgalanmalar da radyo sinyallerindeki bozulmalarla tespit edilmiştir. Gerilme ve bunun neden olduğu iyonlaştırıcı etki ortadan kalkınca su kimyası da normale dönmüştür. </p>

<p paraeid="{ea412217-861e-4e72-bd45-ab049ea84284}{149}" paraid="1356160627">Deprem öncesinde yerin manyetik alanında da önemli değişiklikler meydana gelmektedir. Bu çok düşük frekanslı değişiklikler, manyetik alanı algılayan güvercinler ve deniz kaplumbağaları gibi hayvanlar tarafından algılanabilir.  </p>

<p paraeid="{ea412217-861e-4e72-bd45-ab049ea84284}{169}" paraid="1197324718">Bir depremde 2 farklı sismik dalga meydana gelir. Bunlardan birincil dalga (P dalgası), daha yıkıcı olan ikincil dalga (S dalgası) yani yüzey dalgasından 1,7 kat daha hızlı hareket eder ve alttan gelen darbe şeklinde daha önce hissedilir. Hayvanların depremin ana şokundan önce gösterdikleri anormal davranışlar, alttan gelen birincil yani hızlı deprem dalgası olan P dalgasının yol açtığı elektriksel ve manyetik alanlarla, nem ve sıcaklık değişimlerini algılamalarından kaynaklanabilir. Bu algılama yeteneği sayesinde, örneğin depremin dış merkezinden (episantır) onlarca km uzakta yaşayan hayvanların depremin ana şokundan önce kaçabildikleri bildirilmiştir. Bilim adamları, hayvanların depremin birincil dalgası olan dipten gelen P-dalgasını, ikincil yani S-dalgasından çok önce algıladıkları konusunda hemfikirdir. Bununla birlikte insanoğlu, bu algılamanın mekanizması ve hayvanların bunlara nasıl tepki verdiği konusunda yine de sınırlı bilgiye sahiptir.   </p>

<p paraeid="{ea412217-861e-4e72-bd45-ab049ea84284}{255}" paraid="164566261">Yukarıdaki açıklamaların hepsi de akla yatkın görünse de, bilimsel yöntemlerle doğrulanmadıkça, ne yazık ki, birer teori olmaktan öteye geçememektedir. Buradaki zorluk, canlı bir organizmanın davranışında meydana gelen değişimlerin, önceden tahmin edilemeyen deprem gibi bir olayda test edilmesidir. Doğal veya hayvanat bahçesi ortamındaki hayvanlar, deprem anındaki tepkileri başka bir doğal etkiye karşı veriyor olabilirler ve bu ikisi rastgele çakışmış olabilir. Bu konuda laboratuvar ortamında yapılan gözlem sonuçlarıysa tutarsızdır. </p>

<p paraeid="{b84ee908-39fd-4432-a8f9-2834d3c49fbe}{28}" paraid="1381090771"><strong>8. YER HAREKETLERİNİN İSTATİSTİKÎ YÖNTEMLE DEĞERLENDİRİLMESİ VE DEPREM TAHMİNİNDE BİLGİSAYAR YAZILIMLARININ KULLANILMASI </strong></p>

<p paraeid="{b84ee908-39fd-4432-a8f9-2834d3c49fbe}{38}" paraid="449869653"> Bu istatistikî yöntemlerin uygulandığı bilgisayar yazılımlarının bazılarında söz konusu bölgenin tarih boyunca gözlenen depremselliği dikkate alınır. Bir bölgede tarih boyunca meydana gelen depremlerin tarihleri sisteme girilir ve yazılım, istatistiki ihtimaliyet hesapları yardımıyla muhtemel en yüksek deprem olma zamanlarını (MEZ) belirler.  Depremi birkaç saat veya hafta öncesinde tahmin etmeye çalışan anormal doğa olaylarından yararlanarak deprem tahmini yapılmaya çalışılan metotların aksine, istatistikî yöntemde tahminler ortalama bir zaman ölçeği içinde, birkaç yılı kapsayan zaman dilimini kapsayacak şekilde yapılır. Deprem merkezinin tahmini de birkaç yüz kilometreyi kapsar.  </p>

<p paraeid="{b84ee908-39fd-4432-a8f9-2834d3c49fbe}{62}" paraid="773578260">Yazılımlarda yerel yer hareketleri artışı, yerel deprem büyüklüğündeki değişiklikler, yer hareketlerinin kümelendiği bölge ve kümelenme zamanı ile yer hareketleri bakımından nispeten sakin geçen dönemler gibi faktörler dikkate alınır. Farklı tarihi deprem kataloglarının kullanıldığı en yaygın olarak kullanılan yazılımlar CN ve M8 bilgisayara yazılımlarıdır. CN yazılımı daha çok Amerika’ya özgüdür ve adından da anlaşıldığı gibi Kaliforniya ve Nevada bölgelerindeki depremler kataloglanarak geliştirilmiştir. M8 ise yukarıdaki bölgeler yanında küresel boyuttaki deprem kayıtları dikkate alınarak hazırlanmıştır. Bu iki bilgisayar yazılımı, Kaliforniya’daki Loma Prieta depremini (17 Ekim 1989, büyüklük 7,1) tahmin edebilmiştir. CN yazılımı depremi, 1986 yaz ortasından itibaren 4 yıl içinde, Kuzey Kaliforniya ve Kuzey Nevada’da 600X450 km alanda, 6,4 veya daha büyük olarak tahmin etmiştir.  M8 yazılımıysa aynı depremi, 1985’ten 5-7 yıl sonra Kaliforniya kıyısında, 800X600 km alanda, San Jose yakınında ve 7,0 büyüklüğünde şeklinde tahmin etmiştir.  </p>

<p paraeid="{b84ee908-39fd-4432-a8f9-2834d3c49fbe}{100}" paraid="1109253262">Yapay zeka uygulamasının depremlerin önceden tahmininde daha kesin sonuçlar verebileceği  umut edilebilir. </p>

<p paraeid="{b84ee908-39fd-4432-a8f9-2834d3c49fbe}{106}" paraid="1354276112"><strong>9. SONUÇ </strong></p>

<p paraeid="{b84ee908-39fd-4432-a8f9-2834d3c49fbe}{114}" paraid="1927848489">Depremin önceden tahmini sosyal bir zorunluluk olarak kabul edilmekteyse de üzerinde yıllardır çalışılmasına rağmen, bu konuda henüz tatmin edici sonuçlara ulaşılamamıştır. Deprem tahmininde asıl sorun,  kısa süre içinde deprem meydana geleceğinin belirlenmesinin toplum üzerinde oluşturacağı olumsuz etkidir. Yanlış tahmin çok yıkıcı toplumsal ve ekonomik sonuçlara yol açacağından, böyle bir işe girişmek oldukça riskli görülmektedir. Hatta bazı araştırıcılar doğada deprem öncesi gözlenen her türlü anormalliğin, her bir deprem için farklı olduğundan depremin önceden tahmin edilmesinin mümkün olmadığına dahi inanmaktadır. Bununla birlikte, son yıllarda yer kimyasında gözlenen anormalliklerle ve aynı zamanda anormal elektriksel faaliyet ölçüm sonuçlarıyla depremler arasında bağıntı tespit edilmesi, araştırıcıları umutlandırmıştır.  </p>

<p paraeid="{b84ee908-39fd-4432-a8f9-2834d3c49fbe}{198}" paraid="1818180634">Öte yandan, deprem tahmininde anormal hayvan davranışlarından yararlanılması konusu, hakkında çok önemli bulgu ve olumlu raporlar bulunmakla birlikte, henüz bilimsel yöntem kriterlerini tam olarak karışılmadığından bilimsel yöntemler arasında yer almamaktadır. Fakat her gerçek üç aşamadan geçer: önce alay edilir,  sonra şiddetle karşı çıkılır ve en sonunda kendini ispatlamış olarak kabul edilir. Bu durum dikkate alındığında, anormal hayvan davranışlarından deprem tahmininde yararlanılması konusunun henüz başlangıç aşamalarında olduğu anlaşılmaktadır.  </p>

<p paraeid="{864c6405-fe0e-4cfb-a2cf-8bc9ba7d05a4}{1}" paraid="660307178">  Bu nedenle deprem bölgelerinde yaşayanların bölgelerindeki evcil ve yaban hayvan türlerinin yayılımı ve mevsimlere göre gösterdikleri doğal davranışları hakkında bilinçlendirilmesi, ortaya çıkacak anormal davranışların ciddiyetle dikkate alınacağı merkezi bir takip ve kayıt sistemi oluşturulmasına acilen ve şiddetle ihtiyaç vardır. Çin bunu yıllar önce başarmış ve binlerce vatandaşının hayatta kalmasına yardımcı olmuştur. Günümüz iletişim ve haberleşme imkânlarıyla bunun başarılması fazla zor olmasa gerektir.  <br />
 </p>

<p paraeid="{864c6405-fe0e-4cfb-a2cf-8bc9ba7d05a4}{37}" paraid="1213825919"><strong>KAYNAKLAR </strong></p>

<p paraeid="{864c6405-fe0e-4cfb-a2cf-8bc9ba7d05a4}{43}" paraid="1241700831">1.  Aştı RN, Çelik İ (1991). Kuşlar yönlerini yerin manyetik alanından yararlanarak mı bulmaktadırlar? Bilim ve Teknik. Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu Dergisi. Ocak 1991: 10-12. </p>

<p paraeid="{864c6405-fe0e-4cfb-a2cf-8bc9ba7d05a4}{62}" paraid="1338204943">2.  Bhargava N, Katiyar VK, Sharma ML, Pradhan P (2009). Earthquake prediction through animal behavior: A Review. Indian Journal of Biomechanics: Special Issue (NCBM 7-8 March 2009):159-165. </p>

<p paraeid="{864c6405-fe0e-4cfb-a2cf-8bc9ba7d05a4}{72}" paraid="1485282161">  3. Bhattacharya S. Shrivastava A and Gwal AK (2004).  Ground based methodology for determining Ultra Low Frequency (ULF) electromagnetic emissions associated with seismic activity. IAGA WG 1.2 on Electromagnetic Induction in the Earth, Proceedings of the 17th Workshop. PP:1-4. Hyderabad, India, October: 18-23. </p>

<p paraeid="{864c6405-fe0e-4cfb-a2cf-8bc9ba7d05a4}{106}" paraid="1862913712">   4. Fidani C, Freund F and Grant R (2014). Cows come down from the mountains before the (Mw = 6.1) earthquake Colfiorito in September 1997; A single case study. Animals. 4:292-312. </p>

<p paraeid="{864c6405-fe0e-4cfb-a2cf-8bc9ba7d05a4}{132}" paraid="1408450657">   5. Harnett C (2012). To what extent can animals aidearthquake prediction?   Young Scientists Journal, 12:60-65.  </p>

<p paraeid="{864c6405-fe0e-4cfb-a2cf-8bc9ba7d05a4}{150}" paraid="1955542383">   6. Hayakawa m, Hiroyuki H,  Ohtani N, Ohta M, Tosa S, Asano T, Schekotov  A, Izutsu J, Potirakis SM, Eftaxias K (2016) On the precursory abnormal  animal behavior and electromagnetic effects for the Kobe Earthquake (M~6) on April 12, 2013. Open Journal of Earthquake Research, 2016, 5:165-   171. </p>

<p paraeid="{864c6405-fe0e-4cfb-a2cf-8bc9ba7d05a4}{172}" paraid="399061847">   7. Kalafatçıoğlu A 1967 Sakarya depremine ait kısa not.   https://docplayer.biz.tr/14757939-1967-yili-sakarya-depremine-ait-kisa-not.html. </p>

<p paraeid="{864c6405-fe0e-4cfb-a2cf-8bc9ba7d05a4}{192}" paraid="2106835152">   8. Kirschvink JL (2000) Earthquake Prediction by Animals: Evolution and Sensory Perception. Bulletin of the Seismological Society of America, 90, 2: 312–323. </p>

<p paraeid="{864c6405-fe0e-4cfb-a2cf-8bc9ba7d05a4}{200}" paraid="228716700">   9. Lakshmi KR, Nagesh Y and Krishna MW (2014) Analysis on predicting earthquakes through an abnormal behavior of animals. International Journal of Scientific & Engineering Research. 5,4:845-857. </p>

<p paraeid="{864c6405-fe0e-4cfb-a2cf-8bc9ba7d05a4}{212}" paraid="845596204"> 10. Li JZ, Bai ZQ, Chen WS, Xia YQ, Liu YR, and Ren ZQ(2003)  Strong earthquakes can be predicted: a multidisciplinary method for strong earthquake. Hazards and Earth System Sciences. 3: 703–712. </p>

<p paraeid="{864c6405-fe0e-4cfb-a2cf-8bc9ba7d05a4}{240}" paraid="683364894">  11. Miles RN, Cocroft RB (2022) A biological model for directıonal sensing of seismic vibration. https://www.researchgate.net/publication/228400271 </p>

<p paraeid="{5baca542-e34e-4869-be85-8c3c128c5810}{12}" paraid="1534378411"> 12. Polyakov YS, Ryabinin GV, Solovyeva AB, Timashev SF (2014) Is It Possible to Predict Strong Earthquakes? https://arxiv.org/ftp/arxiv/papers/1503/1503.05873.pdf  </p>

<p paraeid="{5baca542-e34e-4869-be85-8c3c128c5810}{28}" paraid="72311505"> 13. Sidorin A (2003) Search for earthquake precursors in multidisciplinary data monitoring of geophysical and biological parameters. Natural Hazards and Earth System Sciences: 153–158. </p>

<p paraeid="{5baca542-e34e-4869-be85-8c3c128c5810}{42}" paraid="645330371">  14. https://www.sms-tsunami-warning.com/pages/richter-scale. Ulaşma tarihi:13.08.2025 </p>

<p paraeid="{5baca542-e34e-4869-be85-8c3c128c5810}{56}" paraid="457852837">15. Yamauchi H, Uchiyama H, Ohtani N and Ohta M (2014) Unusual animal  behavior preceding the 2011 earthquake off the Pacific Coast of Tohoku, Japan: A way to predict the approach of large earthquakes. Animals 2014, 4, 131-145.  </p>

<p paraeid="{5baca542-e34e-4869-be85-8c3c128c5810}{80}" paraid="147449898">16. Zafar A (2017). Role of unusual behavior of animals in contribution to earthquake prediction for less developed countries. Journal of Built Environment, Technology and Engineering. 2, March:26-32.  </p>
]]></content:encoded>
<author>İlhami Çelik</author>
<link>https://www.geyve.com/yazarlar/ilhami-celik/deprem-oncesi-anormal-tabiat-olaylari/122/</link>
<pubDate>Sun, 14 Sep 2025 12:57:33 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>"Kalk baba, kabrinden kalk!" Geyve Boğazı yanıyor!</title>
<content:encoded><![CDATA[<p><b>Vakti olmayanlar için yazının özüdür:</b></p>

<p>“Seyitgazi’de gönüllü (ve görevli) olarak orman söndürürken ateşler arasında kalarak can veren ‘<b>on bir güzel insana</b>’ rahmet diliyorum. Hepimize yurtseverlik dersi verdiler. Ebedî vatanları ‘cennet’ olsun.</p>

<p>Ağaçlarla (ormanla) iç içe yaşayanların özellikle yaz aylarında yangın riskiyle, tedirginliğiyle, korkusuyla baş etmek zorunda olduklarını anlamış ve öğrenmiş bulunmaktayız. Bu nedenle kışa hazırlık yapar gibi yaza da tedarikli girmemiz gerekiyor artık.</p>

<p>Kışın yol açma, tuzlama, kar küreme neyse, yazın da yüksek gerilim hatlarının elden geçirilmesi, baz istasyonu trafolarının sıcağa dayanıklı hâle getirilmesi, tarlada/bahçede çalışanların yangına karşı bilinç düzeylerinin arttırılması, piknik yapmanın yasaklanması veya bu kadim yemek kültürümüzün yangına neden olmayacak şekilde organize edilmesi, ormana giriş ve çıkışların kontrol altına alınması ve ulusal sorunumuz olan çöp bahsinin (cam, cam şişe, cam kırığı, teneke kutu vb.) sıkı bir denetime tabi tutulması gerekiyor.</p>

<p>Ve hayatımıza yeni bir kavram giriyor: <b>Yaz hazırlığı.</b></p>

<p>Kuraklığa, sıcağa, yangına, yani yaza tedarikli girmek demek bu. Yangınları da deprem gibi tetikte ve diken üstünde beklemek başka bir ifadeyle. Öncelikle çıkmasını engellemek, çıkınca hızlı bir şekilde müdahale etmek, büyürse en gelişmiş hava-yer araç ve gereçleriyle söndürme faaliyetlerine başlamak.</p>

<p>Hepsinden önemlisi ormanı, insanı, hayatı sevgi ve dikkat korur, bilinçli yöneticiler ve bireyler yaşatır.”</p>

<p><b>Kaç gündür Karaçam’dan Bilecik’e kadar Geyve Boğazı yanıyor.</b></p>

<p>Babam ağaçları çok severdi. Ağaçlarla ilgili yaşadığı bir üzüntüden sonra kendisine gelemedi ve rahmet-i Rahman’a kavuştu. Ağaç dikmeyi, yetiştirmeyi, budamayı, aşılamayı bir Peygamber öğüdü olarak görür, Efendimizin “<b>Kıyametin kopacağını bilseniz dahi elinizdeki fidanı dikiniz.</b>” sözünü dilinden düşürmezdi. Mezarının hemen karşısında feryat ede ede yanan ağaçları ve canlıları iyi ki görmedi, duymadı.</p>

<p>Mavileri bir kenara bırakırsak Türkiye’nin en yeşil ve stratejik boğazlarından biri Geyve Boğazı’dır. (Bugün de yeşil Bursa yanıyor, ne diyeceğimi bilemiyorum, çok üzgünüm. 27.07.2025) Bu boğaz, başta yangın olmak üzere toprak-kaya kaymalarından (heyelan) tutun ani su baskınlarına kadar birçok tehlikeyi bünyesinde barındırıyor. Bölge halkının, bu gerçeği unutmadan yaşaması gerekiyor. Son yıllarda diğerlerini unutturacak derecede öne çıkan afet maalesef orman yangınları! Son üç beş gün içinde bu bölgede büyüklü küçüklü “on”dan fazla yangın çıktı ve çıkmaya devam ediyor. Biçerdöver kullanan birinin içtiği sigarayı tarlaya atmasıyla çıktığı söylenen <b>Taraklı</b>’daki yangın ile <b>Geyve-Pamukova</b> arasındaki ağaçlık alanda sebebi henüz bilinmeyen yangından sonra bir yangın da <b>İlimbey, Karaçam, Doğançay ve Nuruosmaniye</b> dağlarını içine alan bölgede çıktı. (23.07.2025 Çarşamba) Köyde konuşulanlara bakılırsa bu yangın, baz istasyonu trafosunun patlamasıyla çıkmış görünüyor. Evimizin karşısındaki tepelerin üstünde Hiroşima’yı andıran dağ büyüklüğündeki kara bulutları görünce ne yapacağımı şaşırdım ve bugüne kadar benzerini yaşamadığım bir acziyet hissettim. Her türlü bitki ve canlı türünü içinde barındırıp bütün boğaz köy ve kasabalarına hayat veren sağlı sollu ormanlar olmadan bu topraklarda doğup büyüyenler yaşayamazlar. Bozkırda veya çorak arazide hayata gözlerini açanlara yeşil vatana duyduğumuz bu sevdayı anlatamazsınız. Bu nedenle orman yangını, evimizin en güzel odasının bütün tablolarıyla, kitaplarıyla, kilimleriyle, halılarıyla ve maviye boyanmış duvarlarıyla yok olması demek bizim için. Ormanlar bir dış dünya unsuru değil, evimizin, oturma odamızın, mutfağımızın, balkonumuzun devamı demektir bizde. Evimizin huzura ve yeşile açılan kapılarıdır onlar. (Bıçak kemiğe dayandı, artık evler de yanıyor…)</p>

<p><b>Çocukluğumda da birkaç yangın gördüm.</b></p>

<p>Cami minaresinin ezanlar dışında iki nedenle kullanıldığını hatırlıyorum. Biri vefat edince okunan salâlar ile olağanüstü durumlarda yapılan duyurular. Yaz aylarında, normal zamanlar dışında cami minaresinden gelen hoparlör sesinin içimize düşürdüğü korkuyu bir biz biliriz. Minarelerden halka duyurulan yangın felaketiyse en kısa sürede jandarmalar eşliğinde, kazmalarımızı, küreklerimizi, baltalarımızı, sopalarımızı alarak koşar adımlarla varmaya çalışırdık yangın bölgesine. Daha önce yangın görmüş büyüklerimiz yol boyunca tersten esebilecek rüzgârlara ve alevlere karşı bizi uyarmayı ihmal etmezlerdi. Çocuk denecek yaşta, yangının önünü kesmek/almak için kazılan toprağa kazma sallayanlardan biri de bendim. O korkunun, tedirginliğin, dumana ve ateşe maruz kalmanın, susamanın ne demek olduğunu yaşamayan bilemez. Köydeki dedikodulara göre yangın, yaz aylarını, hayvanlarını beslemek için yaylada geçiren veya orman içlerindeki fındık bahçelerini temizlemeye giden insanların dikkatsizliğinden çıkıyordu. (Bu satırları yazarken telefonum çaldı. Karşımda çocuk yaşlarda yangın söndürmeye götürülmüş bir dostum vardı. Elinde baltayla ağaçları budayarak yangının yayılmasını engellemeye çalışırken iki ateş arasında kaldığını, korktuğunu ve o korkuyla oradan ayrıldığını anlattı. Hikâyeler benziyordu: Çocukluk, ateş, korku.)</p>

<p><b>Günümüzün yangınları eski yangınlara benzemiyor.</b></p>

<p>Beklenmeyen bölgelerde çıkabiliyor ve hızla büyüyor. Bu nedenle, yüksek gerilim hatlarının geçtiği yerlerle baz istasyonlarının bulunduğu alanlar gözlem altında tutulmalıdır. Demir ve kara yolu yapımındaki ateşlemelerde özenli davranılmalıdır. Açık alanlarda, ateş veya kıvılcım saçan işlerle iştigal edenlerin dikkati elden bırakmamaları gerekir. (Şu anda üstümden yanan yerlere su taşıyan bir helikopter geçiyor…) Kasıtlı çıkarılanlar dışında, yukarıda saydığımız nedenlerle de söndürülmesi çok zor yangınlar çıkabiliyor. Bu yangınlar, zamanında müdahale edemezseniz kısa sürede, insan aklının almayacağı kadar geniş bir coğrafyaya yayılıyor, sadece ateşiyle değil, dumanıyla da bütün insanları ve canlıları nefes alamaz hâle getiriyor.</p>

<p>İdeal olanı yangının çıkmasını engelleyecek her türlü tedbiri öngörmek ve almaktır ama her türlü tedbiri aldıktan sonra çıkan ve büyüyen yangınlarla nasıl baş edeceğiz, bunları en kısa sürede nasıl söndüreceğiz? Yangın bahsinde en temel soru bu olsa gerek.</p>

<p><b>Her bölgenin yangına müdahalede kendine göre olumlu ve olumsuz yanları vardır.</b></p>

<p>Geyve Boğazı ve buraya yakın yerler için konuşmak gerekirse Sakarya Nehri’nin, nehir üzerindeki barajların ve bu bölgedeki göllerin (Sapanca, İznik, Poyrazlar vb.) suları yangın söndürmede öncelikli olarak ulaşılabilir ve kullanılabilir konuma getirilmelidir. Uçaklar, helikopterler veya insansız hava araçları suyu nereden ve nasıl alacaklarını önceden bilmeli ve böylece haber alınan veya ihbar edilen yangınlara en kısa sürede müdahale edebilmelidir. Denize, akarsuya, göle uzak yerlerde yangınlara müdahalede geç kalmamak için su depoları yapılabilir ve bu depoların yanında/yakınında suyu en kısa sürede yangın mahalline ulaştıracak araçlar ve insanlar hazır bekletilebilir. Bu ve benzer hazırlıklar yapmanın kışın yolları tuzlamaktan, kardan temizlemekten, trafiğe uygun hâle getirmekten bir farkı kalmadı artık.</p>

<p><b>Hepimizi şaşırtan ve art arda çıkan bu yangınların çıkma nedenleri neler olabilir?</b></p>

<p>Son yıllarda gençler arasında motosiklet kullanımının yaygınlaştığını ve sıkça kazalar yaşandığını biliyoruz. Bu kullanımın, toplumun genelini etkileyen tarafları da ortaya çıkmaya başladı. Egzoz patlatan gençlerin çıkardığı gürültüden dolayı yol kenarlarında oturamaz, konuşamaz hâle geldik. Bu motorluların bir kısmının özellikle geç saatlerde, orman içinde veya kenarındaki mesire alanlarına gittiklerini, buralarda şişeli içecekler tükettiklerini, sonrasında bu şişeleri yol kenarlarına ve orman içlerine attıklarını sanırım duymayan/bilmeyen kalmamıştır. Yöre halkını rahatsız eden bu durumun yetkililer tarafından dikkate alınmasının, yangınların görünmeyen nedenlerinden birini ortadan kaldıracağını düşünüyorum.</p>

<p>Yaz aylarında, ormanlara giriş ve çıkışların kontrol altına alınmasının yanı sıra ana güzergâhta (şehirlerarası yollarda) yerleşim yerleri ve dinlenme tesisleri dışında arabaların mola vermeleri (durmaları) konusunda da dikkatli olmamız gerekiyor. Fikirlerimin insan hakları ve özgürlükleri bağlamında eleştiri alacağını biliyorum ama kimse kusura bakmasın yangınları önleyeceksek, her ayrıntıyı masaya yatırmak, bu ve benzeri tedbirleri düşünmek zorundayız. (Halkta, yangınların kasıtlı çıkarıldığı yönünde bir kanaat oluşmaya başladı ki bahsin bu yönünü araştırmak konunun uzmanlarının işidir ve meselenin bu yönü bizi aşacak derinliktedir.)</p>

<p><b>Kimse alınmasın, yazmak zorundayım.</b></p>

<p>Köydeki evim okulun ve halı sahanın hemen yanında. Her gün onlarca su şişesi, meyve suyu/gazoz kutusu, çerez ve kullanım poşeti toplamaktan yoruldum ama çocuklar ve gençler defalarca uyardığım hâlde çöplerini çöp konteyneri yerine ortalığa atmaktan vazgeçmediler. Meslektaşlarım ve spor eğitmeni dostlarım eğitim ve spordan önce yaşadığımız yeri/mekânı temiz tutma konusunda öğrencilerine örnek olamazlar mı, yol gösteremezler mi, en azından nasihatte bulunamazlar mı?</p>

<p>Şunu söylemeye çalışıyorum, yangını söndürmek için alınan veya alınacak tedbirlerden önce, yangının çıkmasını engelleyecek uygulamalara başvurmalıyız. İnsan da, ağaç da, diğer canlılar da sevgiyle korunur. Çocuklara ve gençlere bu sevgiyi geçirmenin yolu öncelikle onlara örnek olmaktan, sanatın eğitici ve öğretici gücünü kullanmaktan geçiyor. Ağaç ve orman sevgisini anlatan/aşılayan romanlar, şiirler, hikâyeler, denemeler okutarak, anlatarak, onlara bu sevgiyi fark ettirmeliyiz. Lise yıllarında orman bayramında yazdığım bir şiirle il genelinde dereceye girdiğimi, dönemin tümen komutanı Nezihi Çakar’ın elinden ödül aldığımı, bu takdir edilmenin bendeki ağaç sevgisini geliştirip attırdığını bu bahse örnek olarak verebilirim. Bireylerin hayatında, onların bir ömür unutamayacakları güzellik köşeleri açmalıyız, doğayla ve doğadaki canlılarla ilgili, söylemeye çalıştığım bu.</p>

<p>Okullarla birlikte camiler ve din görevlileri de orman ve ağaç sevgisinin yaygınlaşmasına aracılık etmeli, retorik söylemlerin ötesine geçip yaz kurslarının bir kısmını bu konuya ayırmalıdır. Sözle değil uygulamayla, gerekirse ağaç dikerek, sulayarak ve dilsiz varlıklara yiyecek vererek, dağıtarak.</p>

<p><b>Başka neler yapılabilir?</b></p>

<p>Orman köylerinde yangınlara ilk müdahale ekipleri oluşturulabilir ve belli bölgelerde itfaiye arabaları hazır bekletilebilir.</p>

<p>Orman görevlileri (korucular) benim çocukluğumda ormanda yatar ormanda kalkarlardı, bu tür uygulamalara sadece kaçak ağaç kesimlerini denetlemek için değil, yaz aylarında yangınları zamanında fark etmek ve büyümeden söndürmek için de devam edilmelidir.</p>

<p>Bu bölgede yaşayanlar çiftçilik, meyvecilik ve hayvancılık yaptıkları için yazlarını tarla ve bahçelerde geçiriyor. Tarla ve bahçe işlerinde her anlamda dikkatli olmak gerekiyor. Bu nedenle önce halkın bilgilendirilmesine sonra yangına ilk müdahale unsurlarının her önemli kavşakta oluşturulmasına ihtiyaç var.</p>

<p><b>Yangın söndürme ekibinden biri anlatmış.</b></p>

<p>Doğançay’da hızlı tren demiryolu için açılan tünelin üstünde -elektriklerin kesilmesinin hemen akabinde- çıkan yangında, yangının başka bölgelere sıçramasının nedenlerinden biri, bir “kuş”muş. Ateşler ortasında kalan bu kuş kaçmaya çalışmış, tutuşan kanatları yüzünden ancak bir miktar uçabilmiş ve sonrasında kendini yere bırakmış. Kuşun düştüğü yer kısa sürede ateş topuna dönüşmüş ve yangının yayılmasının nedenlerinden biri buymuş. Ormanla birlikte sadece ağaçlar değil karıncalar, sincaplar, tavşanlar, kirpiler, kaplumbağalar, yuvalarında uçmayı yeni yeni öğrenmeye başlayan yavru kuşlar da yanıyor. Ormanı evi olarak benimsemiş canlılar yanıyor hem de diri diri yanıyor. Yangının yerleşim yerlerine ulaştığı bölgelerde ahırdaki, ağıldaki hayvanlar yanıyor, ağlaya ağlaya yanıyor, feryat ede ede yanıyor. Böyle durumları kayıt altına alan videoları izleyemiyorum. Hepimiz suçluyuz, korumamız gereken varlıkları, canlıları koruyamadığımız, yaşatamadığımız için, kendi dışımızdakileri sevmeyi bir türlü beceremediğimiz, öğrenemediğimiz için.</p>

<p>Olmuş ve olacak bütün yangınların ve kötülüklerin faili ve maznûnu biziz.</p>

<p><b>Birçok şehrin ve yazarın kaderini yangınlar belirledi.</b></p>

<p>Çocuk yaşta Fatih’teki evleri yanan Mehmet Akif’in Balkanlar için kopardığı feryattan birkaç kelimeyi başlığa aldık. Âkif gibi ailece yangın felâketini yaşayan Tanpınar’ı, Necatigil’i, Ahmet Ağaoğlu’nu rahmetle anıyoruz. (Seyitgazi’de asrımıza anlam katan kahramanların hatırası önünde saygıyla eğiliyoruz.) İstanbul yangınlarından mülhem olduğunu düşündüğümüz Hüsn ü Aşk için Galip Dede’ye minnetlerimizi iletiyoruz. Bile bile orman yakmanın insan yakmaktan farkı olmadığını hatırlatarak sözlerimizi bağlıyoruz.</p>

<p><b>Son not:</b> Birçok ağaç türünü içinde barındıran ormanlarıyla Marmara’nın oksijen deposu olan Adapazarı’nda iki güzide üniversitemiz var. Bu üniversitelerde şehrin sanayi kuruluşlarına kılavuzluk yapan “mühendislik fakülteleri” var. Yine şehrin zirai altyapısına, birikimine bilimsel çalışmalarıyla öncülük eden “ziraat fakültesi” var. Arifiye’deki bu fakültenin Geyve ile Pamukova arasına Sakarya Nehri’nin kenarına kurulmasını hayal etmiştim ama büyüklerimiz Arifiye’yi uygun gördüler. Adapazarı’nda orman fakültesi var mı bilmiyorum, internet üzerinden üniversitelere baktım bulamadım, gözümden kaçmış olabilir. Orman yangınlarından orman fakültesine geçer gibi olduysak kusurumuza bakılmasın. Sanatla beslenmeye (incelmeye) ve bilimle aydınlanmaya (insanca/kardeşçe yaşamaya) inanıyorum.</p>
]]></content:encoded>
<author>Muharrem Dayanç</author>
<link>https://www.geyve.com/yazarlar/muharrem-dayanc/kalk-baba-kabrinden-kalk-geyve-bogazi-yaniyor/121/</link>
<pubDate>Tue, 29 Jul 2025 09:52:54 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Ormanlarımız saldırı altında</title>
<content:encoded><![CDATA[<p>Yanan ormandan gelen çığlıklar ve önüne geleni yakarak, yutarak yükselen alevler, cehennem bu olsa gerek. Yanarak can veren yaban hayvanlarının çığlıkları insanda travma yaratacak boyutta. Yapılan müdahaleler yetmiyor, yangın yok ede ede yayılıyor.</p>

<p>    20 Temmuz günü Geyve – Hacılar köyü ile Taşoluk köyleri bölgesinde başlayan orman yangını bölgeye yayıldı. Yine komşu köylerden Kozan Köyü ve Bozören köyleri ormanlık alanlar ve bir çok zeytinlik, meyve bahçesi ve buğday tarlaları ile Taşoluk köyünde bazı evler yanarak kül oldu.</p>

<p>     Daha sonra Bilecik-Osmaneli ilçesi köylerine yönelen yangın, Geyve’nin Taşaoluk ve Hacılar köylerinden sonra Osmaneli’ye bağlı Ceceler köyü’ne sıçradı. İlerlemesi durdurulamayan alevlerin tehdit ettiği Osmaneli’nin Kızılöz, Borcak, Kazancı ve Büyükyenice köyleri boşaltıldı. Köylerin bir kısmı alevlere  teslim oldu.</p>

<p>   22 Temmuz günü, Söğütlü’nün Kantar mahallesi bölgesinde, yine aynı gün Poyrazler- Kömürlük Köyleri ormanlık alanda çıkan yangınlara müdahale edildi, neyse ki buralardaki yangın kontrol altına alınıp soğutma çalışmalaları devam ediyor.</p>

<p>    Yangın afeti yaşayan bölge insanlarımıza geçmiş olsun diyoruz. Bir daha böyle  acılar yaşanmasın diyoruz. Diyoruz da, bu sene kaçıncı yangın? Yangın bölgelerinde yaşayanlarla konuştuğumuzda aynı anda farklı üç dört yerde yangın başladığı beyanlar var. bazı yerlerde ormanı kasıtlı yakarken kamera görüntüleri var. kasıtlı yangın çıkaranlardan jandarmanın polisin yakaladıkları zanlılar var.  Bunlardan tutuklanıp cezaevine atılanlar var.</p>

<p>     Ormanlarımız saldırı altında.  Düşman zayıf noktadan saldırıyor. Saldırıya açık olursan saldırır. Ekonomiye saldırıyorlar. Millet perişan, yoksullar ülkesine döndük. Tarıma ve hayvancılığa saldırıyorlar. Kendine yeten bir ülkeydik, şimdi hemen hemen her şeyi ithal ediyoruz.</p>

<p>   Geçen yıl fındık tarımı başta olmak üzere kokarca denilen böcekle saldırdılar. Üreticiler hala mücadele etmeye çalışıyor.  Yıllar önce 70’li yılların ikinci yarısıydı, patates böceği ile Türkiye’de patatesçiliği bitirme noktasına getirdiler. Geçtiğimiz yıllarda elektriğe saldırdılar, Türkiye’nin elektriğini bir anda kestiler. Eğitime saldırıyorlar. Zayıf noktalarımızı gördükleri an saldırıya geçiyorlar.</p>

<p>     Bu kadar mı savunmasız kaldık? Hani dünya devleti diyorduk. Gücümüz, enerjimiz nereye harcanıyor? Egemenliğimize saldırıyorlar. Dünya tarihinin en şerefli milli mücadelesini vererek kurduğumuz Türkiye Cumhuriyeti’nde egemenliğimize ortakçılar çıkıyor sahneye.</p>

<p>    Su uyur düşman uyumaz. Savunmasız bırakılan her alan, her şey saldırıya uğrar. Yakın tarihimizde buna örnek çoktur. Ders çıkarmak gerekir. Bir tanesini paylaşayım sizlerle. Yıl 1911, henüz Osmanlı devletimiz ayakta. Hiçbir neden yokken İtalyanlar Trablusgarp’a saldırdılar. Yani bu günkü Libya’ya. Çünkü deniz kuvvetlerimiz orayı savunacak güçten düşmüştü. Orayla da yetinmediler, Ege denizinde 12 adalar diye tabir ettiğimiz adaları işgal ettiler ve Çanakkale boğazına dayandılar. Bunu fırsat bilen Yunanistan, Bulgaristan ve Sırbistan balkanlardan saldırdılar. İtalyanlarla anlaşma yapmak zorunda kaldık  uşi antlaşmasıyla hem Trablusu, hem 12 adaları İtalyanlara bırakmak zorunda kaldık. Balkanlarda da yenildik. Düşman üç ülke İstanbul’a kadar geldi, Edirne resmen işgal edildi. Neyse ki daha sonra kendi aralarında bizden aldıklarını paylaşamayınca bir fırsattan istifade Edirne’yi geri alabildik.</p>

<p>    Bu işler tarih boyunca böyle seyretmiştir. Bugün de böyledir. Savunmasız olduğumuz anlaşıldığı an vatan topraklarını işgale kalkışacak düşman sayısı epey fazla. Şöyle etrafımıza baksak çoğunun hemen yanıbaşımızda olduğunu görebiliriz.</p>

<p>    Devleti yönetenlerin görevi devleti, milleti, varlıklarımızı, emeğimizi, bize ait ne varsa korumaktır. Bu ülkede ne varsa hepsi bizimdir. Bizim olanı devleti yönetenler korumak için yemin etmişlerdir. Yeminlerini tutmaya davet ediyorum.</p>

<p>     Ormanlarımız vatandır. Vatanı korumak namus borcudur. Bu ülkenin, bu milletin buna gücü vardır.<br />
<br />
<strong>Ali Çetinkaya</strong></p>
]]></content:encoded>
<author>Ali Çetinkaya</author>
<link>https://www.geyve.com/yazarlar/ali-cetinkaya/ormanlarimiz-saldiri-altinda/120/</link>
<pubDate>Thu, 24 Jul 2025 11:20:26 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Siyasete Not 4: Büyük Ortadoğu ve Türkiye</title>
<content:encoded><![CDATA[<strong>SİYASETE NOT 4 : BÜYÜK ORTADOĞU VE TÜRKİYE<br />
Eskinin Ölmediği, Yeninin Doğmadığı Bir Dünya: İran İsrail Savaşı</strong><br />
<br />
Eskinin ölmediği, yeninin ise henüz doğmadığı bir zaman diliminden geçiyoruz. Bir eşikteyiz. Dünya, kuralsız bir yeni dengeye doğru evriliyor. Ortadoğu’da ise bu dönüşüm daha sarsıcı, daha kanlı yaşanıyor. İsrail’in İran’a yönelik saldırılarını tüm boyutlarıyla değerlendirmeden önce, Türkiye’nin bu kriz denklemindeki yerini ve gelecekteki stratejik pozisyonunu anlamaya çalışmalıyız. Ama her şeyin başında kabul etmemiz gereken çıplak bir gerçek var: Ortadoğu’da İsrail hiçbir zaman yalnız değildir. Her daim yanında Amerika Birleşik Devletleri vardır.<br />
<br />
ABD’nin 5. Filosu, Bahreyn açıklarında konuşlanmış durumda. Yaklaşık 2,5 milyon mil karelik bir alanı Basra Körfezi, Kızıldeniz, Arap Denizi ve Hint Okyanusu’nu denetim altında tutan bu askeri varlık, Washington’un üç temel stratejik hedefi için bölgede kalıcılığını sürdürüyor: İsrail’in güvenliğini sağlamak, petrol akışının kesintisiz olmasını teminat altına almak ve bölgeye ABD dışındaki aktörlerin hâkim olmasını engellemek.<br />
<br />
Bu stratejik tabloda İran’ın elindeki en büyük koz hiç kuşkusuz Hürmüz Boğazı’dır. Dünya petrolünün yüzde 20’sinin geçtiği bu dar geçit, küresel enerji arzının en kritik kilididir. İran’ın burayı kapatması, sadece bölgesel bir krizi tetiklemekle kalmaz; küresel ekonomi şok dalgalarıyla sarsılır. Petrol ve doğalgaz fiyatlarında patlamalar yaşanır, enflasyonun yeni bir küresel dalgası kaçınılmaz hale gelir. Bu durum, özellikle enerji bağımlılığı en yüksek olan ülkelerden Çin için bir felakete dönüşebilir. İran’ın en büyük müttefiki olan Çin, kendi ekonomik sürdürülebilirliği adına böyle bir kesintiye tahammül edemez. Dolayısıyla Tahran’ın elindeki bu kart, bir yandan güçlü bir koz olsa da, öte yandan kullanımı sınırlı bir tehdit aracıdır.<br />
<br />
Peki İsrail’in saldırılarının nihai amacı ne? Bu sorunun yanıtı tek cümlede gizli: İran’da rejim değişikliği. Mevcut molla rejiminin ömrünü tamamladığını ve artık tasfiye sürecine girildiğini söylemek abartılı olmaz. Son dönemde düzenlenen operasyonlar, sadece bazı askeri hedefleri değil, doğrudan rejimin kurumsal hafızasını hedef aldı. İran topraklarına sızan İsrail istihbaratı, İHA üsleri üzerinden yatak odalarına kadar ulaştı. Rejim kadrolarına yönelik suikastler, yalnızca fiziksel değil psikolojik olarak da rejimi çökertmeyi hedefliyor.<br />
<br />
Unutulmamalı ki, geçtiğimiz yıl İran istihbaratının İsrail masasında görevli üst düzey bir ismin Mossad ajanı çıkması, ülke içindeki çözülmenin boyutunu açıkça gösterdi. Bu gelişme, sadece İran için değil, bölgedeki tüm ülkeler için bir uyarı niteliğinde. Türkiye de bu örnekten ders çıkarmalı.<br />
<br />
1979 yılında Air France uçağıyla Paris’ten Tahran’a dönen Humeyni’nin ilk sözleri, “Siyonist İsrail haritadan silinecek” oldu. Ardından Batı’yı “şeytan” ilan etti. Ancak rejimin temelleri atılırken çekilen bazı fotoğraflar Humeyni’nin şükür namazı kılarken arkasında bir ABD büyükelçisi ve hahamın bulunması gibi rejimin gerçek doğasına dair ipuçları verdi. İran’ın görünürdeki İsrail karşıtlığı, İsrail’in kendini silahlandırmasına ve bölgedeki varlığını meşrulaştırmasına zemin hazırladı. Bu karşıtlık bir nevi ortaklaşa büyütülen bir tansiyona dönüştü. İran, Lübnan’da Hizbullah, Irak’ta Haşdi Şabi, Suriye ve Yemen’de çeşitli vekil unsurlar üzerinden etkisini artırmaya çalıştı. İsrail ise bu tehdidi gerekçe göstererek askeri varlığını artırdı, nükleer silah kapasitesini meşrulaştırdı ve Filistin başta olmak üzere tüm bölgede uyguladığı saldırgan politikaları haklı göstermeye çalıştı.<br />
<br />
Bugün gelinen noktada İsrail’in hedefi açık: İran rejimini devirmek ve ülkeyi mezhep ve etnik temelli fay hatları üzerinden parçalamak. Aynı zamanda iç kamuoyunda çokça eleştrilerin hedefi olan Netanyahu bu savaş ile muhaliflerini bir noktada absorbe etmeyi başaracaktır. Bu senaryo, geçmişte Irak ve Suriye’de test edildi ve ne yazık ki başarılı oldu. İran da benzer bir akıbetle karşı karşıya kalabilir. Bu bağlamda dikkat çeken bir detay, devrik Şah Muhammed Rıza Pehlevi’nin torununun kısa süre önce bir Yahudi iş insanının oğlu ile evlenmiş olmasıdır. Yeni döneme dair sembolik bir işaret olarak yorumlanabilir.<br />
<br />
Bütün bu gelişmelerin altında yatan büyük plan, kamuoyunda BOP (Büyük Ortadoğu Projesi) olarak bilinse de asıl hedefi Büyük İsrail Projesi’dir. Bu proje, bölgede dört parçalı bir sözde Kürt devleti oluşturarak nihayetinde Türkiye’yi de kuşatma stratejisini devreye sokmayı amaçlıyor. Haritalar çoktan çizildi, zaman ise bizim için hızla daralıyor. Süreç, taşeron yapılar eliyle ilerliyor ve eninde sonunda Türkiye’nin iç bütünlüğüne kadar uzanabilecek bir tehdide dönüşüyor.<br />
<br />
İsrail’in saldırılarında ilk hedef hipersonik füze rampaları ve askeri hava üsleri oldu. Aynı anda rejimin karar alıcı lider kadroları hedef alındı. İran’ın ilk 24 saat içinde cevap verememesi, içerideki sızmaların ve istihbarat zaaflarının büyüklüğünü gösteriyor. Süreç şimdi İran’ın nükleer tesislerine ve petrol rafinerilerine yönelmiş durumda. Ekonomik olarak halihazırda kırılgan olan İran, bu saldırılarla daha da zayıflayacaktır. Nihai hedef, İran’ı parçalamak ve Batı’ya yakın, kontrol edilebilir bir rejim inşa etmektir. Ancak İran da tüm bu baskıya rağmen cevapsız kalmayacaktır. Misillemelerin şiddeti, bölgesel bir savaşın şiddetini artırabilir. <br />
<br />
<strong>Bu savaşın doğrudan Türkiye üzerine nasıl bir etkisi olabilir?</strong><br />
Petrol fiyatlarında yükseliş cari açığı olumsuz etkileyerek yıllık enflasyon tahminlerini hedefinden uzaklaştırabilir, bölgesel bir savaş turizm gelirlerinin düşmesine sebep olabilir buda enflasyon karşısında Türkiyenin elini zayıflatabilir. <br />
<br />
İran, Irak ve Suriye hattı Türkiye’nin Ortadoğu’ya açılan kara köprüsüdür. Sınır kapılarındaki güvenlik riski artarsa, ihracat tırlarının bekleme süresi günlerden haftalara uzayabilir. Bu gecikmeler lojistik maliyetleri yukarı çekerken, İhracatı şirketler açısından olumsuz bir durum yaratır. <br />
<br />
CDS’lerin yükselmesi Merkez Bankası üzerindeki döviz rezervlerini doğrudan etkileyerek TL’nin değer kaybını hızlandırabilir. <br />
<br />
Bu karmaşık tabloda Türkiye için büyük fırsatlar kadar ciddi tehditler de söz konusu. İran’da yaşayan 45 milyonluk Türk nüfus, Türkiye’nin diplomatik gücünü genişletebilecek potansiyele sahiptir. Ancak bu nüfusu siyasi ve kültürel olarak entegre etmek, uzun vadeli bir strateji gerektirir. Öte yandan Mossad’ın İran içindeki faaliyetleri, Türkiye’ye yönelik istihbarat güvenliği konusunda uyarıcı olmalıdır. <br />
<br />
Türkiyenin bu süreçte Zengezur Koridoru, Hazar Denizi üzerinden Türkmen Gazı’na ulaşımına dair jeostratejik programlar üzerine doğrudan gitmesi gerekmektedir. <br />
Savunma sanayi yerlileştirme projeleri konusunda mesafe kat eden Türkiye, bu alanlarda ilerlemesini ve askeri teknolojileri üzerinden sürdürmeye devam etmelidir. <br />
<br />
Türkiye, enerji arzını çeşitlendirmeli, savunma sanayiini hızla modernize etmeli ve çok yönlü dış politikaya yönelmelidir. Çünkü nihai hedef, sadece İran değil, Türkiye’dir. Hedef Büyük İsrail’dir. Türk’ün güçlü olması artık bir lüks değil; bir zorunluluktur, bir varlık mücadelesidir. Türkiye, enerji savunma diplomasi sacayağını sağlam kurarsa bu fırtınayı fırsata çevirebilir; aksi hâlde Büyük İsrail haritalarının son durağına dönüşebilir.]]></content:encoded>
<author>Fedai Zorlu</author>
<link>https://www.geyve.com/yazarlar/fedai-zorlu/siyasete-not-4-buyuk-ortadogu-ve-turkiye/119/</link>
<pubDate>Mon, 16 Jun 2025 21:48:42 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Vasilik ile ilgili genel esaslar</title>
<content:encoded><![CDATA[Hayat şu şekilde akar. Bebeklik, çocukluk, ergenlik, yetişkinlik, yaşlılık ve ölüm. Bu aşamalarda bebeklik, çocukluk ve ergenlik dönemlerinde kendi kararlarımızı kendimiz veremeyiz. Bizim yasal temsilcimiz olan ve velayet hakkını da elinde bulunduran anne ve babamızın da onayı gerekmektedir. Fakat yetişkinlik aşamasından itibaren kendi kararlarımızı kendimiz verebilecek duruma geliriz. Ancak öyle anlar vardır ki kanun der ki hayır bu aşamalarda olmana rağmen senin de bir yasal temsilci ataman gerekir diye belirtir. İşte bu yasal temsilci vasi olarak karşımıza çıkar…<br />
<strong>Vasi nedir? </strong> <br />
Vasi, bazı ergin kişilerin veya velayet altında bulunmayan küçüklerin vesayet kapsamında, mahkeme kararıyla görevlendirilen ve vesayet altındaki bireyin haklarını, malvarlığını ve kişisel çıkarlarını korumak üzere hareket eden gerçek kişidir. <br />
<br />
<strong>Hangi durumlarda vasi görevlendirilir?</strong><br />
Bunları şu şekilde sıralayabiliriz :<br />
<strong>1. Yaş Küçüklüğü:</strong> Velâyet altında bulunmayan her küçük vesayet altına alınır.<br />
Görevlerini yaparlarken vesayeti gerektiren böyle bir hâlin varlığını öğrenen nüfus memurları, idarî makamlar, noterler ve mahkemeler, bu durumu hemen yetkili vesayet makamına bildirmek zorundadırlar.<br />
<strong>2. Kısıtlılık:</strong> <br />
•    Akıl hastalığı veya akıl zayıflığı sebebiyle işlerini göremeyen veya korunması ve bakımı için kendisine sürekli yardım gereken ya da başkalarının güvenliğini tehlikeye sokan her ergin kısıtlanır.<br />
Görevlerini yaparlarken vesayet altına alınmayı gerekli kılan bir durumun varlığını öğrenen idarî makamlar, noterler ve mahkemeler, bu durumu hemen yetkili vesayet makamına bildirmek zorundadırlar.<br />
•    Savurganlığı, alkol veya uyuşturucu madde bağımlılığı, kötü yaşama tarzı veya malvarlığını kötü yönetmesi sebebiyle kendisini veya ailesini darlık veya yoksulluğa düşürme tehlikesine yol açan ve bu yüzden devamlı korunmaya ve bakıma muhtaç olan ya da başkalarının güvenliğini tehdit eden her ergin kısıtlanır.<br />
<strong>3. Hürriyeti Bağlayıcı Ceza: </strong>Kesinleşmiş hapis cezasının infazı amacıyla ceza infaz kurumunda bulunan ergin bir kişi, isteği üzerine kısıtlanır veya kendisine kayyım atanır.<br />
Toplam beş yıl veya daha fazla kesinleşmiş hapis cezasının infazı amacıyla ceza infaz kurumunda bulunan ergin bir kişi, isteği bulunmasa dahi kişiliğinin veya malvarlığının korunması bakımından gerekli görülmesi hâlinde kısıtlanabilir. <br />
<strong>4. İstek Üzerine:</strong> Yaşlılığı, engelliliği, deneyimsizliği veya ağır hastalığı sebebiyle işlerini gerektiği gibi yönetemediğini ispat eden her ergin kısıtlanmasını isteyebilir.<br />
Vasilik talebi üzerine hakim tarafları dinleyerek ilgiliyi dinleyerek sağlık ve bilirkişi raporunu da göz önünde bulundurarak karar verir. Karar kesinleşince hemen kısıtlının yerleşim yeri ile nüfusa kayıtlı olduğu yerde ilân olunur.<br />
<br />
<strong>Vasiler kim olabilir?</strong><br />
Kısıtlının haklarını korumaya aday herkes vasi olabilir. Fakat özellikle kısıtlının yakın çevresi genelde vasi olmaya aday gösterilir. Haklı sebepler engel olmadıkça, vesayet makamı, vesayet altına alınacak kişinin öncelikle eşini veya yakın hısımlarından birini, vasilik koşullarına sahip olmaları kaydıyla bu göreve atar. Bu atamada yerleşim yerlerinin yakınlığı ve kişisel ilişkiler göz önünde tutulur. Fakat isteğe bağlı kısıtlamada vasiliğe, vesayet altına alınacak kişinin ya da ana veya babasının gösterdiği kimse atanır. <br />
<br />
<strong>Vasinin görev ve sorumlulukları nelerdir? </strong><br />
Başlıca hususları şu şekilde listeleyebiliriz :<br />
1. Vesayet altındaki küçüğün veya kısıtlının kişiliği ve malvarlığı ile ilgili bütün menfaatlerini korumak ve hukukî işlemlerde onu temsil etmekle yükümlüdür. <br />
2. Vasiliğe atanma kararının kesinleşmesi üzerine vasi vakit geçirilmeksizin, vesayet altındaki kişinin  malvarlığının defteri tutulur. Vesayet altındaki kişi ayırt etme gücüne sahipse, olanak bulunduğu takdirde defter tutulurken hazır bulundurulur. <br />
3. Vasi, görevini yerine getirirken kusurlu davranışıyla vesayet altındaki kişiye verdiği zarardan sorumludur.<br />
 4. Vasi, izin alınması gereken hususlarda vesayet makamı ve denetim makamından izin almak zorundadır. <br />
5.Vasi, vesayet altındaki kişi küçük ise, vasi onun bakımı ve eğitimi için gereken önlemleri almakla yükümlüdür.<br />
6. Küçüklerin koruma amacıyla bir kuruma yerleştirilmesine vasinin başvurusu üzerine vesayet makamı veya gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde bizzat vasi karar verir ve durumu derhâl vesayet makamına bildirir.<br />
Vasilik görevi nasıl sona erer ? Görevi Sona Erme Hallerini Şu şekilde sıralayabiliriz:<br />
1. Vasilik görevi, vasinin fiil ehliyetini yitirmesi veya ölümüyle sona erer.<br />
2. Vasilik görevi, uzatılmadığı takdirde, sürenin dolmasıyla sona erer.<br />
3. Vasi, vasiliğe engel bir sebebin ortaya çıkması hâlinde görevi sona erer.<br />
4. Vasi, görevini ağır surette savsaklar, yetkilerini kötüye kullanır veya güveni sarsıcı davranışlarda bulunur ya da borç ödemede acze düşerse, vesayet makamı tarafından görevden alınarak görevi sona erer.<br />
5. Ayırt etme gücüne sahip olan vesayet altındaki kişi veya her ilgili, vasinin görevden alınmasını isteyebilir. Vesayet makamının vereceği kararla vasilik görevi sona erer.<br />
6. Küçük üzerindeki vesayet , onun ergin olmasıyla kendiliğinden sona erer.<br />
7. Özgürlüğü bağlayıcı cezaya mahkûmiyet sebebiyle kısıtlı bulunan kişi üzerindeki vesayet, hapis hâlinin sona ermesiyle kendiliğinden sona erer.<br />
8. Akıl hastalığı veya akıl zayıflığı yüzünden kısıtlanmış olan kişi üzerindeki vesayetin kaldırılmasına vesayet makamı tarafından ancak kısıtlama sebebinin ortadan kalkmış olduğunun resmî sağlık kurulu raporu ile belirlenmesi halinde sona erer.<br />
9. Savurganlığı, alkol veya uyuşturucu madde bağımlılığı, kötü yaşama tarzı veya malvarlığını kötü yönetmesi sebebiyle kısıtlanmış olan kişinin vesayetin kaldırılmasını isteyebilmesi, vesayet makamı tarafından en az bir yıldan beri vesayet altına alınmasını gerektiren sebeple ilgili olarak bir şikâyete meydan vermemiş ise sona erer.<br />
<br />
Görevi sona eren vasi, yönetimle ilgili son raporu ve kesin hesabı vesayet makamına vermekle yükümlü olduğu gibi; malvarlığını vesayet altındaki kişiye, mirasçılarına veya yeni vasiye teslim edilmek üzere hazır bulundurmak zorundadır. Son rapor ve kesin hesap mahkeme tarafından onaylandıktan ve malvarlığı vesayet altındaki kişiye, mirasçılarına veya yeni vasiye teslim edildikten sonra, vesayet makamı vasinin görevinin sona erdiğine karar verir. Vesayet makamı, son rapor ve kesin hesabın onaylanması veya reddi konusundaki kararı ile birlikte kesin hesabı vesayet altındaki kişiye, mirasçılarına veya yeni vasiye, tazminat davası açma hakları bulunduğunu da belirtmek suretiyle tebliğ eder. <br />
<br />
Özetle vasilik uygulaması belli başlı durumlarda ortaya çıkmakta ve sona ermektedir. Umarım yazım faydalı olmuştur. Bir sonraki yazıma kadar sağlıcakla kalın, sevgiyle kalın… <br />
<br />
<strong>Av. Burak KILIÇ</strong><br />
 ]]></content:encoded>
<author>Av. Burak Kılıç</author>
<link>https://www.geyve.com/yazarlar/av-burak-kilic/vasilik-ile-ilgili-genel-esaslar/118/</link>
<pubDate>Tue, 10 Jun 2025 14:08:00 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Kıdem Tazminatı Hakkında Genel Esaslar</title>
<content:encoded><![CDATA[Öncelikli olarak kıdem tazminatı nedir onun tanımını yapalım. <strong>Kıdem tazminatı</strong> işverene ait bir ya da birkaç işyerinde belli bir süre çalışmış bir işçinin, işini kaybetmesi halinde işinde yıpranması, yeni bir iş edinmede karşılaşacağı güçlükler ve işyerine sağladığı katkı göz önüne alınarak, geçmiş hizmetlerine karşılık işveren tarafından işçiye kanuni esaslar dahilinde verilen toplu paradır. Tabi bu paranın verilebilmesi için kanun koyucu belli başlı şartlar aramaktadır. Kıdem tazminatı alabilmenin kanuni şartları şu şekilde özetlenebilir :<br />
<br />
•    İşçinin 4857 sayılı İş Kanunu’na göre İşçi Olması, <br />
•    İşçinin bir yıllık kıdem süresinin doldurmuş olması,<br />
•    İş sözleşmesinin belirli nedenlerle sona ermiş olması ( Bu nedenlere değinilecektir.)<br />
•    Sona erme nedeninin işverene bildirilmesi<br />
<br />
İlk sırada görüleceği üzere işçinin işçi olması şartı aranmış. 4857 sayılı kanuna göre işçi olmayanlar kıdem tazminatı almaya hak kazanamayacaktır. Örneğin kanun maddesine göre sporcular, ev hizmetlerinde çalışanlar, 50’den az (50 dahil) tarım ve orman işyerlerinde ve işletmelerinde çalışanlar vs. işçi sayılmadığı için kıdem tazminatına hak kazanamayacaktır.<br />
<br />
İkinci olarak işçinin çalışma süresinin 1 yılı tam olarak doldurmuş olması gerekir. İşçinin kıdemi 1 yıldan az ise kıdem tazminatına hak kazanamaz. <strong>1 yılı geçmiş ise artan süreler de aynı oran üzerine dahil edilerek kıdem tazminatı hesaplanır. </strong>Bu arada belirtmek gerekir ki bu 1 yıllık süre azami sınırdır. Örneğin işveren 6 aylık çalışma karşılığında kıdeme hak kazanacağı doğrultusunda işçisiyle iş sözleşmesi yapabilir. Her geçen tam yıl için işverence işçiye 30 günlük ücreti tutarında kıdem tazminatı ödenir. <br />
Üçüncü olarak kıdem tazminatının kanunda belirtilen nedenlerden biriyle sona ermiş olması gerekir. Başlıca nedenler şu şekilde sıralanabilir :<br />
<br />
•    İşçi tarafından haklı nedenle fesih.<br />
•    İşveren tarafından haksız nedenle fesih.<br />
•    Erkek işçinin askerlik hizmeti nedeniyle işten ayrılması.<br />
•    Kadın işçinin evlendikten sonra bir yıl içinde kendi isteğiyle işten ayrılması.<br />
•    İşçinin yaşlılık, emeklilik veya malullük aylığı yahut toptan ödeme almak amacıyla işten ayrılması.<br />
•    İşçinin ölümü sebebiyle iş sözleşmesinin son bulması. (Bu durumda mirasçıları talep edebilir.)<br />
•    Çalışma koşullarında esaslı bir değişikliğin bulunması.<br />
•    İşçinin emeklilik için yaş dışındaki diğer şartları sağlaması nedeniyle işten ayrılması.<br />
<br />
Bu şartların oluşması ve gerekli bildirimin işverene bildirilmesi halinde işçi kıdem tazminatına hak kazanabilecektir.  <br />
Yemek yardımı, telefon yardımı, yol yardımı, gıda yardımı vs. gibi sürekli yardımlar kıdeme dahil edilirken evlenme yardımı, hastalık yardımı, ölüm yardımı, doğum yardımı gibi tek seferlik ve kişisel yardımlar kıdem tazminatının hesabında dikkate alınmayacaktır.<br />
Kıdem tazminatının zamanında ödenmemesi sebebiyle mevduata uygulanan en yüksek faiz oranı uygulanır. Kıdem tazminatından doğan sorumluluğu işveren şahıslara veya sigorta şirketlerine sigorta ettiremez.<br />
Özetle uzunca bir süre çalıştığınız yerden kıdem tazminatı alabilmeniz için kanun koyucu belli şartlar aramış ve bu şartları sağladığınız takdirde kıdem tazminatına hak kazanabilmenizi mümkün kılmıştır. Umarım yazım faydalı olmuştur.<br />
<br />
Bir sonraki yazıma kadar sağlıcakla kalın, sevgiyle kalın…<br />
                        <br />
<strong>Av. Burak KILIÇ</strong><br />
 ]]></content:encoded>
<author>Av. Burak Kılıç</author>
<link>https://www.geyve.com/yazarlar/av-burak-kilic/kidem-tazminati-hakkinda-genel-esaslar/117/</link>
<pubDate>Thu, 08 May 2025 23:13:38 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Türk Hukuku'nda Vasiyetnamenin Önemi</title>
<content:encoded><![CDATA[Herkese güzel, mutlu, huzurlu günler diliyorum. Bugün özellikle günlük hayatta sürekli karşımıza çıkan, ölüm döşeğinde bekleyen Hakkı Emminin evlatlarını yanına çağırıp “ Oğullarım, size son vasiyetim ………” diye beyan ettiği fakat gerçek hayatta durumun hiç de böyle olmadığı bir konuyu esas alacağım: VASİYETNAME.<br />
<br />
<strong>Peki nedir vasiyetname?</strong><br />
Vasiyetname mirasbırakanın, ölümünden sonra geçerli olmak üzere mal varlığının bir kısmı veya tamamının mirasçısı olsun olmasın gerçek veya tüzel kişilere devri yapılması amacı ile yaptığı irade beyanıdır. Bu sebeple ortada bir vasiyetname olması için mirasbırakanın herhangi bir baskı veya tehdit altında kalmadan özgür bir şekilde mal varlığına yönelik yapmış olduğu bir irade beyanı olması gerekir. Eğer bu irade beyanı mirasbırakan tarafından özgür bir şekilde yapılmamış, yanılma, aldatma veya korkutmaya dayalı olarak dış etkenlerin etkisi olmuşsa bu durumda vasiyetnamenin iptali gündeme gelebilmektedir. Bu konuyu ileride ayrıntılı olarak değineceğim.<br />
Vasiyetnamenin geçerli olabilmesi için vasiyetnameyi düzenleyenin düzenleme hususunda ehil olması ve vasiyetnamenin şekil şartına uygun olarak yapılması gerekir. Vasiyetnameyi düzenleyen için öngörülen şart kanunumuzda<strong> “Vasiyet yapabilmek için ayırt etme gücüne sahip ve on beş yaşını doldurmuş olmak gerekir”</strong> olarak değinilmiştir. Bu sebeple vasiyetnameyi yazan kişi akli dengesi yerinde olmalı ve <strong>15 yaşını</strong> doldurmuş bulunmalıdır. Kanunumuz vasiyetname düzenlemek için 3 farklı şekil şartı öngörmüştür. Bunlar:<br />
•    El Yazılı Vasiyetname<br />
•    Resmi Vasiyetname<br />
•    Sözlü (Şifahi) Vasiyetname<br />
<br />
<strong>EL YAZILI VASİYETNAME: </strong><br />
Öncelikle genelde yaygın olarak kullanılan El Yazılı Vasiyetnameden bahsetmek istiyorum. Adından da anlaşılacağı üzere el yazılı vasiyetname vasiyetnameyi düzenleyenin kendi el yazısıyla yazmış olduğu vasiyetnamedir. El yazılı vasiyetnamenin yapıldığı yıl, ay ve gün gösterilerek başından sonuna kadar mirasbırakanın <strong>el yazısıyla yazılmış ve imzalanmış olması zorunludur.</strong> Sadece imzanın atılmış olması bu vasiyetname için yeterli değildir. Vasiyetin baştan sona mirasbırakan tarafından doldurulup daha sonra imza atılması gerekir. Vasiyetnamenin eski harflerle (Arap Alfabesiyle) yazılmış olması vasiyetnamenin geçerliliğini etkilemez. Ayrıyeten vasiyetname her dilde yazılabilir. Yeter ki vasiyetçinin bildiği bir dilde yazılmış olsun. Bu hususlar haricinde mirasbırakan, vasiyetnameye bir zarar gelmemesi için el yazılı vasiyetnameyi, saklanmak üzere açık veya kapalı olarak <strong>notere, sulh hâkimine</strong> veya <strong>yetkili memura</strong> bırakılabilir.<br />
<br />
<strong>RESMİ VASİYETNAME: </strong><br />
Resmi vasiyetname <strong>iki tanığın katılmasıyla</strong> birlikte resmî memur tarafından düzenlenen vasiyetname şeklidir. Resmî memur, sulh hâkimi, noter veya kanunla kendisine bu yetki verilmiş diğer bir görevli olabilir. Mirasbırakan, arzularını resmî memura bildirir. Bunun üzerine memur, vasiyetnameyi yazar veya yazdırır ve okuması için mirasbırakana verir. Vasiyetname, mirasbırakan tarafından okunup imzalanır. Memur, vasiyetnameyi tarih koyarak imzalar. Vasiyetnameye tarih ve imza konulduktan hemen sonra <strong>mirasbırakan, vasiyetnameyi okuduğunu, bunun son arzularını içerdiğini memurun huzurunda iki tanığa beyan eder.</strong> Tanıklar, bu beyanın kendi önlerinde yapıldığını ve mirasbırakanı tasarrufa ehil gördüklerini vasiyetnameye yazarak veya yazdırarak altını imzalarlar. <strong>Vasiyetname içeriğinin tanıklara bildirilmesi zorunlu değildir.</strong><br />
<br />
Bu aşamaya kadar anlattıklarım okuma yazma bildiği halde vasiyetnameyi daha güvende tutmak ve garanti altına almak için mirasbırakanın resmi olarak düzenlemek istediği vasiyetname modelidir. Kanun okuma yazma bilmeyenler için ayrıyeten bir hüküm getirmiştir. Bu kapsamda Mirasbırakan vasiyetnameyi <ins>bizzat okuyamaz veya imzalayamazsa</ins>, <strong>memur vasiyetnameyi iki tanığın önünde ona okur ve bunun üzerine mirasbırakan vasiyetnamenin son arzularını içerdiğini beyan eder.</strong> Bu durumda tanıklar, hem mirasbırakanın beyanının kendi önlerinde yapıldığını ve onu tasarrufa ehil gördüklerini; hem vasiyetnamenin kendi önlerinde memur tarafından mirasbırakana okunduğunu ve onun vasiyetnamenin son arzularını içerdiğini beyan ettiğini vasiyetnameye yazarak veya yazdırarak altını imzalarlar.  Uygulamada genelde okuma yazma bilmeyenlerin kullandığı vasiyetname bu şekildedir.<br />
<br />
<strong>KİMLER TANIK OLAMAZ?</strong><br />
Kanunumuz tanıklık hususunun kötüye kullanılabileceğini göz önünde bulundurarak tanık olabilecek kimseleri sınırlamıştır.  Bu kapsam aşağıda sayılan kişiler resmi vasiyetnamenin düzenlenmesinde tanık olamayacaktır.<br />
•    Fiil ehliyeti bulunmayanlar, <br />
•    Bir ceza mahkemesi kararıyla kamu hizmetinden yasaklılar,<br />
•    Okur yazar olmayanlar, <br />
•    Mirasbırakanın eşi, üstsoy ve altsoy kan hısımları, kardeşleri ve bu kişilerin eşleri,<br />
Resmî vasiyetnamenin düzenlenmesine memur veya tanık olarak katılamazlar. Ayrıyeten vasiyetnameyi düzenleyen muris resmî vasiyetnamenin düzenlenmesine katılan memura ve tanıklara, bunların <strong>üstsoy ve altsoy kan hısımlarına, kardeşlerine ve bu kişilerin eşlerine </strong>o vasiyetname ile kazandırmada bulunamayacaktır.<br />
Resmî vasiyetnameyi düzenleyen memur, vasiyetnamenin aslını saklamakla yükümlüdür.<br />
<br />
<strong>SÖZLÜ (ŞİFAHİ) VASİYETNAME:</strong> <br />
Halk arasında ölüm döşeğinde söylenen vasiyetname olarak bilinen vaisyetname türüne geldik sonunda. Mirasbırakan; yakın ölüm tehlikesi, ulaşımın kesilmesi, hastalık, savaş gibi olağanüstü durumlar yüzünden <strong>resmî veya el yazılı vasiyetname yapamıyorsa,</strong> sözlü vasiyet yoluna başvurabilir. Dolayısıyla sözlü vasiyetname yapılabilmesi için diğer vasiyet türlerinin mücbir hallerden ötürü yapılamıyor olması gerekir. Sözlü vasiyetname yapılabilmesi için mirasbırakan, <strong>son arzularını iki tanığa anlatır ve onlara bu beyanına uygun bir vasiyetname yazmaları veya yazdırmaları görevini yükler.</strong> Bu sebeple sözlü olarak söylenilen vasiyetin daha sonrasından tanıklar tarafından yazıya geçirilmesi gerekir. Tanıkların yazıyı bizzat el yazısıyla yazması şart değildir. <strong>El yazılı vasiyetnamede istenen şart burada aranmaz.</strong> Resmî vasiyetname düzenlenmesinde <strong>okur yazar olma koşulu dışında,</strong> tanıklara ilişkin yasaklar, sözlü vasiyetteki tanıklar için de geçerlidir. Bu sebeple tanıklar sözlü vasiyetname ile herhangi bir kazanımda bulunamazlar. Mirasbırakan için sonradan diğer şekillerde vasiyetname yapma olanağı doğarsa, bu tarihin üzerinden <strong>bir ay geçince</strong> sözlü vasiyet hükümden düşer.<br />
Yukarı açıklandığı üzere vasiyetname düzenlenmesi birtakım şartları tabi kılınmış bu şartların gerçekleşmemesi halinde vasiyetname sakat olabileceği gibi ilgililer vasiyetnamenin iptali davası açarak iptalini talep edebileceklerdir. Mirasbırakan, vasiyetname için kanunda öngörülen şekillerden birine uymak suretiyle yeni bir vasiyetname yaparak önceki vasiyetnameden her zaman dönebilir. Sonradan yazılan vasiyetname önceki vasiyetnamenin bir kısmını veyahut tamamını geçersiz kılabilir. Vasiyetnamenin tamamından veya bir kısmından dönülebilir. <br />
<br />
Yukarıda açıklandığı üzere vasiyetnamenin önemi ve hangi koşullarda vasiyetnamenin geçerli olacağına ilişkin dikkat edilmesi gereken hususları sizler için derledim. Düzenlersiniz, düzenlemezsiniz sizin bileceğiniz iş ama vasiyetnamenin önemi sizden sonrası için büyük önem arz etmekte. Umarım yazı faydalı olmuştur. Bir sonraki yazıma kadar sağlıcakla kalın, sevgiyle kalın…<br />
<br />
<strong>Av. Burak Kılıç</strong><br />
 ]]></content:encoded>
<author>Av. Burak Kılıç</author>
<link>https://www.geyve.com/yazarlar/av-burak-kilic/turk-hukuku-nda-vasiyetnamenin-onemi/116/</link>
<pubDate>Tue, 08 Apr 2025 20:17:21 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Melanin: Vücudun Karanlık Maddesi</title>
<content:encoded><![CDATA[<table align="center" border="1" bordercolor="#ccc" cellpadding="5" cellspacing="0" style="background-color:#e6e6fa;border-style:hidden;">
	<tbody>
		<tr>
			<td style="text-align: center;"><strong>İlhami Çelik¹</strong><br />
			<img alt="" src="https://www.geyve.com/images/files/2025/01/678004b67ceb5.jpg" style="width: 126px; height: 150px;" /><br />
			Prof.Dr. Selçuk Üni.<br />
			Veteriner Fakültesi<br />
			Kampüs/ KONYA</td>
			<td style="text-align: center;"><strong>Çağrı Avcı²</strong><br />
			<img alt="" src="https://www.geyve.com/images/files/2025/01/678004d4ba9a7.jpg" style="width: 126px; height: 150px;" /><br />
			Dr. Öğr.Üy. Çukurova<br />
			Üniversitesi, Ceyhan<br />
			Veteriner Fakültesi, ADANA</td>
			<td style="text-align: center;"><strong>Murathan Çelik³</strong><br />
			<img alt="" src="https://www.geyve.com/images/files/2025/01/678004e15bb34.jpg" style="width: 126px; height: 150px;" /><br />
			Uzm Doktor, Çocuk Sağlığı<br />
			ve Hastalığı Uzmanı, Egepol<br />
			Hastanesi, İZMİR</td>
		</tr>
	</tbody>
</table>
<br />
Kahverengi-siyah renkli bir molekül olan melanin, günümüzde bile pek çok özelliği yeterince aydınlatılmamış olan ilginç bir pigmenttir. Bu pigment, hayret verici şekilde, radyo dalgalarından gama ışınlarına kadar elektromanyetik spektrumun hemen hemen tamamı yanında farklı pek çok enerji türünü de abzorbe etme kapasitesine sahiptir. Aşağıdaki yazıda bazı araştırıcılar tarafından vücudun karanlık maddesi olarak da nitelenen melanin pigmenti hakkında eskiden beri bilinen özellikleri yanında son yıllarda tespit edilen özellikleri ve potansiyel kullanım alanları hakkında bilgi verilmektedir.
<div style="text-align: center;"><br />
<strong>CANLILAR DÜNYASINDA PİGMENTLER</strong></div>
Canlıların hemen hepsinde az yâda çok miktarda renk maddesi yani pigment bulunur. Bu pigmentlerin bazıları karşı cinsiyeti cezbetmede işe yararken, diğerleri kamuflaj ve başka önemli amaçlar için kullanır. Canlılara muhteşem renkler veren pigmentler, hücreler tarafından sentezlenen ve ışığı seçici olarak kıran, yansıtan yâda abzorbe eden moleküllerdir.<br />
<br />
Pigmentler dışında, deniz kabukları ve kelebek kanatlarında olduğu gibi bazı yapısal moleküller de yapısal yanardöner renklenme, yani iridesens gösterebilir. İridesens, Eski Yunanca’da gök kuşağı anlamına gelen iridos’tan türemiştir. Değişik açılardan bakıldığında farklı renkler görüldüğünden bu olay gonyokroizm olarak da bilinir. Bazı hayvanlarda melanin pigmenti de iridesens gösterir. Örneğin, eklembacaklılarda (artropodlar) melanin farklı kırma indeksleri yaratan bir Bragg yansıtıcısı (reflektör) oluşturacak şekilde katmanlar halinde biriktirilir. Melaninin bu birikim tarzı, görülen ışığın dalga boyuyla uyuştuğunda yapısal renklenme ortaya çıkar ve deniz kabuklarında olduğu gibi çok sayıda ve gittikçe soluklaşan renk dizileri ortaya çıkar. <br />
<br />
Memeliler dışındaki çoğu hayvan türünde, gözler, tüyler, kürk, pullar ve üstderi gibi vücudun pek çok bölümü, kromatoforlar denen pigment hücreleri içerir. Bu hücreler, hem karada ve hem de suda yaşayan amfibiler, sürüngenler, kabuklular ve kafadan bacaklılar gibi pek çok hayvan türünde bulunur. Kromatofor ifadesi fotosentez yapan bakterilerdeki zarla çevrili renkli kesecikler için de kullanılmaktadır. Kromatofor hücreler vücut sıcaklığını düzenleyen sisteme sahip olmayan poikilotermik hayvan türlerinden balıklar, amfibiler ve sürüngenlerde göz ve deri renginin oluşumunda görevlidir. Bu hücreler canlının embriyonik gelişimi sırasında krista nöralisten köken alırlar. Kromatoforlar beyaz ışıkta aldıkları renge göre farklı adlarla anılırlar. Bunlar; sarı pigmentler içeren ksantoforlar, kırmızımtrak renkli eritroforlar, siyah ve kahverengi melanoforlar, mavimsi renkli siyanoforlar, guanin kristallerinden oluşan pigment plakalarının ışığı yansıtmasıyla renk veren iridoforlar, kristal halde guanin içeriren ve parlak beyaz renk veren lökoforlardır. İnsan ve memeli hayvan türlerindeki en önemli pigment ise melanindir. Canlılarda bu pigmentin birkaç çeşidi bulunmaktadır.
<div style="text-align: center;"><img alt="" src="https://www.geyve.com/images/files/2025/01/67800a9b90fe4.jpg" style="width: 450px; height: 354px;" /><br />
<span style="font-family:Times New Roman,Times,serif;"><strong>Şekil 1. </strong>Güney Amerika’nın mavi zehirli ok kurbağasının renkleri 3 katman halinde yerleşmiş olan kromatoforlardan kaynaklanır. En üst katmanda genellikle ksantoforlar, orta katmanda iridisens oluşturan iridoforlar ve en alt katmanda da melanoforlar bulunur<br />
(<a href="http://www.webexhibits.org/causesofcolor/7I.html">http://www.webexhibits.org/causesofcolor/7I.html</a>, erişim: 20 Şubat 2017)</span></div>

<div style="text-align: center;"><span style="font-family:Times New Roman,Times,serif;"><img alt="" src="https://www.geyve.com/images/files/2025/01/67800b0ee5785.jpg" style="width: 450px; height: 336px;" /><br />
<strong>Şekil 2. </strong>Derileri kurbağanınkine benzeyen bukalemunlar, sahip oldukları 3 katmanlı kromatoforlarla ortama daha fazla uyum sağlamak yanında dostluk kurmak ve rakiplerini uyarmak için renklerini değiştirirler. (<a href="http://www.webexhibits.org/ causesofcolor/7I. html">http://www.webexhibits.org/ causesofcolor/7I.html</a>, erişim: 20 Şubat 2017) </span><br />
 </div>

<div style="text-align: center;"><span style="font-family:Times New Roman,Times,serif;"><img alt="" src="https://www.geyve.com/images/files/2025/01/67800b7f37f71.jpg" style="width: 450px; height: 385px;" /><br />
<strong>Şekil 3.</strong> Ahtapot, deniz tabanında hareket ettikçe rengini hemen değiştirir. Renk değişimi, kromatofor denen pigment dolu küçük elastik keseciklerle kontrol edilir. Kesecikler kırmızı, sarı veya kahverengi pigmentlerle doludur. Bazı türlerde renk sayısı beşe kadar çıkar. Kesecikler kaslarla kontrol edilerek ortam rengine göre renk değişimi sağlarlar.<br />
(<a href="http://www.webexhibits.org/causesofcolor/7I.html">http://www.webexhibits.org/causesofcolor/7I.html</a>)</span><br />
 </div>

<div style="text-align: center;"><span style="font-family:Times New Roman,Times,serif;"><img alt="" src="https://www.geyve.com/images/files/2025/01/67800be308599.jpg" style="width: 450px; height: 393px;" /><br />
<strong>Şekil 4. </strong>Mandalina balığının (Synchiropus splendidus) olağanüstü renk cümbüşünün çoğunu nadir mavi pigmentler verir. (<a href="https://reefs.com/magazine/physiology-of-colorationin-fishes-160/">https://reefs.com/magazine/physiology-of-colorationin-fishes-160/</a> erişim:20 Şubat 2017)</span><br />
 </div>

<div style="text-align: center;"><span style="font-family:Times New Roman,Times,serif;"><img alt="" src="https://www.geyve.com/images/files/2025/01/67800c3e71182.jpg" style="width: 450px; height: 382px;" /><br />
<strong>Şekil 5.</strong> Sabun köpüğünde iridense bağlı olarak oluşan renkler.<br />
<a href="https://bioconscienceindia.wordpress.com/2015/08/03/colors-of-light-iridescence-innature" onclick="window.open(this.href, 'https://bioconscienceindia.wordpress.com/2015/08/03/colors-of-light-iridescence-innature', 'resizable=no,status=no,location=no,toolbar=no,menubar=no,fullscreen=no,scrollbars=no,dependent=no'); return false;">https://bioconscienceindia.wordpress.com/2015/08/03/colors-of-light-iridescence-innature</a> Şubat 2017</span><br />
 </div>

<div style="text-align: center;"><span style="font-family:Times New Roman,Times,serif;"><img alt="" src="https://www.geyve.com/images/files/2025/01/67800c8f3489e.jpg" style="width: 450px; height: 388px;" /><br />
<strong>Şekil 6.</strong> Sığırcık tüylerinde iridense bağlı olarak oluşan renkler<br />
(<a href="https://tr.pinterest.com/imrachelrachel/iridescence/">https://tr.pinterest.com/imrachelrachel/iridescence/</a>, erişim: 20 Şubat<br />
2017)</span><br />
 </div>

<div style="text-align: center;"><span style="font-family:Times New Roman,Times,serif;"><img alt="" src="https://www.geyve.com/images/files/2025/01/67800d67d4489.jpg" style="width: 450px; height: 387px;" /><br />
<strong>Şekil 7. </strong>Midye kabuğunda iridisense bağlı olarak oluşan renkler<br />
(<a href="https://www.osapublishing.org/oe/abstract.cfm?uri=oe-4-5-177#articleFigures">https://www.osapublishing.org/oe/abstract.cfm?uri=oe-4-5-177#articleFigures</a>, erişim: 20<br />
Şubat 2017)</span><br />
 </div>

<div style="text-align: center;"><span style="font-family:Times New Roman,Times,serif;"><img alt="" src="https://www.geyve.com/images/files/2025/01/67800dbd733ee.jpg" style="width: 650px; height: 403px;" /><br />
<strong>Şekil 8.</strong> Yüksek saflıkta ömelanin (sefya melanin) elde edilen mürekkep balığı (a) ve ticari sefya melanin tozu (b).<br />
(<a href="http://pubs.sciepub.com/pmc/3/1/1">http://pubs.sciepub.com/pmc/3/1/1</a>, erişim: 20 Şubat 2017)</span></div>

<div style="text-align: center;"><br />
<span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><strong>MELANİNLER</strong></span></div>
<span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;">Bu pigment türü, insan ve memeli hayvanlarda en yaygın olarak bulunan pigmenttir.<br />
Pratik olarak hemen hemen tüm organizmalarda bulunur ve değişik türleri vardır. Memeli hayvan türleri ve insanlarda gözün irisi, deri ve saçlarda <em>ömelanin </em>ve <em>feomelanin </em>bulunurken; sinir dokusunda <em>nöromelanin</em>, bitki ve mantarlardaysa <em>allomelaninler</em> bulunur. İnsan ve memeli hayvan türlerinde en bol bulunan melaninler; kahverengi-siyah renkli ömelanin ve kırmızı-kahverenkli feomelanindir.</span>

<div style="text-align: center;"><br />
<span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><strong>ÖMELANİN</strong></span></div>
<span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;">Her ne kadar ömelanin ifadesi molekülün kimyasal yapısı hakkında bilgi içermeyip sadece siyah renkli olduğunu ifade etse de, ömelanin iri bir indolik moleküldür. Ömelanin, 5,6-dihidroksiindol (DHI) ve 5,6-dihidroksiindol-2-karboksilik asit (DHICA) monomerlerinin oluşturduğu kahverengi-siyah renkli, iri bir polimerdir. Feomelaninden daha az kükürt içerir. Ömelaninin, kahverengi ve siyah olmak üzere 2 farklı türü vardır. İnsan saçında fazla miktarda bulunduğunda siyah renk, az miktarda bulunduğunda ise, kır saçta olduğu gibi gri<br />
renk verir. </span>

<div style="text-align: center;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><img alt="" src="https://www.geyve.com/images/files/2025/01/67800edd5c5d7.jpg" style="width: 350px; height: 404px;" /></span><br />
<span style="font-family:Times New Roman,Times,serif;"><strong>Şekil 9. </strong>Ömelanin molekülünün yapısal formülünün bir kısmı. Karboksil (COOH) grubunun<br />
yerinde H atomu veya çok seyrek olarak başka kimyasal gruplar bulunabilir. Molekül ok<br />
yönünde uzamaya devam eder. Bu yapısı nedeniyle ömelanin polimeri çapraz bağlı 5,6-<br />
dihidroksiindol (DHI) ve 5,6-dihidroksiindol-2-karboksilik asit’in (DHICA) polimeri olarak<br />
kabul edilir.</span></div>

<div style="text-align: center;"><br />
<span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><strong>FEOMELANİN</strong></span></div>
<span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;">Kükürtlü L-sistein amino asidini içeren feomelanin, 1,4-benzotiyazin ve benzothiyazolün polimerizasyonuyla oluşan kırmızı-sarı renkli bir makromoleküldür.</span><span style="font-family:Times New Roman,Times,serif;"> </span>

<div style="text-align: center;"><span style="font-family:Times New Roman,Times,serif;"><strong><img alt="" src="https://www.geyve.com/images/files/2025/01/67800fae2a66d.jpg" style="width: 450px; height: 330px;" /><br />
Şekil 10. </strong>Feomelanin polimerinin bir kısmının yapısal formülü. Karboksil (COOH)<br />
grubunun yerinde, H atomu veya nadiren diğer gruplar da bulunabilir.</span></div>
<br />
<span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;">Faeomelanin olarak da bilinen feomelaninin kimyasal yapısı ömelaninden farklı olup, DHI ve DHICA yerine L-sistein amino asidini içeren benzothiyazin ve benzothiyazolün 6 polimerizasyonuyla oluşur. Feomelanin çözeltileri, konsantrasyonlarına bağlı olarak pembeden kırmızıya kadar değişen renk tonları verir. Bu pigment türü insanlarda dudaklar, meme başları, penis başı ve vaginada bol bulunur. Kızıl saç rengi, kahverengi ömelanin miktarı azlığında kırmızı renkli feomelaninden kaynaklanır. Kızıl saçta, az miktarda feo ve ömelaninler yanında aynı metabolik işlemlerle oluşan fakat onlardan daha düşük moleküler ağırlığa sahip olan trikromlar da (önceden trisiderinler olarak bilinirlerdi) bulunur.</span><br />
 
<div style="text-align: center;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><strong>NÖROMELANİN</strong></span></div>
<span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;">Nöromelanin, insan ve yüksek primatların beyninde medulla katmanı ve beyin kökündeki nöronlar yanında, locus söruleus (locus coeruleus) ve substantia nigra gibi bölgelerdeki nöronlar ile iç kulakta bulunan melanin türüdür. Beynin substantia nigra bölgesindeki koyu renkli pigmentlere ilk defa 1838 yılında Purkyně (1787-1869) tarafından dikkat çekilmiş ve bunlar 1957’de Lillie tarafından nöromelanin olarak tanımlanmıştır.<br />
Biyokimyasal çalışmalar nöromelaninin, beynin kateşolamin içeren özel nöronlarında bulunan 5,6-dihidroksiindolün polimeri olduğunu göstermiştir.</span><br />
 
<div style="text-align: center;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><img alt="" src="https://www.geyve.com/images/files/2025/01/6780105c221c7.jpg" style="width: 300px; height: 187px;" /></span><br />
<span style="font-family:Times New Roman,Times,serif;"><strong>Şekil 11.</strong> 5,6-dihidroksiindol molekülü.</span><br />
 </div>

<div><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;">Nöromelanin en fazla insanlarda bulunur. Nöromelaninin işlevleri ancak son yıllarda<br />
kısmen anlaşılabilmiştir. Bu pigment molekülü çinko, bakır, manganez, krom, kobalt, civa, kurşun ve kadmiyum metal iyonlarıyla şelat oluşturarak, özellikle demiri çok güçlü biçimde kendine bağlar. Bunların fazla birikmesi, ortamda suyun disosiyasyonu ve yeniden şekillenmesi arasındaki dengeyi bozar. Melanin, toksik maddeleri de bağlar. Örneğin, Parkinsona yol açan bir madde olan ve zararlı ot mücadelesinde kullanılan bir herbisit olan paraquat, melanine bağlanır ve beyin dokusunda birikir.<br />
<br />
Normal kişilerde yaşlanmayla beyindeki melanin miktarı artar. İlginçtir ki, Parkinson hastalarında substantia nigradaki nöronların melanin miktarı %50 oranında azalmakta ve istemli kasları kontrol eden bu nöronların oksidatif stres sonucu ölmesiyle kontrol edilen motorik onksiyonlar kaybedilmektedir. Melaninin, toksik metal iyonları ve toksik maddeleri bağlayarak veya serbest radikallerin reaksiyon ürünleriyle etkileşime girerek sinir hücrelerini hasardan koruduğu ileri sürülmektedir. Melaninin Parkinson hastalığıyla bu bağıntısının rastlantısal olup olmadığı kesin olarak anlaşılamamıştır.<br />
<br />
Katı haldeki melaninler fotoiletkenliği olan elektrik iletkenlerdir. Melaninin bu özelliklerinin sinir dokusundaki işlevi bilinmemekteyse de nöromelaninin sinirsel iletimde rolü olabileceği ileri sürülmektedir.</span></div>

<div style="text-align: center;"><br />
<strong>ALLOMELANİNLER</strong></div>

<div><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;">Bitkiler ve mikroorganizmalarda bulunan melaninlerdir. Bu melaninler, alkali füzyonuyla kateşol ürettiklerinden, kateşol melaninler olarak da bilinirler. Biyosentezleri, tirozin amino asidi ve kateşol aminlerden biri olan indol-5,6-kinonun, polifenol oksidaz enzimi tarafından oksidasyonuyla gerçekleşir.</span></div>

<div style="text-align: center;"><br />
<strong>OMURGASIZ HAYVANLARDA VE TEK HÜCRELİ CANLILARDA BULUNAN<br />
MELANİNLER</strong></div>

<div><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;">Mürekkep balıklarında bulunan ömelaninden zengin pigment sefya melanin (sefalopod mürekkebi) olarak bilinir. Sefya melanin de denen mürekkepbalığı melanininin %98’i ömelanindir. Bakteri ve mantar gibi tek hücreli mikroorganizmalarda da farklı işlevler gören allomelaninler bulunur.</span></div>

<div style="text-align: center;"><br />
<strong>MELANİNLERİN GÖREVLERİ</strong></div>

<div><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;">Farklı melanin türleri farklı canlılarda vücut sıcaklığının düzenlenmesi (termoregülasyon) ve kamuflaj, cinsel çekiciliğin artırılması ve ışıktan korunma yani fotoproteksiyon gibi çok farklı işlevleri yerine getirmektedir.<br />
<br />
Melanogenezis, daima aşırı zor şartlarda yaşayan organizmaların korunma ve çevre koşullarına adaptasyonunda rol oynadığından, olumsuz çevresel koşullara karşı direnç gelişmesinde önemli bir faktördür. Mürekkep balığı tehlike hissettiğinde korunma amacıyla melanin içeren bulutumsu bir sıvı fışkırtır.<br />
<br />
Melanin, omurgasız hayvan türlerinin bağışıklık sisteminde önemli rol oynar. Hastalık etkeninin vücuda girmesini takip eden dakikalar içinde mikrop melanin kapsülü içine alınır ve bu yapı içinde oluşan serbest radikaller tarafından öldürülür.<br />
<br />
Radyotropik funguslar denen bazı mikroskobik mantarlar, melanini, bitkilerin klorofili fotosentezde kullandıkları gibi kullanarak gama ışınlarıyla fotosentez yapmakta ve enerjilerini bu yolla elde etmektedir.<br />
<br />
Melanin, memeli hayvanların tüy örtüsü ve deri renginin belirlenmesinde çok önemli<br />
rol oynar. Siyah tüylü kuşların tüy rengini melanin verir. Bu tüyler, bakterilere karşı beyaz tüylerden veya rengini karoten grubu pigmentlerden alan tüylerden daha dirençlidir.<br />
<br />
Deride bulunan melaninler yüksek sıcaklık, ağır metal ve oksitleyici ajanlar yanında vücuda girmek isteyen mikroplar ve bunların toksinleri gibi fiziksel ve kimyasal ajanların zararlı etkilerinden derindeki hücreleri korur.<br />
<br />
Morötesi (UV) ışık özellikle deriyi ciddi olarak etkileyip hücre hasarına ve yanıklara, daha da kötüsü cilt kanserine neden olur. Örneğin yassı hücreli karsinom, bazal hücreli karsinom ve melanom bu kanserlere örnektir. UV ışınları iyonlaştırıcı olduğundan, genetik mutasyona ve reaktif oksijen türlerinin (ROS) oluşumuna yol açar, hücre DNA’sında ve hücre membranlarında oksidatif hasara neden olur.</span><br />
 </div>

<div style="text-align: center;"><strong>MORÖTESİ IŞIK</strong></div>

<div><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"> Morötesi, yani ultraviyole (UV) ışık, dalga boyu 400 nanometreyle (nm)-200 nm arasındaki görülemeyen ışık ışınlarından oluşur. Güneş ışınlarının yaklaşık %50’si görünür ışınlardan, %40’ı kızılaltı (IR, ısıl ışınlar), %9 kadarı da morötesi (UV) ışınlardan meydana gelir. UV ışınların %0,4 kadarı zararlı olan UVB ışınlarıdır. Maruz kalınan ışığın şiddeti, bulunulan enlem, yükseklik ve mevsime bağlı olarak değişir.<br />
 <br />
UV ışınların büyük çoğunluğu, zararlı olmayan uzun dalga boylu UVA (320-400 nm) ve çok az bir oranı zararlı UVB (280-320 nm) ışınlarından oluşurken, çok daha düşük bir oranı da çok daha zararlı UVC (200-280 nm) ışınlardan oluşur. UVC ışınları ozon tabakası tarafından büyük oranda emildiğinden, yeryüzüne ulaşamaz. Fakat ozon tabakasındaki delinme sonucu daha fazla UVC yeryüzüne ulaşabilmekte ve cilt kaseri riskini artırmaktadır.<br />
Ozon tabakasındaki %1’lik bir azalmanın, bir tür cilt kanseri olan melanomdan ölüm oranında %1-2’lik artışla sonuçlanacağı hesaplanmıştır.</span><br />
 </div>

<div style="text-align: center;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><img alt="" src="https://www.geyve.com/images/files/2025/01/6780114e2065b.jpg" style="width: 450px; height: 302px;" /></span><br />
<span style="font-family:Times New Roman,Times,serif;"><strong>Şekil 12.</strong> Elektromanyetik tayfın görünen ve görülmeyene morötesi bölgeleri. Dalga boyu<br />
200-280 nm arasındaki UVC ışınları ozon tabakasını geçmediği varsayıldığından, şekilde<br />
gösterilmemiştir. (<a href="https://yalansavar.org/2015/08/21/guneslenme-dosyasi-1-uv-isinlari-dvitamini-ve-kanser">https://yalansavar.org/2015/08/21/guneslenme-dosyasi-1-uv-isinlari-dvitamini-ve-kanser</a>/. Erişim: 15.02.2017).</span></div>

<div><br />
<span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;">Melanin molekülü, karboksil (COOH), hidroksil (OH) ve amino (NH2) gibi fonksiyonel gruplara sahip olduğundan, elektron alıp vererek hücredeki reaktif oksijen türlerini (ROS) ortadan kaldırır. Melaninin en iyi bilinen etkisi, hücreleri UV ışınların zararlı etkilerinden korumasıdır.<br />
<br />
İnsan ve memeli hayvan türlerinde deri, epitel hücresi katmanlarından oluşan epidermis (üst deri) ile bağ dokusundan oluşan dermis (asıl deri) olmak üzere 2 ana katmandan oluşur. Daha detaylı incelemede çok sayıda alt katmana ayrılırsa da, epidermisin iki katmanı oldukça önemlidir. Bunlar; en üstte bulunan 300 nm’den daha uzun dalga boylu zararlı ışınları önemli oranda emerek aşağı katmanlara geçirmeyen 0.01-0.02 mm kalınlığındaki keratin (stratum korneum) katmanıyla, alttaki 0.027-0.15 mm kalınlığındaki dikensi hücreler yani stratum spinosum katmanıdır. Asıl deri katmanı olan dermis katmanı yaklaşık olarak 0.6-3.0 mm kalınlığa sahiptir. Bu bölgenin epidermise komşu olan üst bölümünde insan, memeli hayvan türleri ve kuşlarda melanin yapan melanositler bulunur. Yapısal özelliği nedeniyle derideki melanin, UV ışığı %50-75 oranında abzorbe ederek, vücudu UV hasarından korur. Melaninin UVB abzorpsiyon kapasitesi 1,5-2 arasındaki koruma faktörüne karşılık gelir ki, bu da güneş yanığına karşı korumanın ikiye katlanması demektir. Bu özelliğiyle melaninin, cilt kanseri riskini azalttığı kabul edilmektedir. Cildi ömelaninden zengin olan esmer tenli kişilerin, melanositlerden kaynaklanan melanom denen cilt kanserine yakalanma riski yaklaşık iki katı daha düşüktür. Esmer tenlilerde UVB’nin %7,4’ü, UVA’nın da %17,5’i epidermisten geçerken; açık tenlilerde UVB’nin %24’ü, UVA’nın da %55’i geçebilir. Açık tenlilerdeki melanin içeren granüller yani melanozomlar UVB etkisiyle parçalanır ve hücre çekirdeğinin alt kısımlarında melanin tozu halinde birikir.</span><br />
 </div>

<div style="text-align: center;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><img alt="" src="https://www.geyve.com/images/files/2025/01/678011f9d0431.jpg" style="width: 450px; height: 446px;" /></span><br />
<span style="font-family:Times New Roman,Times,serif;"><strong>Şekil 13.</strong> Üstderinin (epidermis) histolojik yapısı ve bir melanosit. (<a href="http://yildontanju.tr.gg/DerininRengi.htm">http://yildontanju.tr.gg/DerininRengi.htm</a> , erişim: 20 Şubat 2017)</span></div>

<div><br />
<span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;">Melanin, melanositlerde tirozin amino asidinin oksidasyonu ve takiben polimerizasyonuyla sentezlenir. Melanin yapımı yani melanogenezis, deride morötesi (UV) ışığa maruz kalındıktan sonra başlar ve ciltte bronzlaşmaya neden olur. Hücre dışına verilen melanozomları sitoplâzmalarına alan epidermisin derin katman hücreleri kahverengi-siyaha boyanır ve melanofor hücreler olarak adlandırılırlar. Lizozomların yıkıcı etkilerine karşı dayanıklı olan bu melanozomlar bu hücrelerde hücre çekirdeğinin etrafında toplanarak çekirdeğin etrafını adeta bir kalkan gibi sarar ve çekirdekteki DNA’yı güneşten gelen UV ışınlarının iyonlaştırıcı ve mutajenik etkilerinden korur. Bu nedenle ataları uzun nesiller boyu ekvatora yakın bölgelerde yaşayanların derisinde ömelanin miktarı fazladır.<br />
Sağlıklı bir insanın deri renginin belirlenmesinde; ömelanin ve feomelanin, kırmızı renkli oksi hemoglobin ve indirgenmiş formdaki siyanotik karboksi hemoglobin olmak üzere üç ana pigment rol oynar. Açık renkli ten ve saçta baskın melanin tipinin feomelanin, koyularda ise ömelanin fazladır. Ömelaninin ışıktan korunmadaki rolü hakkında son yıllarda şüpheler doğmuştur. Hatta UV ışığa maruz kalındığında ROS oluştrurarak cilt kanserine neden olduğu da ileri sürülmektedir. Çünkü ömelaninden yana fakir, ancak feomelaninden zengin olan açık tenlilerde melanomlar daha sık görülür.<br />
<br />
 Son yıllarda feomelaninin, hücrede DNA hasarını artırdığından, fotosensitizasyonu güçlendirdiği ileri sürülmektedir. Ömelaninin UV’ye karşı güçlü koruyucu etkisinin olmasına karşın, feomelaninin bu özellikleri konusunda son yıllarda önemli şüpheler ortaya çıkmıştır. UV’ye maruz kalan feomelanin DNA ile reaksiyona girmekte; UV’ye maruz kalan hücrede fazla miktarda hidrojen peroksit ve süper oksit reaktif oksijen türleri (ROS) oluştuğundan, DNA’da tek kol kırıkları artmaktadır. Feomelanin UV’ye maruziyetten sonra deri hücrelerinde apoptozisin artışına neden olurken, güneş yanıklarında ortaya çıkan kızarıklık ve şişliklerin oluşumunda önemli rolü olan histamin salınımına da yol açmaktadır.<br />
Bitki hücresinde hidrokarbonların sentezi sırasında klorofil tarafından gerçekleştirilen suyun bileşenlerine ayrılması reaksiyonu, besin zincirine giden yolda dünyadaki en önemli reaksiyon olarak kabul edilmektedir. Çünkü klorofil aracılığıyla gerçekleşen reaksiyonlarla güneşten gelen ışık enerjisi, son ürün olan glukozun senteziyle kimyasal enerjiye çevrilmiş olur. Melanin de, görülen ve görülmeyen dalga boylu ışınların tamamını abzorbe ederek oluşan enerjiyi, fotosentezde klorofilin yaptığı gibi su molekülünü geri dönüşümlü bir şekilde moleküler hidrojen ve oksijene ayırmakta kullanmaktadır. Bu reaksiyon geri dönüşümlüdür ve her 2 molekül su oluştuğunda yüksek enerjili 4 elektron açığa çıkar. Melanin molekülünde, örneğin demir bağlanarak hasar oluştuğunda reaksiyonun nanometrik keskinliği ve hassasiyeti az çok kaybolarak hidroksil radikali, süperoksit anyonu, hidrojen iyonu oluşarak, reaksiyonun milyonlarca yılda ortaya çıkmış olan hassas dengesi bozulur. Aynı olay reaksiyon ortamındaki suyun metaller, böcek öldürücüler, zararlı ot mücadelesinde kullanılan kimyasallar, endüstriyel atıklar, anestezik maddeler gibi dışarıdan alınan toksik maddelerle kirletilmesiyle de gerçekleşir. Bu durumda öncelikle suyun akışkanlığı ve diğer özellikleri değişir ve melaninin gerçekleştirdiği reaksiyonların hassasiyeti kaybolarak yaş, cinsiyet, ağırlık, boy, önceki sağlık durumu gibi pek çok değişkene bağlı olarak farklı zamanlarda klinik bozukluklar ortaya çıkar.</span><br />
 </div>

<div style="text-align: center;"><strong>REAKTİF OKSİJEN TÜRLERİ</strong></div>

<div><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"> En önemli reaktif oksijen türleri (ROS), hücrede oksidasyon reaksiyonları sırasında oluşan süperoksit </span><em><span style="font-family:Times New Roman,Times,serif;">(O<small>2</small>⋅−)</span></em><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"> ve hidroksil </span><em><span style="font-family:Times New Roman,Times,serif;">(OH)</span></em><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"> radikalleri ile hidrojen peroksittir </span><em><span style="font-family:Times New Roman,Times,serif;">(H<small>2</small>O<small>2</small>)</span></em><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;">.<br />
Hücrede normal enzimatik olayların gerçekleşmesi sırasında sürekli olarak serbest radikaller oluşur. Hücrenin enerji santrali olan mitokondriyonlar en önemli ROS kaynağıdır. İç plazma ağı (ER) ve mitokondriyonun iç zarında da hücre solunum enzimlerinin faaliyetlerinden kaynaklanan önemli miktarda ROS yapılır. Hücrenin membransel organellerinden olan peroksizomlar (mikro cisimler) çok önemli hücre içi hidrojen peroksit </span><em><span style="font-family:Times New Roman,Times,serif;">(H<small>2</small>O<small>2</small>)</span></em><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"> kaynağıdırlar.<br />
Normal koşullarda sitoplâzmaya </span><em><span style="font-family:Times New Roman,Times,serif;">H<small>2</small>O<small>2</small> </span></em><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;">sızıntısı gerçekleşmez ve bu nedenle peroksizom kaynaklı </span><em><span style="font-family:Times New Roman,Times,serif;">H<small>2</small>O<small>2</small></span></em><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"> önemli sorun oluşturmaz. Ancak hücre ölümünü takiben sitoplâzmaya sızan bu madde otolizis olayıyla hücresel yapıları parçalar.<br />
 ROS türlerinin hücredeki temel işlevi, gerek metabolik reaksiyonlar sonucu oluşan hücre kaynaklı, gerekse dışarıdan gelen zararlı maddelerin etkisizleştirilmesidir. Fakat ROS türlerinin işlev gördükleri bölgelerden uzağa veya sitoplâzmaya, hatta hücre dışına sızması, hücrenin kendisi yanında diğer hücrelere de büyük zarar verir. Bazı dış kaynaklı toksik maddeler ya doğrudan serbest radikal üreterek, yâda hücrenin antioksidan aktivitesini düşürerek, hücrede serbest radikal üretimini artırırlar. Bunların en önemlileri azot dioksit </span><span style="font-family:Times New Roman,Times,serif;"><em>(NO<small>2</small>)</em></span><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;">, eskiden kuru temizlemede kullanılan karbon tetraklorür </span><span style="font-family:Times New Roman,Times,serif;">(<em>CCl<small>4</small></em>)</span><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"> ve karaciğerde biriken herbisit olan paraquattır. ROS’nin hücredeki miktarı vücutta enflamasyon bulunması, radyasyona maruz kalma, yaşlanma, ortamda normalden yüksek parsiyel oksijen basıncı </span><em><span style="font-family:Times New Roman,Times,serif;">(pO<small>2</small>)</span></em><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;">, ozon </span><em><span style="font-family:Times New Roman,Times,serif;">(O<small>3</small>)</span></em><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"> ve azot dioksit </span><em><span style="font-family:Times New Roman,Times,serif;">(NO<small>2</small>)</span></em><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"> bulunması, bazı kimyasal maddeler ve ilaçların etkisiyle artar. Miktarı artan ROS, hücrelerin lipid, protein, DNA, karbonhidrat moleküllerini ve enzimlerini hasara uğratır. Neden oldukları lipid peroksidasyonu çok önemlidir. Tüm bu etkiler sonucu hücre hasarı meydana gelir. ROS’nin pek çok hastalığın gelişiminde rolü vardır.<br />
 Hücrede, ROS’nin oluşumu ve bunların meydana getirdiği hasarı önlemek amacıyla antioksidan savunma sistemleri yâda antioksidanlar olarak bilinen çok sayıda savunma mekanizması bulunur. Bu mekanizmalar toplayıcı, baskılayıcı, zincir kırıcı, tamir edici mekanizmalarla etki gösterirler. Vücudumuzda, ROS’nin etkisinden hücreleri korumak amacıyla enzim karakterinde yâda enzim olmayan hücre kökenli antioksidanlar yanında dışarıdan alınan antioksidanlar da görev yapar. Bazı durumlarda hücrenin antioksidan savunma mekanizmasıyla yok edilebilecek miktardan fazla ROS oluşur ki, bu durumda hücrede oksidatif stres ortaya çıkar. Son yıllarda, dışarıdan alınan bazı vitaminler, ilaçlar ve gıda kökenli antioksidanlar büyük önem kazanmıştır.<br />
Gözün iris ve koroid bölgelerinde bulunan melanin, gözlerin UV ve yüksek frekanslı ışıktan korunmasına yardım eder. Göz merceğinin yaşlanmayla birlikte sararması da ek bir koruma sağlar. Gri, mavi ve yeşil gözlüler güneşten kaynaklanan göz problemleriyle daha sık karşılaşırlar. Bununla birlikte; yaşlandıkça, muhtemelen mercekteki proteinler arasında UV’den kaynaklanan çapraz bağların oluşumu nedeniyle göz merceği daha da sertleşir ve uzaktan yakına doğru objeleri odaklamak için gerekli olan şekil değiştirme yeteneğini kaybeder. Daha ileri aşamada katarakt da gelişebilir. Bu da keskin görüşü engeller.<br />
Kuşların gözünde pecten oculi denen kan damarları ve melaninden son derece zengin olan özel bir yapı bulunur. Bu yapı, optik disk üzerine düşen ışığın emilmesi ve göz sıcaklığının artırılmasında işlev görür. Bu işlev, özellikle yükseklerde ve soğuk ortamda avlanan kuşların görüş keskinliğinin artırılmasında çok önemlidir. Damardan zengin bu yapı alkalen fosfataz enziminden yana zengin olduğundan, göz küresi sıvısı yani humor vitreus’a geçen besin maddeleri yoluyla kan damarlarından yoksun olan retinanın beslenmesini sağlar.<br />
Kuşlarda, retina epitel hücrelerinde fazla miktarda melanin pigmenti taneciklerinin bulunması da buraya düşen ışınların geri saçılmasını engelleyerek keskin bir görüş oluşumuna katkıda bulunur.<br />
Melanin yapım dengesi, bu pigmentin yapım düzensizlikleri olan albinizm ve vitiligoda önemli rol oynar. Bazı bireylerde melanositler deride belli bölgelerde toplanır ki bunların iyi huylusu melanom (ben), kötü huylu olanıysa malign melanom olarak adlandırılır.</span></div>

<div style="text-align: center;"><br />
<strong>MELANİN YAPIM BOZUKLUKLARI</strong></div>

<div><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"> En önemli melanin yapım bozukluğu, melanin yapım noksanlığıyla seyreden genetik kökenli albinizm olup; bu hastalığın 9 farklı göz ve deri (okülokutanöz) formu vardır. Belli etnik gruplarda belli formlarının görülme sıklığı daha yüksektir. Örneğin okülokütanoz tip 2 (OCA2) albinizm, özellikle Afrika kökenli siyahlarda yaygındır. Doğuştan deri, saç ve gözlerde melanin noksanlığı veya yokluğuyla seyreden bu genetik hastalık, otozomal resesif karakterlidir. Afrika kökenli Amerikalılar’daki görülme sıklığı 1/10.000 olup, beyaz<br />
Amerikalılar’daki görülme sıklığından (1/36.000) daha yüksektir. Bazı Afrika uluslarında görülme sıklığı 1/2000-1/5000) arasındadır. İsveç ve Alman kökenli olup, günümüzde ABD'nin Pensilvanya ve Ortabatı eyaletleriyle Kanada'da yaşayan Amish’lerde yaygın olan albinizm şekli sarı okülokütanöz albinizmdir. Hastalığın IB şekliyle doğanlar beyaz saç ve deri rengiyle doğar, kısa sürede normal deri pigmentasyonu gerçekleşir. Gözü tutan oküler albinizm, sadece göz pigmentasyonunu etkilemekle kalmaz, keskin görüşü de etkiler.<br />
<br />
 Yukarda sayılan iki albinizme ek olarak Porto Rico’lılarda yaklaşık 1/2700 oranında görülen ve melanomlarla ilintili ölümlere yol açan albinizm şekli de vardır. Albinizmle sağırlık arasındaki ilişki çok iyi bilinmekle birlikte, mekanizması tam olarak anlaşılamamıştır.<br />
Darwin 1859’da tüyleri tamamen beyaz olan mavi gözlü kedilerin genellikle sağır olduğunu gözlediğini ifade etmiştir. İnsanlardaysa, Kuzey Amerikada’ki Kızılderili ırkı olan Hopi’lerde sık görülen Waardenburg sendromu’nda melanin noksanlığı ve sağırlık birlikte görülür. Hopi Kızılderilileri’nde albinizm görülme sıklığı 1/200 civarındadır. Benzer şekilde, diğer memelilerden köpek ve kemiricilerde albinizm ve sağırlığın birlikte görülmesi önemlidir.<br />
Bununla birlikte, melanin sentezinde rol alan enzimlerden yoksun olan pek çok kişi normal işitme fonksiyonlarına sahip olduğundan, melanin yokluğu pigment yapım bozukluğuyla ilgili sağırlıkla direk olarak bağıntılı olmayabilir. Bununla birlikte, iç kulağın stria vascularisinde melanositlerin olmaması, cochleada fonksiyon kaybına yol açmaktadır. Bu durum henüz yeterince aydınlanmamıştır.<br />
 <br />
Bir diğer melanin yapım bozukluğu olan vitiligo, deride farklı büyüklükte beyaz lekelerin oluşumuyla karakterize bir cilt hastalığıdır. Bu beyaz lekeler sıklıkla vücudun yüz, dudak, boyun, göğüs, penis, diz, dirsek ve el ve kol bölgelerinde ortaya çıkar.<br />
<br />
Bu bölgeler UV’ye diğer bölgelerden daha duyarlıdır. Vitiligo, tiroid bozuklukları ve anemi gibi bozukluklarla birlikte ortaya çıkabilir. Melanizasyon uyarıldığında, hastalıklı bölgeler daha da belirginleşir. Vitiligonun görülme sıklığı yaklaşık %1-4 arasındadır. Bağışıklık sistemindeki bozukluktan kaynaklanan bu hastalık kalıtsal değildir. Detaylı kontrollerden sonra vitiligo teşhisi konan hastalarda günümüzde uygulanan en yaygın tedavi yöntemi darband UVA ve UVB ışın tedavisidir. Bu sayede melanogenezis uyarılarak lekeler ortadan kaldırılır.<br />
 <br />
İstemli kasların kontrolünü sağlayan motor sinirleri tutan Parkinson hastalığında, beynin substantia nigra ve locus coeruleus bölgelerindeki dopamin ve noradrenalin sentezleyen pigmentli (nöromelanin içeren) nöronların sayısının azalması nedeniyle bu bölgelerdeki nöromelanin miktarında da önemli azalma meydana gelir. Bu durum, dopamin ve noradrenalin sentezinde düşüşle sonuçlanır. Substantia nigradaki nöromelanin seviyesiyle bireyin ırkı arasında bir bağıntı olup olmadığı bilinmemekle birlikte, zencilerde Parkinson hastalığının beyazlardan önemli oranda düşük olması derideki melaninin, substantia nigrada bulunan nöromelanini dış kaynaklı toksinlerden korunmada rol oynayabileceği ileri sürülmüştür. Oksidatif stres durumu, ışığa maruz kalma, melanozomların matriks proteinleriyle birleşmesindeki bozukluklar, pH veya metal iyonları konsantrasyonundaki yerel değişiklikler gibi bazı durumlarda, melanin yetmezliğine ek olarak melaninin moleküler ağırlığında da düşüş oluşur. Gözdeki melaninin moleküler ağırlığının azalması veya polimerizasyon derecesindeki düşüş, normalde antioksidan olan melanin polimerinin prooksidan özellik kazanmasına yol açar. Pro-oksidan melaninin, maküler dejenerasyon ve melanom gelişimine sebep olduğu ileri sürülmüştür.<br />
<br />
Nikotin, melanin molekülü öncülünün sentezinde rol alması veya melanine geri dönüşümsüz bağlanması nedeniyle melanin içeren dokularda birikme eğilimindedir. Bu<br />
nedenle, yukarıdaki bağıntının esmer tenli bireylerde sigara bağımlılığının yüksek, sigara bırakma oranının düşük olmasının altındaki neden olduğuna inanılmaktadır.</span></div>

<div style="text-align: center;"><br />
<strong>MELANİN MOLEKÜLÜNÜN SON YILLARDA TESPİT EDİLEN ÖNEMLİ ÖZELLİKLERİ VE YENİ TEKNOLOJİLERDE POTANSİYEL KULLANIM ALANLARI</strong></div>

<div><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;">Melaninin immüno-farmakolojik özellikleri, AIDS tedavisinde büyük umut vadetmektedir. Farklı kaynaklardan elde edilen melaninlerin antioksidan, anti-HIV (İnsan bağışıklık yetmezlik virüsü) aktivitesi, immün düzenleyici etkileri gibi sağlık üzerinde pek çok olumlu etki gösterdikleri ortaya konmuştur. Örneğin, çörek otundan (Nigella sativa) elde edilen allomelaninin, sahip olduğu antioksidan özelliğiyle, karbon tetraklorün neden olduğu karaciğer hasarını engellediği gösterilmiştir. Auricularia auricula mantarından elde edilen ve çoğunlukla feomelaninden oluşan ürün de güçlü antioksidan etkiye sahiptir. Makro ve mikromiçes funguslarından elde edilen pigmentlerdeki melaninlerin de güçlü bir antioksidan ve DNA koruyucu etkiye sahip oldukları tespit edilmiştir.<br />
Melaninin metal iyonlarını bağlama özelliği üzerinde yapılan çalışma sonuçları, bu molekülün, sahip olduğu karboksil ve fenolik hidroksil gruplarıyla metal iyonlarını bağlama kapasitesinin, çok güçlü bir şelat oluşturucu ajan olan etilendiamin tetraasetik asitten (EDTA) daha güçlü olduğunu göstermektedir. Bu yüzden melanin, hücredeki potansiyel toksik metal iyonlarının bağlanarak biriktirilmesinde rol alabilir. Bu rolü, Parkinson hastalığıyla melanin kaybı arasındaki bağıntının açıklanmasındaki önemini ortaya koyabilir. Melaninin metal bağlayıcı özelliğinden teknolojide adzorban olarak da yararlanılabilir.<br />
Melaninler elektromanyetik spetrumun hemen hemen tamamında geniş band optik abzorpsiyon yaparak emilen foton enerjisini ışıma yapmadan büyük oranda ısıya dönüştürürler. Bu özelliği nedeniyle daha iyi ısıtan kumaş boyası olarak kullanılması potansiyeli yüksektir. Melaninlerin UV ışınlarını ısıya dönüştürmeleri oldukça önemlidir. Bu özellikleri fotoprotektif özellik kazanmalarını sağlaması yanında fotoelektrik özellikleri bakımından da oldukça önemlidir. Bu nedenle UV bandında diğer fotoelektrik aktivite gösteren maddelerden daha verimli olabilirler.<br />
Melaninin ilginç bir kullanımı da selüloz esaslı ve gözenekli maddelerin bozulmasının önlenmesinde kullanılan formüllere ilave edilmesidir. Ahşap malzemelerin korunması yanında, yara örtü malzemelerinde de kullanılbaileceği ifade edilmektedir. Metal iyonlarıyla ve özellikle de bakır iyonlarıyla oluşturulan melanin-metal kompleksleri malzeme yüzeyine uygulanabileceği gibi malzemeye nüfuz ettirilerek de kullanılabilir.<br />
Melaninlerin son yıllarda tespit edilen potansiyel faydalı özellikleri arasında çok fonksiyonlu yapıştırma kapasiteleri, deniz solucanlarının çenesinde ve mantar hücre duvarlarında yapısal eleman olarak bulunmaları ve iyonize radyasyona karşı koruyucu etkileri oldukça önemlidir.</span><br />
 </div>

<div style="text-align: center;"><strong>MELANİNİN YARI İLETKEN ÖZELLİĞİ</strong></div>

<div><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;">Günümüz teknolojisinde kullanılan yarı iletkenlerde elektrik akımı elektronlar tarafından taşınırken, biyolojik sistemlerde iyonlar tarafından taşınır. Son yıllarda elektronik endüstrisi daha ucuz ve çevreye uyumlu malzemelerin geliştirilmesi üzerinde yoğunlaşmıştır. Özellikle son yıllarda öne çıkan biyolojik elektriksel arayüz materyallerinin önem kazanmasıyla biyolojik yarı iletkenler yeniden dikkati çekmiştir.<br />
<br />
Melanin pigmentinin son yıllarda ortaya konan en önemli özelliklerinden biri de yarı iletken özelliğidir. Melaninin, geniş band abzorbansa sahip amorf bir organik yarı iletken olduğu ilk defa 1960 yılında Longuet-Higgins tarafından ileri sürülmüştür. Pullman ve Pullman, 1961 yılında Huckel-elektron teorisini ömelanin polimerine uygulayarak, molekülün elektron alıcılığı ve yarı iletken özelliklerini başarılı bir şekilde açıklayabildiler. Bu modelde ömelanin, delokalize sisteme sahip olan iri bir indol heteropolimeridir. Bu yapı, molekülün genişband abzorpsiyona sahip olan amorf bir yarı iletken özellik kazanmasını sağlar. Bu modeli destekleyen daha ileri bir görüş McGinness ve arkadaşları tarafından 1974’te ileri sürüldü. Buna göre, daha önce inorganik maddelerde gözlenmiş olan amorf yarı iletken anahtarlama davranışı, ömelanin filmlerinde de gözlenmektedir. Bununla birlikte, Hall etkisi ölçüm sonuçları, ömelanin molekülünün vakum altındaki davranışının aksine normal şartlar altında pozitif yük taşıyıcısı olduğunu ve yük taşıyıcıların %65’inin protonlar olduğunu göstermektedir.<br />
<br />
Sonraki yıllardaki bulgular, yetmişli yıllardan beri melanin için ileri sürülen yarı iletken standard modelini desteklememektedir. Melanin molekülü bünyesine su alınca, gerçekleşen komproporsiyon reaksiyonuyla, iletkenliği sağlayan serbest yük taşıyıcıları meydana gelir ki, bu durum dışarı verilebilen serbest elektron ve protonların oluşumuyla sonuçlanır. Melaninin kimyasal yapısından kaynaklanan bu kendi içinde kimyasal doping özelliği, moleküle hibrit iyonik-elektronik davranış kazandırır ve melaninin ilginç elektriksel özelliklerinin açıklanmasında yardımcı olur. Sığır gözü, siyah insan saçı ve muz kabuğundan elde edilen melaninin temel yarı iletken özelliklerden olan karanlıkta elektrik iletkenliği ve optik abzorpsiyon kapasitelerinin sentetik melanininkiyle karşılaştırıldığı araştırma sonuçlarına göre, melanin molekülü, amorf organik yarı iletken özelliğinden ziyade elektronik-iyonik hibrit iletken özelliği sergilemektedir. Bilim adamlarını heyecanlandıran bu sonuç, yeni biyoelektronik uygulama alanları imkânları yaratmakta, özellikle doğal bir biyopolimer olan melanin kullanılarak pek çok biyoelektronik arayüz araçların geliştirilmesinin önünü açmaktadır.<br />
<br />
Melaninin sahip olduğu optik ve elektriksel özellikleri, bu moleküle yakın gelecekte organik güneş hücreleri ve diğer elektronik araçlarda kullanılma potansiyelini kazandırmaktadır. Elde edilmesi sırasında çevreye diğer yarıiletken malzemelere göre daha az zarar verilmesi de melanine önemli bir avantaj sağlamaktadır. Ayrıca sentetik melanin, ince film hazırlamada aranan bir özellik olan güçlü önemli mekanik tutunma özelliğine sahiptir.</span><br />
 </div>

<div style="text-align: center;"><strong>DOĞAL KAYNAKLARDAN MELANİN ÜRETİMİ VE SAFLAŞTIRILMASI</strong></div>

<div><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"> Melaninler pek çok pH aralığı ve çözücüde çözünmeyen maddelerdir ve yapısal bakımdan heterojen özellik gösterdiklerinden, organik kaynaklardan elde edilmeleri ve saflaştırılmaları da zordur. Örneğin, ömelanin elde edilmesi amacıyla günümüzde uygulanan en yaygın yöntem kimyasal yöntemdir. Sentetik yolla elde edilmeleri de kimyasal işlemlerle gerçekleştirlmekte olup, elde edilen ürün oldukça pahalıdır.<br />
 <br />
En iyi doğal ömelanin kaynakları siyah renkli insan saçı, hayvan tüyleri, yapağı ve deridir. Ömelanin eldesi için hammadde önce kir, yağ ve diğer dokulardan mekanik ve kimyasal işlemlerle temizlenir. Mineral asitlerden biriyle oldukça uzun süre muamele edilen hammadde çözelti haline gelir. Saf suya damla damla damlatılan çözeltinin taban kısmında melanozomların çökmesi sağlanır ve melanin dışındaki proteinler üre muamelesiyle çözdürülür; çok sayıdaki santrifüjleme, filtreleme ve yıkama aşamalarından sonra yüksek saflıkta ömleanin elde edilebilir. Bu ürün, santrifüjlenerek veya liyofilize edilerek toz haline<br />
getirilir.</span><br />
 </div>

<div style="text-align: center;"><img alt="" src="https://www.geyve.com/images/files/2025/01/67801637bef06.jpg" style="width: 450px; height: 363px;" /><br />
<span style="font-family:Times New Roman,Times,serif;"><strong>Şekil 14. </strong>Melanin eldesinde kullanılan morkaraman ırkı koyun yünü (Orijinal).</span><br />
<br />
<img alt="" src="https://www.geyve.com/images/files/2025/01/67801676066e3.jpg" style="width: 450px; height: 418px;" /><br />
<span style="font-family:Times New Roman,Times,serif;"><strong>Şekil 15. </strong>Ömelaninden zengin olan siyah saçtan (soldaki tüp) ve feomelaninden zengin kızıl saçtan (sağdaki tüp) elde edilen melanince zengin çözeltileri (Orijinal).</span><br />
<br />
<img alt="" src="https://www.geyve.com/images/files/2025/01/678016997071a.jpg" style="width: 450px; height: 347px;" /><br />
<span style="font-family:Times New Roman,Times,serif;"><strong>Şekil 16.</strong> Koyun yününden elde edilen toz formda melanin (Orijinal).</span><br />
<br />
<img alt="" src="https://www.geyve.com/images/files/2025/01/678016e3e134c.jpg" style="width: 450px; height: 492px;" /><br />
<span style="font-family:Times New Roman,Times,serif;"><strong>Şekil 17. </strong>Çözücüde eritilerek hazırlanan melanin solüsyonu (Orijinal).</span><br />
<br />
<img alt="" src="https://www.geyve.com/images/files/2025/01/6780170221137.jpg" style="width: 450px; height: 524px;" /><br />
<span style="font-family:Times New Roman,Times,serif;"><strong>Şekil 18.</strong> Melanin emdirilen (1 ve 4) ve siyah kumaş boyası emdirilen (2 ve 3) pamuklu bezlerin UV ışık altındaki görünümleri. Üstteki beyaz kâğıt üzerinde toz melanin bulunmaktadır. Melanin UV’yi tümüyle abzorbe ettiğinden, melanin emdirilen bezler (1 ve 4) ile toz melanin floresans vermediğinden görülmemektedir (Orijinal).</span></div>

<div style="text-align: center;"><br />
<strong>SONUÇ</strong></div>

<div>Melaninlerden özellikle ömelanin ve allomelaninlerin son yıllarda tespit edilen şaşırtıcı özellikleri, bu maddelerin yakın gelecekte geliştirilecek olan ileri teknolojilerde yaygın kullanım potansiyeline sahip olduğunu göstermektedir. Bu nedenle melaninin Parkinson hastalığıyla olan ilişkisinin, elektromanyetik spektrum abzorpsiyon özelliklerinin, antioksidan ve yarı iletken özelliklerinin daha detaylı biçimde anlaşılması gerekmektedir.<br />
<br />
Günümüzde doğal kaynaklardan büyük miktarda ve düşük maliyetle melanin elde edilmesini sağlayan teknoloji bulunmadığından, bu pigmentin kullanımı sınırlıdır. Bu nedenle gerek sentetik ve gerekse doğal kaynaklardan yüksek saflıkta, ekonomik ölçekte ve ucuz melanin elde edilme yöntemlerinin geliştirilmesi önem taşımaktadır.<br />
 <br />
Nispeten düşük teknoloji gerektiren organik güneş hücrelerinin verimlerinin son yıllarda oldukça iyileşmesi nedeniyle bu sistemlerde kullanılma potansiyeli yüksek olan organik pigmentlerden melanin üzerinde yapılacak araştırmalarda elde edilecek bulgular, yakın gelecekte ülkemiz için yüz güldürücü sonuçlar alınmasına katkı sağlayabilir.<br />
 </div>

<div style="text-align: center;"><strong>KAYNAKLAR</strong></div>

<div><span style="font-family:Times New Roman,Times,serif;">Avcı Ç. 2014. Farklı tür, ırk, yaş ve cinsiyetteki sağlıklı ve Veteriner Fakültesi Hayvan Hastanesi’ne getirlen hayvanların kılları üzerinde karşılaştırmalı morfolojik ve morfometrik çalışmalar. TÜBİTAK Üniversite Öğrencileri Yurtiçi Araştırma projeleri Destek programı (2209/A). Danışman: Prof.Dr. İlhami Çelik.<br />
<br />
Avcı Ç. 2016. Epitelizan ve sikatrizan maddelerle antibiyotik yüklenen at kuyruk kılının (EMC 9188) cerrahi iplik malzemesi olarak kullanım imkânlarının değerlendirilmesi.<br />
TÜBİTAK Üniversite Öğrencileri Yurtiçi Araştırma projeleri Destek programı (2209/A).<br />
Danışman: Prof.Dr. İlhami Çelik. (Çalışma, İstanbul Üniversitesi Veteriner Fakültesi tarafından düzenlenen 18. Uluslararası Veteriner Hekimliği Öğrencileri Bilimsel Araştırma Kongresi’nde birincilik ödülü almıştır).<br />
<br />
Brenner M., Vincent J. 2008. The protective role of melanin against UV damage in human skin. Photochem. Photobiol., 84,3:539-549.<br />
<br />
Dryja T.P., O'Neil-Dryja M., Albert D.M. 1979. Elemental analysis of melanins from bovine hair, iris, choroid, and retinal pigment epithelium Invest. Ophthalmol. Visual Sci., 18,3:231-236.<br />
<br />
El-Obeid A., El Tahir K.E.D., Abdelhalim M.A.K., Haseeb A. 2015. Protective action of herbal melanin against carbon tetrachloride induced hepatotoxicity protective action of herbal melanin against carbon tetrachloride. Proc. of the Third Intl. Conf. on Advances in Applied Science and Environmental Engineering - ASEE 2015.<br />
<br />
Funatsu G. ve Funatsu M. 1962. Isolation of melanin granules from dark hair of human Agr. Bioi. Chem., 26, 6:367-370.<br />
<br />
Ito S.K., Wakamatsu K. 2003. Quantitative analysis of eumelanin and pheomelanin in humans, mice, and other animals: A comparative review. Pıgment Cell Res., 16:523–531.<br />
<br />
Magarelli M., Passamonti P., Renieri C. 2010. Purification, characterization and analysis of sepia melanin from commercial sepia ink (Sepia Officinalis). Revista CES Med. Vet. y Zootecnia, 5,2:18-28.<br />
<br />
Menon A., Persad S.R., Herbert F., Haberman, M .D.,C., Kurian J. 1983. A comparative study of the physical and chemical properties of melanins ısolated from human black and red hair. J. Invest. Dermatol., 80:202-206.<br />
<br />
Mostert A.B., Powell B.J., Pratt F.L., Hanson G.R., Sarna T., Gentle I.R., Meredith P. 2012. Role of semiconductivity and ion transport in the electrical conduction of melanin. Proc Natl Acad Sci U S A., 109,23: 8943–8947.<br />
<br />
Riesz J.J. 2007. The spectroscopic properties of melanin A thesis submitted for the degree of Doctor of Philosophy to School of Physical Sciences of the University of Queensland.<br />
<br />
Sava, V.M., Galkin BN., Meng-Yen H., Ping-Cheng Y., Guewha S.H. 2001. A novel melanin-like pigment derived from black tea leaves with immuno-stimulating activity. Food Res. Int., 34:337-343.<br />
<br />
Strzelecka T. 1982. Semiconductor properties of natural melanins.Physiol. Chem. Phys.,14,3:223-231.<br />
<br />
Takeuchi S., Zhang W., Wakamatsu K., Ito S., Hearing V.J., Kraemer K.H., Brash D.E. 2004.<br />
Melanin acts as a potent UVB photosensitizer to cause an atypical mode of cell death in murine skin. Proc Natl Acad Sci U S A., 19, 101, 42:15076–15081.<br />
<br />
Vairale P., Waman V., Mayabadi A., Pathan H., Jadkar S. 2014. Electrochemical synthesis of melanin thin films: evolution of structural and optical properties. Int. J. Adv. Res. Phys. Sci.,1, 7:35-45. </span></div>

<div><br />
<span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"> </span></div>
]]></content:encoded>
<author>İlhami Çelik</author>
<link>https://www.geyve.com/yazarlar/ilhami-celik/melanin-vucudun-karanlik-maddesi/115/</link>
<pubDate>Thu, 09 Jan 2025 20:16:04 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Siyasete Not 3: Asgari Ücretin Ötesine Geçmek</title>
<content:encoded><![CDATA[Türkiye’de her yıl aynı zamanlar asgari ücret tartışmaları başlar, asgari ücret tespit komisyonu toplanır. Taraflar gider gelir. Kulaklar Cumhurbaşkanının ağzından çıkacak rakama odaklanır. Asgari ücret ilan edilir. Muhalefet bağırır isyan eder. İktidar dolar bazlı asgari ücret değerlerini yıl yıl açıklar. Asgari ücretin yıllara göre değişiminden olumlu artışından dem vurur. Muhalefet çay simit hesabı yapar. Kimse asgari ücretin önemini azaltmaya yönelik kafa yormaz. Bizim memlekette tartışmalar genellikle geçici çözümler ve popülist yaklaşımlarla şekillenir. Asgari ücretli çalışan sayısını azaltmak ve asgari ücretin alım gücünü arttırmak tartışılması gereken asıl konudur. Asgari ücretin toplumdaki anlamını ve önemini kalıcı olarak değiştirebilmek için, eğitimde yapılacak köklü reformlardan başka bir yol yoktur. Eğitim bir memleketin ekonomik kalkınmasının temellerini atar.<br />
<br />
<strong>Döngü Şöyledir:</strong> Eğitim, nitelikli iş gücünü doğrudan etkiler. Eğitimde yapılacak köklü değişiklik nitelikli insan kaynağı oluşmasının mihenk taşıdır. Eğitimde yapılacak bu köklü değişim insan kaynağını oluşturulmasını sağlar. Nitelikli iş gücü  katma değerli üretimi mümkün kılar, işletmeler bu doğrultuda yatırım yapar, sermaye yatırımları ile birlikte alt yapı yatırımları artar, üretim teşvik edilir. İşletmeler rekabetçi hale gelir. Rekabetçi işletmeler kazancını artırır, kazançlar ise hem doğrudan vergilere hem de  çalışan ücretlere yansır. Bu durumdan dolaylı vergilerin yükü azalır çünkü gelir artmıştır. Buda toplumun geniş kesimlerinin toplam gelirden aldığı payı artırır. Gelir adaleti olumlu etkilenir. Hane halkı ve işletmelerin gelir seviyesi yükseldikçe, tüketim harcamaları artar buda iç kaynağa dayalı finansmanı güçlendirir. <strong>Toplumun ekonomik, siyasi ve sosyal refahının gelişir. </strong>Ekonomik kalkınma sağlandığında, asgari ücretin toplumsal önemi azalır; çünkü asgari ücretlilerin sayısı, genel çalışan nüfusunun içinde bir azınlıkta kalır.<br />
<br />
Bugün Türkiye’de asgari ücretin ötesine geçen tartışmalar maalesef yok..Muhalefet yada iktidar partisine mensup politikacılardan sorunun derinlemesine tahliline dair önemli bir yaklaşım göremiyoruz. Asgari ücretliler doğrudan popülist politikaların bir aracı haline dönüştürülüyor. Erken seçim tartışmaları, dolar bazlı asgari ücret söylemleri bunun önemli bir göstergesidir. Önce doğru tahlil sonra ise tedavi konuşulmalıdır. Kök nedene inilmesi gerekir. Ekonomik büyüme, gayri safi milli hasıla, cari açık gibi veriler bize refah için tam olarak  bir projeksiyon sunmakta yetersiz kalıyor. Toplumsal refah yalnızca sayılarla ölçülmez; toplumun her kesimine fayda sağlayacak bir süreçtir. Ve bu kalkınmanın temeli, eğitimle atılır.<br />
<br />
Türkiye’de asgari ücretle geçinenlerin oranı, 2024 itibarıyla çalışan nüfusun neredeyse yarısına ulaşmaktadır. Bu oran, eğitimdeki eksikliklerin ve nitelikli iş gücünün yetersizliğinin bir sonucudur. Oysa eğitim, bu durumu tersine çevirebilecek en güçlü araçtır. Nitelikli iş gücü, sadece ekonomik büyümeyi hızlandırmakla kalmaz; aynı zamanda gelir dağılımında adaletin sağlanmasına da katkıda bulunur. Bu da, asgari ücretin toplumdaki önemini giderek azaltan, kapsamlı bir dönüşümün kapılarını aralar.<br />
<br />
Eğitimde yapılacak köklü reformlar, Türkiye’nin kalkınma yolunda önemli bir dönüm noktası olacaktır. Eğitimle güçlendirilen iş gücü, rekabetçi bir ekonomi yaratacak, katma değerli üretim sağlayacak ve nihayetinde halkın yaşam standartlarını yükseltecektir. Bu da asgari ücretle geçinenlerin sayısını azaltacak ve toplumun geniş kesimlerinin refah seviyesini yükseltecektir.<br />
<br />
Sonuç olarak, asgari ücretin toplumdaki anlamını değiştirmek, yüzeysel düzenlemelerle değil, derin ve kalıcı bir eğitim reformu ile mümkündür. Eğitim, ekonomik kalkınmayı sağlayacak en güçlü araçtır. Her bir adım, Türkiye’yi yalnızca büyüme rakamlarıyla değil, gerçek ve sürdürülebilir kalkınma ile ileriye taşıyacaktır. Böylece, asgari ücretli oranı gelişmiş ülkelerdeki seviyelere çekilebilir ve halkın yaşam kalitesi arttıkça, asgari ücretin önemi de azalacaktır.<br />
<br />
<strong>Fedai Zorlu</strong>]]></content:encoded>
<author>Fedai Zorlu</author>
<link>https://www.geyve.com/yazarlar/fedai-zorlu/siyasete-not-3-asgari-ucretin-otesine-gecmek/114/</link>
<pubDate>Mon, 30 Dec 2024 11:09:54 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Türk Hukuku'nda Evlatlıktan Red Müessesesi</title>
<content:encoded><![CDATA[      Eski Yeşilçam filmlerine bir bakalım. Fabrikalar sahibi olan Saim Bey’in zengin kızı fakir bir oğlana aşık olur ve Saim Bey bu aşkı adamları aracılığıyla öğrenir. Kızı olanlardan bihaber şekilde eve gelir, eve geldiğinde kızını odasına çağırır ve ona sinirli bir şekilde şöyle der: “Hemen o fakir, pis çocukla konuşmayı bırakacaksın, aksi takdirde seni evlatlıktan reddederim.” Ne kadar güzel ya değil mi? Hemen evlatlıktan reddediyorsun. Senden çıkıyor, çocuğuna miras düşmüyor. Harika gerçekten. Peki bakalım acaba kanunumuzda böyle bir şey gerçekten mümkün mü?  <br />
<br />
      “Dediğimi yap yoksa seni evlatlıktan reddederim.” Ne güzel kafamıza göre çocuğu evlatlıktan çıkaralım. Miras almasın. Hatta beş çocuğumuz varsa dördünü sevmediğim için evlatlıktan reddedeyim de bütün malım, mülküm tek varisim, canım oğlum K’ya kalsın. Olsa ne güzel olur ! Ancak hukukumuzda evlatlıktan red olarak böylesine bir düzenleme söz konusu değildir. Ayrıca bu konu hakkında Türk hukukunda evlatlıktan red davası şeklinde bir dava türü bulunmamaktadır.<br />
<br />
      Evlatlıktan red kavramı kanunda bizzat düzenlenmiş olmamakla beraber Kanun koyucu bu duruma yakın olarak mirasçılıktan çıkarma (mirastan ıskat) müessesesini koymuştur. Mirasçılıktan çıkarma, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 510 ila 513. Maddeleri arasında düzenlenmiştir.<br />
<br />
      Ancak ve ancak Türk Medeni Kanunu’nun 510. maddesinde öngörülen şartların varlığı durumunda Mirasbırakan, yapacağı ölüme bağlı tasarruf işlemi mirasçısını mirasçılıktan çıkarabilecektir.<br />
<br />
Türk Medeni Kanununun 510. maddesi şöyle der:<br />
 <br />
<em>Madde 510- Aşağıdaki durumlarda mirasbırakan, ölüme bağlı bir tasarrufla saklı paylı mirasçısını mirasçılıktan çıkarabilir:</em><br />
 
<div style="margin-left: 40px;"><strong><em>1. Mirasçı, mirasbırakana veya mirasbırakanın yakınlarından birine karşı ağır bir suç işlemişse,<br />
<br />
2. Mirasçı, mirasbırakana veya mirasbırakanın ailesi üyelerine karşı aile hukukundan doğan yükümlülüklerini önemli ölçüde yerine getirmemişse.”</em></strong></div>
<br />
      Yani açılandığı üzere mirasbırakan ancak mirasçısı olacak olan kişi kendisine veya yakınlarına karşı ağır bir suç işlemişse veya mirasbırakana veya onun aile üyelerine karşı aile hukukundan doğan yükümlülükleri önemli ölçüde yerine getirmemişse mirastan çıkarabilecektir. Mirasbırakan, çıkarma sebebini açık olarak belirtmelidir.<br />
<br />
Bu kapsamda yalnız saklı paylı mirasçılar mirastan çıkarılabilecektir. <strong>Peki saklı paylı mirasçılar kimlerdir?</strong>  Bu konuyu ileride daha detaylı ele alacağım fakat kısaca özetlersek mirasbırakanın altsoyu (yani çocukları, torunları, torunlarının çocukları ve devamı vs.), mirasbırakanın anne ve babası ve bunların dışında mirasbırakanın eşi saklı paylı mirasçılar arasındadır.<br />
<br />
1-) Bu kapsamda birinci şartımız saklı paya sahip yani yukarıda sayılan mirasçılardan olması gerekir.<br />
Bir diğer husus mirasçılıktan çıkarmanın ölüme bağlı bir tasarrufla yapılması gerekir. Yani bir <strong>vasiyetname</strong> veya <strong>miras sözleşmesi </strong>şeklinde yapılması şarttır. Eğer kanunda şekil şartlarına uygun olmadan düzenlenen ölüme bağlı tasarrufla bir mirasçılıktan çıkarma işlemi yapılırsa bu çıkarmanın hukuken bir hükmü olmayacaktır.<br />
<br />
2-) Bu kapsamda ikinci şartımız mirastan çıkarmanın ölüme bağlı bir tasarrufla yapılması gerekir.<br />
<br />
3-) Ayrıca yukarıda kanun maddesinde yazan sebeplerin varlığı aranır. Yani mirasbırakanın mirasçısı olacak olan kişi mirasbırakana veya <strong>yakınlarına</strong> karşı <strong>ağır bir suç işlemiş olmalı</strong> veya mirasbırakana veya onun aile üyelerine karşı aile hukukundan doğan yükümlülükleri <strong>önemli ölçüde</strong> yerine getirmemiş bulunursa mirasçılıktan çıkarılabilecektir.<br />
 
<div style="margin-left: 40px;"><strong>• Peki altını çizdiğim mirasbırakanın yakınlarından kasıt nedir?</strong> Bu yakın kavramına kimlerin gireceğini mahkeme takdir edecektir. Ağır işlenen suç sebebiyle mirasbırakanı ciddi ve haklı bir elem ve üzüntüye sevk edecek kişi herkimse yakın olarak değerlendirilebilir. Altsoy, üstsoy, eş, kardeş, nişanlı, üvey anne, baba vs. olabilir.  Hatta bu yakınlık akrabalığa dayanmayadabilir. Örneğin mirasbırakanın öğretmeni, yakın arkadaşı, dostları bu yakınlık sınıfına dahil edilebilir.<br />
• Ağır suçtan kasıt ne anlaşılmalıdır? Suçun ağır bir nitelik taşıyıp taşımadığının saptanmasında ceza hukuku kurallarına değil medeni (özel) hukuk kurallarına göre bir değerlendirme yapılmalıdır. Dolayısıyla suç oluşturan eylemin ceza kanunlarındaki süresi veya ağır ceza kapsamına sokulup sokulmadığı değil mirasbırakan ile mirasçı arasındaki olumsuz etki dikkate alınır.</div>
<br />
      Çıkarma sebeplerinden bir diğeri ise mirasçının, mirasbırakana ve mirasbırakanın aile üyelerine karşı aile hukukundan kaynaklanan yükümlülüklerini önemli ölçüde yerine getirmemiş olmasıdır. Bu durumun önemli ölçüde olup olmadığını objektif ve sübjektif kıstaslarla hakim belirleyecektir. Örneğin mirasçının anne ve babasına çok kötü davranması, malul anne veya babsını eve kabul etmemesi veya velayetin kötüye kullanılması bu durumlara örnek gösterilebilir.<br />
 
<div style="margin-left: 40px;"><strong>• Mirasçılıktan çıkarılan kişinin çocuğu da mirasçılıktan mahrum kalır mı?</strong> Hayır. Mirasçılıktan çıkarılan kişinin çocuğu veya torunu da miras payını almaya hak sahibi olarak devam eder. </div>
<br />
      Kısaca özetlemek gerekirse hukukumuzda evlatlıktan red diye bir müessese doğrudan düzenlenmemiş, mirasçılıktan çıkarma adı altında düzenlenmiş olup bu da belirli şartlara tabi kılınmıştır.  Yani “Seni evlatlıktan reddediyorum” demekle hemen baba-oğul ilişkiniz bitmiş olmuyor. İçiniz rahat olsun.<br />
<br />
Umarım yazdıklarımız faydalı olmuştur. Sağlıklı ve mutlu günlerle kalın. Kendinize iyi bakın.<br />
<br />
<strong>Av. Burak Kılıç</strong><br />
 ]]></content:encoded>
<author>Av. Burak Kılıç</author>
<link>https://www.geyve.com/yazarlar/av-burak-kilic/turk-hukuku-nda-evlatliktan-red-muessesesi/113/</link>
<pubDate>Wed, 18 Dec 2024 19:45:22 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Siyasete Not 2: Emevi Camiinde Bir Cuma Vakti ve Türkiye</title>
<content:encoded><![CDATA[Esad devrildi, mazlum Suriye halkı dişli bir zalimden, bir caniden kurtuldu. İşkence eden, kadın çocuk dinlemeden, kendi halkını yok eden bu rejimin sonunu izledik. Ancak Esad’ın devrilme süreci ve bölgedeki gelişmelerin hızla şekillenmesi, emperyal güçlerin gösterdiği düşük direnç, hâlâ tam olarak çözülmemiş bir sorudur. İnsan kanı ve Müslümanların çocukları üzerinden yapılan kirli pazarlıkların varlığı ise açıkça ortadadır. Bu pazarlığın bir ayağının stratejik ve ekonomik çıkarlar üzerine kurulu olduğu bir gerçek. Ancak bu süreci sadece bu eksende değerlendirmek, tarihsel ve inançsal derinliklere inmeyen bir bakış açısı sunar. Suriye meselesi, yalnızca bir ülkenin iç meselesi değil, bölgesel dengelerin ve Müslümanların ortak tarihsel hafızasının bir parçasıdır. <br />
<br />
<strong>Suriye Politikası ve Türk İç Siyaseti Suriye politikası, </strong>Türkiye iç siyasetinde yıllardır sert tartışmalara yol açan bir konu olmuştur. Suriyeliler meselesi, özellikle son 13 yıldır Türkiye’de yaşayan milyonlarca Suriyeli'nin varlığı, toplumsal yapıyı önemli ölçüde etkilemiş ve siyasette kalıcı etkiler bırakmıştır. Bugün, Suriyelilerin geri dönüşü ve Suriye’nin toprak bütünlüğü konusu, ülkemizin dış politikasının öncelikli meselelerinden birini oluşturuyor. Bu bağlamda, özellikle Türkmenler meselesi üzerinde durmak gerekir. Türkmenler, Suriye’nin kuzeyinde tarihsel olarak varlık gösteren, Selçuklu, Osmanlı ve Cumhuriyet dönemi'ne kadar süregelen güçlü bir kültürel ve tarihi mirasa sahip olan en önemli yapıdır. Onların yaşadığı topraklar, sadece Suriye'nin değil, aynı zamanda Türkiye’nin de stratejik ve kültürel bir parçasıdır. Bu noktada, Türkiye'nin Türkmenlerin haklarını savunması, hem tarihsel sorumluluğunun bir gereği hem de bölgedeki barış ve istikrar adına kritik bir adımdır. Ancak, bugün Türkmenlerin, bölgedeki diğer halklarla birlikte kendi topraklarına dönebilmesi için daha fazla somut adım atılması gerekmektedir. <br />
<br />
<strong>Suriye'nin Bütünlüğü ve Türkiye'nin Stratejik Konumu</strong> Suriye’nin toprak bütünlüğünün korunması, Suriyeli mültecilerin kendi topraklarına dönmesi için en temel şarttır. Bu, sadece Türkiye'nin değil, tüm bölgenin istikrarı için gereklidir. Saddam sonrası Irak, Kaddafi sonrası Libya, Mübarek sonrası Mısır'dan dersler çıkararak, bir rejim değişikliğinin ardından oluşan belirsizliklerin, sadece yerel halk için değil, bölge ülkeleri için de ne kadar yıkıcı sonuçlar doğurduğu unutulmamalıdır. Bölgeye dair güç mücadelesi içinde, özellikle İsrail ve Amerika Birleşik Devletleri'nin, Suriye üzerinde çeşitli emelleri olduğunu görmekteyiz. İsrail, uzun zamandır Suriye'nin parçalanmasını ve bölgedeki etkisini artırmayı hedeflemektedir. Bu hedef, sadece askeri üsler ve stratejik topraklar üzerinden değil, aynı zamanda etnik ve mezhebi bölünmeler yaratarak bölgenin kontrolünü ele geçirme niyetine dayanır. Amerika Birleşik Devletleri ise, hem bölgedeki enerji kaynaklarına erişim hem de İran’ın etkisini sınırlamak amacıyla Suriye’deki karışıklığı ve belirsizliği derinleştirmektedir. Bu güçler, Suriye’yi parçalayarak kendi çıkarları doğrultusunda dizayn etme peşindedirler. Türkiye, bu büyük güçlerin bölgedeki oyunlarını engellemek için güçlü bir dış politika izlemeli ve özellikle bölgesel işbirliklerini güçlendirmelidir. Bölgede atılacak adımlar sadece askeri müdahalelerle değil, diplomatik çabalarla da pekiştirilmelidir. Türkiye’nin, özellikle Suriye'nin kuzeyindeki Kürt gruplarına yönelik politikası, bu mücadelede önemli bir yer tutmaktadır. Suriye'deki Kürt gruplarının büyük bir kısmı, emperyalist güçlerin etkin birer maşası haline gelmiştir. PYD (Demokratik Birlik Partisi) ve YPG (Halk Savunma Birlikleri), doğrudan PKK ile bağlantılı olarak, Suriye'nin kuzeyinde Amerika’nın desteğini alarak kendi bağımsızlıklarını ilan etmeye çalışmaktadırlar. Bu grup, Amerikan emperyalizminin Suriye’deki çıkarları doğrultusunda, bölgedeki diğer halklar ve devletler için tehdit oluşturacak bir yapılanmaya gitmiştir. ABD'nin desteğiyle güç kazanan PYD, Suriye’nin kuzeyinde bir "Kürt koridoru" oluşturmayı hedeflemektedir. Bu, bölgenin bölünmesi ve Suriye’nin toprak bütünlüğüne zarar vermek anlamına gelir. Türkiye, PYD’ye karşı stratejik bir duruş sergileyerek, bu gruptan kaynaklanan tehditleri engellemek için Türkiye hem askeri hem de diplomatik müdahalelerde bulunmalıdır. Bu, aynı zamanda PKK'nın Irak’taki faaliyetlerini de sekteye uğratacak ve Suriye'nin bölünmesinin önüne geçecektir. Türkiye, toprak bütünlüğüne zarar verme riskine karşı Suriye’nin kuzeyinde PYD’nin kontrolündeki alanların, Suriye’nin egemenliği altında kalmasını sağlamalıdır. Aynı zamanda, bölgedeki Arap halklarıyla da ilişkileri pekiştirerek, Kürtler ve diğer etnik gruplar arasında dengeyi sağlamalıdır.<br />
<br />
Bugün, Suriye’nin emperyalist güçlerin bir laboratuvarına dönüştüğü, vekil güçlerin ve bölgesel aktörlerin girift ilişkilerinin sahneye koyulduğu bir süreçten geçiyoruz. Bu karmaşık ortamda, Türkiye'nin aktif bir dış politika izlemesi, bölgesel denklemler içinde daha fazla söz sahibi olmasını sağlayacaktır. Ancak bu, sadece askeri ya da ekonomik müdahalelerle değil, diplomatik ve kültürel bağlarla da pekiştirilmeli, bölgedeki halkların güvenliği ve refahı ön planda tutulmalıdır. <br />
<br />
<strong>Türkiye'nin Yapması Gerekenler</strong><br />
<br />
Bugün Türkiye’nin önünde çok kritik bir görev vardır. Türkiye, bir yandan Suriyelilerin geri dönüşünü güvenli hale getirebilmek, diğer yandan da Suriye’nin yeniden yapılanmasında etkin bir rol oynamak zorundadır. Bu noktada atılması gereken adımlar şunlardır: <br />
<br />
1.*Suriye'nin Toprak Bütünlüğü Sağlanmalı:Türkiye, Suriye’nin siyasi birliğini ve toprak bütünlüğünü savunmaya devam etmelidir. Bu, sadece Türkiye'nin çıkarları için değil, bölgesel barışın tesisi için de elzemdir.<br />
 <br />
2. Güvenli Bölge Oluşturulmalı: Türkiye, Suriyelilerin geri dönüşü için güvenli bölge oluşturulmasına öncülük etmelidir. Bu bölge, sadece Suriyelilerin geri dönmesini kolaylaştırmakla kalmayacak, aynı zamanda bölgedeki diğer mülteciler için de güvenli bir ortam sağlayacaktır.<br />
 <br />
3. Diplomatik Çabalar Artırılmalı: Türkiye, BM ve diğer uluslararası platformlarda Suriye meselesine dair daha aktif bir diplomasi yürütmeli, özellikle bölgesel aktörlerle birlikte çözüm süreçlerine dahil olmalıdır.<br />
 <br />
4. Bölgesel İşbirliği Güçlendirilmeli: Türkiye bölgesel oyuncu olarak sınırlarında istikrarı sağlayacak stratejik işbirliğini artırarak, Suriye’nin yeniden inşası için ortak projeler geliştirmelidir. Bu süreçte, bölgesel halkların haklarına saygı gösterilmeli, mültecilerin güvenli bir şekilde evlerine dönmeleri sağlanmalıdır.<br />
 <br />
5. Emperyalist Müdahalelere Karşı Direnç Göstermeli: Türkiye, bölgedeki dış müdahalelere karşı daha güçlü bir direnç sergileyerek, Suriye’nin bağımsızlık ve egemenliğine saygı gösterilmesini sağlamalıdır. Bölgedeki denklemler değişse de, Türkiye'nin tutumu ve stratejisi bölgesel barış için kritik bir rol oynamaktadır.<br />
<br />
<strong>Emevi Camii’inde bir Cuma Vakti…</strong><br />
<br />
Bugün Türkiye iç siyasetinde, Emevi Camii’nde namaz kılma çağrıları, Suriye’nin geleceği üzerine yapılan tartışmaların bir parçası haline gelmiştir. Bu çağrılar, bölgedeki siyasi ve kültürel güç mücadelesine dair güçlü bir sembol oluştursa da, aynı zamanda yanlış bir metafor üzerinden siyaset yapma çabasına dönüşmüştür. Emevi Camii’nde namaz kılmak, tarihsel anlamı ve kültürel derinliğiyle önemli olabilir; ancak bu tür sembolizmler, bölgesel barış ve istikrar adına daha somut adımlar atılmadan gerçek bir kazanım sağlamaz. Suriye’nin yeniden inşası, sadece dini ve kültürel simgelerle değil, Türkmenlerin, Kürtlerin, Arapların ve diğer tüm halkların haklarına saygı gösterilerek yapılabilir. Türkiye’nin iç siyaseti, bu tarihi sorumluluğun farkına varmalı, Suriye’nin geleceğine dair daha temkinli ve stratejik bir yaklaşım benimsemelidir. <br />
<br />
<strong>Rüzgar Kuzeyden Eser....</strong><br />
<br />
Suriye'nin geleceği, sadece o ülkenin halkının değil, tüm bölgenin geleceğini etkileyecek bir konudur. Türkiye'nin bu süreçteki doğru adımları atması, sadece bölgesel istikrarı değil, aynı zamanda küresel barışı da sağlamak adına büyük önem taşır. Zorlu bir yolculuk olsa da, güçlü bir Türkiye, bölgesindeki denklemleri lehine çevirebilir ve Suriye halkına gerçek özgürlük ve barışı sunabilir.<br />
<br />
Unutulmamalıdır ki, Suriye’de rüzgar kuzeyden eser… <br />
<br />
Bu esen yeller Kudüs’te ki Gazze'deki ateşi söndürür. <br />
<br />
<strong>Fedai Zorlu </strong><br />
10.12.2024<br />
 ]]></content:encoded>
<author>Fedai Zorlu</author>
<link>https://www.geyve.com/yazarlar/fedai-zorlu/siyasete-not-2-emevi-camiinde-bir-cuma-vakti-ve-turkiye/112/</link>
<pubDate>Tue, 10 Dec 2024 23:40:51 +0300</pubDate>
</item><item>
<title> Dokunmayın Çarpılırsınız!</title>
<content:encoded><![CDATA[Saldırıyorlar  hem de dört koldan. Tehdit büyük. Türk Milleti, Türk Devleti ve vatan toprakları cumhuriyet kurulduğundan beri böylesini görmedi.<br />
<br />
     Ormanlarımıza saldırıyorlar. Kaz Dağlarını traşladılar, maden arayacağız ayaklarıyla. Ne yaptıklarını da bilemiyoruz. Yaktılar Karadeniz’de ormanları, hem de bir kış gününde. Araplara otel, tatil köyü bilmem ne yapmak için. Marmaris’te, Bodrum’da, Fethiye’de, İzmir’de, nerede güzellik varsa oraları yaktılar, sattılar, otel yaptılar, villa yaptılar, talan ettiler. Koruyamadık ormanlarımızı.<br />
<br />
     Hayvanlara saldırıyorlar. Sokak hayvanlarının idamına karar verdiler. Hem de kanun çıkararak. Koruyamadık hayvanları. Tam bununla dertlenirken Diyarbakır’da bir vahşet. Narin’e kıydılar. Aile içinde ve de planlayarak. Gözümüzün yaşı kurumadan daha Tekirdağ’da henüz iki yaşında bir bebek cinsel istismar sonucu hayatını kaybetti haberi içimizi bir daha yaktı. Yarınlarımız çocuklarımızı koruyamadık. Bu masum çocukları yaşatamayacaksak yaşamasın hiç kimse, kopsun kıyamet.<br />
<br />
     Köylerimizi koruyamadık. Bir yasa çıkardılar, büyükşehir yasasıymış. Bir de milletin bir kısmına alkışlatarak. Köylerimizin ne kadar zenginliği varsa  aldılar elinden. Ne mera kaldı, ne dere. Koruyamadık köylerimizi.<br />
<br />
    Hayvancılığı koruyamadık. Gıdayı koruyamadık. Ne et yiyebiliyor ne de süt içebiliyoruz artık. Hayvansal gıdalar da, bitkisel gıdalar da fiyatları el yakıyor. Gıdaya ulaşmak lüks oldu, zorlaştı. Koruyamadık soframızı.<br />
<br />
     Çalışanı, emekliyi koruyamadık. Maaşlardan yüksek ev kiraları. Halk perişan, sefil. Koruyamadık insanımızı. Ne çalışanı, ne emekliyi.<br />
<br />
    Kamu teşebbüslerini, temel gıda sağlayan kooperatifleri, stratejik kurumları  merkez bankasını ve hatta zor zamanlar için ayrılmış kefen parası dediğimiz ihtiyat akçemizi bile aldılar elimizden, koruyamadık.<br />
<br />
    Ormanlar, yaylalar, dereler, çayırlar, hazine arazileri satıldı. Sömürgecilerin şirketleri ve yerli işbirlikçilerin eline geçti. Koruyamadık.<br />
<br />
    Şimdi de Anayasamıza saldırıyorlar, kendini bilmez, siyasetçi postuna bürünmüş cumhuriyet, devler, millet düşmanları. Anayasamızın değiştirilemez, değiştirilmesi teklif dahi edilemez ilk dört maddesine saldırıyorlar.<br />
<br />
    Bu hezimetin farkında değil halkın büyük bir bölümü. Bir de alkış tutan bir kitle var. Yazık ki ne yazık.<br />
<br />
    Büyük bir çöküş var. Ekonomi batmış ama bir kısım satılmış medya topluluğu şahlanıyoruz diye manşetler atıyor. Memleketin varlıkları üç beş kişinin eline geçmiş, dert eden kaç kişi.<br />
<br />
    Suriyeli sığınmacılar verilen maaş, 30-40 yıl çalışıp emek vermiş emekliye verilmiyor. Aşağılanıyoruz. Dert eden kaş kişi.<br />
<br />
   Herkes bilsin ki zora düştüğümüzde, Hasan Tahsinler, Topal Osmanlar, İpsiz Recepler, Kara Fatmalar, Sütçü İmamlar, Efeler, Koca Seyitler, Halit Mollalar, Nene Hatunlar, Kara Yılanlar, Şahin Beyler ve daha nice kahramanlar çıkarmış bir asil milletiz biz. Onların genlerini taşıyan torunlarıyız. Biz vatanız.<br />
<br />
    “ Anadoluyuz biz, tanıyor musunuz?”<br />
<br />
    Çok doluyuz çok gerginiz, elektrik yüklü yüksek gerilim hattı gibiyiz.<br />
<br />
    Dokunmayın! Çarpılırsınız!<br />
 ]]></content:encoded>
<author>Ali Çetinkaya</author>
<link>https://www.geyve.com/yazarlar/ali-cetinkaya/dokunmayin-carpilirsiniz/110/</link>
<pubDate>Fri, 20 Sep 2024 00:11:48 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Uranyum</title>
<content:encoded><![CDATA[<p>Şehir Kulübü bu akşam da her zamanki gibi dolu. Bir tarafta oyun oynayanlar, diğer yanda sohbet edenler, gazete ve kitap okuyanlar. Esnafı, tüccarı bürokratı birbirine karışmış, gülüş, cümbüş geç saatlere kadar sürecek bu şamata. Şehir Kulübü müdavimleri her zaman olduğu gibi, günlerini hoşça geçiriyorlar. Burası sanki ikinci evleri, ikinci iş yerleri. Kulübü işleten Hüseyin Dağlı iyi de bir organizatör. Oyun oynamak isteyenleri bir araya getirmekte üstüne yok. Herkesi çok iyi tanıdığı için kimin hangi oyunu kiminle oynayacağını bilir ve düzeni de ona göre kurar. Genellikle kasabanın sorunları da bu oyun masalarında tartışılır, gelecekle ilgili görüşler ortaya atılır, dedikodu yapılmaz dersek yalan olur. Yalanlar da söylentiler de bu mekanda geliştirilir. Kimler yoktur ki bu mekanda, biraz önce de belirttiğim gibi her sınıf insanı burada bulmak, görmek mümkün.</p>

<p>Şehir Kulübü kasabanın en merkezi yerindedir. Binanın ikinci katında olduğu için burayı bilenler, müdavimler dışında kimse gelmez, herkes birbirinin en yakınıdır, dostudur. Geleneksel olarak buranın müdavimleri birbirlerine asla kusur etmez, saygı sınırları da asla aşılmaz. Günlük hayat başladığında da herkes davranışlarına çeki düzen verir, günlük yaşam saygı, sevgi içinde sürer gider…</p>

<p>Bu akşam nedense ne oyun oynayan tiryakiler, ne de gazete okuyanlarda bir hareket. Kasabada ilk kez görülen, iyi giyimli, düzgün görünümlü, orta yaş grubundaki bir yabancının etrafında toplanmışlar, hep o yabancı konuşuyor. Git gide yabancının etrafındaki kalabalık artıyor, ne konuşulduğunu iyi duyabilmek için herkeste büyük bir dikkat. Kim bu yabancı, ne konuşuyor?.. Merak bu ya, salondaki müdavimler büyük bir alanı düzenli şekilde, daha çok yabancı kişiyi iyi görebileceği şekilde pozisyon alıyor. Çaylar, kahveler bir biri ardına yudumlanıyor. Yabancı; "Benim kim olduğumu, buraya niçin geldiğimi merak ediyorsunuz. Biraz önce Alifuatpaşa’da trenden indim ve buraya (Geyve) geldim. Kasaba eşrafı ve bürokratların Şehir Kulübünde toplandığı söylendiği için aranızdayım" der demez koro halinde "Hoş geldiniz"… Merak bu ya yabancı acaba niçin gelmiş, burada ne kadar kalacak, kimleri arayıp soracak, ne yapacak?</p>

<p>Yabancı; "Size müjde getirdim, Geyve değil, bütün Türkiye gelişimi kutlayacak, herkes bayram yapacak. Zengin olmayan kalmayacak, Özellikle Sakarya nehri kıyısındaki Çengelköy, Safi köy ve çevresinde arazisi olanlar şimdiden milyarder saysınlar kendilerini".</p>

<p>Gözler yabancıya kilitlenmiş, ağızlar kapalı pür dikkat müjde bekleniyor. Merak yine yabancı tarafından gideriliyor. "Ben Uranyum Araştırma Merkezinden geliyorum. Uzun süredir gizli olarak fizibilite çalışmalarımızı sürdürdük. Kesin sonuca vardığımız için, bölgeyi yakından görmek, tanımak, ilgililerle temasa geçmek için buradayım. Yarın sabah kaymakamla görüştükten sonra da çalışmalara başlayacağım".. Gelsin çaylar, kahveler.. Toplulukta fazladan heyecanlananlar da var, ilgilerini arttırarak "Bu akşam sizi konuk etmek istiyorum, evime götürmek istiyorum" ısrarları. Biz millet olarak iyi bir ev sahibi olduğumuz için davet edenlerin sayısı 5'i, 10'u geçiyor.. Yabancı çok mutlu. "Trenle buraya gelirken de söylemişlerdi "Geyve halkı çok munis, sevecek ve iyi yürekli insanlardır. Lokmalarını komşusu ile paylaşırlar. Hakikaten sizleri böyle sevecen heyecanlı görünce burada bulunduğum sürece hiç sıkılmayacağım, birlikteliğimiz belki de ileride beraber çalışma olanağı da getirecek" Mavi boncuk dağıtılınca, manzarayı görmek lazım, iltifatların bini, bir para. Bürokratı, tüccarı, esnafı yarış halinde. Bakalım kim kapacak bu yağlı kuyruklu konuğu.. Bu gece ne olduysa oyun tiryakilerine oldu, oyunlar oynanamadı, Konuğu adeta kucaklarcasına evine götürmek isteyen şanslı kişi kıskanılarak uğurlandı. Herkesin yüzü gülüyor, heyecan dorukta.</p>

<p>Yeni güne akşamki konuk ve müjdesi ile başlandı, iki kişi bir araya geldiğinde konuşulan konu URANYUM. "Benim sığırım, sıpam yok. Arazim de yok, beden gücü ile geçimimi sağlıyorum, ben nasıl zengin olabilirim ‘’ diyenlere cevap hazır. "Madende çalışanların günlük gelirleri şimdikinin üç misli olacakmış. Seneryolar, yalan ve yanlışlar daha günün yarısı gelmeden aldı yürüdü. Tek konu Uranyum, "Bana nasıl yansır".. Bu aşamada acaba kimin yanında yer almam lazım, akşam filan çok yakınlık göstermiş… Yabancıyı evinde konuk eden ev sahibi bürokratın yürümesi bile değişmiş deniyor. Yakın zamana kadar fazla ilgi görmeyen bu bürokrata itibar bin kat artmış. Birçok kişi peşinden koşuyor adeta.</p>

<p>Öğleden sonra Kaymakamın başkanlığında toplantı var. Saat 14.00'te yapılacak toplantıya ilçe merkezindeki daire müdürleri katılacak. Salon tıklım, tıklım. Kaymakam "rkadaşlar dün akşam ilçemize gelen sayın Necdet Uçaner’i size takdim ediyorum. Kendileri büyük bir müjde getirdiler. İlçemizde Uranyum yataklarına rastlanmış, en kısa zamanda da fiili çalışmalar başlayacak. Tüm kasaba, Sakarya ili, hatta Türkiye zenginleyecek. Herkes bu zenginlikten yararlanacak. Ben kendilerine çalışma odası ve emrine araba ve eleman tahsis edeceğim, Tüm Devlet Memurlarının ve halkımızın ilgi ve yardımlarını esirgememesini istiyorum". Tüm katılanların alkışları arasında söz alan Necdet Uçaner "Trende bana söylenen gerçekten doğru imiş sizler ne kadar cana yakın ve yardım sever insanlarsınız, hepiniz gelecekte pay kapacaksınız. Burada kaldığım sürece sizlerle gece gündüz beraber olacağız" deyince yüzlerdeki mutluluk görülmeye değer. Toplantı, yani duyuru bitiminde ikili, üçlü gruplar kendi aralarında konuşa, konuşa iş yerlerinin yolunu tutuyor.</p>

<p>Necde Uçaner çalışmalarını kaymakamlıkta sürdürürken uranyum yataklarının olduğu bölgelere gitmeyi de ihmal etmiyor. Çalışmalarla ilgili rapor örneğinden birini kaymakama sunuyor. Bir suretini de kendisinin belirlediği Küçükçekmece’deki adrese gönderiyor. Ziraat Bankası'na yüklüce bir havalenin geleceği, ön çalışmalar için harcamalar yapılacağı kulaktan, kulağa yayılıyor. Başta ilçe Kaymakamı olmak üzere birçok bürokrat ve işadamı uranyumcuyu ablukaya almışlar, adam karaborsa. Kapanın elinde kalıyor. Akşam içkili sofralarda yer bulmak isteyenler çok şanslı… Bu yemeklerde madende çalışacak olan norm kadro hazırlığı bile yapılıyor.. Yıllarca Memuriyet yapanlardan birçoğu şimdiden istifayı göze almışlar, madende çalışacaklar, bol paralar kazanacak, dostu düşmanı çatlatacaklar. Kasabada hatırı sayılı kişiler, maden bölgesi köylüleri günün her saatinde kaymakamlıktaki ofiste uranyumcu ile kapalı kapılar ardında konuşuyor, görüşüyorlar.</p>

<p>Günler gelip geçiyor, konuk çok mutlu, arzu ettiği sonuca varmış gibi, insanlara sokulganlığı da belli kişiler dışında yok gibi. İlk günkü gibi sokulgan değil, biraz nazlı, mesafeli. Bu da bir takdik olsa gerek.</p>

<p>Necdet Uçaner sıkıntısını kaymakama açıyor "Beklediğim para hala Ziraat Bankası'na gelmedi. Beş gündür buradayım, hazırladığım raporları okuyorsunuz, benim İstanbul’a gidip para işini halletmem lazım".</p>

<p>Kaymakam "Sana makam arabam olan jeepimi ve şöförümü veriyorum. İstanbul uzak bir yer değil, gider gelirsiniz".</p>

<p>Konuk uranyumcu makam aracı ile yola koyulurken bir çok kişi tarafından da uğurlanıyor. Sevgi sel gibi, sallanan eller ve beklentiler.</p>

<p>Akşam geç saatte Geyve’ye dönen makam şöförü, korku ve heyecanla kaymakamın kapsını çalar "Efendim Küçükçekmece'ye vardık, Necdet bey valizini ve eşyalarını aldı, arabadan indi, bana da "Sakın bir yere ayrılma, en geç yarım saat sonra buradayım, tamam mı" dedi. İki-üç saat bekledim gelmedi, panikledim ama yapacak bir şey olmadığı için dönmek zorunda kaldım".</p>

<p>Kaymakam ertesi gün ve diğer günlerde de uranyumcuyu beklese de, ne kendi, ne de Ziraat Bankası'na havale gelmedi… Balon patladı, hayal kuran bürokratlar, esnaf, ticaret adamları ve uranyum olduğu bölgedeki toprak sahiplerinin ağzını bıçak açmıyor. Herkes te suskunluk ve panik had safhada. emniyet bütün yurtta Necdet Uçaner’i arıyor. Bulana aşk olsun. Başta ilçe kaymakamı olmak üzere uranyumcuya yakın olanların ağzını bıçak açmıyor. Söylentilere göre pek çok kişiden yüklüce oranda para toplamış, yemiş, içmiş, muradına ermiş.</p>

<p>Olay unutuldu derken bir gün dolandırıcı Necdet Uçaner’in Eskişehir’de yakalandığı ve Geyve’ye getirileceği söylentisi yayıldı. Jandarma, polis nezaretinde elleri kelepçeli olarak getirildiğinde yüzlerce insan dünün yere, göğe sığdıramadığı bu kişiyi yuhalayarak yüzüne, tükürmeye yeltelenerek karşıladı. Savcılıkça tutuklanarak hapishaneye götürülürken "En kısa zamanda çıkacağım" derken de güçlü görünmeye çalışıyordu.</p>

<p>Merak bu ya, şimdi herkes bu dolandırıcı Necdet Uçaner adını kullanan kişinin geçmişini, işlediği suçları merak ederek öğrenmek istiyor. Mahkemeye çıkarıldığı gün, adliye koridoru, iğne atsan yere düşmeyecek kadar kalabalık, uranyumcu adeta bir kahraman gibi, ifade vermiyor da, basın toplantısı yapıyor. "Ben profesyonel dolandırıcıyım, kolay kolay yakalanmazdım, ama bir ihbar sonucu buraya geldim. Gençlik yıllarımda tanıdığım bir kişinin Hukuk Fakültesi diplomasını, kendiminmiş gibi değiştirerek stajyer hakimlik sonunda Çanaklale Yenice ilçesinde hakimlik yaptım, çok başarılı bir dönem geçirdim, daha sonra Adana’da hakimlik yaptım. Adana’da mahkum ettiğim bir hayat kadınına Eskişehir'de rasladım, eğer beni ihbar etmese idi, karşınızda bu şekilde bulunmazdım’".</p>

<p>Hakime, dönerek "Tutukluluğum uzun sürmez, en kısa zamanda çıkacağıma inanıyorum. Suçsuzum , kimden bir vaad aldıysam, kimden para ve başka şekilde menfaatlandıysam, şikayette bulunsunlar. Beş altı gün yedikleri içtikleri ayrı gitmeyen bürokratlar, esnaf, ticaret adamları ve arazi sahiplerinden şikayetçi çıkmadı. Hakimin kararı SUÇ UNSURUNA RASTLANMAMIŞTIR. Serbestsiniz.</p>

<p>Bir rüya da böylece sona erdi, vaadlar unutuldu, herkes normal yaşamına dönerken, Necdet Uçaner’in ilçeden ayrılırken çevresindeki insanlara "Geyve çok güzel, insanları da çok sevecen ama fazlaca saf. Burada geçen beş altı günde elde ettiğim gelir bana bir yıl yeter. Yolum yeni verimli bölgelere. Hoşça kalın. Bir daha görüşemeyeceğiz, Hoşça kalın. Kaymakam çok kibar ve iyi niyetli bir insan ama O’da çok saf’’Acıdım …</p>

<p>Geyve bu hikayeyi uzun yıllar unutamaz, ama saf ve temiz duygularını hiçbir zaman kaybetmez….</p>

<p><strong>İlhan BAYKAL</strong><br />
<br />
(Not: Bu yazı ilk kez 02 Şubat 2013'de Geyve.com'da yayınlanmıştır.)</p>
]]></content:encoded>
<author>İlhan Baykal</author>
<link>https://www.geyve.com/yazarlar/ilhan-baykal/uranyum/109/</link>
<pubDate>Mon, 16 Sep 2024 21:13:45 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Sabit Bey</title>
<content:encoded><![CDATA[Osmanlı Devletinin kuruluşundan önceye dayanan yerleşim bölgelerinden, doğanın özene, bezene yarattığı, Kurtuluş Savaşı'nın da önemli stratejik bölgelerinin başında olan Geyve, Sakarya Nehri'nin inci gerdanlık gibi sardığı bir beldedir. Doğa güzellikleri gibi, çalışkan ve sevecen insanları da bu şirin kasabayı güzelleştirmek için tarih boyunca uğraş vermişler, bu güne getirmişlerdir.<br />
Eskiden kasabalarda, mahallelerde simgeleşmiş insanlar arasında saflıkları ya da biraz uçuklukları ile tanınan, yediden yetmişe herkesin ortak dostu, herkesin koruması altında olan ayrıcalıklı insanlar bulunurdu. Nedense bu güzel insanlar günümüzde unutuldu, gitti. Belki yaşam koşulları, belki de hoşgörünün kayboluşu bu tür insanların hafızalardan silinmesine neden oldu. Bilinemez.<br />
<br />
Zaman tunelinden gerilere gidildiğinde , kırklı, ellili, altmışlı hatta, yetmişli yılarda günün her saatinde esnafı ve devlet dairelerini dolaşan (kendisine göre denetleyen ) şirin mi şirin, mini mini, güleç yüzlü, bir metre boyunda, yaz kış sırtından çıkarmadığı paltosu, fötrü şapkası, tertemiz kravatlı görünümü ile Sabit Bey, çok ayrıcalıklı kişiliği ile Geyve’nin simgesi ve sevgilisiydi. Vazgeçilmezi idi.<br />
<br />
Sabit Bey’in Geyve eşrafından görgülü ve kültürlü, bir aileden geldiği davranış ve konuşmalarından da belli oluyordu. Sohbetlerde ciddiyeti hiç bozmaz , olur olmaz konuşanlara da tepkisini gösterirdi. Kendisini Geyve için hizmete adamış bir kahraman gibi görür, böyle tanınmasını da isterdi. Sabit bey güne ya bir esnafın dükkanında, ya Belediyede, ya da Hükümet Konağında bir Daire Amirinin yanında çok şekerli kahvenin yanında sigarasını tüttürerek başlar. İlk gittiği yerde kahveler içildikten sonra denetim başlar. Dükkan düzeni, çalışanların görünümü, fiatlar beyenilmez se ciddileşir, ‘’Durumunuzu düzeltin, kırmızı kalemi yerseniz Geyve’de barınamazsınız. Aklınızı, başınıza alın, yarın gene geleceğim, ben Belediye Başkanıyım‘’ der kızgın halde çıkar başka bir denetime gider.<br />
<br />
Herkes çoluk çocuk Sabit beyin bu özelliklerini iyi bildiği için ters bir davranışta bulunmaz. Kendisine istekler ve şikayetler bildirilir. O zaman Sabit beyin keyfine değmeyin. İlçede her olumlu etkinlikte payı olduğunu söylemekle günlerini geçiştirir. O’na göre hiç boş zamanı yoktur. Sabit bey sadece Belediye Başkanlığı ile de yetinmez, kendisini Türkiye Belediyeler Birliği Başkanı olarak ta görür. Kendini Türkiye’nin en başarılı ve en değerli hukukçusu olarak ta tanımlar. İnsanların da kendisini böyle tanımlamasını ister. Çok gururludur. Avukatlık cübbesi ve uyduruk Avukatlık belgesi de vardır..<br />
<br />
Adliyede Baş Katibin odasında duruşma günleri giyeceği Cübbesi titizlikle saklanır. Aksi halde tüm görevlileri başka yerlere sürmekle tehdit eder. Kırmızı kalemini çıkarırsa yandın demektir. Kırmızı kalemi tehdit aracıdır. Yoğun çalışmaları için Bakanlıklardan gelecek tahsisatları bekler, nedense beklenen paralar bir türlü gelmez. Geldi ise mutlaka birileri almıştır. Zimmetine geçirmiş ya da başka hizmetlere harcamıştır, diye yakınır. Tabii dolduruşa getirenler de az değildir.. Bakanlıklardaki yetkililerin umursamazlıklarına kızar. Ulu orta ‘’ Ödenekler gelmedi, yapılacak işlerim aksıyor. İşler bitecek te evleneceğiz‘’ diye hayıflanır.<br />
<br />
Gününün çoğunu okullarda geçirir. Gönlüne göre evleneceği hanımı arar, kendisine talip olanlara pek yüz vermez. Kendi beğendiklerini aday olarak belirler. Şu paralar bir gelse, hemen düğün yapacak, eğlenceler haftalarca sürecek. Hayal bu ya…<br />
<br />
Sabit bey yoğun işleri arasında en severek yaptığı iş ise zina ve boşanma davalarıdır. Başka davalar ilgi alanında değildir. Hemen, hemen hergün bir boşanma davası için baş vurulduğunu söyler ama bu beklenen duruşma çok nadir de olsa zaman zaman gerçekleşir. Sabit beyin karşısına da Avukat Muslihittin Gürer ya da Avukat Mustafa Çolakoğlu çıkarılır. Böyle duruşmalar öğle paydoslarına denk getirilir. Dinleyiciler çok renkli ve eğlence içinde duruşmayı izler. Savunmalar yapılır Hakim Sabit Beyin duruşmadan galip ayrıldığını söyleyince salonda kopan alkış tufanından sonra izleyenlere dönerek ‘’ Davayı kazandım. Karşı tarafın Avukatını yerden yere vurdum. Bir daha karşımda cübbe giyemiyecekler ‘’ diye kahkahayı patlatır. Yüksek olan Avukatlık ücreti ise nedendir bilinmez hiçbir zaman kendisine ödenmez. Alacak listesi kabarır.<br />
<br />
Sabit bey milli bayramlarda protokolda yerini alır. Kutlamalara katılır. Günün keyfini böbürlenerek çıkarır.<br />
<br />
Bugün Geyve’ye baktığımızda insanların çoğunun birbirini tanımadığı, ya da tanımazdan geldiği görülüyor.Herkes kendi dünyasında yaşamını sürdürüyor.<br />
<br />
Keşke Sabit bey gibi pırıl, pırıl insanlar günümüzde olsa da biraz olsun yorgunluklar, kırgınlık ve kızgınlıklar azalsa.<br />
<br />
İyi ki bu dünyadan Sabit bey geçti. Yattığın yer cennet olsun.<br />
<br />
<strong>İLHAN BAYKAL</strong><br />
<br />
( 6 Şubat 2013)]]></content:encoded>
<author>İlhan Baykal</author>
<link>https://www.geyve.com/yazarlar/ilhan-baykal/sabit-bey/108/</link>
<pubDate>Mon, 22 Jul 2024 23:21:52 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Ben bu okulu yaparım</title>
<content:encoded><![CDATA[<p>Bindokuzyüzaltmış'lı yıllarda uygulamaya geçilen, daha sonra vazgeçilen <strong>Beş Yıllık Kalkınma Planı </strong>doğrultusunda yatırım hizmetleri tüm Bakanlıklıklarda olduğu gibi Milli Eğitim Bakanlığı bünyesin de de uygulama sürdürülmüştür. İllerde Valilerin Başkanlığında Birim Müdürlüklerinin sorumluluğunda program uygulamasına geçilmiş, hizmetlerin aksamadan yürütülmesi sağlanmıştır.</p>

<p>Milli Eğitim Bakanlığı da kendi bünyesinde yapımı düşünülen Köy İlkokulları, Öğretmen Lojmanları, derslik ilaveleri, onarımlar ihtiyaç önceliğine göre programa alınarak uygulamaya geçilir.İllerde Valinin Başkanlığında, İlçelerde de Kaymamın Başkanlığında Birim Müdürlüklerinin sorumluluğunda hizmetler sürdürülür.</p>

<p>Birinci <strong>Beş Yıllık Kalkınma Planı'na </strong>göre <strong>Geyve </strong>ilçesi köylerinde yapımı ön görülen <strong>okul, derslik, lojman ve onarım</strong> hizmetleri için hazırlanan programa göre Geyve-Taraklı yolu üzerinde olup, okulsuz olan <strong>Hacıosmanlar</strong> köyüne tek derslikli bir okul yapımı düşünüldü ama bir türlü sonuç alınamadı. Sudan bahanelerle köylüler arsa temin edemedi. <strong>Beş Yıllık Kalkınma Planı'nın </strong>uygulandığı ikinci ve üçüncü yıllarda da Hacıosmanlar köyü okul yapımında ilk sıraya alındığı halde arsa temini için köy halkının olumsuzlukları devam etti.</p>

<p>İlçeye yeni atanan Kaymakam İsmail Bir ayağının tozu ile İlçeye gelir gelmez İlçedeki etkinlikleri, olumlu ve olumsuz sonuçlanan projeleri irdelerken köy okulu inşaatları için üç yıldır programa alınıp ta bir türlü gerçekleşmeyen Hacıosmanlar köyü için makamına gelmemi istedi. ‘’ Kaymakamlığa gelirken hazırladığınız uygulama dosyalarınızı da getirin, görüşelim".<br />
Kaymakamın öğrenmek istediği her türlü bilgileri içeren dosyaları alarak gittiğimde daha yerime oturmadan ‘’ Müdür bey; <strong>kalkınma planı </strong>kapsamına giren konuların gerçekleşebilmesi için önceden gerekli incelemeler yapılır, fizibiliteler iyice belirlenir, uygulama için şartlar yerine gelmiş se icraat başlar. Üç yıl önce <strong>Hacıosmanlar </strong>köyüne okul yapacağız demişsiniz olmamış, ikinci yıl yine ayni sıralama, yine es geçilmiş, bu yıl da birinci sırada ayni köy var. Bu okul niçin yapılamadı bir türlü anlayamadım. Bu kadar umursamazlık nasıl olur, ciddiyetten uzak buldum . Böyle şey olmaz. Benden önceki Kaymakamlar uyudu mu, uyutuldu mu? Daha kaç yıl bu sıralama sürecek. ‘’ Cevap vermem gerekiyordu. ‘’Kaymakam Bey; geçmiş yıllarda görevde olan Kaymakamların ve benim bu konudaki uğraşılarımı anlatacağım, belgeleyeceğim. Ortada ihmal de yok, ilgisizlik de . Daha çok yenisiniz zaman içersinde gerçekleri sizler de görecek ve yaşayacaksınız. Düşüncelerinize saygı duyarım ama çok üzüldüm. Bu okulun yapılamamasında asla ihmal yok. Tüm uğraşılarımıza rağmen başarı elde edemedik ama yine de yılmayarak bu yılki programa bu köyü de dahil ettik.Ben hayalci değilim ‘’ dediğimde koltuğuna sırtını dayayarak ‘’ Benim adım <strong>İsmail Bir</strong>… Sesinin tonunu yükselterek sinirli bir şekilde<strong> Ben bu okulu yaparım.</strong> Siz de görürsünüz. köy muhtarına haber gönderiyorum. Cuma günü saat 14.00 de birlikte gideceğiz, köy halkının da hazır olmasını istiyorum. Hazırlıklı ol. Kaymakamın bu çıkışı karşısında yapacak bir şey yok, ama yine de ‘’ köye giderken Jandarma Komutanını da götürelim ‘’ isteğime ‘’ savaşa mı gidiyoruz, olmaz öyle şey, yanımıza Teknik Elemanı alalım yeter ‘’ Israr ettim Komutanın yanımızda olması sakıncalı değil, zaten sık, sık hizmet için köylere Jandarma gidiyor ‘’ deyince ısrar etmedi.</p>

<p>Cuma günü köyün yolunu tuttuk. Köy Geyve – Taraklı – Göynük Devlet yolu üzerinde, ormanlık bir arazi kenarında. Köyde okur-yazar sayısı parmakla gösterilecek kadar az. Fakir bir köy, ekime elverişli arazisi de kısıtlı, en büyük gelirleri kaçak olarak kestikleri orman ürünleri ve dere kenarına ektikleri havuç. Ekili arazileri karınlarını bile duyurmaktan uzak. Yol boyunca çevre köyleri ve Hacıosmanlar köyü hakkında kaymakamı bilgilendirdim. Köy yoluna saptığımızda ‘’Kaymakam Bey karşıda görünen köy, gideceğimiz yer. Köye girerken etrafı dikkatle izleyin. Sizce okul olmaya uygun yeri belirleyin, ben de Jandarma Komutanı da saptamasını yapsın, sonra görüşlerimizi paylaşalım" deyince, "Merak etme bu konuda pek hata yapmam". Köye girdik. Tüm köylü, kadını, erkeği, yaşlısı , genci topluca çevremizi sardılar, sevgi gösterisinde bulundular. Kaymakam çok mutlu. ‘’Bugün okul yerini temin edip Geyve’ye döneceğimize emin. Yakında da temel atarız, siz de görürsünüz’’.</p>

<p>Kaymakam köylülere dönerek "Öğrendiğime göre köyünüze bugüne kadar okul yapılamamış, burada yaşayan sizlerin de çoğunuzun okur-yazar olmadığını öğrendim. Bu asırda böyle olmanız bizim ayıbımız. Biz bu ayıbı sonlandırmak için buradayız. Yapacağımız okul sizin çocuklarınız için, bu köyde yaşamını sürdüren sizlersiniz. Kararı siz vereceksiniz. Sizden sadece okul yeri arsası istiyoruz. Kendi aranızda on dakika görüşün, görüş birliğine vardığınız araziyi gösterin, kararınız için şimdilik bizi yalnız bırakın’’ Köylüler yanımızdan ayrılırken gelişimizde bize gösterilen o sevecen ve sıcak ilgi dağılır gibi oldu. Kaymakam bana dönerek, Müdür bey ben okul yapımına uygun bir yer buldum bile, sen de buldun mu ? Kaymakam bey "Umarım ayni yeri belirledik". Jandarma Komutanı "Bu işler benim işim değil ama kanaatime göre şu karşıki alan çok uygun gibi". Aynı yer için kaymakam da "En elverişli yer burası olsa gerek. Ben de burayı beğendim, bakalım Köylüler de ayni yeri mi gösterecek".<br />
Köylüler yanımıza gelince her kafadan ayrı bir söz, ayrı bir görüş. Köyün vadideki akar suyun karşı yakasında, köye oldukça uzak bir alanı gösterdiler.’’ Alın size okul yeri, Orası olmaz sa şu tepede de yer verebiliriz. ‘’ Kaymakamın sinirlendiğini fark ettim ‘’ Bize gösterdiğiniz her iki yere de okul yapılmaz, kış gelince aşağıdaki dereden çocuklar nasıl geçer de okula gidebilir, diğer gösterdiğiniz yer ise köye oldukça uzak ıssız bir yer. Her iki yer de uygun değil. Ben bu köye ilk kez geliyorum. Eğer Okul yapacaksak caminin ikiyüz metre uzağındaki yer çok müsait. Yer biraz küçük görünse de başka yer bulmak ta mümkün görünmüyor. Kaymakam Teknik Elemana dönerek ‘’ şu araziyi ölçer misiniz ?"</p>

<p>Teknik Elemana yardım olsun diye ben de arsaya doğru yürürken köylülerin mırıltıları arttı, gülen yüzler yerini gerginliğe çevrildi. Biz arsayı ölçerken uzaktan bize doğru gelen küfür ve beddualar savuran, gözü dönmüş eli silahlı yaşlı bir kadını karşımda bulduk. ‘’Köylüler ve kaymakam uzaklaşırken bize de <strong>‘’Hatice Bacı istenmeyen bir çılgınlık yapar, sizi vurur, kaçın sesleri" </strong>arasında şaşkına döndük. Yaşlı hanımın silahı göğsümde, ne yapacağımı şaşırdım. Kahramanlık neye yarar ki . <strong>"Teyze sen beni vurursan, yarın benim yerime görevlendirilecek olan kişi ayni görevi yapacak. Sakin ol"</strong> dememe karşı, <strong>"Ben köyümde dinsizleri, düşmanları görmek istemiyorum. Defolup gidin, beni bu yaşta katil etmeyin. Bu toprak babamın yeri, bana miras kaldı, bedenimi çiğnemeden burayı alamazsınız’’ </strong>Teknik Eleman da kaçmış, yapayalnız kaldım kaçacak imkanım yok. Karşı, karşıyayız.<br />
Gözü dönmüş yaşlı teyzenin silahını göğsümden yere çevirdim, bütün vücudum titriyor. Yürüdüm, uzaklaştım, Köylünün kaç, uzaklaş uyarıları daha da sinirimi bozdu. Yanlarına vardığımda ; Kaymakam’ın <strong>"Ben bu okulu yaparım"</strong> edası gitmiş, mahcubiyetten sanki yerin dibine girecek gibi sessiz ve üzgün Yüzüme bakamıyor. Köylülere veda etmeden geldiğimiz yoldan yeniden Geyve’ye döndük. Tek kelime etmeden.</p>

<p>Jipten inerken Kaymakam’a "Bir gün mutlaka bu köye de Okul yapacağız  moralinizi bozmayın, belki sizin döneminizde olmaz ama mutlaka HACIOSMANLAR Köyü çocukları da okula kavuşacaktır. Hatice Teyze’yi üzerimize saldırtanlar er geç gerçeği görecek, utanacaklar, üzülecekler nedamet duyguları ile birlikteliğimiz sağlanacaktır. Emin olabilirsiniz" dedim. Araçtan uzaklaşırken üçümüz de üzüntüden, başarısızlıktan utanarak evlerimizin yolunu tuttuk.Kaymakam görev süresi içinde bu konuda tek kelime konuşmaktan kaçındı, efelenmeyi de bıraktı.<br />
 </p>
<strong>İKİ YIL SONRA :</strong><br />
Bu gün Perşembe Geyve’nin pazarı, esnafta olduğu gibi Devlet Dairelerinde de bu günlerde çalışmalar yoğunlaşır. Hemen, hemen haftanın tüm günlerine denk yoğunluk yaşanır. Saat 16.00 gibi. Sekreter ‘’ Müdür Bey Hacıosmanlar Köyü Muhtarı ve bir grup sizi görmek istiyorlar. Ne yapayım ? ‘’ Bir an geçmişte yaşadığım vak’a gözümün önüne geldi. Bedenim titredi, hatırlamak istemediğim talihsiz olayı düşündüm. Kaymakam İsmail Bir şimdi nerelerdedir bilemiyorum ama, O’nun böbürlenerek BEN BU OKULU YAPARIM diyen halleri gözümün önüne geldi. Memuriyet yaptığım dönemlerde üzerime aldığım görevleri şartlar ne olursa olsun mutlaka yerine getirmeye çalıştım. Kötü ve çıkarcı siyasetçilerle de mücadele etmekten asla çekinmem. Kötü niyetli siyasetçiler ve çıkar peşinde koşanların amacı günü kurtarmaktır. Ahkam keserler. Hacıosmanlarda Okul yokmuş, umurlarında bile değildir. Cahil insanları kendi çıkarları doğrultusunda sömürmek en büyük düşleridir .Bugün hala O günleri yaşar gibiyim, heyecanlıyım, üzgünüm. Sekretere ‘’ Konukları buraya getir’’ talimatını verdim. Altı yedi kişi idiler, ‘’ Beyler biliyorsunuz, Perşembe günleri iş yoğunluğumuz diğer günlerden farklıdır, sizler koşuşturmaktan ben ise çalışmaktan yorgun düştüm. Kahve içmek istiyorum, sizler ne içersiniz ‘’ ? Kimseden yanıt gelmedi. Hepsi üzüntülü ve ürkek. Sıkıntıları yüzlerinden okunuyor. Sorumu yineledim .Ne içersiniz ? Ekibe göre Orta yaşlı olan biri elindeki dilekçeyi bana verirken ellerinin titrediğini gördüm. ‘’ Kaymakamlıktan geliyoruz. Bir dileğimiz var, yerine getirirseniz minnettar oluruz.’’ Yazıya göz attım. ÇEVREMİZDEKİ TÜM KÖYLERDE OKUL VAR, BİZ DE OKUL İSTİYORUZ , ÇOCUKLARIMIZ B İZİM GİBİ CAHİL KALMASINLAR. Tepemden aşağıya kaynar suların döküldüğünü hissettim. Bakıştık uzun, uzun…<br />
Köylülere dönerek ‘’ şimdi size bir sorum olacak, bana dürüstçe cevap verecek misiniz ? Elbette vereceğiz.Geçtiğimiz yıllarda köyünüzde Okul yeri tespitinde kötü bir olay yaşandı.<br />
-Hatırlıyor musunuz bu hoş olmayan olayı<br />
-evet…<br />
-O gün üzerime hışımla saldıran Hatice teyze kendiliğinden mi geldi üzerime,<br />
-Hayır…<br />
-Nasıl gelişti bu çirkin olay…<br />
-Efendim ; Kaymakam bey üzerimize çok geldi, tüm köy halkını, çoluk çocuk hepimizi meydanda görmek istediğini söyleyince ne yapacağımızı şaşırdık. Bildiğiniz gibi köyümüzde ekilebilecek arazi kısıtlı, su kenarlarına ektiğimiz havuç en büyük gelir kaynağımız, Ormandan kaçak olarak kesim yapıyoruz, bizimle iş yapan Geyve’nin önde gelenlerinin öğütlerine uyarak bu senaryoyu uyguladık.<br />
-Hatice teyze gözü dönmüşçesine üzerime gelirken sizler ve Kaymakam uzaklaşırken bana da kaçın, uzaklaşın öğüdünde bulundunuz.<br />
-Bu kadın beni vurabilir mi idi ?<br />
-Vururdu…<br />
-Hatice Teyzeyi üzerime saldırmayı nasıl başardınız.<br />
-Hatice Teyze Köyümüzün en deli, dolu olanıdır. İnançlarına sığındık. Okul yapılırsa çocuklarımız dinini öğrenemez.Birlik ve beraberliğimiz bozulur…<br />
-Gerçek sebep bu mu ?<br />
-Hayır. Gerçek sebep Köyümüzde Okul yapılırsa köyümüz Öğretmenini ziyarete gelenler olacak. Hele Orman Bakım Memuru köyümüzden hiç ayrılmayacak, biz de Ormanı istediğimiz gibi talan edemeyeceğiz, gelirimiz düşecek. Siz yıllarca gayret gösterdiniz biz de bu gayrete karşı direndik. Yaptığımızdan özür diliyoruz. Bize akıl verenlere uyduk. Şimdi çok pişmanız. Artık orman da kalmadı.<br />
İçilen kahve ve çaylar bitince kendilerine ‘’ Bakın bu yıl da beş yıllık kalkınma planında sizin köyünüzü ilk sıraya yazdık. Şimdi Kaymakam’ın yanına gideceğiz, geçmişte yapılan bu eylemin tarafınızdan hazırlandığını söylerseniz, size bu yıl geçici bir binada öğretim yapma olanağı sağlarız. Gelecek yıl da, katkılarınızla yapılacak okulunuza kavuşursunuz. Köyünüz aydınlanır.Birlikte Kaymakam’ın yanına gittik.<br />
Hacıosmanlar köyünde yaşanmış olan bu kötü olay, İlçeye gelen her Kaymakama da anlatıldığı için yanına gittiğimizde Kaymakam ‘’ Geç de olsa gerçeği gördünüz. Okulun size kazandıracakları, kaçak olarak kestiğiniz ağaçlardan çok daha fazlasını getireceğine inanmanızı istiyorum. Köyünüzdeki mini, mini evlatlarınız zamanla eğitimlerini daha da üst seviyeye çıkararak Yurduna yararlı hizmetlerde bulunacak, siz de mutluluğu yaşayacaksınız. Tebrikler, ‘’ . Geç de olsa bir köy daha aydınlanıyor…<br />
Gözlerim mutluluktan yaşardı, kucaklaşarak ayrıldık.<br />
<br />
<strong>İlhan BAYKAL</strong><br />
<span style="font-size:14px;">(Not: Bu yazı ilk kez Haziran 2013'de Geyve.com'da yayınlanmıştır.)</span>]]></content:encoded>
<author>İlhan Baykal</author>
<link>https://www.geyve.com/yazarlar/ilhan-baykal/ben-bu-okulu-yaparim/107/</link>
<pubDate>Sat, 17 Feb 2024 09:57:29 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Elektromanyetik Alanın Biyolojik Etkileri</title>
<content:encoded><![CDATA[<strong>ELEKTROMANYETİK ALANIN BİYOLOJİK ETKİLERİ</strong><br />
<br />
<span style="font-size:14px;">Prof.Dr. İlhami Çelik, Selçuk Üniversitesi, Veteriner Fakültesi, Histoloji ve Embriyoloji Anabilim Dalı Başkanı, 42031 Kampüs/KONYA</span><br />
<img alt="" src="https://www.geyve.com/images/yazarlar/ilhami-celik.jpg" style="width: 650px; height: 360px;" /><br />
<br />
Dünyamızdaki canlılar, kocaman bir mıknatıs olan yerkürenin oldukça kararlı, ortalama 0.5 G şiddetindeki statik manyetik alanı içinde yaşamlarını sürdürürler. Yer kürenin kararlı bir manyetik alana sahip olması, canlı türleri için o kadar önemlidir ki, dünyamız dışında, bizi uzaydan gelebilecek şiddetli manyetik alan ve radyasyona karşı koruyan “Van Allen kuşakları” bulunur.<br />
<img alt="" src="https://www.geyve.com/images/files/2024/01/659c7770b8355.jpg" style="width: 650px; height: 499px;" /><br />
<strong><em>Dünya manyetosferinin şeması. Güneş rüzgârı soldan sağa akıyor.<br />
http://tr.wikipedia.org/wiki/Manyetosfer</em></strong><br />
<br />
<img alt="" src="https://www.geyve.com/images/files/2024/01/659c77e94495e.jpg" style="width: 650px; height: 397px;" /><br />
<strong>Güneş patlamasıyla uzayan salınan plazma halindeki maddenin dünyanın manyetik kuşaklarına girmesiyle oluşan kuzey ışıkları (aurora borealis).<br />
http://www.imanhakikatleri.net/hakikatler.htm</strong><br />
<br />
Yerin statik manyetik alanı canlıların çevre koşullarına uyum ve yerleşimlerini olumlu yönde etkiler, hatta yaşamın devam etmesi için mutlaka gereklidir. Göçmen kuşlar, güvercinler ve deniz kaplumbağalarının, yerin manyetik alan şiddet değişimlerini algılayan duyu hücreleri (magnetozomlar) içeren manyetik bir pusulaya sahip oldukları kabul edilmektedir.<br />
<img alt="" src="https://www.geyve.com/images/files/2024/01/659c784b0f3c3.jpg" style="width: 650px; height: 452px;" /><br />
<strong>Bakterinin yön bulmasını sağlayan (pusula görevi yapan) magnetozomlar (Şekil b, c, ve d’de bakteri içinde siyah tanecikler halinde, e’de ise çok yüksek büyütmede sadece magnetozomlar) görülmektedir. http://www.biomedsearch.com/nih/Large-scaleproduction-magnetosomes-by/21144001.html</strong><br />
<br />
İnsanlarda da benzer algılamanın bulunduğunu gösteren kanıtlar vardır. Çatalla su arayanların, yerin manyetik alanında oluşan 0.5 Örsted’lik alan şiddeti değişimlerini bile algıladıkları ve bu değişimlere refleks yanıtı verdikleri (Dowser’s reflex) bilinmektedir.<br />
<br />
<img alt="" src="https://www.geyve.com/images/files/2024/01/659c78c2f2f54.jpg" style="width: 263px; height: 418px;" /><br />
<strong>Çatalla yeraltı suyu arama.<br />
http://www.cosmiccookout.com/posts/Science_of_the_Paranormal/ </strong><br />
<br />
Elektrik enerjisi, günümüz modern toplumunun temel enerji kaynağınıdır. EMA, elektrik yüklerinin doğrultuları boyunca ilerledikleri ortamda meydana getirdikleri periyodik elektriksel ve manyetik alan değişimleridir. Elektrik iletim ve dağıtım hatlarıyla elektrikli araçlar, etraflarında yapay elektromanyetik alanlar (EMA) oluştururlar. İşte bu nedenledir ki, günümüzde eğer özel koruyucu önlemler alınmamışsa, yeryüzünde yapay elektromanyetik alan bulunmayan bölge bulmak imkânsızdır.<br />
<br />
<img alt="" src="https://www.geyve.com/images/files/2024/01/659c790489259.jpg" style="width: 513px; height: 316px;" /><br />
<strong>Günümüzde elektromanyetik alanların zararından bahsedildiğinde ilk akla gelen cep telefonu baz istasyonu kulesi. http://zarariyarari.blogcu.com/baz-istasyonlarininzararlari/4982628</strong><br />
<br />
Son yıllarda, farklı kaynaklardan yayılan yapay EMA’ya atfedilen pek çok sağlık sorunu bildirildiğinden, elektromanyetik kirlenme (electrosmog) deyimi yaygın biçimde kullanılmakta ve bu konu halkın dikkatini daha fazla çekmektedir.<br />
<br />
Genel olarak dikkate alındığında radyasyon kimyasal ve biyolojik etkileri bakımından 2 gruba ayrılır;<br />
<br />
1. Yüksek enerjili ve iyonlaştırıcı (iyonizan) radyasyon: Atomları iyonlaştıracak kadar yüksek enerjiye sahip, yüksek frekanslı ve çok küçük dalga boylu elektromanyetik radyasyondur. Nükleer reaksiyonlarda ortaya çıkan α-, ß- ve γ- ışınları ile UV-ışınları iyonlaştırıcı ışınlardır. Bu ışınlar, 2500 GHz üstü frekans ve 0.01 cm dalga boyuna sahiptir. İyonlaştırıcı etkileri yanında, enerjilerini içinden geçtikleri ortama vererek ortamı ısıtırlar ki, bu nedenle “termal etkiye” de sahiptirler.<br />
<br />
2. Düşük enerjili ve iyonlaştırmayan (non iyonizan) radyasyon: atomların iyonizasyonuna yol açmayan düşük enerjili ışınların (elektromanyetik dalgaların) neden olduğu radyasyondur.<br />
<br />
Non iyonizan ışınlar ise, 2500 GHz altı frekanslı ve düşük enerji düzeyli ışınlardır. Günlük hayatta maruz kalınan elektromanyetik alanlar non iyonizan radyasyon grubunda (Tablo 1) olmakla birlikte, radyo frekansı (RF) bandındaki non iyonizan elektromanyetik dalgalar termal etki gösterirler. Bu nedenle non iyonizan radyasyonun;<br />
<br />
a. Dokularda mikroskobik (0.001°C’den daha az) düzeyde dahi sıcaklık artışına yol açmayan, “atermal yani non termal”, b. Isıl etkili yani “termal” olmak üzere iki bölümü vardır ve RF bandından itibaren daha yüksek frekanslı alanlar termal etkilidir. Termal etki, 2450 MHz’lik bölümde en yüksek seviyede olduğundan, mikro dalga fırınlarda bu frekans kullanılır.<br />
<br />
EMA’nın zararlı etkileri hakkındaki ilk bilgiler, 1930’larda radyo operatörlerinin baş ağrısı ve baş dönmesi, mide bulantısı, yorgunluk ve dikkat yoğunluğu kaybı gibi şikâyetlerle ortaya çıkmıştır. Takip eden yıllarda, radar operatörleri ve radyo istasyonlarında çalışanların katarakt, baş ağrısı, yorgunluk ve cinsel kapasite kaybı, kalp ve damar hastalıklarıyla sindirim ve sinir sistemi şikâyetleri manyetik alanla ilişkilendirilmiştir. . Başlangıçta tüm bu şikâyetler “radar hastalığı” yâda “mikrodalga hastalıkları” başlığı altında toplanmıştır. 1970’li yıllarda, ABD ve Sovyet Cumhuriyetlerinde yüksek gerilim hatlarına yakın yerlerde yaşayan çocukların kan kanserine daha sık yakalanması, dikkatleri bu hatlar üzerinde toplamıştır.<br />
<br />
<img alt="" src="https://www.geyve.com/images/files/2024/01/659c79603829f.jpg" style="width: 650px; height: 348px;" /><br />
<strong>Elektromanyetik dalga spektrumu. Her dalga boyunun enerjisi, görülebilme durumu ve cisimlerin boyutlarıyla kıyaslaması görülmektedir.<br />
http://www.ufotr.com/Sayfalar.aspx?</strong><br />
<br />
Cep telefonu ve baz istasyonlarının yaydığı elektromanyetik radyasyonun sağlık üzerindeki zararlı etkileri üzerindeki spekülasyonlar günümüzde hala sürmektedir. Önerilen önlemler alınıp normal kullanım süreleri dikkate alındığında, cep telefonu ve baz istasyonlarından yayılan radyasyonun kanserle doğrudan ilişkisi ortaya konamamıştır. Bununla birlikte, vücut sıcaklığının 1°C artması için kilogram vücut ağırlığı başına 4W elektromanyetik güç soğurulması gerektiği kabul edilerek, genel yaşam alanlarında bu değerin 50'de biri olan 0,08 W/kg SAR değeri, maruziyet üst sınır değeri olarak kabul edilmiştir.<br />
<br />
Son 30 yılda, konu hakkında 25,000 kadar makale yayımlanmış ve konu üzerinde yapılan deneysel çalışmalarda, yapay EMA’nın embriyonik gelişim, hücre döngüsü, melatonin hormonu ritmi ve hücreye Ca+2 iyonu giriş-çıkışı üzerindeki etkileri yanında üreme sistemi üzerindeki zararlı etkilerinin ortaya konması; büyüme ve embriyonik gelişme, tümör oluşumunda birincil ve yardımcı rollerinin saptanması amaçlanmıştır. Bu güne kadar EMA’nın etkilediği kesin bir hücresel mekanizma ortaya konamamış olmakla birlikte, aşağıdaki mekanizmaları etkileyebileceği ileri sürülmüştür. Bu mekanizmalar;<br />
<br />
1. RNA-polimeraz ve ornitin dekarboksilaz (ODC) aktivitesi, 2. Hücre zarındaki iyon kanallarından iyon geçişi (özellikle Na+/K+ pompası ve Ca+2 iyonu geçişi), 3. Serbest radikal reaksiyonları, 3. Canlılarda zayıf indüksiyon akımları oluşturmaları (bu akımlar, yara iyileşmesi ve embriyogenezisteki hücre göçlerini olumsuz etkilemektedir), 4. Hücredeki iki kutuplu mikrotubulus ve kollagen gibi moleküllerin tertiplenmesi, 5. Hücre örtüsünde (glikokaliks) neden olduğu değişiklikler, 6. Kromozomal bozukluklar (bu konuda güvenilir bilgiler bulunmamakla birlikte, çok yüksek alan şiddetlerinde (50 Hz, 1000 µT=10,000 mG, DNA kırıkları oluşmaktadır), 7. Isı şoku stresine neden olması, 8. Melatonin hormonu sentez döngüsüdür.<br />
<br />
<strong>SONUÇ VE YAPILABİLECEKLER</strong><br />
<br />
Elektromanyetik alan ve deney materyaliyle ilgili kontrolü oldukça zor olan pek çok değişken olduğundan ve biyolojik sistemler araştırmalarda temel alınan statik sistemlerden çok daha karmaşık olduğundan, bugüne kadar EMA’nın biyolojik etkilerinin aydınlatılması amacıyla yapılan çalışmalarda ne yazık ki kesin bir sonuca ulaşılamamıştır. FR bandının termal etkileri dikkate alındığında bazı öngörülerde bulunmak daha kolay olmakla birlikte düşük ve çok düşük frekanslarda durum daha karmaşıktır. Ayrıca “bir etkenin biyolojik etkisi vardır” demek, her zaman sağlığa zararlı etki olduğu anlamına gelmemektedir. Tarama çalışmalarında, şüpheli bir ajanın risk değerlendirmesinde söz konusu ajanın, “hastalıkla bağıntılı” derecesinden “hastalığın sebebi” derecesine yükseltilebilmesi için aşağıdaki kriterlerin tamamının değilse bile çoğunun karşılanması gereklidir. Bu kriterler;<br />
<br />
1. Özel yöntemlerle hesaplanan risk oranı (OR) çoğunlukla 5 yada daha üst seviyede olmalıdır, 2. Yapılan çalışmaların çoğunda etkenle sonuç arasında bağıntı tespit edilmelidir, 3. Maruz kalmayla tanımı yapılabilen spesifik bir hastalık arasında bağıntı bulunmalıdır, 4. Net bir doz-yanıt bağıntısı, yani EMA şiddet ve maruziyet süresindeki artışla kanser vakası sayısının artması gereklidir. EMA dikkate alındığında ise bu kriterlerin hemen hemen hiç biri karşılanmamakta, en önemlisi daha önce de değinildiği gibi EMA’nın yol açtığı iddia edilen bir herhangi bir kanser türünün ortaya çıkışında rol oynayan bir biyolojik mekanizma bilinmemektedir. Yukarıdaki nedenlerle, bilim adamlarının çoğunluğu, normal limitler arasındaki şiddete sahip olan 50 Hz’lik çevresel elektrik ve manyetik alanlara kronik maruziyetin sağlık riski oluşturmadığını kabul etmektedir. Yine de korunmak için en iyi en iyi yol, en makul maliyetlerle mümkün olan en düşük çevresel alan şiddeti seviyelerine inebilmektir. EMA’nın halk sağlığı üzerindeki etkilerinin değerlendirilmesinde, maruz kalınan alan şiddetlerinin ve alınan toplam enerji seviyelerinin belirlenmesi hayati öneme sahiptir. Bunda da alan şiddeti ölçümü ve izlenmenin önemi büyüktür. ELF ve VLF frekans bandları için R.M.S. değerlerinin esas alınması mantıklı olmakla birlikte, buna ilaveten mekanlarda harcanan zaman da esas alınarak oldukça karmaşık hesaplamalarla tespit edilen ağırlıklı maruziyet seviyelerinin de hesaplanması gerekmektedir. En iyisi izleme sistemleri kurularak yapılacak olan uzun süreli izleme ve kayıtlardır. Zira elektrik iletim ve dağıtım hatları dikkate alındığında, elektromanyetik alanın şiddeti geçen akım miktarına, mevsimlere, günün saatine, iş yoğunluğuna bağlı olarak önemli oranda değişmektedir.<br />
<br />
Ne yazık ki eldeki bulgular EMA’nın non termal etkilerinin hücresel mekanizmasının izahı için yetersiz olduğundan, maruziyetin azaltılması bugün için takip edilebilecek en akıllıca yoldur. “Yani uzak kalmak” en iyisidir. Bu nedenle;<br />
<br />
1. İletişim ve haberleşme sistemlerinde fiber optik ve ekranlanmış kablo kullanılmalı, 2. Şehir içindeki yüksek gerilim hatları toprak altına alınarak bunlardan kaynaklanan maruziyet azaltılmalı, 3. EMA yayan cihazların ekranlanması sağlanmalı, 4. Radyo, TV verici anten ve kuleleriyle cep telefonu baz istasyonları, maruziyeti en aza indirecek şekilde yerleştirilmeli, 5. Elektrik dağıtım hatları genellikle konutların yola bakan tarafından geçtiğinden, yatak odalarını evlerin arka tarafına bakan odalardan seçmeli, 6. Yatağı ev içindeki elektrikli sistemlerden, örneğin elektrikli termosifon, şofben ve tesisat kablolarından uzağa yerleştirmeli, 7. Elektrikli battaniyeler 3-4µT (30-40mG) şiddetinde manyetik alan oluşturduğundan, bunları yatağa girmeden bir süre önceden açılıp yatak ısıtıldıktan sonra kapatmalı(Tablo 2), 8. Güçlü verici antenleri (radyo, TV, cep telefonu, telsiz haberleşmesi, vs.) yakınındaki evlerde bulunan kablolar, yayınları alan ve yeniden yayan antenler gibi davrandığından, bu şekilde oluşan zemin alan şiddeti bir evde 0.5-0.6µT’ya (5-6mG) ulaşabilmektedir. Bu kablolar yatak odasında, başın yakınından geçerse uyku düzeninin bozulmasına (insomia) neden olur. Özellikle çocukların yakınından geçerlerse zararlı olabilirler. Bu yüzden bir eve yerleşmeden önce zemin EMA şiddetleri belirlenmelidir. Kablo sisteminden kaynaklanabilecek yüksek temel alan değerleri bulunması durumunda, evin ana elektrik girişi kapatılarak tekrar ölçümler yapılmalı ve EMA kaynağı bulunarak hatalı kablo sistemi varsa, profesyonel yardım alınarak düzeltilmeli, 9. Mikro dalga fırınları çalışırken yakınında çocukların bulunmamasına özen gösterilmeli, arızalandıklarında yetkili servis dışında asla müdahale etmemelidir. 10. EMA maruziyet bilgilerini sürekli yenilemeli ve bu bilgilere ulaşmayı kolaylaştırmalıdır.<br />
<br />
EMA’nın gerek biyolojik ve gerekse de sağlık üzerindeki etkilerinin belirlenmesi çalışmalarının hala devam ettiği unutulmamalı ve sağlık açısından önemi göz önüne alındığında, tüketiciler ve özellikle çocuklar EMA yayan araçları kullanırken aşırıya kaçmamalıdır. Elektromanyetik radyasyonu yaşamımızdan tümüyle çıkarmak imkansız olduğundan, her yeni teknolojide olduğu gibi kullanımında dikkatli davranmak, olası zararlarını gözlemek, bilim ve teknolojiyi kullanarak bu zararları en aza indirmek için çalışmak en akılcı yol olarak görünmektedir.<br />
<br />
<strong>Tablo 1.</strong> Yapay EMD’ların frekanslarına göre sınıflandırılması ve günlük hayatta maruz kalınan bazı önemli yapay EMA kaynakları.
<table height="534" sans="" serif="" style="color:#333333; font-family:Arial, Helvetica, ">
	<tbody>
		<tr>
			<td rowspan="7" style="border-bottom:none; padding:0in; width:78px; height:24px; background-color:#ffffff; border-top:1px solid; border-right:1px solid; border-left:1px solid" valign="top"><br />
			<br />
			<span style="font-size:12px"><span style="font-size:12px"><span style="font-family:Geneva, Arial, Helvetica, sans-serif"><span style="font-weight:normal"><span style="font-size:11pt"><strong>NON İYONİZAN</strong></span></span></span></span><br />
			<span style="font-size:12px"><span style="font-family:Geneva, Arial, Helvetica, sans-serif"><span style="font-weight:normal"><span style="font-size:11pt"><strong>RADYASYON</strong></span></span></span></span><br />
			<br />
			<br />
			<br />
			<br />
			<span style="font-size:12px"><span style="font-family:Geneva, Arial, Helvetica, sans-serif"><span style="font-weight:normal"><span style="font-size:11pt">30kHZ- 300Ghz</span></span></span></span><br />
			<span style="font-size:12px"><span style="font-family:Geneva, Arial, Helvetica, sans-serif"><span style="font-weight:normal"><span style="font-size:11pt">arasındaki RF bölgesidir</span></span></span></span></span></td>
			<td style="border-bottom:1px solid black; padding:0in; width:169px; height:24px; background-color:#ffffff; border-top:1px solid black; border-right:1px solid black; border-left:1px solid black" valign="top"><span style="font-size:12px"><span style="font-size:12px"><span style="font-family:Geneva, Arial, Helvetica, sans-serif"><span style="font-weight:normal"><span style="font-size:11pt">Band Bölgesi</span></span></span></span></span></td>
			<td style="border-bottom:1px solid black; padding:0in; width:72px; height:24px; background-color:#ffffff; border-top:1px solid black; border-right:1px solid black; border-left:1px solid black" valign="top"><span style="font-size:12px"><span style="font-size:12px"><span style="font-family:Geneva, Arial, Helvetica, sans-serif"><span style="font-weight:normal"><span style="font-size:11pt">Frekans aralıkları (Hz)</span></span></span></span></span></td>
			<td style="border-bottom:1px solid black; padding:0in; width:150px; height:24px; background-color:#ffffff; border-top:1px solid black; border-right:1px solid black; border-left:1px solid black" valign="top"><span style="font-size:12px"><span style="font-size:12px"><span style="font-family:Geneva, Arial, Helvetica, sans-serif"><span style="font-weight:normal"><span style="font-size:11pt">Emisyon kaynakları</span></span></span></span></span></td>
		</tr>
		<tr>
			<td style="border-bottom:1px solid black; padding:0in; width:169px; height:45px; background-color:#ffffff; border-top:1px solid black; border-right:1px solid black; border-left:1px solid black" valign="top"><span style="font-size:12px"><span style="font-size:12px"><span style="font-family:Geneva, Arial, Helvetica, sans-serif"><span style="font-weight:normal"><span style="font-size:11pt">Çok düşük frekanslı dalgalar</span></span></span></span><br />
			<span style="font-size:12px"><span style="font-family:Geneva, Arial, Helvetica, sans-serif"><span style="font-weight:normal"><span style="font-size:11pt">(ELF)</span></span></span></span></span></td>
			<td style="border-bottom:1px solid black; padding:0in; width:72px; height:45px; background-color:#ffffff; border-top:1px solid black; border-right:1px solid black; border-left:1px solid black" valign="top"><span style="font-size:12px"><span style="font-size:12px"><span style="font-family:Geneva, Arial, Helvetica, sans-serif"><span style="font-weight:normal"><span style="font-size:11pt">1-300Hz</span></span></span></span></span></td>
			<td style="border-bottom:1px solid black; padding:0in; width:150px; height:45px; background-color:#ffffff; border-top:1px solid black; border-right:1px solid black; border-left:1px solid black" valign="top"><span style="font-size:12px"><span style="font-size:12px"><span style="font-family:Geneva, Arial, Helvetica, sans-serif"><span style="font-weight:normal"><span style="font-size:11pt">Elektrik üretim ve dağıtım hatları, ev içi, endüstri, işyeri elektrikli araç ve makineleri</span></span></span></span></span></td>
		</tr>
		<tr>
			<td style="border-bottom:1px solid black; padding:0in; width:169px; height:39px; background-color:#ffffff; border-top:1px solid black; border-right:1px solid black; border-left:1px solid black" valign="top"><span style="font-size:12px"><span style="font-size:12px"><span style="font-family:Geneva, Arial, Helvetica, sans-serif"><span style="font-weight:normal"><span style="font-size:11pt">Düşük frekans bandı</span></span></span></span><br />
			<span style="font-size:12px"><span style="font-family:Geneva, Arial, Helvetica, sans-serif"><span style="font-weight:normal"><span style="font-size:11pt">(VLF)</span></span></span></span></span></td>
			<td style="border-bottom:1px solid black; padding:0in; width:72px; height:39px; background-color:#ffffff; border-top:1px solid black; border-right:1px solid black; border-left:1px solid black" valign="top"><span style="font-size:12px"><span style="font-size:12px"><span style="font-family:Geneva, Arial, Helvetica, sans-serif"><span style="font-weight:normal"><span style="font-size:11pt">3kHz-30kHz</span></span></span></span></span></td>
			<td style="border-bottom:1px solid black; padding:0in; width:150px; height:39px; background-color:#ffffff; border-top:1px solid black; border-right:1px solid black; border-left:1px solid black" valign="top"><span style="font-size:12px"><span style="font-size:12px"><span style="font-family:Geneva, Arial, Helvetica, sans-serif"><span style="font-weight:normal"><span style="font-size:11pt">Ev içi, endüstri, işyeri elektrikli araç ve makineleri</span></span></span></span></span></td>
		</tr>
		<tr>
			<td style="border-bottom:1px solid black; padding:0in; width:169px; height:76px; background-color:#ffffff; border-top:1px solid black; border-right:1px solid black; border-left:1px solid black" valign="top"><span style="font-size:12px"><span style="font-size:12px"><span style="font-family:Geneva, Arial, Helvetica, sans-serif"><span style="font-weight:normal"><span style="font-size:11pt">Radyo frekansının (RF) 30kHz-300MHz arası bölümü.</span></span></span></span><br />
			<span style="font-size:12px"><span style="font-family:Geneva, Arial, Helvetica, sans-serif"><span style="font-weight:normal"><span style="font-size:11pt">LW:30kHz-300kHz, MW(AM): 300 kHz-3 MHz, SW: 3-30MHz, UKW:30-300MHz</span></span></span></span></span></td>
			<td style="border-bottom:1px solid black; padding:0in; width:72px; height:76px; background-color:#ffffff; border-top:1px solid black; border-right:1px solid black; border-left:1px solid black" valign="top"><span style="font-size:12px"><span style="font-size:12px"><span style="font-family:Geneva, Arial, Helvetica, sans-serif"><span style="font-weight:normal"><span style="font-size:11pt">3X10<sup>4-11</sup> Hz</span></span></span></span></span></td>
			<td style="border-bottom:1px solid black; padding:0in; width:150px; height:76px; background-color:#ffffff; border-top:1px solid black; border-right:1px solid black; border-left:1px solid black" valign="top"><span style="font-size:12px"><span style="font-size:12px"><span style="font-family:Geneva, Arial, Helvetica, sans-serif"><span style="font-weight:normal"><span style="font-size:11pt">LW, MW(AM), SW,UKW bandlarında iletişim ve yayın yapan radyo, TV ve telsiz</span></span></span></span></span></td>
		</tr>
		<tr>
			<td style="border-bottom:1px solid black; padding:0in; width:169px; height:76px; background-color:#ffffff; border-top:1px solid black; border-right:1px solid black; border-left:1px solid black" valign="top"><span style="font-size:12px"><span style="font-size:12px"><span style="font-family:Geneva, Arial, Helvetica, sans-serif"><span style="font-weight:normal"><span style="font-size:11pt">Mikrodalgalar,RF’ nin 300MHz-300Ghz arası bölümü. UHF(dm):300MHz-3GHz, SHF(cm):3-30GHz, EHF(mm):30-300GHz</span></span></span></span></span></td>
			<td style="border-bottom:1px solid black; padding:0in; width:72px; height:76px; background-color:#ffffff; border-top:1px solid black; border-right:1px solid black; border-left:1px solid black" valign="top"><span style="font-size:12px"><span style="font-size:12px"><span style="font-family:Geneva, Arial, Helvetica, sans-serif"><span style="font-weight:normal"><span style="font-size:11pt">10<sup>9-11</sup> Hz</span></span></span></span></span></td>
			<td style="border-bottom:1px solid black; padding:0in; width:150px; height:76px; background-color:#ffffff; border-top:1px solid black; border-right:1px solid black; border-left:1px solid black" valign="top"><span style="font-size:12px"><span style="font-size:12px"><span style="font-family:Geneva, Arial, Helvetica, sans-serif"><span style="font-weight:normal"><span style="font-size:11pt">Radar, uydu, UHF TV bandı , tıbbi diyatermi araçları, mikro dalga fırın ve cep telefonu</span></span></span></span></span></td>
		</tr>
		<tr>
			<td style="border-bottom:1px solid black; padding:0in; width:169px; height:21px; background-color:#ffffff; border-top:1px solid black; border-right:1px solid black; border-left:1px solid black" valign="top"><span style="font-size:12px"><span style="font-size:12px"><span style="font-family:Geneva, Arial, Helvetica, sans-serif"><span style="font-weight:normal"><span style="font-size:11pt">IR (İnfrared)</span></span></span></span></span></td>
			<td style="border-bottom:1px solid black; padding:0in; width:72px; height:21px; background-color:#ffffff; border-top:1px solid black; border-right:1px solid black; border-left:1px solid black" valign="top"><span style="font-size:12px"><span style="font-size:12px"><span style="font-family:Geneva, Arial, Helvetica, sans-serif"><span style="font-weight:normal"><span style="font-size:11pt">10<sup>12-14</sup> Hz</span></span></span></span></span></td>
			<td style="border-bottom:1px solid black; padding:0in; width:150px; height:21px; background-color:#ffffff; border-top:1px solid black; border-right:1px solid black; border-left:1px solid black" valign="top"><span style="font-size:12px"><span style="font-size:12px"><span style="font-family:Geneva, Arial, Helvetica, sans-serif"><span style="font-weight:normal"><span style="font-size:11pt">IR ısı lambaları</span></span></span></span></span></td>
		</tr>
		<tr>
			<td style="border-bottom:1px solid black; padding:0in; width:169px; height:21px; background-color:#ffffff; border-top:1px solid black; border-right:1px solid black; border-left:1px solid black" valign="top"><span style="font-size:12px"><span style="font-size:12px"><span style="font-family:Geneva, Arial, Helvetica, sans-serif"><span style="font-weight:normal"><span style="font-size:11pt">Görünen ışık</span></span></span></span></span></td>
			<td style="border-bottom:1px solid black; padding:0in; width:72px; height:21px; background-color:#ffffff; border-top:1px solid black; border-right:1px solid black; border-left:1px solid black" valign="top"><span style="font-size:12px"><span style="font-size:12px"><span style="font-family:Geneva, Arial, Helvetica, sans-serif"><span style="font-weight:normal"><span style="font-size:11pt">10<sup>14-16</sup> Hz</span></span></span></span></span></td>
			<td style="border-bottom:1px solid black; padding:0in; width:150px; height:21px; background-color:#ffffff; border-top:1px solid black; border-right:1px solid black; border-left:1px solid black" valign="top"><span style="font-size:12px"><span style="font-size:12px"><span style="font-family:Geneva, Arial, Helvetica, sans-serif"><span style="font-weight:normal"><span style="font-size:11pt">Işık kaynakları (Lazerler: IR, VIS, UV)</span></span></span></span></span></td>
		</tr>
		<tr>
			<td rowspan="2" style="border-bottom:none; padding:0in; width:78px; height:21px; background-color:#ffffff; border-top:1px solid; border-right:1px solid; border-left:1px solid" valign="top"><br />
			<span style="font-size:12px"><span style="font-size:12px"><span style="font-family:Geneva, Arial, Helvetica, sans-serif"><span style="font-weight:normal"><span style="font-size:11pt"><strong>İYONİZAN</strong></span></span></span></span><br />
			<span style="font-size:12px"><span style="font-family:Geneva, Arial, Helvetica, sans-serif"><span style="font-weight:normal"><span style="font-size:11pt"><strong>RADYASYON</strong></span></span></span></span></span></td>
			<td style="border-bottom:1px solid black; padding:0in; width:169px; height:21px; background-color:#ffffff; border-top:1px solid black; border-right:1px solid black; border-left:1px solid black" valign="top"><span style="font-size:12px"><span style="font-size:12px"><span style="font-family:Geneva, Arial, Helvetica, sans-serif"><span style="font-weight:normal"><span style="font-size:11pt">Ultraviyole (UV)</span></span></span></span></span></td>
			<td style="border-bottom:1px solid black; padding:0in; width:72px; height:21px; background-color:#ffffff; border-top:1px solid black; border-right:1px solid black; border-left:1px solid black" valign="top"><span style="font-size:12px"><span style="font-size:12px"><span style="font-family:Geneva, Arial, Helvetica, sans-serif"><span style="font-weight:normal"><span style="font-size:11pt">10<sup>16-17</sup> Hz</span></span></span></span></span></td>
			<td style="border-bottom:1px solid black; padding:0in; width:150px; height:21px; background-color:#ffffff; border-top:1px solid black; border-right:1px solid black; border-left:1px solid black" valign="top"><span style="font-size:12px"><span style="font-size:12px"><span style="font-family:Geneva, Arial, Helvetica, sans-serif"><span style="font-weight:normal"><span style="font-size:11pt">UV Lazerler, UV lambaları,</span></span></span></span></span></td>
		</tr>
		<tr>
			<td style="border-bottom:1px solid black; padding:0in; width:169px; height:0.5in; background-color:#ffffff; border-top:1px solid black; border-right:1px solid black; border-left:1px solid black" valign="top"><span style="font-size:12px"><span style="font-size:12px"><span style="font-family:Geneva, Arial, Helvetica, sans-serif"><span style="font-weight:normal"><span style="font-size:11pt">X ve Gama ışınları</span></span></span></span></span></td>
			<td style="border-bottom:1px solid black; padding:0in; width:72px; height:0.5in; background-color:#ffffff; border-top:1px solid black; border-right:1px solid black; border-left:1px solid black" valign="top"><span style="font-size:12px"><span style="font-size:12px"><span style="font-family:Geneva, Arial, Helvetica, sans-serif"><span style="font-weight:normal"><span style="font-size:11pt">10<sup>17-22</sup> Hz</span></span></span></span></span></td>
			<td style="border-bottom:1px solid black; padding:0in; width:150px; height:0.5in; background-color:#ffffff; border-top:1px solid black; border-right:1px solid black; border-left:1px solid black" valign="top"><span style="font-size:12px"><span style="font-size:12px"><span style="font-family:Geneva, Arial, Helvetica, sans-serif"><span style="font-weight:normal"><span style="font-size:11pt">Tıbbi tedavi araçları, araştırma ve endüstriyel nükleer radyasyon uygulamaları, doğal kaynaklar</span></span></span></span></span></td>
		</tr>
	</tbody>
</table>
<br />
<br />
<strong>Tablo 2. </strong>Günlük hayatta maruz kalınan bazı yapay EMA şiddet ve kaynakları.

<table height="224" sans="" serif="" style="color:#333333; font-family:Arial, Helvetica, ">
	<tbody>
		<tr>
			<td style="border-bottom:1px solid black; padding:0in; width:234px; height:18px; background-color:#ffffff; border-top:1px solid black; border-right:1px solid black; border-left:1px solid black" valign="top"><span style="font-size:12px"><span style="font-size:12px"><span style="font-family:Geneva, Arial, Helvetica, sans-serif"><span style="font-weight:normal"><span lang="EN-US" style="font-size:11pt"><strong>Kaynak</strong></span></span></span></span></span></td>
			<td style="border-bottom:1px solid black; padding:0in; width:198px; height:18px; background-color:#ffffff; border-top:1px solid black; border-right:1px solid black; border-left:1px solid black" valign="top"><span style="font-size:12px"><span style="font-size:12px"><span style="font-family:Geneva, Arial, Helvetica, sans-serif"><span style="font-weight:normal"><span lang="EN-US" style="font-size:11pt"><strong>Alan şiddeti</strong></span></span></span></span></span></td>
		</tr>
		<tr>
			<td style="border-bottom:1px solid black; padding:0in; width:234px; height:21px; background-color:#ffffff; border-top:1px solid black; border-right:1px solid black; border-left:1px solid black" valign="top"><span style="font-size:12px"><span style="font-size:12px"><span style="font-family:Geneva, Arial, Helvetica, sans-serif"><span style="font-weight:normal"><span lang="DE" style="font-size:11pt">Ev içinde kullanılan elektrikli araçlar</span></span></span></span></span></td>
			<td style="border-bottom:1px solid black; padding:0in; width:198px; height:21px; background-color:#ffffff; border-top:1px solid black; border-right:1px solid black; border-left:1px solid black" valign="top"><span style="font-size:12px"><span style="font-size:12px"><span style="font-family:Geneva, Arial, Helvetica, sans-serif"><span style="font-weight:normal"><span lang="EN-US" style="font-size:11pt">6-25 mG (0.6-2.5 µT)</span></span></span></span></span></td>
		</tr>
		<tr>
			<td style="border-bottom:1px solid black; padding:0in; width:234px; height:22px; background-color:#ffffff; border-top:1px solid black; border-right:1px solid black; border-left:1px solid black" valign="top"><span style="font-size:12px"><span style="font-size:12px"><span style="font-family:Geneva, Arial, Helvetica, sans-serif"><span style="font-weight:normal"><span lang="EN-US" style="font-size:11pt">Tesisat</span></span></span></span></span></td>
			<td style="border-bottom:1px solid black; padding:0in; width:198px; height:22px; background-color:#ffffff; border-top:1px solid black; border-right:1px solid black; border-left:1px solid black" valign="top"><span style="font-size:12px"><span style="font-size:12px"><span style="font-family:Geneva, Arial, Helvetica, sans-serif"><span style="font-weight:normal"><span lang="EN-US" style="font-size:11pt">0.01-10 mG (0.001-1 µT)</span></span></span></span></span></td>
		</tr>
		<tr>
			<td style="border-bottom:1px solid black; padding:0in; width:234px; height:22px; background-color:#ffffff; border-top:1px solid black; border-right:1px solid black; border-left:1px solid black" valign="top"><span style="font-size:12px"><span style="font-size:12px"><span style="font-family:Geneva, Arial, Helvetica, sans-serif"><span style="font-weight:normal"><span lang="EN-US" style="font-size:11pt">Toprak hattı akımları</span></span></span></span></span></td>
			<td style="border-bottom:1px solid black; padding:0in; width:198px; height:22px; background-color:#ffffff; border-top:1px solid black; border-right:1px solid black; border-left:1px solid black" valign="top"><span style="font-size:12px"><span style="font-size:12px"><span style="font-family:Geneva, Arial, Helvetica, sans-serif"><span style="font-weight:normal"><span lang="EN-US" style="font-size:11pt"><5 mG (<0.5 µT)</span></span></span></span></span></td>
		</tr>
		<tr>
			<td style="border-bottom:1px solid black; padding:0in; width:234px; height:24px; background-color:#ffffff; border-top:1px solid black; border-right:1px solid black; border-left:1px solid black" valign="top"><span style="font-size:12px"><span style="font-size:12px"><span style="font-family:Geneva, Arial, Helvetica, sans-serif"><span style="font-weight:normal"><span lang="EN-US" style="font-size:11pt">Dağıtım hatları</span></span></span></span></span></td>
			<td style="border-bottom:1px solid black; padding:0in; width:198px; height:24px; background-color:#ffffff; border-top:1px solid black; border-right:1px solid black; border-left:1px solid black" valign="top"><span style="font-size:12px"><span style="font-size:12px"><span style="font-family:Geneva, Arial, Helvetica, sans-serif"><span style="font-weight:normal"><span lang="EN-US" style="font-size:11pt">0.01-10 mG (0.001-1 µT)</span></span></span></span></span></td>
		</tr>
		<tr>
			<td style="border-bottom:1px solid black; padding:0in; width:234px; height:24px; background-color:#ffffff; border-top:1px solid black; border-right:1px solid black; border-left:1px solid black" valign="top"><span style="font-size:12px"><span style="font-size:12px"><span style="font-family:Geneva, Arial, Helvetica, sans-serif"><span style="font-weight:normal"><span lang="EN-US" style="font-size:11pt">Kaynak</span></span></span></span></span></td>
			<td style="border-bottom:1px solid black; padding:0in; width:198px; height:24px; background-color:#ffffff; border-top:1px solid black; border-right:1px solid black; border-left:1px solid black" valign="top"><span style="font-size:12px"><span style="font-size:12px"><span style="font-family:Geneva, Arial, Helvetica, sans-serif"><span style="font-weight:normal"><span lang="EN-US" style="font-size:11pt">Alan şiddeti</span></span></span></span></span></td>
		</tr>
		<tr>
			<td style="border-bottom:1px solid black; padding:0in; width:234px; height:24px; background-color:#ffffff; border-top:1px solid black; border-right:1px solid black; border-left:1px solid black" valign="top"><span style="font-size:12px"><span style="font-size:12px"><span style="font-family:Geneva, Arial, Helvetica, sans-serif"><span style="font-weight:normal"><span lang="EN-US" style="font-size:11pt">Elektrikli araçlar</span></span></span></span></span></td>
			<td style="border-bottom:1px solid black; padding:0in; width:198px; height:24px; background-color:#ffffff; border-top:1px solid black; border-right:1px solid black; border-left:1px solid black" valign="top"><span style="font-size:12px"><span style="font-size:12px"><span style="font-family:Geneva, Arial, Helvetica, sans-serif"><span style="font-weight:normal"><span lang="EN-US" style="font-size:11pt">6-25 mG (0.6-2.5 µT)</span></span></span></span></span></td>
		</tr>
		<tr>
			<td style="border-bottom:1px solid black; padding:0in; width:234px; height:21px; background-color:#ffffff; border-top:1px solid black; border-right:1px solid black; border-left:1px solid black" valign="top"><span style="font-size:12px"><span style="font-size:12px"><span style="font-family:Geneva, Arial, Helvetica, sans-serif"><span style="font-weight:normal"><span lang="EN-US" style="font-size:11pt">Tesisat</span></span></span></span></span></td>
			<td style="border-bottom:1px solid black; padding:0in; width:198px; height:21px; background-color:#ffffff; border-top:1px solid black; border-right:1px solid black; border-left:1px solid black" valign="top"><span style="font-size:12px"><span style="font-size:12px"><span style="font-family:Geneva, Arial, Helvetica, sans-serif"><span style="font-weight:normal"><span lang="EN-US" style="font-size:11pt">0.01-10 mG (0.001-1 µT)</span></span></span></span></span></td>
		</tr>
		<tr>
			<td style="border-bottom:1px solid black; padding:0in; width:234px; height:21px; background-color:#ffffff; border-top:1px solid black; border-right:1px solid black; border-left:1px solid black" valign="top"><span style="font-size:12px"><span style="font-size:12px"><span style="font-family:Geneva, Arial, Helvetica, sans-serif"><span style="font-weight:normal"><span lang="EN-US" style="font-size:11pt">Toprak hattı akımları</span></span></span></span></span></td>
			<td style="border-bottom:1px solid black; padding:0in; width:198px; height:21px; background-color:#ffffff; border-top:1px solid black; border-right:1px solid black; border-left:1px solid black" valign="top"><span style="font-size:12px"><span style="font-size:12px"><span style="font-family:Geneva, Arial, Helvetica, sans-serif"><span style="font-weight:normal"><span lang="EN-US" style="font-size:11pt"><5 mG (<0.5 µT)</span></span></span></span></span></td>
		</tr>
		<tr>
			<td style="border-bottom:1px solid black; padding:0in; width:234px; height:23px; background-color:#ffffff; border-top:1px solid black; border-right:1px solid black; border-left:1px solid black" valign="top"><span style="font-size:12px"><span style="font-size:12px"><span style="font-family:Geneva, Arial, Helvetica, sans-serif"><span style="font-weight:normal"><span lang="EN-US" style="font-size:11pt">Dağıtım hatları</span></span></span></span></span></td>
			<td style="border-bottom:1px solid black; padding:0in; width:198px; height:23px; background-color:#ffffff; border-top:1px solid black; border-right:1px solid black; border-left:1px solid black" valign="top"><span style="font-size:12px"><span style="font-size:12px"><span style="font-family:Geneva, Arial, Helvetica, sans-serif"><span style="font-weight:normal"><span lang="EN-US" style="font-size:11pt">0.01-10 mG (0.001-1 µT)</span></span></span></span></span></td>
		</tr>
	</tbody>
</table>
<br />
<span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Geneva, Arial, Helvetica, sans-serif"><span style="font-weight:400"><span style="color:#333333"><span style="font-style:normal"><span style="font-variant-ligatures:normal"><span style="white-space:normal"><span style="background-color:#ffffff"><span style="text-decoration-thickness:initial"><span style="text-decoration-style:initial"><span style="text-decoration-color:initial"><strong>EMA ŞİDDET VE MARUZİYET DOZU ÖLÇÜMÜ</strong></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span><br />
<span style="font-family:Geneva, Arial, Helvetica, sans-serif"><span style="font-weight:400"><span style="color:#333333"><span style="font-style:normal"><span style="font-variant-ligatures:normal"><span style="white-space:normal"><span style="background-color:#ffffff"><span style="text-decoration-thickness:initial"><span style="text-decoration-style:initial"><span style="text-decoration-color:initial"><span style="font-family:Wingdings">v </span>Düşük frekanslı düzgün alanlarda manyetik alan şiddet birimi H=A/m’dir. Manyetik alan yoğunluk (B) birimi Tesla (T) veya Gauss (G)’tur. 1T=10<sup>4</sup> G olup, 1µT= 10mG’tur. EMA maruziyet dozlarının belirlenmesinde non termal etkili 0-30 kHz arası frekans bandının biyolojik etkilerinin değerlendirilmesinde manyetik alan şiddet ve maruziyet süresi dikkate alınır. Çok düşük ve düşük frekanslı manyetik alan şiddetleri “Manyetometre” veya “Tesla metre” yada “Gauss metre” ile ölçülür. RMS değeri de denen ve tüm doğrultulardaki alan şiddetlerinin bileşimini veren değer; X, Y ve Z eksenlerinde yapılan ölçüm değerlerinden yararlanılarak aşağıdaki formülle hesaplanır;</span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span><br />
<br />
<span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Geneva, Arial, Helvetica, sans-serif"><span style="font-weight:400"><span style="color:#333333"><span style="font-style:normal"><span style="font-variant-ligatures:normal"><span style="white-space:normal"><span style="background-color:#ffffff"><span style="text-decoration-thickness:initial"><span style="text-decoration-style:initial"><span style="text-decoration-color:initial"> <img alt="" src="https://www.geyve.com/images/files/2024/01/659c79a189429.jpg" style="width: 250px; height: 103px;" /></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span><br />
<span style="font-family:Geneva, Arial, Helvetica, sans-serif"><span style="font-weight:400"><span style="color:#333333"><span style="font-style:normal"><span style="font-variant-ligatures:normal"><span style="white-space:normal"><span style="background-color:#ffffff"><span style="text-decoration-thickness:initial"><span style="text-decoration-style:initial"><span style="text-decoration-color:initial"> </span></span></span></span></span></span></span></span></span></span><br />
<span style="font-family:Geneva, Arial, Helvetica, sans-serif"><span style="font-weight:400"><span style="color:#333333"><span style="font-style:normal"><span style="font-variant-ligatures:normal"><span style="white-space:normal"><span style="background-color:#ffffff"><span style="text-decoration-thickness:initial"><span style="text-decoration-style:initial"><span style="text-decoration-color:initial"><span style="font-family:Wingdings">v </span>30kHz-300Ghz frekans bandı termal etkili elektromanyetik radyasyon bölgesi olduğundan bu bölgenin maruziyet dozu SAR, yani EMA enerjisinin vücut tarafından “özgül soğurulma hızıyla” belirlenir. EMA’ya maruz kalan bir gövdenin kg’ı başına soğurduğu Watt cinsinden elektromanyetik enerjidir ve W/Kg veya mW/g olarak ifade edilir.<br />
<br />
<img alt="" src="https://www.geyve.com/images/files/2024/01/659c79f9c3a9f.jpg" style="width: 650px; height: 438px;" /><br />
<strong>Hall etkisiyle algılayan GaAs tip sensörlü ve orta derecede duyarlı bir Teslametre.<br />
http://www.telatomic.com/instrumentation/teslameter.html</strong></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span>]]></content:encoded>
<author>İlhami Çelik</author>
<link>https://www.geyve.com/yazarlar/ilhami-celik/elektromanyetik-alanin-biyolojik-etkileri/106/</link>
<pubDate>Tue, 09 Jan 2024 01:03:48 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Ayasofya'da özgürlükse, Sümela'da esaret mi?</title>
<content:encoded><![CDATA[Ayasofya, İstanbul’un fethine kadar 916 yıl kilise, 1453’ten sonra cami olarak kullanıldı. 1934’te alınan karar üzerine 86 yıl müze olarak hizmet verdi. Aslında ibadete açık bir bölüm ayrılmıştı. 24 Temmuz 2020'de 86 yıl sonra hükümetin aldığı kararla yeniden müzeden tamamı camiye dönüştürülerek büyük şovlarla tamamı ibadete açıldı.<br />
<br />
Bazı yazar- çizerler, kimi siyasetçiler, iktidardan ikbal bekleyen bazı bürokratlar 86 yıllık esaret sona erdi diye yazdılar, çizdiler, konuştular. Oysa Türkiye Cumhuriyeti egemenliğinde bir yer burası. Türk hükümeti bir karar alır camiye dönüştürür, başka bir karar alır müzeye dönüştürür. Hatta restorasyon yapılacak deyip, bir de elli yıl sürecek der, iki üç yıl süren şovunu restorasyon söylemiyle bitirir. Memleketim insanının da yarısı yapılanların hepsini alkışlar.<br />
<br />
Bakın Ayasofya şovu yapılırken başka neler yapıldı. Van Gölü’nde bulunan Akdamar Adası’ndaki Akdamar kilisesi Türkiye bütçesinden restore edildi. Ermeni kilisesi burası. Tarihimizde acı hatırası olan bir yer. Birinci dünya savaşında Rus işgali sonrası geri çekilen Rus Ordusu buraları Ermenilere devretti. Büyük bir kıyım başlatan Ermeniler Van’da neredeyse Türk, Kürt ayırmadan Müslüman nüfusu katlettiler. Kadınlara kızlara tecavüzler, akla hayale sığmayanişkencelere maruz kaldı Vanlılar. Bakın yıllar sonra yaşananların tanıklarından Vanlı Seher hanım nasıl anlatıyordu: ermeni işkenceleri sonucu aklını kaybeden Nazo hatun, Ermeni zulmünden, tecavüzünden kurtulmak için kendini ateşe verip pervane gibi döne döne: gelin kızlar bizim düğünümüzdür diye diye ölüme giden genç kızlar. Akşam olunca içimize gelen Ermeni askerleri, 150 tane kadın içinden 10-11 tanesini seçip götürürlerdi. Sabaha kadar tecavüz ederlerdi. Bu kadınlar öyle olurdu ki, kan revan içinde gelirler, günlerce iyileşemezler, hasta bitap yatarlardı diyor Seher hanım. Defalarca tecavüze uğrayan yedi yaşındaki Fatma, dokuz yaşındaki Gülfaz, zorla götürülürken kendilerini köprüden Mermit Çayı’na atan iki gelin, Zahide ve Fatma. Vanlı Derviş Efendi’nin gözleri önünde tecavüze uğrayan kızları Hayriye ve Şadiye.<br />
<br />
Bu zulümden kaçarken Van Gölü’nün kıyısına yönelen Türkler ve onlara kurtarıcı gibi yaklaşan vapurlarına bindiren Ermeni eşkiyalar. Rotayı Akdamar Adasına döğru yönlendirdiler. Vapurdaki bütün erkekleri kesici aletlerle doğreyıp göle attılar. Masmavi olan su kızıla döndü. Kadınları Akdamar kilisesine götürürken elli kadın hep birden suya atlayıp yaşamlarına son verdiler.<br />
<br />
Tarihimizde böyle acı hatırası olan bu kilise yok edilip yerine bu kahraman kadınlarımız için bir anıt dikilmesi gerekirken, kilise onarılıp ayinlere açıldı.<br />
<br />
Ayasofya’yı ibadete açık bölümü olduğu halde müze oluşunu dahi 86 yıllık esaret diye niteleyenler acaba Akdamar kilisesi için bir şey söylediler mi?<br />
<br />
Sadece bu mu? İzmir 15 Mayıs 1919 günü İngiliz destekli Yunan Ordusu tarafından işgal edildi. Halk ne olduğunu anlamak için Konak Meydanına toplandı. İlk karaya çıkan alaya Efsun Alayı diyor Yunanlılar. Taşkınlıklar, şımarıklıklar içinde daha o gün bir çok insanımıza kıydılar. Kışlalarına çekilmiş askerlerimizi, subaylarımızı aşağılayıp, ünüformalarını yırtarak, <strong>“zito Venizolos”</strong> diye bağırmalarını istediler. Buna uymayan subayımızı oracıkta şehit ettiler. Bir çok subayımızı denizde açıkta bekleyen gemilerine götürüp, atlarını koydukları yerlerde pislik içinde beklettiler. Bu sırada İzmir baş kilisesinin papazı, metropolitan Hırisostomos etekleri savrula savrula oraya geldi. Bir elinde İncil, diğer elinde haç. Önce Yunan albayın çizmelerini öptü. Sonra elindeki haç ve İncili havaya kaldırarak bir vaaz verdi. Vaazın özeti şöyleydi: <strong>“Ne kadar Türk kanı dökerseniz cennete o kadar yakınsınız”</strong> bu sırada kalabalığın arasında otuz yaşlarında bir yiğit adam, bu şımarıklıklara dayanamayıp belinden çekti Rewolver marka tabancasını doğrulttu Yunan bayraktarına üç el ateş etti. Dan, dan, dan!... Karpuz gibi devrildi atının üzerinden elindeki Yunan bayrağı ile. O kahraman Hasan Tahsin’di. Oracıkta şehit ettiler Hasan Tahsin’i. Yayıldı batı Anadolu’ya Yunan işgali. Metropolitan Hırisostomos’un vaazının gereğini yaptı Yunan istilacılar. Onbinlerce insanımızı öldürdüler. Yaktılar, yıktılar her yeri. Soygunlar, tecavüzler, işkenceler. Dünya böyle bir istila yı daha önce görmedi. Zaman içinde toparlanan Türk Milleti, kurduğu ordusuyla Mustafa Kemal Paşa önderliğinde Büyük Taarruz’la 30 Ağustosta kazandığı büyük zaferden sonra kovaladığı Yunan ordusundan hayatta kalanları da İzmir’de 9 Eylül’de denize döktüğü gün o papazı, İzmir metropolitanı Hırisostomos’u yaka paça Konak meydanına getirdiler. Paramparça edilerek öldürüldü. Metropolitan kilisesi de bir top atışıyla yıkıldı. O tarihten beri İzmir’de metropolitanlık kaldırıldı ve Lozan Anlaşmasıyla da yasaklandı. Ta ki 2017 yılında bu hükümetin hem de törenle tekrar metropolitan atamasına onay verene kadar. 86 yıl müze olarak kalan Ayasofya’yı esaret gören güruh acaba İzmir’deki bu duruma nasıl bakıyor.<br />
<br />
Trabzon’da bir kilise ,ve manastır, Sümela Manastırı. Kurtuluş Savaşı öncesi ve sırasında yeniden Pontus hayali kuran, Türkleri baskınlar yaparak öldüren, köyleri yakıp yıkan, işgal kuvvetleriyle işbirliği yapan Rum eşkıya çetelerinin örgütlendiği, toplantılar yapıp kararlar aldığı bir ihanet yuvasıydı. Başta Topal Osman ve Türk Çetelerinin karşı baskınları , mücadelesi sayesinde bölge halkı biraz nefes alabiliyordu. Kurtuluş Savaşı’nda hepsinin defteri dürüldü. Lozan Anlaşmasıyla da manastır kapatıldı. Ta ki 15 Ağustos 2010 yılına kadar. 88 yıl aradan sonra bu hükümet tarafından tekrar ayine açıldı. Hem de Fatih Sultan Mehmet’in Trabzon’u fethettiği 15 Ağustos 1461 tarihinin yıldönümünde. Ayasofya’nın müze olarak kalmasını bile esaret gören güruhtan bu konuda bir ses çıkmadı. <strong>Ayasofyadaki durum esaretse acaba bu nedir?</strong><br />
<br />
Osmanlı son dönemleri. Henüz Bulgaristan kaybedilmemiş. Sofya şehri, bir İngiliz elçisi hatıralarında diyor ki: Balkanlarda en çok cami bulunan şehirlerden biri Sofya diyor. Şimdilerde gidin bir bakın. Sofya’da bir tane cami kalmış. Hepsini yıkıp yok etmişler. Yerlerine büyük binalar dikmişler. Sadece camiler mi? Türklere ait ne kadar eser varsa ya yıkıp yok etmişler, ya da perişan vaziyette yok olmayı bekliyor. Filibe şehrindeki Türk kalesi en iç acıtıcı olanlardan, yıkılmış, yok olmak üzere. TİKA reklam yapıp duruyor. Neden onarmaz bu kaleyi? Bulgarlar böyle yaparken biz ne yaptık? 1859 senesinde yapılan İstanbul’daki Haliç'te bulunan Bulgar Kilisesini kendi bütçemizden restore ettirerek yedi yıl süren restorasyondan sonra 2018'de hizmete açtık. Ayasofya’nın müze olmasını esaret kabul edenler bu kilise için ne diyorlar merak ediyorum.<br />
<br />
Zaten ibadete açık bölümü bulunan, diğer bölümleri müze olarak kullanılan Ayasofya’yı ibadete açmakla övünen, alkışlayan güruh, esaret son buldu diyor ya, bakın Cumhurbaşkanı kendi açıklamalarında ne diyor; <strong>"Halen ülkemizde ibadete açık 435 kilise, sinagok ve havra bulunuyor” </strong>Ayasofya’nın müze oluşuna esaret diyen güruh, Cumhurbaşkanı’nın bu açıklamasına ne diyor? Hiç ses çıkmadı. Hepsine Allah akıl fikir versin.<br />
<br />
<strong>“Çalsın Abdullah oynasın Bekir, akıl olmayınca neylesin fikir.”<br />
<br />
Ali Çetinkaya</strong><br />
 ]]></content:encoded>
<author>Ali Çetinkaya</author>
<link>https://www.geyve.com/yazarlar/ali-cetinkaya/ayasofya-da-ozgurlukse-sumela-da-esaret-mi/105/</link>
<pubDate>Fri, 22 Sep 2023 09:29:48 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Dünü ve bugünüyle Geyve</title>
<content:encoded><![CDATA[<p>Zaman zaman olduğu gibi 6 Kasım 2016 günü yine Kadıköy Validebağ Adile Sultan Öğretmenevi'nde altmışa yakın Geyveli ve Geyve'den uzakta yaşayan Geyve gönüllüsü insanlar bir araya geldi. Yaşlısı, genci, birbirini tanıyan ya da tanımayan insanların kaynaşması, hasret gidermeleri göz yaşartıcı idi. İki-üç neslin oluşturduğu bu güzide topluluk, buruk ama özlem ve hasretin sonunda, buluşmanın mutluluğunu yaşadı.<br />
<br />
Adresler alındı, telefonlaşma ve buluşma sözleri verildi. Kahvaltı bitiminde toplantıyı düzenleyenlere teşekkür edilerek gündemde tek konu olan "Dünü ve bugünüyle Geyve" konuşuldu. Toplantıda hazır olan çocuklar ve gençler Geyve’nin dünü hakkında yeterli bilgiye sahip olmadıkları için sanki başka bir ilçe, başka bir kültür merkezi, başka bir coğrafyadan bahsediliyormuşçasına dinliyor ve hayretler içinde kalıyor.<br />
<br />
Geyve 1300'lü yıllardan bu yana yerleşim merkezi ve kent. Marmara Bölgesi'nde, Sakarya Nehri'nin kıyısında yemyeşil, şirin mi şirin bir cennet. Kurtuluş Savaşı'nın da en önemli mücadele cephesi. Milli Mücadele sonrası Türkiye Cumhuriyeti'nin kurulmasında önemli rolü olan yerleşim merkezlerinden biri.<br />
<br />
Uzun yıllar Geyve merkez nüfusu 5 bin civarında iken çok partili döneme geçiş olan 1950'li yıllara gelindiğinde adeta mantar gibi öncelikle köylerden, daha sonraki yıllarda da başka bölgelerden kent merkezine göç hızla sürmüş, halen de devam etmektedir. Bugün Geyve merkezi 20 binin üzerinde nüfusa sahip.<br />
<br />
Nüfusun 5 bin civarında olduğu yıllara döndüğümüzde halkın ekonomik gücü yeterli. Esnaf ve ticaret adamları iş yerlerinin gelirlerine bahçe ve tarlalarının ürünlerinden elde ettiği geliri de ekleyince yaşam sıkıntısı yok denecek kadar aza inmiştir.<br />
<br />
Doğanın ikramı ile ekilebilir araziler çok verimli, bilinçli işlenen toprakta cömertliğini göstermiş elde edilen ürün paraya dönüştüğünde halkın refah seviyesi yükselmiştir.<br />
<br />
Eskiler çok iyi hatırlar. Bir zamanlar ipek böceğinden elde edilen koza, tarlalarından pancar, tütün ve tahıl, bahçelerden elde edilen kiraz, üzüm, elma, şeftali, ayva ve benzeri meyveler yurt dışına gönderilerek hem üreticiler kazanmış, hem de ülkemiz döviz elde etmiştir.<br />
<br />
Yaşam standardı oldukça iyi durumda olan Geyve halkı sosyal ve kültürel alanda da çevre il ve ilçelerine örnek olmuş 1950'li yıllara gelen kadar merkezde sadece iki ilkokul var. Bunlardan biri Atatürk İlkokulu diğeri Kazımpaşa İlkokulu. Ortaokulun olmadığı bu yıllarda aileler kız ve erkek çocuklarını ilçe dışında okumaya yönlendirmiş, hemen hemen her evden en az bir kişi orta- lise ve yüksek öğrenimini böylece tamamlamış, çevreye örnek olmuştur.<br />
<br />
Geyve’de ortaokul 1949'da, lise 1970'te, yüksek okul ise ancak 1996'da hizmete girmiştir.<br />
<br />
Dünün Geyve’sine baktığımızda sosyal ve kültürel alandaki etkinlikler sayılamayacak kadar çok idi. Yazlık ve kışlık sinema (Tarhan Sineması ) aralıksız hizmetini sürdürmüş, tiyatro, konser ve söyleşiler halkın bilinçlenmesinde önemli etken olmuştur.</p>

<p>Görev yaptığım dönemlerde Geyve ilçe merkezindeki şirin ve güzelim park, günün her saatinde hizmet sunmuş, belediyenin titiz ve sürekli çalışmasıyla halkın yaz-kış nefes alabileceği, eş dostun buluşma mekanı olmuştur. Uzun yıllar Geyve halkının hizmetinde olan parkın bugünlerde içler acısı halde olduğunu ve amacına uygun hizmet edemediğini üzülerek öğrendim.<br />
<br />
Geçmiş yıllarda yerel siyaset adamları parti gözetmeksizin ilçenin kalkınması için her türlü güç birliğini göstermiş, hizmet yarışı sürerken halkın huzuru, gururu birlik ve beraberliği ön planda tutulmuş, hangi partiye mensup olursa olsun siyaset adamları kişisel çıkarlarını asla düşünmemişlerdir. Halka hizmette sınır tanımadan adeta yarışırcasına yarar peşinde koşmuşlardır.<br />
<br />
Dünün Geyve’sinde yaşayan 7'sinden 70'ine herkes birbirini tanır ve yardımlaşır idi. Ortak algılama alanlarına giren konuları paylaşılır, bütünleşilir; kentlilik bilinci hoşgörü ile sürdürülür idi. İnsanların giyim, kuşam ve davranışları çevre il ve ilçelerde yaşayanlara örnek olurdu. Halk, daima yapıcı ve yararlılığı ön planda tutar. İnsanlar Geyveli olmaktan ya da Geyve’de görev yapmaktan her zaman mutlu olmuş ve gurur duymuştur.</p>

<p>Gelelim bugüne;<br />
Türk toplumunun demokrasi ve çok partili döneme geçişin başlangıcı olan 1950'li yıllardan bu yana süreklilik arz eden iç göç kent görünümünü olumsuz etkilemiş, gecekondulaşma ön plana çıkmıştır. Kent toplumu içinde yerleşme ve konut sorununu çözümleme olanağı bulanmadan plansız programsız, sağlıksız konut yapımı ile gecekondulaşlaşma hız kazanmıştır.<br />
<br />
Göç her yerde ve her zaman yaşamımızın bir parçasıdır. Ülkemizde göçün en önemli sonucu kentleşmede yozlaşma ve varoş oluşumunu hızlandırmasıdır. Son yıllarda iç göç dışında Ortadoğu'daki sorunlar nedeni ile başta Suriye, Irak ve Afrika ülkelerinden gelenler de kentlileşmeyi olumsuz etkilemiştir.<br />
<br />
Geyve'de görülen iç göç de olumsuzlukları beraberinde getirmiştir. Ekilebilen arazi, verimli topraklar konut alanına dönüştürülünce kentin ortak kullanım alanlarında çarpıklıklar ve bozukluklar da beraberinde gelmiştir. Yerel yönetim hizmetlerini yerine getirebilmek için kaynak yaratamamış ya da çözüm için yeterince uğraş verilmemiş.<br />
<br />
Gelişmiş ülkelerde kentin ortak sorunları yerel yönetim ve sivil toplum örgütleriyle paylaşılarak çözülür. Siyasi ve maddi rant peşinde koşulmaz .Yurdumuzda olduğu gibi Geyve'de de ötekileştirme her geçen gün biraz daha kendini gösterir olmuş, sonuçta sevgiden, paylaşımdan uzak bir durum yaratılmıştır.<br />
<br />
Şöyle ki;<br />
<strong>Etnik </strong>(Türk, Kürt, azınlıklar)<br />
<strong>Mezhepsel </strong>(Sünni, Alevi)<br />
<strong>Siyasi fikir ve eylemsel </strong>(Solcu-sağcı, dinci-laik v.s )<br />
<br />
Yurdumuzun pek çok bölgesinde olduğu gibi, Geyve’de de bu faktörler öne çıkmış, kutuplaşmalara neden olunmuştur. Farklılıklarımızı inkar edemeyiz. <strong>Tek millet ve tek devlet </strong>olarak yaşam tarzımız devam edecektir.<br />
<br />
Türkiye, son yıllarda kültürel açıdan çok farklılaştı. Bir tarafta din odaklı kesim (Kadınlarını çalıştırmayan, başı örtülü, muhafazakar, sosyal etkinliklerden uzak kalan), diğer yanda ( Laik, örtünmeyi zorunlu görmeyen, çalışma ve Eğitim alanında ilerlemeyi hedef edinen, kadın ve erkek eşitliğine odaklanmış kesim). Hepimiz bu ülkenin insanlarıyız .Omuz omuza vermemiz gerekir.<br />
<br />
Fikir ve düşüncede farklılıklara rağmen ötekileştirmeden birlikte yaşamayı sürdürmeliyiz. Buna mecburuz. Yaşam biçimimiz nasıl olursa olsun bölgemizde, yapıcı, katılımcı ve üretken olmalıyız.<br />
<br />
<strong>Ulu önder Mustafa Kemal Atatürk, Türk Milleti'ne muasır milletler seviyesine çıkmayı hedef göstermiştir.</strong><br />
<br />
<strong>İLHAN BAYKAL</strong><br />
(10 Kasım 2016)</p>
]]></content:encoded>
<author>İlhan Baykal</author>
<link>https://www.geyve.com/yazarlar/ilhan-baykal/dunu-ve-bugunuyle-geyve/104/</link>
<pubDate>Mon, 28 Aug 2023 16:16:21 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Siyasete Not 1 Türkiye Yüzyılı </title>
<content:encoded><![CDATA[Seçim öncesi sıkça duyduğumuz bir kavram Türkiye Yüzyılıdır. Peki bu kavramın popülist bir söylemden çıkıp gerçek olma ihtimali var mıdır? <br />
<br />
Hakikat şudur ki sihirli bir değnek hiçbir zaman omzumuza değmeyecektir ve bir sabah uyandığımızda Türk yüzyılı başlamayacaktır. Ne diyor Akif “Âtiyi karanlık görerek azmi bırakmak.../Alçak bir ölüm varsa, emînim, budur ancak” ben bu ölüme razı olmayanlardanım. Bu yüzden inancını hiçbir zaman kaybetmediğim Türk yüzyılı’nın avantaj ve dezavantajlarını enerji özelinde ele almak istiyorum.<br />
<br />
Değişen jeopolitik ve ekonomik dengeler ile birlikte yeni bir konjoktüre doğru ilerlemekteyiz. Dengelerin keskin ve derinden değişebildiği uluslararası arenada Türk Dünyası belirli bir oranda yer tutmaktadır. Türk Dünyası vardır ve ilelebet var olacaktır. Tarihin belirli dönemlerinde büyük devletler ve siyasi güçler vuku bulmuştur aynı şekilde yine belirli dönemlerde bu devletlerin çöküşü ve bir milletin yeniden doğuşuyla sonuçlanmıştır. Burada dikkat edilmesi gereken husus şudur ki; bir devlet ne kadar iyi yönetilirse yönetilsin, iyi devlet adamlarına sahip olsun aynı zamanda sağlam bir sosyal alt yapısı olsun buna rağmen küresel şartlar lehine değil ise cihanşümul bir devlet haline gelmesi çok zordur. Hatta yıkılma ve parçalanma ile karşı karşıya dahi kalınabilir. <br />
<br />
Şartlar geçtiğimiz birkaç asırda Türk Dünyasının aleyhine gelişti. Ticaret yollarının değişimi, batıda yaşanan sosyo-kültürel değişimler ve nitekim askerlik kurumunda Türk Dünyası’nın teknik açıdan geride kaldığı bir dönem. Tarihsel gelişim açısından hem diplomasinin hem de bürokrasinin askerliği temel alan bir düzlem üzerinde yükseldiği göz önünde bulundurulursa, askerlik kurumunda teknik açıdan geri kalan bir devletin diplomasi ve bürokraside rakipleriyle baş edebilmesi de pek mümkün değildir. Nitekim bazı çok yetenekli diplomatlar ve bürokratların yarattığı dönemsel etkiler haricinde sürdürülebilir bir rekabet de ortaya koyulamamıştır. Bu noktada diyebiliriz ki, istisnalar kaideyi bozmaz.<br />
<br />
Sonda söyleneceği başta söyleyecek olursak, başarılı iki nesil çıkartabilmemiz halinde son birkaç yüzyıldır devam eden makus talihi tersine çevirmek mümkündür. Buna ilave olarak muktedir olmak isteyen bir devletin; enerji, teknoloji, bilgi ve tarım konusunda kendine yetmesi gerektiğinin altını çizmek gerekir.  <br />
<br />
Uluslararası arenada dengelerin değişiminden söz ettiğimiz de Rusya-Ukrayna savaşı ve bunun Avrupa birliği üzerinde ki siyasi ve ekonomik etkilerini konuşmak gerekiyor. Bu yazıda savaşın etkilerini detaylı olarak ele almaktan ziyade Rusya-Ukrayna savaşının siyasi ve ekonomik etkilerinden Avrupa’nın Orta Asya’ya olan ilgisinin artmasını değerlendireceğiz. <br />
<br />
Orta Asya kavramı, Alman bir diplomat / yer bilimci olan Alexandar von Humboldt tarafından ilk defa kullanılmış olsa da, devam eden süreçte siyasi ve coğrafi literatürdeki yerini almıştır. Öte yandan bizler için Orta Asya’dan ziyade “Türkistan” kavramı söz konusu olmalıdır. Zira bahsedilen coğrafyanın hem tarihteki hem de Türk Milleti’ndeki adı budur. Orta Asya kavramının çıkış noktası hakkında verilen bilgiden de anlaşılacağı üzere Avrupalıların bu bölgeye olan ilgisi yeni değildir. En basit örneğiyle, 18 ve 19. yüzyıllarda yaşayan von Humboldt’un da ilgisini çekmiştir. Peki ya von Humboldt’un 18 ve 19. yüzyıllarda yaşaması bir tesadüf müdür? Bence değildir. Şöyle bir düşünelim, 18 ve 19. yüzyıllarda Rus Çarlığı, Rus İmparatorluğu’na dönüşmüştür. Rusya’nın söz konusu tarihi dönemine dair yapılacak analiz, bizleri farklı yönlerden düşünmeye sevk edecektir. Örneğin o dönemlerde Rusya’nın batılılaşma çabalarından kaynaklı olarak yaşadığımız şu günlerle bir tezatlık olduğu iddia edilebilecektir. Ancak Rusya’nın batılılaşmaya karar verdiği bu dönemlerde batının ve Osmanlı’nın başına büyük bir bela olduğu gerçeği beni daha çok ilgilendiren kısımdır. Dolayısıyla oldukça sade ve basit bir çıkarım yaparak söyleyebiliriz ki, Rusya’nın batılı devletlerin ve özellikle Kıta Avrupası’nın başına bela olmaya başladığı bu dönemlerde Alman bir diplomatın Orta Asya’ya “Orta Asya” diyecek kadar ilgi duyması bence tesadüf değildir. Anlaşılacağı üzere, Rusya ve Avrupa arasında ipler ne zaman gerilse Avrupalıların dikkati ister istemez Türkistan’ı (Orta Asya’yı) da kapsama alanına almaktadır. Tıpkı bugün de olduğu gibi.<br />
<br />
Türkistan Coğrafyası, hem zengin yer altı kaynaklarına sahip olması hem de jeopolitik açıdan çok önemli bir güzergahta bulunması hasebiyle çeşitli güç odakları tarafından ilgi duyulmasına şaşırılmayacak bir coğrafyadır. Türkistan Coğrafyası’nın komşuları incelendiğinde Rusya, Çin, İran ve Hindistan gibi çok önemli devletler bulunmaktadır. Bunun yanı sıra coğrafyanın Hazar Denizi üzerinden Batı’ya açılması ihtimali enerji jeopolitiğindeki dengeleri tümüyle değiştirebilecek kadar önemli bir ihtimaldir. Tabii bu ihtimal bizler için bir ‘ihtimal’ iken çeşitli devletler için de bir ‘risk’ olarak değerlendirilmektedir. Söz konusu ‘risk’ Rusya – Ukrayna savaşının enerji yönünden etkileri göz önünde bulundurulduğunda, ciddiye alınması gerektiği aşikar bir girişim olabilir. Yani Türkistan devletleri ile Türkiye ve Azerbaycan diğer Türk Devletleri’nin ortak bir zeminde çalışması ve uzlaşması halinde Batılı devletleri Türkistan doğalgaz ve petrolünün ulaştırılması mümkün olabilir. Elbette bu durum Rusya ve İran için bir tehlike arz etmektedir. Türkistan devletlerinin genelinde ise bu konuda istek olduğu görülmektedir. Türkiye, Azerbaycan, Kazakistan, Türkmenistan ve Özbekistan gibi Türk ülkeleri arasındaki diyalogun artarak devam etmesi, devletlerin birbirleriyle uyum içinde hareket edebilme becerisini göstermesi oldukça önemlidir. Bunun yanı sıra Türkistan Coğrafyasında yer alan bu devletlerin liberalleşme ve serbest piyasaya yönelik yaptığı reformlar da Avrupalı ülkelerin aradıkları ortamı oluşturmakta, Avrupalıları bir nevi cezbetmektedir.<br />
<br />
Rusya ve İran gibi aktörler, Türkistan Coğrafyasındaki devletlerin hem enerji hem de ekonominin geri kalan alanlarında Batı’ya açılmasına izin verir mi? Örneğin Hazar Denizi üzerinden Azerbaycan’a, oradan Türkiye’ye ve Türkiye’den de Avrupa’ya gidebilecek bir doğalgaz boru hattı mümkün müdür? Ne gibi yollar izlenerek böyle bir proje gerçekleştirilebilir? Ya da genel hatlarıyla Türk Devletleri arasındaki ilişkiler nasıl ilerler, ne kadar daha ilerler ve ekonomik anlamda bir birlik oluşturulabilir mi?<br />
<br />
Öncelikle olayın belki de en önemli kısmı olan Hazar Denizi’nden başlayalım. Hazar Denizi en eski tarihlerden bu yana uğruna sayısız savaşlar verilmiş, rekabetler edilmiş bir deniz olmuştur. Bugün de bu unvanını korumaktadır. Üstelik sözünü ettiğimiz üzere, Rusya – Ukrayna savaşıyla birlikte yeni siyasi ve jeopolitik gelişmelere de gebe hale gelmiştir. Aslına bakarsanız değişimin net olarak hissedildiği ilk savaş 2020 yılında gerçekleşen İkinci Karabağ Savaşı olmuştur. Bu savaş Rusya için sonun başlangıcıdır. İkinci Karabağ Savaşı, Rusya’nın “müstemleke”lerinde kontrolü kaybetmeye başladığına delalet eden bir savaş olmuştu.<br />
Ermenistan’daki Paşinyan hükümetinin Rus iktidarıyla istikrarsız münasebetlerinin yanı sıra, Erivan’da yaşanan bir takım gelişmeler de oldukça önemliydi. Öte yandan Rusya’nın savaşa doğrudan müdahil olamaması ve Azerbaycan’ın başta Türkiye olmak üzere çeşitli ülkelerden aldığı destekle sahayı domine etmesi Rusya’nın “müstemlekelerinde” kontrolü kaybettiğini gösteriyordu. 2014 yılında Ukrayna’da gerçekleşen renkli devrim ve bunu takip eden yasadışı Kırım İlhakı ile birlikte Rusya, Suriye’de “Amerika sayesinde” sergilediği yüksek performansla olayı topladığını Ukrayna’da yaşanan hezimeti unutturduğunu düşünüyordu. Nitekim Kırım’ın İşgali ile bir şov yapmış oluyorlardı. Ancak aradaki 6 yıllık sürecin ardından Rusya’nın hem Ermenistan’da hem de Suriye’de yaşamış olduğu gerilemeler oldukça ilgi çekiciydi. Ermenistan, Suriye ve Libya gibi topraklarda Türkiye ile sık sık karşıya gelen Rusya, 2014-2020 yılları arasındaki “altın çağını” geride bırakmak üzereydi. İkinci Karabağ Savaşıyla bu durum iyice ayyuka çıkmıştı. Dolayısıyla gözler bir yandan da Ukrayna’ya çevrilmiş vaziyetteydi. Diğer cephelerde aldığı başarıların da etkisiyle Ukrayna cephesini soğutan Rusya, şimdi diğer cephelerdeki gerilemeleri Ukrayna’dan başlayarak durdurmak zorundaydı. Zira bu işin Rusya için hem psikolojik, hem siyasi hem de ekonomik sonuçları bulunmaktaydı. Psikolojik olarak, 2014-2020 yılları arasındaki altın çağın bitimini kabullenmek istemeyen Rus yüksek hiyerarşisi, bu çağı tekrar başlatabilecek ve kendilerini “muzaffer” kılabilecek bir hamle yapmak zorunda hissediyordu. Siyasi olarak, İkinci Karabağ Savaşı’ndan sonra Zengezur Koridoru’nun açılmış olması, takip eden süreçte Hazar’a kıyısı olan devletlerden Kazakistan ile Türkmenistan’ın ve Türkmenistan ile Azerbaycan’ın aralarında anlaşmış olmaları ve Türkiye’nin de burada önemli bir nüfuza sahip olması gibi bir gerçek bulunmaktaydı. Yakın zamanda Rusya’nın Kazakistan’da yapmaya çalıştıklarını biliyoruz. Kazakistan’da yaşananlar gibi çeşitli hamlelerle buradaki “Türk Birliğini” kontrol altına almaya çalışan Rusya, gelişmelerin yarattığı siyasi baskı dolayısıyla müstemlekeler içerisindeki “en dik” ve “en tehlikeli” olanı Ukrayna’ya tekrardan kafayı takmış bir vaziyete döndü. Kimdi bu müstemlekeler? Azerbaycan, Kazakistan, Türkmenistan, Ermenistan, Gürcistan, Ukrayna vb. ülkelerdi. Bu ülkeler içerisinden en tehlikelisi ise Batı’nın desteğini tümüyle arkasına alan ve kendi askeri teknolojilerini üretme konusunda hiç de fena olmayan Ukrayna idi. Öte yandan Ukrayna’nın diğer ülkelere oranla Rusya’ya karşı çeşitli avantajları da vardı. Bu avantajlardan bir tanesi ve en önemlisi, Rus Devleti’nin devamlılığının hayati derecede bağlı olduğu doğalgaz satışlarının gerçekleştiği boru hatlarından hatırı sayılır bir kısmının Ukrayna’dan geçerek Avrupa’ya ulaşmasıydı. İşte tüm bu etkenler sonucunda Rusya, deliliklerine bir yenisini daha ekleyerek Ukrayna’yı işgal etmeye kalkıştı ve hem kendisini hem de dünya ekonomisini büyük bir zora soktu. <br />
<br />
Neyin cevabını aradığımızı bir kez daha hatırlayalım: Bir Türk Yüzyılı Mümkün mü?<br />
Bu sorunun cevabını ararken de ilk olarak Hazar Denizi’ni incelemekle başladık ve ardından Rusya’nın son birkaç yıl içerisindeki dış politika perspektifinin konuyla yakinen ilgili olan kısmını ortaya koyduk. Şimdi, elbette Hazar Denizi’ni merkez alan gelişmelerin yaşanması ve çeşitli fikirlerin ortaya atılması şaşırılacak bir durum değildir. Nitekim burası çok önemli bir doğalgaz havzasıdır ve Avrupa da son dönemde Rusya ile yaşadığı sorunlar sonucunda kendisine alternatif enerji kaynakları aramaktadır. Bu doğrultuda yakın zamanda TANAP’ın kapasitesinin iki katına çıkarılarak yıllık 32 milyar metreküp olması kararı da alınmıştı. Bunun yanı sıra Türkiye’nin Kazakistan ve Türkmenistan doğalgazlarını deniz yolu ile Azerbaycan’a taşıyıp Azerbaycan’dan da boru hatları ile Ankara üzerinden Avrupa’ya ulaştırılması gibi bir projesi bulunuyor. Bu projenin de önümüzdeki günlerde daha fazla konuşulacağını düşünüyorum. Evet, gördüğünüz üzere fasulyenin faydaları kısmına geldik. Kazakistan-Türkmenistan’dan bir boru hattının Azerbaycan-Türkiye güzergahını izleyerek Avrupa’ya ulaşması bölgede Rusya ve İran’ın varlığı ve deniz tabanına boru hattı döşemenin hukuki gereklilikleri düşünüldüğünde pek gerçekçi değildir. Öte yandan doğalgazın gemiler ile Azerbaycan’a getirilmesi ve buradan hattına aktarılmasında ise hiçbir sıkıntı yoktur. İran veya Rusya’nın gemilerle yapılacak bu tür bir ticarete hukuki olarak itiraz etmesi mümkün değildir. Ancak elbette politik itirazlar olabilir. Diplomatik açıdan gerilimler ve hatta belki de gemilerin, gemilere yükleme tahliye yapacak terminallerin sabote edilmesine kadar gergin bir süreç yaşanabilir. Ancak bu girişimler, doğalgaz alternatifinin Batı’ya sunulmasının Türk ülkelerine kazandıracağı ekonomik ve politik güç göz önünde bulundurulduğunda, Rusya ve İran tarafından Türk ülkelerine savaş açma cüreti gösterilmediği sürece beyhude çabalar olacaktır. Olayın savaş veya şiddetli çatışma noktasına gelmesi demek ise zaten zor günler yaşayan Rusya ve İran ikilisi için hiç hoş olmayacak sonuçlar doğurabilecektir. Dolayısıyla evet, Hazar Denizi üzerinden Avrupa’nın beslenmesi, politik ve askeri açıdan meşakkatli fakat Türk Yüzyılı’na giden yolda çok mühim bir adım olacaktır. Türk ülkelerinin birbirlerine kenetlenerek Rus ve İran ikilisiyle baş etmesi ise mümkündür. Burada askeri açıdan Türkiye’ye oldukça büyük bir iş düşmektedir ve Türk ülkelerinin TSK tarafından desteklenmesi, teknoloji ve taktik/strateji bilgi birikim aktarımlarının yapılması son derece önemlidir. Orduların müşterek çalışma kabiliyetlerinin artırılması da caydırıcı bir unsur olacaktır. Ancak hepsinden daha önemlisi, Azerbaycan, Kazakistan ve Türkmenistan içerisindeki bazı Rus ajanlarına gereken özenin gösterilerek sürecin sabote edilmesini engellemektir.<br />
<br />
Enerji konusu bir Türk Yüzyılı oluşturabilmemiz açısından son derece önemli olsa da, başka pek çok önemli konular da bulunmaktadır elbette. Bahsi geçen tüm konuları tartışılıp ve riskleri, fırsatları, avantajları, dezavantajları ortaya koyulması gerekmektedir.<br />
<br />
Prangalar kuru hamaset ile kırılmaz efendiler. <br />
<br />
<strong>Fedai Zorlu</strong><br />
20.08.2023 / İzmir]]></content:encoded>
<author>Fedai Zorlu</author>
<link>https://www.geyve.com/yazarlar/fedai-zorlu/siyasete-not-1-turkiye-yuzyili/111/</link>
<pubDate>Mon, 21 Aug 2023 23:38:30 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Cürete bak</title>
<content:encoded><![CDATA[Geçtiğimiz günlerde Halil Konakçı adındaki bir sözde hoca, hem de Diyanet’in kadrolusu olup, bizim vergilerimizden maaşını alan sözde hoca, Hatay Arap toprağıdır, Fransız işgalinde kalsa daha iyiydi. Türkiye’ya katılınca ezan okutulmadı. Diye bazı haddini aşan laflar ettiğini medyada yayınlanan videolardan ibretle izledik.<br />
<br />
Bak hadsiz herif. Hatay öyle kolayca vatan topraklarına katılmadı. Büyük bir mücadele sonunda Atatürk’ün hasta halinde diplomatik mücadelesi ve Türk Ordusu’nun gövde gösterisiyle belli bir sürecin sonunda vatan topraklarına katıldı. Tarih cahili, bu katılma Atatürkün vefatından sonra 1939’da gerçekleştirilebildi. Cahil aklınla üstadınız! Fesli Kadir’in tarihinden okuduğunuz gibi kendi ifadenle 1938’de değil.<br />
<br />
Dünyanın hiçbir yerinde kendi vatanının toprağını bir başka devletin elinde kalsaydı diyen bir kişiyi normal karşılamazlar. Devletin ilgili birimleri, en başta bu şahsın kendi kurumu böyle biri hakkında gereken işlemi yapar. Fakat bizde tam tersi oldu. Cumhurbaşkanı baş danışmanı Oktay Saral, bu şahsa sahip çıkmalıyız ifadelerini muhterem hoca efendi diye hitapla değerlendirdi.<br />
<br />
Tabi ki, sadece Halil Konakçı mı? Diyanetin başındaki şahıs, başkanı olduğu kurumu da laikliği de bu ülkede var eden Atatürk elbette. Bunu görmezden gelerek, laikliği benimseyen insanlarımızı yobaz diye nitelendirdi. Oysa bu ülkedeki insanların hangi siyasi eğilimde olurlarsa olsunlar% 90’ından fazlası laikliği benimsemiştir laiklik ilkesinin Anayasa’ya girdiği 05 şubat 1937 tarihinden beri uygulanagelmiş. Devlet ile din işlerini ayırmış, din taciri sözde hocaların mamasını kesmiştir. Türk Milleti’nin ekseriyesinin bu uygulamadan şikayeti yok iken acaba yobaz kim? Sorusunun cevabı kendisi ve bir takım kendi kibilerden başkası değildir.<br />
<br />
Keşke Yunan galip gelseydi diyen meczuplardan, Hatay Fransız işgalinde kalsaydı diyen Halil Konakçı ve türevleri olan yobazlardan, Üsküp, Filibe, Burgaz, Kosova,Selanik gibi düşman elinde kalmış vatan toprakları için buraları kaybetmenin üzüntüsünü anlatan henüz tek kelime duymadık. Duyamayız. Çünkü bunlar vatanımızı işgal eden Yunan’ın, İngiliz’in, Fransız’ın, İtalya’nın işbirlikçilerinin bu günkü versiyonları.<br />
<br />
Ne acıdır ki, bir çoğu milletin vergilerinden maaş alarak, Mustafa Sabri gibi, Dürrizade Abdullah gibi, Molla Sait gibi, İskilipli Atıf gibi, Seyit Rıza gibi, Şeyh Said gibi, Ali Kemal gibi, Damat Ferit gibi, sözde hoca Hüsnü Efendi( Hüsniyadis) gibi, tescilli vatan hainlerini kendi medreselerinde bir kahraman gibi, bir evliya gibi okutup, öğretiyorlar. Törenlerle anıyorlar. Delilsiz belgesiz bir tarih okumasıyla ve saçma sapan argümanlarla bu vatan hainlerini temize çekmeye çalışıyorlar. Devleti yönetenler de buna ses çıkarmayıp çoğalmalarına göz yumuyor ama, yakın geçmişte bunların benzer türevlerinden Fetö nün devletin varlığına kastetmesinden ders çıkarmamışlar sanki.<br />
<br />
Sevr’i imzalayanlar, Kuvay-i Milliye’ye ölüm fermanı vermiş olanlar, Kuvay-i Milliye’yi İngiliz korkusu ve baskısıyla durdurmak ve Yunan işgalinin önünü açmak için Kuvay-i Milliye’nın üzerine Anzavur’u gönderen bu hainler, sözde İslamcı yazarlar, sözde yazar ve sözde hocalar tarafından evliya gibi hürmet görüyor. Ve devlet bunlara müsamaha gösteriyor. İslamcılık ideolojisi de en çok bunlardan zarar görüyor.<br />
<br />
Bu yobaz ideoloji hem ülkemizin hem de gençliğin önünü kapatmaya devam ediyor. Milleti de dinden soğutarak İslama en büyük zararı da bunlar veriyor.<br />
<br />
Kıt zekalarını birleştirerek akıllarınca Türk Milleti’nin en büyük hazinesi İstiklal Savaşı’nı ve tarihi belgeleri kirletmek için adeta deliriyorlar. Geçmişten ders de çıkarmıyorlar.<br />
<br />
Bu soysuzlara cevap vermesi için kimse Süleyman Nazif gibi, Mehmet Akif gibi, Şair Eşref gibi yürekli, usta kalemleri beklemesin. Gelmezler. Atatürk gibi, Kazım Karabekir gibi devlet adamlarını beklemeyin gelmezler. Börekçizade Rıfat Efendi, Çine’li Hoca Süleyman Efendi, zamanın Denizli müftüsü Ahmet Hulusi Efendi Manisa Müftüsü Alim Efendi gibi vatan millet sevdalısı, bu gün yokluklarının acısını çektiğimiz din adamları gibilerini kimse beklemesin, gelmezler.<br />
<br />
Atatürk’ün Gençliğe Hitabesinden gücünü alarak, her kalem, her söz ve her yürek kendi gücüyle karşı durmak konusunda tereddüt etmemelidir. Meydan boş değildir. Bunu herkes görmelidir. Karşı duruşumuzu göstermedikçe daha fazlasına cüret edeceklerdir.<br />
<br />
Tanrı Türk’ü korusun ve yüceltsin.<br />
<br />
Ne mutlu Türk’üm diyene!<br />
 ]]></content:encoded>
<author>Ali Çetinkaya</author>
<link>https://www.geyve.com/yazarlar/ali-cetinkaya/curete-bak/103/</link>
<pubDate>Thu, 17 Aug 2023 16:53:30 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Finlandiya-İsveç-NATO ve Tiyatro</title>
<content:encoded><![CDATA[Son günlerde basına servis edilen bazı fotoğraflar görüyoruz. Yeni göreve getirilen Dışişleri bakanı ve MİT başkanlığına getirilen şahısların bazı batılı ülke elçiliklerinde görev yapan diplomatlarla yaptıkları görüşmelerde bizimkilerin bir eli cepte görüntüler basına servis ediliyor. Neymiş efendim, eski Türkiye’ye benzemezmiş artık. Batılı devlet adamlarının karşısında duruş ve özgüven falan filan.<br />
<br />
   Biz Türkiye’ye geldiğinde Anıtkabir’e gitmeyip bizim başbakanı da cumhurbaşkanını da ayağına çağırıp otel odalarında Arap kralıyla yapılan görüşmeler de gördük. Türk askerinin başına çuval geçiren ABD'ye ses çıkaramayıp, "Müzik notası mı verelim" diyen devlet adamları da gördük. ABD başkanının beyzbol sopasıyla basına servis ettiği fotoğrafın akabinde üzerine bile alınmayan devlet adamları da gördük. ABD başkanının ağır sözler kullanarak diplomasi diline uymayan mektubuna cevap veremeyen devlet adamları da gördük. Hepsi aynı güruhun adamları, hepsi aynı siyasi parti mensupları, yani bugünkü hükümetin o günlerde görevde olan birçoğu aynı kişilerdi.<br />
<br />
    Türk pasaportlu vatandaşlarımız Yunan gümrüğünde, Bulgar gümrüğünde kaç saat bekletiliyor biliyor musun? Türk tırları yabancı ülkelerin sınır kapılarında bazen otuz-kırk km.lik kuyruklar oluşturuyor haberiniz var mı? Azerbaycan hiçbir devletten almadığı adeta haraç mahiyetinde Türk TIR’cılardan kaç dolar alıyor biliyor musun? El cepte foto ile ancak bizim cahil seçmene görüntü olur. Güç, kudret, beceri varsa bunlar düzeltilmelidir.<br />
<br />
    Hadi görelim. Bugünlerde 11-12 Temmuz'da Litvanya’nın başkenti Vilnius’ta NATO toplantısı gerçekleşti. Bu yazıyı kaleme aldığım saatlerde henüz bildiri yayınlanmadı. Bakalım Türkiye lehine alınan bir karar görebilecek miyiz? İnşallah görürüz, ben de özür dileyip övgülerimi sunacağım.<br />
<br />
    Ukrayna’nın NATO’ya katılım talebinin de yer aldığı görüşmelerde, daha önce Finlandiya’nın üyeliğine kapıyı açan Türkiye’yi bir de İsveç’in üyelik talebine ne diyeceği merakla beklenenler arasında.<br />
<br />
    Türkiye NATO’ya katılırken ağır bedeller ödedi. 25 Haziran 1950’de başlayan Kore Savaşı’na katılma şartı ile NATO’ya kabul edildik. Savaşın başlamasından yaklaşık üç ay sonra, 17 Eylül 1950’de ilk Türk tugayı yola çıktı.  14939 vatan evladı bu savaşta görev yaptı. 712 şehit, 175 kayıp, 234 esir ile ABD’den sonra en fazla zayiat veren Türk ordusu oldu. Bu yetmez gibi ABD’den sonra en fazla asker bulundurarak Sovyet Rusya’nın yayılmacı tehlikesine karşı Batı Avrupa’nın bekçiliğini yaptık.<br />
<br />
   Şimdi İsveç’in üyeliğine karşı masaya vurmalıyız. Geçmişte yapılan hataları tekrarlamadan. Mesela, 1974 Kıbrıs Barış Harekatı sonrasında NATO’nun askeri kanadından ayrılan Yunanistan, askeri darbeyle iş başına gelen Kenan Evren tarafından darbeden hemen sonra 20 Ekim 1980’de Yunanistan’ın NATO’nun askeri kanadına geri dönme talebini kayıtsız şartsız kabul etti. Bundan sonra daha da palazlanan Yunanistan başımızı ağrıtmaya hala devam ediyor. NATO’dan sonra hemen akabinde 1981 yılında AB’ye girişini de engelleyemedik.<br />
<br />
    Çeşitli sebeplerle 1966 yılında NATO’nun askeri kanadından ayrılan Fransa’nın 2009 yılında geri dönüşünü hiçbir şart ortaya sürmeden bugünkü hükümetin temsilcileri onayladı. Fransa her zaman ve zeminde bizim için problem olmaya devam ediyor.<br />
<br />
    Şimdi masaya vurma zamanı. Türkiye’nin ciddi problemleri var. Bu problemleri oluşturanlar da ABD önderliğinde batılı ülkeler.<br />
<br />
    Terör belası: ABD'de karşımıza oturtularak bu bela son bulmalı.<br />
<br />
     Türkiye’nin de ortak olduğu, çıkarıldığımız ve paramızın da geri verilmediği 5. nesil savaş uçağı F-35 projesine dönüş.<br />
<br />
     Yunanistan ile aramızdaki, işgal edilen adalar, 12 adaların silahsızlandırılması, Türkiye’nin AB üyeliğini veto etmeme garantisi, Türk hava sahası ihlallerinin son bulması gibi sorunları ortadan kaldırma şartını ortaya koymalı.<br />
<br />
 AB ile ilişkilerde; Türkiye’nin tam üyeliği, teröre desteğin sonlandırılıp teröristlerin teslim edilmesi, Türkiye’nin sığınmacılara harcadığı tam bilinmiyor ama en az 150 milyar dolar parayı AB’nin bize ödemesi.<br />
<br />
   ABD'den de bize uyguladıkları ambargoyu kaldırarak, hava savunma sistemi, F-35 uçakları,  teröre verdiği desteğin sonlandırılması, Suriye ve Irak’ın kuzeyinde Türk ordusuna engel olunmaması, KKTC’nin tanınması başta olmak üzere Türkiye’nin canını sıkan ne varsa çözüme kavuşturulması sağlam anlaşmalarla temin edilmeden İsveç’in üyeliğine onay verilmemelidir.<br />
<br />
    Güç gösterisi bir el cepte pozlarla yapılmaz. O pozları biz de veririz. Güç devletimizin çıkarlarını koruyabilmektir. Umarım ben yanılırım. Haydi, vurun masaya, gücünüzü görelim.]]></content:encoded>
<author>Ali Çetinkaya</author>
<link>https://www.geyve.com/yazarlar/ali-cetinkaya/finlandiya-isvec-nato-ve-tiyatro/102/</link>
<pubDate>Sat, 15 Jul 2023 10:07:52 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Son ders, son teneffüs, son zil</title>
<content:encoded><![CDATA[<article data-zoom="4" id="main-text">
<p>1987 yılının Kasım ayıydı. 60 km. otobüsle geldiğimiz yoldan sonra 20 km. yolu sırt çantalarımızla birlikte yürüyerek vardık Kahramanmaraş Kumarlı Köyü’ne. İlk görev yerimizdi öğretmenlik mesleğinde. Böyle başladı macera.<br />
<br />
Daha ilk günlerimizdi okulda. Türkçe dersinde konusu mektup olan bir yazıda İstanbul’daki ağabeyine yazdığı mektupta “vah benim kara yazılarım” cümlesini kuran 4. sınıf öğrencisi bir kız çocuğuna sorduğumda, ağabeyinin başına kötü bir şey mi geldi sorusuna hayır öğretmenim cevabını alınca ben, anladım ki kara yazı Anadolu insanının genlerine kadar işlemiş. Hafızalarda yer yapmış. Bu kara yazıyı silmek için sıvadık kolları.<br />
<br />
Sonraları, Kahramanmaraş-Nurhak, Bartın, Sakarya vardı güzergahımızda. Hala çekilmemiş hazan sarısı fotoğraflar, yarım kalmış mısralar, söylenmemiş türküler vardı. O fotoğrafların bazılarını çektik, bazı yarım mısraları tamamladık ve henüz söylenmemiş bazı türküleri söyledik.<br />
<br />
Bazen Kaf Dağı’nın ardına gittik çocuklarla, bazen merdivensiz kulede  prensesin saçlarına tutunarak çıktık kuleye. Kurtla kuzunun su içtiği dereye indik el ele, masallarda kurtlar yedi bazen bizi. Hep çocuklar içindi.<br />
<br />
Ellerimizde küçük bayraklar, dillerimizde şarkılar hep beraber yürüdük bayram alanlarına çocuklarla. Çabaladık, hiç vazgeçmedik, Atatürk’ün gösterdiği yolda, hiç durmadan yürüdük ant içerek. Başları dik, alınları açık, çağdaş dünyada birer özgür birey olsunlar diye çocuklarımız. Bir ömür uğraştık.<br />
<br />
Şu alnımızdaki çizgiler, saçlarımızdaki aklar, göz nuru döküşümüz onlar içindi. Kaç bahar karşıladık, kaç hazan yaşadık, kaç zemheri okul bahçelerinde, sınıflarda.<br />
<br />
16 Haziran 2023 Cuma günü karneleri verirken son ders, son zil çaldı bizim için. Artık aktif öğretmenlik hayatımı noktalıyor, emekliye ayrılıyorum. Artık zamanı geldi. Çok sevdiğim öğretmenlik mesleğimden kendi isteğimle emekliye ayrılıyorum. Mutluyum, gururluyum ama bir o kadar da hüzünlüyüm. Nasıl  alışacağım bilemiyorum. Bu kutlu yolda yolumuzun kesiştiği, öğrencilerim, öğretmen arkadaşlarım, öğrenci velilerim, hoşça kalın, sevgiyle kalın.<br />
<br />
Arifiye Öğretmen Lisesi’nde altı yıl, ortaokul-lise yatılı okudum. Her şeyimizi devlet karşıladı. Yemek, elbise, ders kitaplarımız, yatacak yerimiz ne varsa devlet, yani milletimiz karşıladı. Bu sayede öğretmen oldum, eğitim uzmanı oldum, yazar oldum. Bu yüzden devlet hep kırmızı çizgim oldu. Devletime, milletime layık olmak için çalıştım çabaladım. Devlete, Cumhuriyete, Atatürk’e karşı hala sorumluluklarım olduğunun bilincindeyim. Artık şafak göründü. 36 yıllık rüya gibi bir hayat. Yaşadığım güzellikleri kimse hayal edemez. Nasıl ayrılacağım bilemiyorum.<br />
<br />
Haydi çocuklar, benimle son defa;<br />
<strong>Türk’üm, doğruyum, çalışkanım. İlkem, küçüklerimi korumak, büyüklerimi saymak. Yurdumu, milletimi, özümden çok sevmektir. Ülküm yükselmek, ileri gitmektir. Ey büyük Atatürk. Açtığın yolda, gösterdiğin hedefe, durmadan yürüyeceğime, and içerim. Varlığım, Türk varlığına armağan olsun. Ne mutlu TÜRK’üm diyene.</strong></p>
</article>
]]></content:encoded>
<author>Ali Çetinkaya</author>
<link>https://www.geyve.com/yazarlar/ali-cetinkaya/son-ders-son-teneffus-son-zil/101/</link>
<pubDate>Thu, 22 Jun 2023 13:28:00 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Haziran da yazılsın</title>
<content:encoded><![CDATA[Bugün on Haziran. Evlerde hâlâ biraz serinlik, sokaklarda yer yer yakan sıcak, arada tatlı tatlı esip ben buradayım diyen rüzgâr, bazı yerlerde öfkeli yağan yağmurlar var. <br />
<br />
Bizlerse kâh çocuksu bir sevinç, kâh mezar arayan yorgunluk, kâh bir yerlere yerlere yetişme telaşıyla yuvarlanıp gidiyoruz işte.<br />
<br />
Dilimizde hep aynı şarkı, "yaşamak ne güzel şey, hey, yaşamak en güzel şey. "<br />
<br />
Seçim heyecanı, kimileri için zafer sarhoşluğu, kimileri için de yenilgi hazımsızlığı anca geçti. Kabine oluşturuldu. Kimileri merakla isimleri öğrendi, kimileri de benim gibi  "adam sende, yetki tek kişinin elinde olduktan sonra gelenin kim olduğu neden önemli olsun" deyip kenara çekildi. <br />
<br />
Şimdilerde herkes halinden memnun. Gelen zamlar kimseleri öfkelendirmiyor. Halkın yarıdan çoğu "tercihim buydu varsın olsun derken diğer kısmı da oh oh yarasın, hak etmiştiniz siz bunu" diye ellerini ovuşturuyor. Kimilerinde bir telaş, zamlardan önce ne alabilirsek kâr diye. Bir süre sonra bu fiyatlara da alışılacak, belki de alışılmayıp da yeni bir sohbet konumuz var diye sevinilecek. Öyle ya, konuşacak neyimiz var ki, artan hayat pahalılığından başka. <br />
<br />
Umutlar hep gelecek bahara... Yanlış giden bir şeylerden bahsedecek olsak "siyaset yapma, vatan  haini" diye lafımız ağzımıza tıkandı. Ya da açılan davalar hatırlatılarak kodes yolu gösterildi. Zaten kime, neye güvenip de konuşacağız. Hepimizin bildiği malum bir hikaye vardır hatırlarsanız. Fillerden muzdarip olan köylü şikayete gidiyor. Timur'un karşısında şikayeti dile getirecek olan hoca arkasını döndüğünde bir de görüyor ki şikayetçi olanlar kaçmış, tek kendisi kalmış hakanın karşısında. O da diyor ki "köylü filden çok memnun ama eşi yok diye üzülüyor, bir fil daha istiyor. "<br />
<br />
Herkes başına geleceği biliyor ve artık hiç kimse hiç kimsenin hakkını savunmuyor. <br />
<br />
Zaten insanlar gördüler ki, maden kazasında, depremde ölenlerin, şehit düşenlerin, işsiz kalanların yakınları, halinden memnun. <br />
<br />
Eee madem öyle biz de memnunuz halimizden. Üstelik ben sosyoloji okumaları yaparken inandım ki siyaseten hata yapmak, bir şeyleri  becerememek mümkün değil. Diktatör mü olmak istiyorsun, refah devleti mi yaratmak istiyorsun, belli bir kesimi sosyal yardımlarla köleleştirerek  kendi geleceğini sağlama mı almak istiyorsun, hepsi yazılı. Bilmemek mümkün değil. Demek ki bir hedef var ve adım adım uygulanmakta. Bekleyip göreceğiz. <br />
<br />
Okudukça, öğrendikçe kaygı artıyor. Ben de eğitimin zararlı bir şey olduğuna kanaat ettim. Zaten Aristotoles'in iki bin yıl önce dediği gibi bazı insanlar yönetmek bazıları da yönetilmek için doğmuş. Biz yönetilenler, işimize bakıp yöneticilerimize güvenip sesimizi de kesip yaşadığımıza bakacağız.Onlar fakir düşmek, ülkeyi kaybetmek, düşmanla işbirliği yapmak ister mi hiç? Bizim için değilse bile kendi çıkarları için ülkeyi korurlar, biz de arada nasipleniriz. <br />
<br />
Eskiden kölelik varmış. Toprak sahibi efendiler, işçisinin aşını, barınacak yuvasını verirler, her sorumluluğu kendileri üstlenirmiş. Kölesi de itaatkâr, vefalı, çalışkan, dürüst olur, geçinip giderlermiş. <br />
<br />
Şimdilerde alınıp satılmasak da çalışmamızın karşılığı olarak, başımızı sokacak yuvayı, karnımızı doyuracak lokmayı anca kazanıyoruz; demek ki dünyanın düzeni bu. Eskiden efendilerin kölelik karşılığı verdiği aşı ve yuvayı şimdi de efendilerimiz veriyor ama parayla. Yöntem azıcık farklı. Hıştımamak lazım. (hadi bu söz canım Geyve ağzından olsun) <br />
<br />
Küçük yerlerde yaşamak lazım. Senede bir kere odun kömür alır, kış boyu sobanı yakar, sıcacık yaşarsın. Bahçende ıspanak, kıvırcık, soğan varsa daha ne olsun. Mahalle başında fırın, kahvehanede beş liraya çay, cami avlusunda çınar gölgesinde akşama kadar sohbet... Yol parası yok. İnternet parası yok. Belediye çanağından reva görülen kanallara razıysan izlenim parası yok.  Sinema, tiyatro mu o da ne? Televizyondakilerin suyu mu çıktı. Yaz boyu düğün dernek. Halaylar, çiftetelliler, yemekler gani. Daha âlâ sosyalleşme mi olur. Kurbandan kurbana et dolan buzluklar kasap yoluna gerek bile duyurmaz. <br />
<br />
 Sepetler dolusu kiraz, kasalarla üzüm. Karın doymasa gözler doyar. Ama çiftçi yorgun. Gidip parkta bir bardak çay içmek mi, deli misin sen, yorgunluktan yatağa zor düşer baş. <br />
<br />
Aldığı emekli maaşını yiye yiye bitiremeyen, köyünden çıkmayan, kendini  de zengin  sayan seksenindeki amca, Göztepe'deki fırlamanın( amcanın deyimiyle), seksen, yüz lira verip de kahve içememesine mi acıyacak? İki bin liraya varan ayakkabı parasını bulamadığına mı üzülü verecek? Akademik olmayan kitaplar bile yüz liranın altında değil, ona mı yanacak? Özgürlük tutkusunu, dünyaya açılma arzusunu, gençliğin ateşlediği deneyimlemelere olan gereksinimini mi anlayacak? <br />
<br />
Herkes kendinde olanla ölçüp biçecek. <br />
<br />
Şehirli veremediği kirayı, kentsel dönüşüm adı altında önüne konan yirmi yıllık kredi borcunu, illaki okusun istediği evladı için vereceği harçlığı, iş bulamayan yavrusunun cebine koyacağı parayı, ardı arkası gelmeyen boşanmalar yüzünden bozulan düzenini, deprem endişesi yüzünden başına çökecek korkusuyla nefesini kesen ev çıkmazını nasıl anlatsın. <br />
<br />
At binenin kılıç kuşananın derler. Neoliberalizmin altın çağlarını yaşıyoruz. Darda kalanlar mucizeler yaratacak. Keşifler yapacak. Pahalılık altında ezilmekten kurtulup zenginliğe kavuşmanın yollarını bulacak. Yeni dönem yeni zenginlerini yaratacak. Kimimiz de karnımızı doyurduğumuza şükredip kazananları alkışlayacağız. Altta kalanın da canı çıkacak maalesef. Eee kader işte. Olsun onlar da sabrın ve tevekkülün karşılığında cennete gidecek. Hem üzülmek anlamsız. Unutmayalım. Nalbant ölmüş sabaha kadar bir mıhın hesabını verememiş derler, bakalım bu zenginler, saraylarda yalılarda yaşayanlar nasıl verecek hesabı, değil mi ya.<br />
<br />
Valla çok güzel şey fakirlik. Özenen herkese nasip etsin yaratan.<br />
<br />
<strong>Reyhan Karagöz Çetin</strong><br />
(10 Haziran 2023)<br />
 ]]></content:encoded>
<author>Reyhan Karagöz Çetin</author>
<link>https://www.geyve.com/yazarlar/reyhan-karagoz-cetin/haziran-da-yazilsin/100/</link>
<pubDate>Mon, 12 Jun 2023 16:04:00 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Mustafalara</title>
<content:encoded><![CDATA[<br />
<br />
Çok şükür, bugün de ağlayacak bir şey buldum. Sevinç, gurur ve mutlulukla ıslandı gözlerim.<br />
<br />
Demokrasi açlığı, adalet yoksunluğu, özgürlük tutkusu alevleniverdi gözlerimde. Toronto'dan kalkıp yedi saat yolculuk yaparak oy kullanmaya giden bir otobüs dolusu güzel insanın neşesini göz yaşlarımla izledim.<br />
<br />
Ferhan Şensoy'un "Pardon" filmini izleyenler hatırlar. Kendisine, görünür hiçbir iz bırakmadan işkence yapanları övgüyle anlatır oyuncu.<br />
<br />
Günümüz ülke insanının büyük bir kısmı da kendisine onca işkence yapan insanı öyle övüyor işte. Hatta kendisine bunları yapanın kuyruğuna yapışmış yalvarıyor, beni bırakma diye.<br />
<br />
Hapse girmedim ama suçsuz yere hapsedilip sonra bir özürle salıverilen paşalar, yazarlar, sanatçılar, gençler gördüm.<br />
<br />
Açlık sınırına varmadım ama düştüğü maddi zorluk yüzünden ailesiyle beraber intihara koşanların haberlerine maruz kaldım.<br />
<br />
Hiçbir cemaatin oluşumunda yer almasam da;  her türlü sosyal yaşamdan, sevinç ve mutluluktan, gençlik coşkusu ve heyecanından uzak yüzlerce kızın her hafta yurtlarına giriş çıkışlarını hüzünle izledim.<br />
<br />
Cebimde her zaman param veya kredi kartım olsa da, pazar artıklarını torbalarına doldurmaya çalışan kadınları acıyla izledim.<br />
<br />
Kendilerine biçilmiş rolleri oynayan, özgürlüğü kocasından veya babasından aldığı izin sanan, hatta kendisini çok akıllı zannedip partisinin kadın kollarında görev alıp başka hanımların kanına girmeye çalışan kadınlarımızı gördüm.<br />
<br />
Başıma taşlar yağmadı, enkaz altında kalmadım ama sanki o enkazın altında imdat diyen, idrar içmek zorunda kalan, kolunu bacağını kaybeden, akli melekelerini yitiren veya enkaz altında kalan  yavrularının çığlığı karşısında çaresizce dövünen kadın bendim.<br />
<br />
Üç kilo şeker, bir kilo eti ucuz alabilmek için hesap uzmanı gibi kafa yoran fakir...<br />
<br />
Banka promosyonu için yaz günü, saatlerce kızgın güneşin altıda bekleşen emekli...<br />
<br />
Orman yangını sırasında evini köyünü boşaltan köylü...<br />
<br />
Üniversite kazanma sevinci, yurt bulamama kederi yüzünden kursağında kalan öğrenci...<br />
<br />
On bin lira maaşla çalışırken "binanız riskli' notuyla karşılaşıp, on beş bin liradan aşağı kiralık ev bulamayan memur...<br />
<br />
Eğitimdeki fırsat eşitsizliği yüzünden çocuğunu özel okula vermeyi arzulayan ama vurdumduymaz bir öğretmene mahkum olan çocuğu için üzülen anne...<br />
<br />
Hepsi ama hepsi bendim.<br />
<br />
Bunca acı ve kedere rağmen gelin bakın isterseniz, üzerimde hiç iz yok. Bize işkence edenler de hiç iz bırakmadı. Nasır tutan yaralarım zaman içinde üzülmemeyi, umursamamayı, imdat çığlıklarına kulak tıkamayı, yapılan yanlışlara dilsiz kalmayı öğretti. Ama olmaz. Bu şekilde yaşarsam insan olduğumu iddia edemem ki.<br />
<br />
Yaşıyorsam gün gelir inkar ederim, gün gelir isyan.<br />
<br />
Yaşıyorsam gün gelir yardım ederim, gün gelir hesap sorarım.<br />
<br />
İki Mustafa bilirim tabuları yıkıp en büyük devrimi gerçekleştiren. Biri Muhammed Mustafa diğeri Mustafa Kemal.<br />
<br />
Yaşamak yanlışa direnmektir, güzele yol açmak.<br />
 ]]></content:encoded>
<author>Reyhan Karagöz Çetin</author>
<link>https://www.geyve.com/yazarlar/reyhan-karagoz-cetin/mustafalara/99/</link>
<pubDate>Thu, 25 May 2023 13:28:40 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Alçak Yerin Tepesi</title>
<content:encoded><![CDATA[Seçim yaklaşıyor. Yeni bir meclis oluşacak, yeni bir cumhurbaşkanı seçilecek. Adaylar şehir şehir kasaba kasaba geziyor,  seçildiğinde yapacakları işleri anlatıyorlar. 1980 askeri darbesi sonrası 1983 seçimlerinden beri dinliyor, izliyoruz. Bir çok vaatler dinledik, pek çoğu gerçekleşmedi. Kaç hükümetin icraatlarına tanık olduk. Ömrümüz geçti beklentilerimizin çoğu gerçekleşmedi. Bu sefer 14 mayıs 2023 Pazar günü yapılacak genel seçimler için, ne vaatler, ne yalanlar, ne palavralar dinliyoruz.  Yirmi yılı aşkın ülkemizi aynı kişiler yönetiyor. Anlatmaya gerek yok. Ekonomiden eğitime, sağlıktan tarıma, hayvancılıktan turizme, iç siyasetten diplomasiye aklınıza ne gelirse hepsi ortada, yorum yapmaya gerek kalmadan vatandaşlar yaşayarak görüyorlar. Kişi başı milli gelir 25 bin dolar olacaktı, 10 binin altında. İhracat  beş yüz milyar dolar olacaktı, yarısı bile değil. Kurumlar çürümüş. Bir duyuyorsunuz, şu yolsuzluk yapılmış. Bir bakıyorsunuz, Kızılay bile  çürütülmüş. Kimlerin elinde oyuncak olmuş. Adam kayırmacılık ayyuka çıkmış. Şunu yaptık, bunu yaptık propogandalarına bakıyorsunuz ortada bir şey yok.  Uçakmış, tankmış, bilmem neymiş. Birer ikişer prototip yapılmış, ordunun envanterinde yok. Bırakın uçağı tankı, halen askerimizin tüfekleri G-3 marka yabancı tüfek.<br />
<br />
    Tarım bitmiş. Hayvancılık bitmiş. Temel gıda maddelerine ulaşmak 8500 liralık maaşlarla hayal olmuş. Sadece makarna yese maaş yetmiyor. Ev almak, araba almak hayal olmuş. Memleket  kendi insanına bakamıyor, 15 milyon yabancı sığınmacıya da  millete baktırıyorlar. İşimiz zor.<br />
<br />
     Ekonomi bu denli berbat iken, sorumlu bakan Nebati her şey yolunda diyor. İnanmayan gözlerindeki ışıltıya bakacakmış. Daha yakın geçmişte kilosunu 50 kuruş, bir lira gibi rakamlara aldığımız patates, soğan gibi ürünler bile yirmili otuzlu liralardan satılıyor. Et ve et ürünleri ile süt ve süt ürünlerine zaten yaklaşılmıyor. Tarım bakanı da sorun yok diyor. Hastanelerden randevu bile alamıyoruz. Sağlık bakanı hastaneler yaptıklarıyla övünüp oy devşirmeye çalışıyor. Orta sınıf yok olmuş, ülkemizde sadece zenginler ve fakirler  kalmış. Eğitim  dersen cahilliğin ferasetine güvenen öğretim üyeleri, rektörler, dekanların elinde. Dünya sıralamasında bir tek üniversitemiz yok. Yargıyı anlatmaya gerek bile yok. Ulaşımda trafik kazaları bir yana, tren kazalarında Hindistan gibi ülkelerle yarışıyoruz. Diplomasi dersen yandaşlara iş bulma kurumu haline geldi.<br />
<br />
   Bundan önceki devletimiz olan Osmanlı devleti nasıl yıkıldı. Son dönemleri bugünkü durumumuza çok benziyor.<br />
<br />
    Tarihi olaylar aynen tekerrür etmese bile, tarihte şartları ve sonuçları birbirini andıran olaylar az değildir. Devletimiz, milletimiz bu gün de  yarın da  o günkü şartlara benzeyen  durumlarla karşılaşabilir. Şu halde Türk aydınlarına düşen görev, eski hataların tekrarına meydan vermemektir.<br />
<br />
    Osmanlıda  son dönemlerinde her alanda bu günküne benzer çürümüşlükler vardı. Gelin sadece bir alana bakalım. Diplomasi:<br />
<br />
     Savaş kazandıkları halde diplomatların beceriksizlikleri yüzünden yüksek menfaatlerini kaybeden devletler görülmüştür. Diplomasi, devletler arası menfaatlerle, ilişkilerle ilgili bir bilgi ve tekniktir. Diplomatlar, yani diplomasi işini üslenenler mutlaka meslekten yetişmelidir.<br />
<br />
     Geçmiş olayları, anlaşmaları ve bu anlaşmalarla ilgili tutanakları, yani menfaat pazarlıklarını, aldatan ve aldananları, kısaca diplomasiyle ilgili bütün incelikleri bilmeyen, bunları daima incelemekten ve muhakeme etmekten zevk almayan kimseler ne kadar kurnaz olurlarsa olsunlar aldatılabilirler.  AB gümrük birliği anlaşması, Irak’ın kuzeyinde  Musul- Kerkük Türklerinin hakları ve güvenliği ile ilgili olumsuz gidişat, EF-35 uçak projesinden çıkarılmamız, AB üyeliğini hala gerçekleştirememiş olmamız,  İsveç ile Finlandiya’nın NATO’ya alınması, KKTC’nin hala tanınmasının gerçekleşmeyişi gibi bir çok  mesele ülke menfaatlerinin aleyhinde seyretmektedir.<br />
<br />
    Diplomatlar, maharet ve kurnazlıktan başka büyük bir eğitime ve güçlü bir ahlaka muhtaçtırlar.. Mesela 1. Dünya Savaşı’ndan önce İstanbul’daki sefarethanelerin istihbarat şubeleri oldukça kuvvetliydi. Bugün yine aynı.<br />
<br />
    1. Dünya Savaşı arefesinde  başkomutan vekili Enver Paşa Almanların elindeydi. Aynı yıllarda ve günlerde bizim diplomatlarımızın durumu, mesela şu Paris sefiri Rıfat Paşa’nın eşi bir Rus’tu. Rıfat Paşa makamına gelmediği zamanlarda Rus eşi Rus sefaretinden telefon ederek önemli bazı evrakları oturdukları Büyükdere’deki yalıya  gönderilmesini Bab-ı Ali’ye bildirirmiş.<br />
<br />
    Bu konudaki bazı söylentiler bile Osmanlı tarihi için şaheser bir gaflet görünümü arzeder. Bu konudaki eleştirilere paşanın etrafındaki bazı gafiller”hariciye nazırının hanımı münevver bir Rus kadınıdır, elbette kocasının şifreleriyle ilgilidir” gibi sözlerle savunmaları gafilliklerini ortaya koymaya her halde yeterlidir. Londra sefirimizin hanımı da bir İsveçli dir.  Bu zat da devletin hariciye nazırlığını yıllarca yapmıştır. Kendisi evrakı incelemeden imza edecek kadar yaşlanmış ve kendini bırakmıştır.<br />
<br />
    Berlin sefirimiz Mahmut Muhtar Paşa’nın da hanımı Mısır’lı bir prensesti. Ne gariptir ki Paris sefareti baş katibi Mehmet Ali Bey’in de eşi Amerikalı  zarif ve nazik bir hanımdı.<br />
<br />
   Bu kadınlar Türkleri, mensup oldukları kendi milletlerinden  veya onun dost ve müttefiklerinden daha fazla sevdiklerine inanmak çok büyük bir gaflet, hatta gafletten de ileri daha ağır bir şey olur.<br />
<br />
   ABD vatandaşı olurken ABD’nin menfaatlerini koruyacağına yemin eden Merve Kavakçı  üstelik hiçbir diplomasi birikimine sahip olmadan  Malezya büyükelçisi yapıldı. Makara takara diyerek ayetlerle alay eden Egemen Bağış Çek Cumhuriyetine büyükelçi yapıldı, Şaban Dişli Hollanda’ya, yalakalıktan başka marifeti olmayan Metin Feyzioğlu KKTC’ye, ayakkabıcılık sektöründe ki faaliyetten başka kariyeri olmayan Esenler belediye başkanının kardeşi Mehmet Mustafa Göksu  Katar büyükelçisi yapıldı. Kasap Nusret ABD’ye fahri elçi yapıldı.<br />
<br />
    Osmanlı’nı son günlerine ne kadar benziyor.<br />
<br />
     Yine İtalyanlar Trablusgarp’a  saldırmadan önce Osmanlı hükümetinin Hakkı Paşa kabinesindeki Hariciye Nazırı da Rus hanımla evli olan Rıfat Paşa’ydı. Meclis-i Mebusan’da İtalyanların Trablusgarb’ı işgal hareketi için önemli hazırlıklar  yaptığı görüldüğü halde bu konudaki sorulara ve endişe edenlere karşı; "Ortada fol yok yumurta yok nereden çıkarıyorsunuz bu söylentileri” diyerek hükümetin gaflet uykusunda olduğunu ilan etmiştir.<br />
<br />
     “Balkanlardan imanım kadar eminim”! diyen sefirlerimiz ve Hariciye Nazırlarımız devleti bir biri ardınca baskınlara uğratıyorlardı.<br />
<br />
İngilizlere yaptırılan savaş gemilerini alamayan, 1. Dünya savaşı’na hazırlıksız girmemizi engelleyemeyen diplomat ve devrin büyük adamları!  Bir devletin yıkılışını hazırladılar.<br />
<br />
     O dönemin Osmanlı Devleti’nin istihbarat şefi olan Kazım Karabekir Paşa 1. Dünya Savaşı arefesinde Avrupadaki durumu ve elçiliklerimizi ziyaret ederek hazırladığı raporlarda anlatıyor bunları. Ve bakın ne diyor.” Bir milleti felakete sürüklemek için  bu kadarı yeterliydi” diyor. ( 1. Dünya harbine nasıl girdik?)<br />
<br />
   Bütün bu yıkımlara sebep olanlar zamanın yüksek adamları sanılan kişilerin ellerinde gerçekleşti.<br />
<br />
     İnsanlık tarihinin kökünü oluşturan,yeryüzünde her tarafa dal budak saldıkça olgunlaşan, tarihin birbirini izleyen acı ve tatlı olayları ve felaketleriyle pişen. Nihayet 1. Dünya Savaşı ve Kurtuluş Savaşı'nın verdiği derslerle basiret kudretini kazanmış olması gereken milletimizin, yakın tarihimizin hatalarını tekrarlamamasını beklemek elbette hakkımızdır.<br />
<br />
    14 Mayıs’ta yapılacak seçimlerden sonra seçilecek cumhurbaşkanı, kurulacak hükümet ve oluşacak meclis  ve de göreve gelecek yüksek bürokrasiden beklentilerimizdir. Son yıllarda kendini büyük adam sanan kişiler eliyle devletimiz ve milletimiz  bu güngü sıkıntıları yaşamaktadır. Oysa büyük adamlar kendi alanında önemli işler yapmış kişilere denir. Kendini büyük adam gibi göstererek devlet yönetiminde söz sahibi olmak isteyen beceriksiz kişilere milletimiz  bir özlü söz yakıştırmıştır.<br />
<br />
    Alçak yerin tepesi,<br />
<br />
    Dağ sanırmış kendini.<br />
<br />
<strong>Ali ÇETİNKAYA</strong>]]></content:encoded>
<author>Ali Çetinkaya</author>
<link>https://www.geyve.com/yazarlar/ali-cetinkaya/alcak-yerin-tepesi/98/</link>
<pubDate>Fri, 05 May 2023 14:37:58 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Sakarya'nın Hikayesi</title>
<content:encoded><![CDATA[Geyve halkının 'Sakara' dediği nehir Osmaneli'den (Lefke) Pamukova'ya (Akhisar) gelin gibi süzülerek girer. Ana Tanrıça (Kibele) gibi Geyve ovasına bereketini verir. Alifuatpaşa beldesinden Geyve Boğazı'na dağları ikiye ayırarak girer. Tarih boyunca işgalcilere izin vermediği için kahramanlıklarının yazıldığı bir nehir olmuştur.<br />
<br />
M.Ö. 90-80 yıllarında Pontus Kralı Mithridat'ın ordusunun geçmesine izin vermemiştir. 1920 yılında Anadolu'yu işgal etmeye çalışan İngilizleri, milli mücadeleyi sonlandırmak isteyen asi kuvvetlerini, Geyve'deki milli kuvvetleri yok etmek isteyen Kuvayi İnzibatiye ve Anzavur kuvvetlerini, bölgeyi işgal eden Yunan ordusunun geçmesine izin vermediği için destanların, şiirlerin kahramanıdır Sakarya.<br />
<br />
İşgalciye dur diyen Sakarya gazilere uysal bir aslan edasıyla sakin durarak geçit olmuştur. Şeyh Edebali'nin Sakarya için Osman Gazi'ye söylediği gibi. 'Gazilere her yer geçittir." 1921 Haziranı'nda Adapazarı ve İzmit'i işgal eden Yunanlıları kovmak için saldırıya geçen milli kuvvetlere sallarla geçit veren uysal Sakarya'dır. Adı tarih boyunca değişmeyen Sakarya'nın hikayesini yazmakta benim için bir görev olmuştur.<br />
<br />
Sakarya adı; MÖ tarihlerde Sakarya'nın çıktığı yer olarak kabul edilen 'Sangia" köyü isminden geldiği kabul edilmektedir. M.Ö. 50 yılında bölgeye gelen ve buradan Roma'ya giden Amasyalı Strabon eserinde Sakarya ile ilgili şu bilgiyi vermektedir. 'Sangarius, Pessinos kentine 150 stadia kadar uzaklıkta Sangia köyünden çıktığı için denir." Pessinos; Ballıhisar, Kybele tapınağı ile ünlü bir Phrys (Frigya) kentidir. Sakarya'nın eski adı 'Sangarius"tur. Bu adı Sakarya'nın çıktığı yer olan 'Sangia" adlı yerleşim yerinden almıştır. Burası Eskişehir Çifteler İlçesinin 3 km güney doğusundadır.<br />
<br />
Mitolojiye göre, Friklerin Ana Tanrıçası Kibele'nin kocası Atis'i Sakarya Nehri'nin kızı Nana doğurmuştur. Nana Sakarya'nın en güzel perilerinden biridir. İlk bahar gelince Nana çiçekli bir badem ağacına aşık olmuş, beyaz bir badem içini bağrına basarak gebe kalmıştır. Sonunda Atis'i (Temmuz) doğurmuştur. Temmuz ayı, adını buradan almıştır. Kibele hayat ve bereketin tanrıçasıdır. Tabiatın tanrıçası, anasıdır. İlkbaharda kız, yazın çeşitli ürünler doğuran anadır. Kibele'ye Ay Tanrıçası gözüyle de bakılır. Ay hilal iken kız, dolunay şeklinde iken gebe kadını temsil eder.<br />
<br />
Sakarya adının nereden geldiğine dair başka bir hikaye şöyledir. Chrles Texier Küçük Asya Coğrafyası ve Tarihi adlı eserinde bunu şöyle anlatmaktadır. Sayfa 279-281 'Yunanlılar Sagaris, yada Sangaris adını verirlerdi. (Ptol V kitap, bölüm 2, Arrien de Eyp Alex 1. kitap) Hesyhuis buna Sagarius adını verir. Coğrafyacılardan Platurque bu suya başlangıcta Xerabate adı verildiğini, çünkü yaz mevsiminin pek sıcak zamanlarında kuruduğunu söyler ve buna şu hikayeyi ekler. Myndon'un oğlu Sagaris, Kibele'nin sırlarını çoğunlukla alaya alarak bu tanrıçanın papazlarına aşağılayıcı gözlerle bakardı. Tanrıçanın gazabı ile kendini Xerabate Nehrine atmış ve bundan sonra nehir Sagaris adını almıştır.<br />
<br />
<strong>Arif ÖZTÜRK </strong><br />
<span style="font-size:12px;">(Not: Bu yazı ilk kez 26 Şubat 2012'de Geyve.com'da yayınlanmıştır.)</span>]]></content:encoded>
<author>Arif Öztürk</author>
<link>https://www.geyve.com/yazarlar/arif-ozturk/sakarya-nin-hikayesi/97/</link>
<pubDate>Thu, 04 May 2023 15:19:05 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Yaz Kızım Budur Arzuhalimiz</title>
<content:encoded><![CDATA[Yol kenarı dinlenme tesisleri. Deprem bölgesinde halka  yüksek fiyattan yemek satmakla gündeme geldi. Beldenin belediyesi de tesisin önünde bedava çorba yemek dağıtarak sanki bir iş yapmış gibi gazetelerde, sosyal medyada boy gösterdi. Sanki bu tesislerin yüksek fiyattan satış yaptığını yeni fark etmişler. Memleketin her yerinde halkı soyuyorlar arkadaş. Sadece deprem bölgesinde değil. Otobüs firmaları da yolcularını yoldurmak için anlaşmış sanki. Gidin Susurluktaki, Pamukova’da, Düzce’de, Bolu’da ve de her yerde dinlenme tesislerine, bırak yemeği çorbayı, bir gözleme, bir ayran kaç lira. Çay bile on liradan aşağı değil. Bilet fiyatları uçmuş. Yakında bayram geliyor, yeni tarifeler yolda.<br />
<br />
    Tuvaletten ücret alınması yasaklanmıştı, şimdi hepsi alıyor. Kim ne tutturursa. Afyon Otogarda tuvalet altı lira, Sakarya Otogarda bir lira.  Devlet, belediye tüketici hakları dernekleri hepsi fiyasko. Vatandaş kaz gibi yolunuyor.<br />
<br />
     Pandemi döneminde yazmıştım. Zamansız umreye gönderilen vatandaşlar, umre dönüşü üniversite öğrenci yurtlarında karantinaya alınmıştı. Adamlar on- onbeş gün dayanamadılar. Ne berbat yerlerde kaldık dediler. İşte o beğenmediğiniz yerlerde bu memleketin geleceği, gençler kalıyor. Haberiniz var mı? Üstelik çok az bir bölümü kalabiliyor. Kalmak isteyen yüzbinli rakamlarla öğrenci bu yurtlarda yer de bulamayıp kiralık evlerde kalıyor. Tabiî ki öğrenci olunca tarife de iki katına kira uygulanıyor. Sadece bu mu? Sakarya’da mesela 1999 depreminde hasar görmüş ve sonra makyajlanarak kiraya verilmiş evlerde 12 bin civarında öğrenci kalıyor. Olası bir depremde en riskli binalar bu binalar.<br />
<br />
     Nereye el atsan mağdur gariban insanlarımız. Telefon faturası, bir ödemeye gör. Hem hizmet durduruluyor, hem ikinci, üçüncü ve sıradaki faturalara ücret devam ediyor. Öde borcunu, bu sefer açma- kapama ücreti. Sanki açmaya iş makinesi gönderiyor.<br />
<br />
     Aynı şekilde internet de öyle. Bir sözleşmeyle iki yıl bağlıyor seni. Her ay fatura öde bakalım. Zaten dünyanın en pahalı ve en dandik interneti. Bir fatura ödeme, şak diye hizmeti durduruyor. Ödeyip açtırmazsan hem hizmet durmuş, hem fatura yansıtmaya devam. Bazen internet hizmet veremiyor faturadan fiyat düşmesi gerekir aynı ücreti almaya devam ediyor.<br />
<br />
    TEDAŞ ve bizdeki bağlantısı SEDAŞ. En yüksek fiyattan elektrik sattıkları bir yana bu yıl soğuk kış günlerinde yılın bir bölümünü elektrik kesintileriyle geçirdik. Faturalarda acayip ücret bedelleri var. Mesela enerji nakil ücretiymiş. Sanki enerjiyi kamyonla naklediyor. Arkadaş ne doymazmışsınız. Bu enerji hatlarını çoğu yerde TEK döneminde vatandaş  angarya marifetiyle o ağaç direklerinin kuyularını bile kendisi kazdı. 1975 yılıydı. Benim doğup büyüdüğüm köyüm Bakırlı Köyü’nde biz de babamla birlikte iki direk kuyusu kazmıştık. Gidip bakın hala o direkler hizmet veriyor.  Tellere gelince devlet vergilerimizle alıp çekti. Senin ne payın var TEDAŞ-SEDAŞ neyin enerji nakil ücretini faturaya yansıtıyorsun. Bu bir soygun.<br />
<br />
     Bütün bunlar devlet gücüyle vatandaşın sırtına yüklenmiş. Hele bir ödeme de gör. İcra marifetiyle, kısaca devletin sopasıyla tahsil ediyorlar.<br />
<br />
     Bu şikayetleri dile getireni de mahkemeye ver, hapse at, yada ver tazminat cezasını konuşmasın, şikayet etmesin halinden vatandaş. Yasak. Ne diyeceğiz? Her şey çok güzel! Ekonomik sıkıntılar sırtımıza binmiş. Soğanın bile kilosu 20 liralarda seyrediyor. Bunlar yetmezmiş gibi on milyon sığınmacıya da baktırıyorlar. Çoğu Suriyeli arap. Zaten ekmek bize yetmiyor. Paylaş bakalım. Bunları söyleyince de devlet erkanı kızıyor. Susturmak için sopayı devreye sokuyorlar. Bu yetmez gibi bir de bunları öven devlet erkanı var.<br />
<br />
   İnsanın Şair Eşref olası geliyor. Bakın Arabı öven birilerine Eşref ne cevap vermiş.<br />
<br />
<strong>   “Araplardan ne gördük?<br />
Hüznüm  kederim değil mi belli?<br />
Mest etti beni çifte telli,<br />
Yalelli, yalelli, yalelli…”</strong><br />
<br />
    Kime ne desek: keşke şair Eşref bu devirde yaşasaydı.<br />
<br />
    “Saltanat erkanına ana avrat sövmüş<br />
     Hak edeni getirmiş taşlamalarla dize.<br />
     Adı üstünde, devir istibdat o zaman;<br />
    EŞREF dünden daha çok, bugün gerekli bize…”<br />
<br />
   Vatandaşı soyup soğana çeviren bu yol kenarı dinlenme tesisleri gibi, internet ve telefon şirketleri gibi, elektrik şirketleri gibi şair Eşref’in zamanında da benzer soygun varmış. Bir Yahudi esnaf Eşref’i kazıklamış.  Bakın nasıl dile getirmiş.<br />
<br />
<strong>    “Hazır esvap satan Yahudtan birisi<br />
      Bana bir kaşkariko oynadı külliyetle<br />
      S….dim ecdadını amma nideyim?<br />
      Sadrazam gücenir  gayreti milliyetle…”</strong><br />
<br />
   Kısacası bu  yolunma hadiseleri  ve benzeri vakalar huzur bırakmıyor insanda.  Biz halkı bir yana bırak,  devletin önemli köşe başlarını tutan arkadaşlarda da huzur yok. Mesela adamı Kızılay başkanı yapmışlar. Emrine bir çok yardımcı ve de görevli vermişler. İş isteyen yok,  makam arabası, şöför, sekreterler, boğazda en kralından ofis, beş milyon sorgusuz harçlık, üç yüz bin lira maaş. Adamlarda gene huzur yok. Huzur bulmak için ayrıca yüz seksen bin daha huzur hakkı  alıyor gene huzur yok .  Vatandaş sefilleri oynarken nasıl huzur bulsun.<br />
<br />
      Düzelir  elbet bir gün her şey,<br />
<br />
      Bir güneş bekliyor umutlar kar altında.<br />
<br />
Yaz kızım arzuhalimizi. Bu da böyle biline.<br />
<br />
<strong>Ali ÇETİNKAYA</strong>]]></content:encoded>
<author>Ali Çetinkaya</author>
<link>https://www.geyve.com/yazarlar/ali-cetinkaya/yaz-kizim-budur-arzuhalimiz/96/</link>
<pubDate>Thu, 09 Mar 2023 12:07:50 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Geyve'nin Kahvehaneleri</title>
<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size:20px;"><span style="color:#c0392b;"><strong><img alt="" src="https://www.geyve.com/images/haberler/2023/03/ilhan-baykal-in-yazisi-geyve-nin-kahvehaneleri.jpg" style="width: 650px; height: 360px;" /><br />
<br />
Gönül ne kahve ister ne kahvehane,<br />
gönül muhabbet ister kahve bahane</strong></span></span><br />
<br />
KAHVEHANELER; Günümüzde zaman harcamak, eğlenmek, sohbet etmek ve bazı oyunları oynamak amacı ile insanların rağbet ettiği mekanlardır.<br />
İnsanımızın kahve ve kahvehanelerle tanışması, 16. Yüzyılda olmuştur. O dönemde kahvehaneler daha çok aydın sınıfın, ticaretle uğraşanların, elit tabakanın rağbet ettiği mekanlardı. Bu kahvehanelere AYDINLAR OKULU anlamına gelen MEKTEB-İ İRFAN denirdi.<br />
<br />
 Yurdumuzda ilk kahvehane İstanbul’da TAHTAKALE'de Şam’dan gelen HAKEM ve ŞEMS adlı tacirler tarafından 1554 yılında açılmış, günün koşullarına uygun olarak son derece şık ve görkemlidir.<br />
Genellikle elit tabakanın rağbet ettiği bu mekanlar zamanla, Fatih, Sultanahmet Camii çevresine, ilerleyen zamanlarda da, diğer semtlere yayılmıştır. Bugün ününü hala sürdüren PİYER LOTİ KAHVESİ Eyüp’te Karyağdı bayırının sonundaki tepe üzerinde 1880 yılında açılmıştır.<br />
17. yüzyılda kahvehaneler fitne, fesat ve ahlaksızlık yuvaları haline gelmeye başladı. Çeşitli semtlerde, Külhan beylerin, kumarcıların, yasa dışı iş yapanların, karanlık işler çevirenlerin kahvehaneleri de birbiri ardına yayıldı. İşsiz insanların (boşta gezer) rağbet ettiği bu mekanların varlığı çevre insanlarının da huzurunu kaçırır oldu. 18. Yüz yılda kahvehanelerin kapatılması söz konusu olsa da başarılı olunamadı. Kahvehaneler değişikliklerle günümüze kadar geldi ve Yurdun her köşesine yayıldı.<br />
Kahvehanelerin değişimi Cumhuriyetin ilk yıllarında başladı. Semai kahvehanelerinin modası yavaş, yavaş geçti. Ramazan geceleri Şehzadebaşı’ndaki Kahvehanelerin canlılığı yok olmaya başladı. Meddahlar ortadan kalktı. Karagöz anılarda kaldı.<br />
Günümüzdeki Kahvehaneler tüm yurdu kaplamış durumda. Saatler süren oyunların, bol küfürlü boş lafların akıp giden onca zamanın hesabı yapılmaz. Kimi zaman kaldırımlara taşan masalar ve sandalyelerde oturanlar sırf geleni, geçeni izlemek, hiç hoş olmayan dedikodu ve çirkin konuşmalarla, kendi insanımıza eziyet veren Kahvehanelerimiz, Yurdumuzun hemen, hemen her köşesinde hoş olmayan görüntüler sergiliyor. Anadolu ve büyük kentlerimizin varoşlarında hala kahvehaneler kadınlarımıza kapalı ve erkek egemenliği hakimiyetindedir.<br />
<br />
Sonuç olarak geleneklerle derinlemesine bütünleşmiş kahvehanelerin modernlik virajını alamadığı ortadadır.<br />
Günümüzde özellikle büyük kentlerde, şehir merkezlerindeki kahvehanelerin görünümü daha güven vericidir.<br />
<br />
<strong>GEYVE KAHVEHANELERİ</strong><br />
<br />
1955-1970 yılları arasında görevli bulunduğum Sakarya Geyve ilçe merkezinde çarşı içinde üç kahvehane vardı. Yıllarca hizmette olan bu kahvehaneler görünümlerini değiştirmeden çalışmalarını sürdürmüşler, her üç kahvehanenin de müşterileri farklı yaşam, farklı yaş gruplarından oluşmuştur .<br />
<br />
<strong>İHTİYARLAR KAHVESİ</strong><br />
Geyve Merkez Camii karşısında, her türlü konfordan yoksun, kırık dökük masa ve sandalyeleri olan bu Kahvehane Baba-Oğul tarafından işletilir. Günün çok erken saatinde açılan kahvehaneye Kasabanın yaşlı ve dünya işleri ile uğraşmayı bırakmış, dini bütün kişilerin mekanıdır. Sabah namazını camide kılanların evlerine gitmeden uğradıkları bu kahve hane gün boyunca dolar boşalır. Kahvehane müşterileri hemen, hemen ayni kişilerdir. Gün içinde içilen çaylar ve kahveler, sohbetlerin bir parçasıdır. Sohbetler ağırlıklı olarak dini konuları içerir. Yazın caddeye de atılan masa ve sandalyelere yerleşenler yoldan geçenleri dikkatle izlerler, mutlaka gördükleri kişiler çocuk, genç, yaşlı ve kadın erkek ayırt etmeksizin acımasızca eleştirilir, yorumlardan kaçınılmaz. Herkes ahkam keser, dedikoduların en acımasızı burada yapılır. Bu kahvehanede dama, satranç, tavla ve kağıt oyunları asla oynanmaz. Zaman, zaman Devlet Yönetimi ne buradan yön verilir. de burada rahatlıkla yapılır. Gençlerin ve yabancıların kahvehaneye gelmeleri konuklarca hoş görülmez. Kendine has müşterisi olan bu kahvehane önünden çok gerekmedikçe hanımlar geçmek istemez.<br />
<br />
<strong>KUYULU KAHVE</strong><br />
Kuyulu kahve Geyve’de simge olmuştur. İş takibi, buluşma, satın alma ve siyaset sohbetleri için köylü ve kentlinin buluştuğu yerdir. Kahvehanede çeşitli oyunlar oynansa da asıl amaç yukarıda da belirttiğim gibi iş bitirmek, buluşmak için en uygun yerdir. Kahvehanede geçen süre içinde müşteri mutluluğu ön planda tutulur. Çay ve kahvesi de çok beğenilir. Kışın kapalı mekanda yazları da bahçede hizmete açık tutulur. Müşteri profilinde yaş sınırı yoktur.<br />
Genellikle Perşembe günleri (ilçe pazarı) kahvehane dolar boşalır. Zaman gelir oturacak yer bulunmaz. Tüm siyasi parti temsilcileri Perşembe günleri bu mekanda sohbet toplantılarını yapmayı, vaatlerde bulunmayı, güven tazeleyerek, geleceğin verilerini hesaplarlar. Zaman , zaman öylesine abartırlar ki, kendileri bile bu sözlere inanmazlar. Nasrettin Hoca misali , dinleyenler ‘"ya bu vaatlar gerçekleşirse" diye avunurlar. Genellikle köylerden gelen köy liderleri burada duyduklarını köylerindeki vatandaşlara da ballandıra, ballandıra anlatırlar.<br />
Av meraklılarının da toplandığı mekanların başı da KUYULU KAHVEDİR. Avcılık hikayeleri de siyasetçilerin konuşmaları gibi abartılıdır. Her avcı marifetini burada dile getirir. Tüm kahvehane müşterileri de sohbetleri birlikte sonlandırır.<br />
<br />
<strong>DAĞLI'NIN KAHVESİ</strong><br />
<br />
DAĞLI’NIN KAHVESİ İhtiyarlar Kahvesi ile Kuyulu kahve arasında, çarşının en merkezi yerindedir. Gençler kahvesi olarak da adlandırılan bu mekan günün her saatinde doludur. Daha çok yeni yetişen gençlerin itibar ettiği bu kahve diğerlerinden daha farklı bir görünümdedir. Duvarlarda ünlü spor kulüplerinin futbolcuları, takımlar ve spor haberleri görülür. Burası ilçenin spor merkezi gibidir. İzlenen maçların kritikleri burada yapılır. Herkes kendi takımlarını övmeyi adeta görev sayar. Zaman, zaman çıkan tartışmalarda, ayranı kabaran gençler kızgınlıklarını eyleme dönüştürmekten kaçınmaz. İşletmeci HÜSEYİN DAĞLI sözlü uyarıda bulununca ortalık yatışır, kırgınlık ve kızgınlıklara son verilir.<br />
Ramazan aylarında bu kahvehane görülmeye değer. Teravi namazından sonra mekana iğne atsan yere düşmez. Kapalı mekana girebilenler şanslıdır. Gündüzden yer kapanlar ise daha da şanslıdırlar. En güzel yerleri kaptıkları için de mutludurlar. Kahvehane önü de ana, baba günü gibi kalabalıktır. Tombala oynanacaktır. Hüseyin Dağlı büyük bir ciddiyetle tombala numaralarını okumak için ciddileşir. Birinci ve ikinci çinkolara verilecek hediyeleri söyledikten sonra tombala ikramiyesinin duyurusunu yapar. Hediyeler de değişiktir. Caziptir. Hüseyin Dağlı’nın ‘’ beyler sessiz olun, söylediğim numarayı asla bir daha tekrarlamam, düzeni bozanı da dışarı atarım, anlaşıldı mı? ‘’ Sessizlik içinde çekiliş sürerken birinin çinko … demesi ahları, vahları da peşinden getirir. Çekiliş devam eder, ikici çinko… Tombala sesleri arasında seans sona erer. Heyecanla sürdürülen oyunlar sabaha kadar sürer, bir gece sonra devam edecek tombala oyunu için herkes evinin yolunu tutar. Hüseyin Dağlı’nın kahvehanesi okul gibidir. Gençler burada yardımlaşmayı, sohbet etmeyi, tartışmayı, birlikteliği ve paylaşmayı öğrenirler.<br />
Aradan çok uzun yıllar geçti. Bu kahvehaneler hala var mı, sayılar arttı mı bilemiyorum. Ama geçmişte yaşlısı, genci esnafı, tüccarı ve memuru ile Geyveliler'in boş zamanları bu mekanlarda geçmiştir. Şimdi olduğu gibi.<br />
<br />
<strong>İLHAN BAYKAL</strong><br />
(13 Mart 2013)<br />
 ]]></content:encoded>
<author>İlhan Baykal</author>
<link>https://www.geyve.com/yazarlar/ilhan-baykal/geyve-nin-kahvehaneleri/95/</link>
<pubDate>Thu, 09 Mar 2023 02:08:20 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Kara Yazı</title>
<content:encoded><![CDATA[Ne zaman bu sözü işitsem, boğazım düğümlenir, bir taş oturur yüreğime. Ağıtları duyar gibiyim, depremde yıkıntıların arasında, can pazarında,  yüreği acılı, gözü yaşlı anaların, babaların, evlatların feryadını.<br />
<br />
    “Bir dertli sazak vurdu” Kahramanmaraş’ı, Kilis’i, Adana’yı, Osmaniye’yi, Gaziantep’i, Şanlıurfa’yı, Adıyaman’ı, Malatya’yı, Hatay’ı,<br />
<br />
      “Gördüm acı belayı, gözden, kaştan utandım,<br />
<br />
      Çekti donan bebeler günahlarla hatayı,<br />
<br />
      Ağızda kalan ağu, lokma aştan utandım.”<br />
<br />
    Açgözlü müteahhitler, görevini yapmayan mimarlar, mühendisler, kontrol, denetleme görevini yerine getirmeyen yetkililer ve insanlık çöktü, altında biz kaldık.  Siz de suçlusunuz din adamları. Kaderi hep yanlış anlattınız. Oysa bu kader değil,  yazıyı kara yapan, para hırsına bürünmüş insan görünümlü varlıklar.<br />
<br />
    İlk göreve başladığım yerdi Kahramanmaraş. Türkçe dersi, dördüncü sınıflar, konu mektup. Anlattık, örnek gösterdik ve uzaktaki bir yakınlarına mektup yazdırdım. Okutuyorum tek tek. Daha on yaşında bir kız öğrencim. İstanbul’daki ağabeyine yazmış. Mektubun bir yerinde  “ah benim kara yazılarım” diyor. Sordum, başına bir şey mi geldi ağabeyinin diye. Hayır dedi. Çaresizlikler onları ağıtların içinde büyütmüş. Genlerine işlemiş adeta.  Köylerde taş taş üstüne toprak harçla dizilmiş duvarlar ve üstünde toprak damlı evler. Yokluk, yoksulluk, daha köylerden haber yok. Kim bilir ne haldeler. Çocuk! Senin yazın kara değil. Yazını karartanlar var. Senin yazını karaya çeviren,  ekmeğine aşına göz dikenler. Açgözlü müteahhitler, görevini yapmayan mühendisler, mimarlar. Denetimi yapmayan kurumlar, kısacası, insanlık gemisini batıranlar.<br />
<br />
     Herkes üzülsün.   Sadece üzülmek yetmez. <br />
<br />
    “Ağlayın, su yükselsin,<br />
<br />
     Belki kurtulur gemi”<br />
<br />
 Unutmayın. Deprem öldürmez. Yıkılan binalar öldürür. Bu dayanılmaz acılara sebep olanlar, Allah’ın laneti ve gazabı üstünüze olsun.<br />
<br />
Ali ÇETİNKAYA]]></content:encoded>
<author>Ali Çetinkaya</author>
<link>https://www.geyve.com/yazarlar/ali-cetinkaya/kara-yazi/94/</link>
<pubDate>Sat, 11 Feb 2023 01:49:55 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Yine başa döndük</title>
<content:encoded><![CDATA[Sar sar sar makara, çöz çöz çöz makara. Bir çocuk oyunu. Aynen onun gibi, sardık sardık, çözdük tekrar başa döndük. Lozan Anlaşması sonucu ekonomik, askeri, siyasi, hatta coğrafi olarak yakamızı kurtardığımız emperyalitlere tekrar yakayı kaptırdık. Bankaların, önemli şirketlerin, stratejik ürünlerin,  kısacası geleceğimizin ya tamamını ya da bir kısmını ortaklıklar, özelleştirmeler, satışlar sonrası emperyalist devletlere ya da onların adamlarına kaptırdık. Yine Osmanlı Devleti’nin son zamanlarındaki gibiyiz. Cumhuriyet’in birikimlerini bir bir kaybettik, kaybediyoruz.Önceleri bize ait ne varsa, en ucuza ulaşabileceğimiz her şey şimdi çok pahalı. Ulaşılması zor hale geldi. Şeker, yağ, tütün, ev, araba, ekmek, et-süt ve ürünleri, tekstil, alkol ve bilcümle  ne kadar yaşam malzemesi varsa Türkler Türkiye’de ulaşamazken, sınır ülkelerin vatandaşları, Bulgaristan’dan, Gürcistan’dan günlük alış verişlere gelip alıp götürüyorlar.<br />
<br />
    Tütün mesela. 1881 de borçlarını ödeyemeyen Osmanlı devleti’nden alacaklarını tahsil etmek için ekonomimize el koyan ve DUYUN-U  UMUMİYE,( Genel Borçlar İdaresi)ni kuran emperyalis Avrupa devletleri, büyük gelir kalemlerinden tütün idaresine ve dolayısıyla tütünümüze de el koydular.  Bu amaçla REJİ İdaresini  oluşturdular. Tütün deyip geçmeyin, Osmanlı ekeonomisinin zaman zaman en büyük gelir kalemi olup, ihracatının %20 ila %36 civarında miktarını oluşturuyordu.<br />
<br />
    Artık tütün ekme izni, tütün alımı, tütün fiatı, tütünle ilgili ne varsa REJİ İdaresinin elindeydi. Tütünü neredeyse yok fiattan aldığı zamanlar bile oldu.  Reji kolluk kuvvetleri oluşturdu. Cebindeki tabakasında tütün yakaladıkları kişilere bile tütün kaçakçısı muamelesi yaptılar. Üreticiden bir liraya aldıkları tütünü üreticiye on liraya satar oldular. Tütün kaçakçısı diye tabir ettikleri vatandaşlarımıza hapis cezaları, yüklü para cezaları kestiler. Tütün kolcuları ile tütün kaçakçısı diye nitelendirdikleri vatandaşlarımızla girdikleri silahlı mücadelede yaklaşık yirmi iki bin insanımızı öldürdüler.<br />
<br />
      Kurtuluş Savaşını kazandıktan sonra düşmandan temizlenen vatan, onların kalıntılarından da bir bir kurtuldu. Telefon- telgraf işletmeleri, liman işletmeleri, madenler, yabancıların elinden bir bir alınarak devletleştirildi. Düyün-u Umimiye’ye son verildi.1925 yılında da  TÜTÜN  REJİ’si satın alınarak devletleştirildi. Adı  TEKEL  olarak değiştirildi.  Daha iki yıl gibi kısa bir sürede  tütün üreticisinin refah seviyesi ikiye katlandı. Beş milyon liraya devletleştirilen Reji, 1927 yılına gelindiğinde  iki yılda 27 milyon kara ulaştı.<br />
<br />
   Yabancı tütün simsarları ve içerideki işbirlikçileri tekrar girişimlerde bulunarak tütünden eski kaymaklı kazançların peşine düştüler. Zamanın başbakanı İsmet Paşa  ile görüşerek tekrar Türkiye’de tütün alım-satım sigara fabrikası kurma işletme gibi taleplerini ilettiklerinde, zamanın başbakanı İsmet Paşa’nın TBMM genel kurulunda onlara verdiği cevabi konuşmasında  şöyle diyordu: “ beyler,  ekonomimizde ve milletin hafızasında derin ve acı izler bırakan ve millet hafızasında adeta bir travma oluşturan REJİ İdaresini devletleştirip, TEKEL’e dönüştürdükten sonra henüz daha iki yıl gibi bir sürede  tütün üreticisinin refah seviyesi ikiye katlandı. Tütün  üretimi ve kalitesi arttı. Beş milyona devletleştirilen şirket sadece iki yılda 27 milyon lira kar etti. Durum böyle iken  ne yapmak istiyorsunuz, neyin peşindesiniz?  Bu konuyu bir daha açılmamak üzere kapatıyorum”.<br />
<br />
    Gerçekten 1979 yılına kadar bu konuyu açmaya kimse cesaret edemedi. Tütün üreticisi de tütün tüketicisi de uzun yıllar rahat etti. 1979’da  ilk defa kanunu aralayıp bir kenardan bu işe girmeyi başaran yabancılar, yakın geçmişte yerli işbirlikçileri sayesinde TEKEL’i  tekrar tamamını ellerine geçirerek  Türk milleti’nin elinden tütünü de aldılar. Geçen yıl tütün fiat ortalaması kilo başına 36 liraydı. Bir kilo tütünden elli paket sigara oluyor. Sigara paket fiatları 30-40 lira arasında seyrediyor şimdilik. Artık yabancılar eskisinden daha pahalıya, bizim tütünü bize elli katına satıyorlar. Alkol de aynı. Yakında eskisi gibi bir tuz  cenneti olan memleketimizde tuzu da aynı rakamlara alırsak şaşırmayalım. Sar sar sar makara, çöz çöz çöz makara. Yine başa döndük. Cumhuriyet’in ve Atatürk’ün kazandırdıklarını bir bir kaybediyoruz.” Sigaraya ve alkole zam yapıyoruz, hala içiyorlar” gibi gevrek sözlerle de alay eder gibi konuşmaları da işin ikramiyesi.<br />
<br />
    Türk Milleti yine bunların üstesinden gelmeye muktedirdir. O günler artık çok uzak değil. Yaşasın Türk Milleti, yaşasın cumhuriyet.]]></content:encoded>
<author>Ali Çetinkaya</author>
<link>https://www.geyve.com/yazarlar/ali-cetinkaya/yine-basa-donduk/93/</link>
<pubDate>Fri, 03 Feb 2023 17:20:33 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Siyaset miyaset</title>
<content:encoded><![CDATA[Dün bahçemizdeki kır menekşelerinin fotoğrafını çektim. Bu güzellerin kökü Geyve'den, anneannemin bahçesinden. Anneannemi sever gibi sevdim onları. Bahara çok var, erkencisiniz ama olsun hoş geldiniz deyip öptüm. <br />
<br />
Sonra hemen yan taraftaki, geçen yıl sevgili komşumuz Maria ile beğenip aldığımız, begonvili sevdim. Üzeri hâlâ çiçek dolu. Maria koydum bu çiçeğin adını. Komşum gibi zarif, nazlı, kibar, güzel. Maria bir Rus kızı. Bizim pek çok hanımımızdan daha evcimen. Kültürümüze sahip çıkıyor.  Bir yandan çalıştığı şirketin temsilciliğini yaparken diğer yandan bahçesinde kocaman kocaman kabaklar yetiştirebiliyor. Bahçe meyvelerini toplayıp rengarenk reçeller, kavanoz kavanoz turşular, domates konserveleri yapabiliyor. Aşk ve sevgi varsa insan özündeki güzellikleri bir bir ortaya koyuyor. Uyruğu, buyruğu ne olursa olsun.<br />
<br />
           Gündelik hayatın dili ne kadar güzel. Aşk gibi. Çiçekler, hayvanlar, dağlar, deniz, gökyüzü gibi. Siyasi dile geçinceyse ne kadar da agrasif oluyor insanlar. Daha doğrusu oluyoruz. <br />
<br />
Şimdi siyasetten konuşsam tutar beni çok rahatsız eden  dünkü görüntülerden bahsederdim. Binali beyin oğlundan mesela. Bir giyim mağazasında, giysilerin arasında, kocaman göbeğini yayarak sandalyeye kaykılmış,   karşısında, vali, komutan falan filan. Üstelik üniformalı. Hangi alışveriş, hangi mühim konu kim bilir? Bir zamanlar bazı giysilerin, makamların, mesleklerin  onuru vardı. Hocaya demişler ya, benden utanmıyorsan başındaki kavuktan utan diye. Giysiler de, çağımızın getirisi kimliksizleşmekten nasibini almış demek. <br />
<br />
          Neyse ki siyaset veya eleştiri yok gündemimde. Siyaset ve din konusunda  objektif olmayı başaramadık. Tarafsız kalamıyoruz. Bize çalınan maya, bu yaşa gelene dek maruz kaldığımız doğru yanlış öğretiler, sağlıklı kararlar vermemize izin vermiyor.<br />
<br />
          Algılama ve yorumlama konusunda başka başka yollar seçiyoruz. <br />
<br />
T. Erdoğan seçim stratı verirken 1950 seçimlerini, Menderes'i, "artık yeter" solaganını örnek veriyor ama  ben bir türlü onun istediği şekilde düşünemiyorum. Bana kalsa artık yeter diyecek biri varsa o da muhalefet. Menderes öyle yaptı çünkü. Yeter artık yıllardır ülkeyi yönettiğiniz, biraz da biz oturalım o koltuğa dedi. Üstelik kendisinin de içinden çıktığı, kendisini yetiştiren partiye karşı yaptı bunu. Ee Erdoğan kimi, hangi koltuktan kaldıracak? Yok yok hiç aklım ermiyor bu işlere. Kimin yaptığı işleri beğenmeyip daha iyisini ben yaparım diyecek ki?<br />
<br />
          Deniz Yavuz Yılmaz Amasra'daki göçük meselesini araştırmış. Elinde dosyalar, haritalar, belgeler. Tek tek izah  ediyor adam. İşçileri uyaracak sistem çalışmıyor, çünkü yanlış  bağlantı yapılmış. İşin ehli insanlar yok. En çok üç yıl iş deneyimi olan işçiler salıverilmiş yerin altına. Sonra takdiri ilâhi. Peki işi ehline verin sözü? Liyâkat?  Kendilerine emanet edilen canlar?<br />
<br />
Din bize, bir mıhın hesabını sabaha kadar veremedim diyen nalbant hikâyeleriyle öğretildi.<br />
<br />
Demek ki başka dinlerin mensubuyuz. İşimize gelince takdiri ilâhi diyor ama liyâkat emrine sırtımızı dönüyoruz. <br />
<br />
          Küçük bir kasaba kızı olmamdan dolayı herhalde bazı şeyleri asla yerine  oturtamıyorum.  Örneğin Suriye politikamıza bakınca dün dündür, bugün bugündür diyemiyorum. Bir dönem dostum Esat sözüyle içimize doğan umut, düşman Eset'le yerle bir olmuştu. Şimdi tekrar dost olabiliriz, siyaset dediğin böyle bir şeydir diyenlere hâlihazırda bir hikâyem var. Sende evlat acısı, bende bu kuyruk acısı varken biz artık dost olamayız diyen yılan gibi hissediyorum. Tükürdüğüm yüze bakmak zorunda kalırsam diye, kimseye tükürmemeyi, kötü söz söylememeyi tercih ediyorum. <br />
<br />
Tarih okumalarında tilki gibi davranıp alttan alta iş çeviren İngiltere ve Fransa'nın siyasi taktiklerini ben bile öğrendim. Gerektiğinde tilki, gerektiğinde aslan olmak varken savaş meydanının orta yerine salıverilen kurt olmak hangi akılcı siyasetin yoludur. Bize giren Suriyelileri, kazanım diye yutturmak, başarılı bir algı yönetimi, bunu da kabul etmek lazım doğrusu. <br />
<br />
           Böyle işte. Bir türlü akıl erdiremiyorum siyasi gündeme. O yüzden atıyorum kendimi şiirin kollarına. Özleyen, acıyan, sevinen, sevindiren kalbime sığınıyorum. Ülkem de aşk, o da başlı başına bir şiir. Bir hikâye o. Binlerce hikâye. Ana dolu bir yurt. Acılı anaların hikâyelerini unutturmadan yeni acılı hikâyelere geçit vermemek niyetimiz. Neşeli çocuklar, gülen gelinler, mesut nineler dedeler görmek dileğimiz. Ne kaçmaya niyetimiz ne savaşmaya enerjimiz var. Bu topraklarda, yurtta sulh, cihanda sulh diyen Atamızın sancağı altında güzel günler yaşamak dileğimiz. Dini din tüccarlarına, siyaseti laf cambazlarına emanet etmezsek neden olmasın. <br />
<br />
<strong>Reyhan Karagöz Çetin </strong>]]></content:encoded>
<author>Reyhan Karagöz Çetin</author>
<link>https://www.geyve.com/yazarlar/reyhan-karagoz-cetin/siyaset-miyaset/92/</link>
<pubDate>Mon, 23 Jan 2023 10:48:55 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Hadi Gözünüz Aydın</title>
<content:encoded><![CDATA[Lozan Anlaşması’nın gizli maddecileri, hadi gözünüz aydın. 100. yılında madenlerimizi işletme hakkına kavuşuyoruz, zengin olacağız, açın pencereleri doğalgaz bedava olacak, Lozan bir hezimettir, zafer diye yutturmaya çalıştılar gibi laflarla alttan alta Atatürk’ü, Cumhuriyeti ve cumhuriyeti kuranları, değersizleştirmeye çalıştınız yıllarca. Beklediğiniz tarih geldi, hadi gözünüz aydın. Bakalım ne yapacaksınız görelim.<br />
<br />
    Bu yalanları kiminiz cahillikten, kiminiz hainlikten cahil halka yutturmak için çabaladınız durdunuz. Lozan Anlaşmasını açıp okumadınız. Tarihçilerin söylemlerine kulak asmadınız, fesli kadiri tarihçi saydınız, onun söylediklerine onun gibilerin söylediklerine ve maksatlı biçimde bazı yazar kılıklı, akademisyen kılıklı,  bazı gazeteci kılıklı kimselerin ve bir siyasi güruhun bünyesinde bazı siyasetçilerin söylemlerine takıldınız, onları alkışladınız ama en sonunda TBMM başkanı Mustafa Şentop da öyle bir şey yok dedi. Uluslararası anlaşmalarda gizli madde olmaz dedi. Dedi ama yirmi yıl kadar geç kaldı. Kendi siyasi cenahından bu söylemler sıkça dile getirilirken sustu. Yalan ortaya çıkınca o da itiraf etmek zorunda kaldı herhalde.<br />
<br />
     Bir yandan Lozan’ın gizli maddeleri var, madenlerimizi bu sebeple çıkaramıyoruz söylemleriyle cahil halkı zehirlerken, bir yandan Akdeniz’de gaz, petrol arıyoruz, Karasu’da gaz bulduk, Akçakoca’da gaz bulduk, Bilecik’te altın madeni bulduk, Çaycuma’da gaz bulduk söylemlerini de alkışlayan aynı güruhun mensuplarıydı.  Nasıl oluyor da Lozan’ın gizli maddeleri madenlerimizi çıkarmamıza izin vermezken, bu altın, petrol, gaz madenleri nasıl bulunuyor ve nasıl çıkarılıyor diye sorgulamadılar, sorgulatmadılar. Hatta Ankara’nın görevden atılmış eski belediye başkanı Melih Gökçek’in Batman’da altı milyar dolar ederinde jelibon madeni bulduk söylemlerini de alkışladınız. Jelibon’un çocukların yediği bir şekerleme olduğunu bile bile, bazılarınız da cahillikten onu maden sandınız. Cehaletle ihanet arasında ince bir çizgi vardır. Çoğu zaman her ikisi de aynı sonuçları ortaya çıkarır. <br />
<br />
     Oysa Lozan Anlaşmasıyla, kapitülasyonlar sayesinde neredeyse tamamı yabancıların eline geçmiş olan madenlerimiz ve hemen hemen her şeyimiz Atatürk ve cumhuriyeti kuranlar tarafından Türkleştirildi. Cumhuriyet Türkiye’si yakın geçmişe kadar yeni madenler de çıkarıp ekonomiye kazandırdılar. Bunları görmediniz, görmezden geldiniz, yalanlarınızı yaydıkça yaydınız.<br />
<br />
     MTA (maden tetkik arama) 14 Haziran 1935’te kuruldu. TPAO ( Türk petrolleri anonim ortaklığı kuruldu. ETİBANK 1935 yılında madencilik sektörüne finans sağlamak için kuruldu.  Ergani bakır madeni 1924’te faaliyete geçti.<br />
<br />
     Başkaca, Güney Anadolu Mangnez Madencilik şirketi, Kireçlik Krom Madencilik Şirketi ve Fethiye Simli Kurşun Madencilik şirketi 1928’de kuruldu ve faaliyete geçti.<br />
<br />
     Türkiye cumhuriyet döneminde devletleştirdiği ve yeni bulup çıkararak işletmeye açtığı madenlerle maden zenginliği bakımından dünyada 28. , maden çeşitliliği bakımından da10. Sıraya yükseldi. Lozan Anlaşması’nın gizli maddeleriymiş.  Yalancılık yüz kızartıcı bir durum olmasına rağmen yüzleri kızarmadan yalan söyleyenler:<br />
<br />
<strong>Demir: </strong>Sivas’ın Divriği ve Gürün ilçelerinden, Malatya’da Hekimhan ve Hasançebi, Balıkesir’de- Edremit, Havran, Eymir, Ayvalık Ayazmat, İzmir’de; Torbalı’dan, Kütahya’da; Simav’dan, Hatayda; Kırıkhan ve Payas’tan, Sakarya’da; Çam Dağı’ndan, Bingöl, Kahramanmaraş, Düzce, Kayseri’den çıkarılmakta olup, Karabük, İskenderun, Ereğli demir-çelik fabrikalarında işlenmektedir, hem de uzun yıllardan beri.<br />
<br />
  <strong> Bakır:</strong> Artvin- Murgul, Kastamonu-Küre, Elazığ- Erganive Maden ilçelerinden, Rize- Çayeli’nden çıkarılıp işlenmektedir. Hem de Cumhuriyetin ilk yıllarından günümüze kadar.<br />
<br />
   <strong>Boksit:</strong> Konya- Seydişehir, Antalya- Akseki, Adana- Saimbeyli, Muğla- Milatsan çıkarılıp işlenmektedir.<br />
<br />
   <strong>Bor: </strong>Balıkesir- Bigadiç, Susurluk, Sultançayı, Bursa-M. Kemal Paşa, Kütahya-Emet, Eskişehir-Seyitgazi’den çıkarılmakta.<br />
<br />
    <strong>Mangenezyum:</strong> Zonguldak- Ereğli, Artvin-Borçka, Denizli- Tavas’tan çıkarılmakta.<br />
<br />
     Başkaca saymakla bitmez, memleketimizin birçok bölgesinden, petrol, doğalgaz, krom, volfram, kükürt, civa, fosfat, zımpara taşı, çinko, kurşun, antimon, uranyum, mermer, tuz, kaya tuzu, lületaşı, Oltu taşı, taşkömürü, altın, gümüş, asbest madeni çıkarılmaktadır.<br />
<br />
    Bunların hepsi meydanda iken, yalan söylediniz, insanımızı cumhuriyet ve de cumhuriyeti kuranlara ve hatta bin bir zorlukla kurtuluş savaşı verip, kendini bu aziz millete ve de vatana feda eden o kahramanlara cahil halkın bir kısmına düşman bellettiniz.  Mezar başında bekleyen kara zehirli örümcek gibisiniz. Tükenecek elbet bir gün sizin de soyunuz. Büyük Türk Milleti İngiliz, Fransız, İtalyan, Yunan ve de Ermeni’ye bir de sizin bunların işbirlikçisi atalarınıza rağmen yenilmedi, size ne kalmış.<br />
<br />
    Yaşasın Türk Milleti, yaşasın Cumhuriyet. Ne mutlu Türk’üm diyene.<br />
<br />
<strong> Ali ÇETİNKAYA</strong>]]></content:encoded>
<author>Ali Çetinkaya</author>
<link>https://www.geyve.com/yazarlar/ali-cetinkaya/hadi-gozunuz-aydin/91/</link>
<pubDate>Fri, 13 Jan 2023 00:23:16 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Mülkiye Müfettişi</title>
<content:encoded><![CDATA[Yıl 1961’in Aralık ayı bitmek üzere. Soğuk mu soğuk bir hava. Yağmur yağıyor ama kara dönüşmesi an meselesi. Evden işime giderken çarşıdan geçiyorum. Eş dost esnaf ile selamlaşıyorum. Geyve’nin sevilen ve önemsenen esnafından Sabri Tarhan yolumu kesiyor. ‘Selamlaşıyoruz. ‘’ Hocam ne oluyor böyle, günlerdir herkesin ağzında bir söylenti . Mülkiye Müfettişi (İçişleri Bakanlığı) geliyormuş, söylentilere göre Hakimler ve Savcı ile Kaymakam arasındaki gerginlik hat safhaya gelmiş, yapılacak tahkikat sonucunda yer yerinden oynayacakmış?<br />
Sen Kaymakam ile işin gereği sık sık görüşüyorsun. İşin aslı hakkında bizden daha çok bilgiye sahipsindir. nedir bu dedikodunun iç yüzü" deyince, "Sizler gibi, ben de duyuyorum ama bu ziyaretin içeriğini bilemiyorum. Tüm çalışan Kamu görevlileri belirli zamanlarda teftişten geçirilir. Bence bu ziyaret normal. Ben de sizlerden değişik bir bilgiye sahip değilim" diyerek görev yerimin yolunu tuttum.<br />
<br />
Keşke çekişmesiz bir yaşamı sürdürebilsek, huzur ve mutluluğumuz artar daha da verimli oluruz. Sıkıldım, üzüldüm ama söylentileri durduramazsınız . Kim gelecekse gelsin de söylentiler bitsin. Kaymakam ile Hakimler ve Savcı arasındaki çekişme de sona ersin.<br />
<br />
Öğleden sonra 1962 yılı köy okulları yapımı, derslik ilaveleri, onarımlar için hazırladığım taslak programla Kaymakamlığa gittim. Gerekli düzeltmeler yapıldıktan sonra ayrılırken Kaymakam A.Celal Balkanlı "Otur da biraz konuşalım" diye dertlendi. "Benim Hakimler ve Savcı ile ne alışverişim var. Her gün dedikodu üretiliyor. Bildiğin gibi ben günlük çalışma sürem sonunda evime giderim. Memurlar lokalinin yolunu bile bilmem. Orada üretilen yalan yanlış dedikodulardan çok rahatsızım. Kim ne derse desin ben görevime bakarım. Söylentilere de hiç önem vermem . Kırk yıllık yöneticiyim bugüne kadar neler görmedim, neler işitmedim he şeye hazırım. Sen de duymuşsundur Mülkiye Müfettişi bugün yarın gelebilir. Gelsin de bu sıkıntı da bitsin ‘’diye içini döktü.<br />
<br />
Kaymakam söylediği gibi rahat ta değil. Tedirgin ve gergin birinci kahvelerimizi içerken kapı çalındı. İri yarı düzgün görünümlü, gayet rahat hareket eden elinde fötrü şapkası ve dosyası olan kişi Kaymakam’ın ve benim elimi sıktıktan sonra Kaymakama en yakın koltuğa oturdu. Herhalde beklenen müfettiş bu olmalı diye geçirdim içimden. Kaymakam da aynı görüşte olmalı ki gelen kişiye çok kibar davranıyor.<br />
<br />
Kaymakam son derece nezaketle "Efendim sizi bekliyorduk. Geleceğinizden haberimiz var, burada kaldığınız sürece dinlenebileceğiniz, rahat edebileceğiniz bir otelimiz yok, hatta yemek yiyebileceğiniz bir lokantamız bile yok. Ben günler öncesinden Ziraat Bankasının misafirhanesini hazırlattım yoldan geldiniz. Biraz dinlenin sonra da birlikte oluruz’’ dedi.<br />
<br />
Konuk gayet sakin bir şekilde. Kaymakkam bey "Yol yorgunluğu önemli değil, size gelmeden Özel İdare Müdürlüğüne de uğradım, Müdür beyle de görüştüm, oradan buraya geldim". Kaymakam kıpkırmızı, tedirgin. Titrediği görülüyor. Kalkıp gitmeye yöneldim, işaretle oturmamı istedi. Ben de ister istemez kaldım ama sıkıldım. Kaymakam konuğa dönerek beni gösterdi. "Siz gelmeden önce İlköğretim Müdürümüzle gelecek yıl yapılacak köy okulu yapımı, onarımı ve ek inşaat programlarını görüştük , hazırlığımızı bitirdik. Konuk da bana dönerek, "Çok gençsiniz ama büyük sorumluluk altına girmişsiniz sizi tebrik ederim" dedi.<br />
<br />
Hiç şüphe yok ki günlerdir beklenen yeri göğü sarsacak Mülkiye Müfettişi bu. Nedense kimliğini açıklamadı. Fermuarlı çantasını açarak içinden çıkardığı dosyayı masanın üzerine koydu. Kaymakama dönerek, "Efendim geç kalmadan Pamukova'ya dönmek istiyorum. Jandarma Karakol Komutanlığının hazırladığı ve Bucak Müdürünün de okeylediği 1962 yılı Pamukova Bölgesi Bekçilerinin ücret ve donanımları ile ilgili bütçenin uygulamaya sokulabilmesi için sizin onayınız gerekiyor’’. Deyince Kaymakam ve ben hayretler içinde kaldık.. Kim bu adam …<br />
<br />
Kaymakam "Sayın Müfettişim, siz niye zahmet ediyorsunuz bu gibi rutin işleri memurlarımız aracılığı ile yapılır, niye zahmet ettiniz?"..<br />
<br />
Konuk ayağa kalkarak "Efendim acaba yanlış mı anlıyorum. İçeri girerken heyecandan kendimi tanıtamadım ben Pamukova bölgesi bekçibaşı Muharrem" deyince gülme krizine girdim. Biraz önceye kadar son derece saygılı ve ciddi olan Kaymakam rahatlamış hatta sinirlenmiş sesini de yükselterek "Be adam, insan bir yere gidince kimliğini, görevini söylemez mi? Git Allah aşkına yandaki odaya (Tahrirat katibi) bırak evraklarını ve nereye gidersen git. Yüreğimi ağzıma getirdin. Ben de seni Mülkiye Müfettişi sandım".<br />
<br />
Gülme krizime Kaymakam da dahil oldu birlikte gülüyoruz. Bekçi Başı, Kaymakamın odasına girerken görünen o ihtişamlı ve görkemli hali gitmiş, telaşla, topladığı evraklarını çantasına koyarak Tahrirat kalemine gitti.<br />
Bekçi Başı gitti ama, biraz sonra ya da gelecek günlerde kapı çalınır da gerçek Müfettiş gelince Kaymakamın halini düşünüyorum. Ne zor…<br />
Kalktım işime gidiyorum ama kıs kıs gülme krizim sürüyor. Şu insan oğlu yaşamında nelere şahit oluyor.<br />
<br />
Bu hikayeyi bugüne kadar kimse ile paylaşmadım. Anılar dağarcığımda 56 Yıl sakladığım anım aklıma geldikçe hala gülüyorum.<br />
<br />
<strong>İlhan Baykal</strong><br />
<span style="font-size:12px;">(Not: Bu yazı ilk kez 10 Ocak 2018'de Geyve.com'da yayınlanmıştır.)</span>]]></content:encoded>
<author>İlhan Baykal</author>
<link>https://www.geyve.com/yazarlar/ilhan-baykal/mulkiye-mufettisi/90/</link>
<pubDate>Wed, 11 Jan 2023 13:14:21 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Asgari Ücret</title>
<content:encoded><![CDATA[<br />
<br />
Asgari ücret bir kişinin ya da dört kişilik bir ailenin, beslenme, barınma, ulaşım, sağlık, eğitim gibi zorunlu  ihtiyaçlarını karşılamasına yetecek miktarda emeği karşılığında ödenen ücret.<br />
<br />
Resmi verilere göre Türkiye’de  çalışan 16 milyon 687 bin kişinin  %38’i asgari ücret üzerinden maaş alıyor. Bu da yaklaşık 6 milyon 300 bin kişi ediyor<br />
<br />
2022 Temmuz ayı itibarıyla  asgari ücret miktarı 5500 liraydı. Başta asgari ücretle çalışan milyonlarca insan yaşayarak, diğerleri de gözlemleyerek bu ücretle nasıl yaşanabileceğini gördü. Yaşanan hayat pahalılığı ve enfilasyon karşısında  okul çağındaki çocukların beslenme sorununu da beraberinde getirmiş olacak ki, bazı belediyeler öğrencilere aylık belli miktarlarda beslenme desteği verme kararı aldılar. Mesela Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı, aylık  330 lira beslenme desteği vereceğini açıkladı. Keşke çalışanların aldığı ücret yeterli gelseydi de buna gerek kalmasaydı.<br />
<br />
İstanbul, İzmir, Ankara, Bursa gibi büyük şehir merkezleri bir yana Anadolu’nun küçük şehir ve kazalarında bile oturanlar kağıdı kalemi eline alsın, bir hesap yapsın. Kira, doğalgaz,  elektrik, su, telefon, ,nternet faturalarının hesabına bile yetmeyen bir ücret. Daha beslenme, çocukların okul masrafları gibi zorunlu harcamalardan söz etmedim bile.<br />
<br />
Bazı kurumların yaptığı hesaba göre  Eylül 2022 de açlık sınırı 7300 lira. Bu oran Aralık ayına geldiğimiz şu günlerde daha da arttı.<br />
<br />
2023 yılı için asgari ücreti belirleyecek komisyon  daha önce de iki defa toplandı . son toplantısında 20 Aralık’ta yaptı ama bir karara varamadı. On beş kişi. Aile , Çalışma ve Sosyal hizmetler bakanlığından 2 ,TÜİK ten 1, Kalkınma Bakanlığı ve hazine den 1’er, 5 işveren, 5 işçi temsilcisi.<br />
<br />
İşçiyi temsil edecek sendika başkanı TÜRK-İŞ Başkanı Ergün Atalay, günler önce  7800 lira taleple masaya oturacağız demişti. Son toplantı öncesi de resmi rakamımız 9 bin dedi. Daha önceki yıllarda da mikrofonu açık unutup, işçiyi nasıl sattığını herkesin gördüğü bu arkadaş işçi hakları için masada. Emekçiler Allah’a emanet. Adam tam bir sarı sendikacı portresi. Figüranlıktan öte gitmeyen sendikacılar, zaten herkes biliyor, Cumhurbaşkanı kaleme gelir bir rakam olacaksa, birkaç gün sonra saraydan kendisi açıklar. Asgari ücret komisyon üyeleri, her toplantı için kaç lira huzur hakkı adı altında ücret aldığınızı da açıklarsınız herhalde. Çünkü emekçiler onu da merak ediyor.<br />
<br />
Siz de günah işleme özgürlüğünüzü kullanıyorsunuz galiba. Nasıl olsa bir hac yada bir umre yaparsınız, aldığınız sevaplar günahlarınızı  karşılar sanıyorsunuz da. Bu milletin iki eli iki yakanızda olacak, hem bu dünyada hem öbür dünyada bunu da böyle bilin.<br />
<br />
Bizim diyanetten de tarikatların hocalarından da ses yok bu konuda. Ota b…ka, sakıza, eteğe, domuz kılı fırçadan, abdest suyu çorbaya fetva veren bu hocalar, bütün milleti ilgilendiren asgari ücretle ilgili tek kelam edemediler. Çalışmadan emek atmadan asalak gibi milletin sırtından geçinen ne bilsin asgari ücretli emekçinin halini.<br />
<br />
Maliye Bakanı da  asgari ücretliler için ve çalışan kesimler için fakire vermek sevaptır dedi. O da sadaka verdiklerini sanıyor herhalde. Devletin hazinesini kendi dükkanı mı zannediyor ne?<br />
<br />
Emekçi kardeşim biraz da suç sende. Bu yöneticileri de sen seçiyorsun. Hele bu sarı sendikacıyı kadrolu yaptınız. Sizi savunan bir sendikacı bulamadınız.<br />
<br />
Yoruyorlar bizi yoruyorlar.<br />
<br />
“Bazen insan sadece yorgun oluyor. Ne küs, ne yalnız, ne de aşık.”<br />
 ]]></content:encoded>
<author>Ali Çetinkaya</author>
<link>https://www.geyve.com/yazarlar/ali-cetinkaya/asgari-ucret/89/</link>
<pubDate>Thu, 22 Dec 2022 09:46:22 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Yaşamanın Diğer Yüzü</title>
<content:encoded><![CDATA[Hadi gelin size  bir başka Reyhan'ı göstereyim. Şiirsiz, çiçeksiz, doğal güzelliklerin uzağında; üstelik sevimsiz konuları düşünen Reyhan'ı.<br />
<br />
Epeydir endişeliyim. Yaşadıklarımız, tanık olduklarımız, dinlediklerimiz nedeniyle mi yoksa hızla ilerlemekte olan yaşımız gereği mi bilmem çok yaşamaktan korkar oldum. Oysa daha yakın zamana kadar ölmekten korkardım. <br />
<br />
Elbette aklım başımda, gücüm yettiği ve yaşamdan zevk aldığım sürece uzun yıllar yaşamak isterim ama  ya  beni endişelendiren yaşam şekli. Yaşım ilerlemiş, sağlıklı ve dinç günlere dönme ümidim tükemiş, çocuklarımı tanıyamaz hale gelmişken; yürüyemez ve fiziksel ihtiyaçlarımı karşılayamazken; yiyemiyor ama bir hortum aracılığıyla zorla besleniyorken; boğazıma açılan delik sayesinde zoraki nefes alırken, günde bilmem kaç kez altım temizlenirken ve  yüzümde yaşama dair bir ışık hiçbir güzellik kalmamışken yaşamak ister miyim?  <br />
<br />
2021 verilerine göre dünya nüfusunun  yüzde 9,6'sı, Türkiye nüfusunun ise yüzde 9,7'si yaşlıymış. <br />
<br />
Yaşaması gereken güzelim çocuklar, gençler varken ben bir hasta yatağında, akşama kadar tavana bakarak ya da ilaç zoruyla uyuyarak, koliler dolusu mama, bez, çantalar dolusu ilaç tüketmek istemem. Çocuklarımın hayatına ipotek koymak, onları yaşamdan almak istemem. Sevginin yerine bezginliği, yorgunluğu koymak, nice güzel anıyı silip süpürmek istemem. <br />
<br />
Tıp, zorla yaşatarak bize iyilik güzellik mi yapıyor? <br />
<br />
Geleneksel ve geniş aile içinde, hasta ve yaşlılar el birliği güç birliği ile bakılıyordu. Hiç kimsenin düzeni bozulmadan, yaşlılar evine hasret kalarak acı çekmeden, köyünden komşularından uzak kalmadan,  doğal süreci yaşayarak ve sevdiklerinin merhametli ellerinde dalıyordu ebedi uykuya. <br />
<br />
Sanayileşmeyle başlayan çekirdek aile pek çok rahatlık güzellik yaşadı ama diğer yandan sabahın köründe yatağından koparılıp kreşlere bırakılan çocuklar, bakımevlerinde sevdiklerini ya da ölümü bekleyen yaşlılar, görmek istemediğimiz acı gerçekler oldu. <br />
<br />
Şimdiden sonra geri dönüş olmaz elbet. Geniş ailelerin de dinmez acıları oldu. Üzerinde söz sahibi olamadıkları çocuklar, dırıltısı bitmeyen eltiler, görümceler, kaynanalar; paylaşılamayan mülkler! <br />
<br />
Nankörlük etmeden günümüz nimetlerini alıp başımın üzerine koyuyorum. Şimdilerde kendimle ilgili tek endişem zorla yaşatılmak.<br />
 ]]></content:encoded>
<author>Reyhan Karagöz Çetin</author>
<link>https://www.geyve.com/yazarlar/reyhan-karagoz-cetin/yasamanin-diger-yuzu/88/</link>
<pubDate>Thu, 15 Dec 2022 23:04:44 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Bize 'Manav' Derler</title>
<content:encoded><![CDATA[Geyveli askere gittiğinde, görevli veya işi gereği başka memleketlere gittiğinde, tatile gittiğinde vb. Geyve dışında bir yerde olduğunda herkese usulden sorulan soru Geyveliye de sorulur. Siz ne milletsiniz? Geyveli düşünür. Ne diyeceğini pek bilemez. Biz Türküz diyecek olsa da aklından karşısındakinin tam anlaması için bize manav derler diye yanıt verir. Manav ne demek diye sorulduğunda yanıt vermekte zorlanır, dağarcığında ne varsa onu söyler.<br />
<br />
Şimdi moda olan köy internet sitelerinde manav değişik şekilde izah edilmektedir. Örneğin Osmanlı sarayına sebze-meyve verdikleri için manav demişler, sebze 'meyve üretimi ile uğraştıklarından demişler gibi.<br />
<br />
Yrd. Doç. Göksel ÖztürkMarmara Üniversitesi Türkiyat Araştırma Enstitüsü öğretim görevlisi (Kendisi Pamukova Katırözü köyü damadı) Yrd. Doç. Göksel Öztürk bana manav sözcüğünün Türkçe kökenli olduğunu şöyle anlattı. Türkler Anadolu'yu yurt edinmeden önce kendilerini, Göçer-evli, Ban(g)-evli gibi sınıflandırmalar yapmışlardır. Göçer-evli; belirli bir yerde yerleşmeyen, hayvanlarıyla göçebe olarak yaşayan Türklerdir. Bu göçebe Türklere Anadolu'da yörük denmektedir. Bazı Türklerde yerleşik hayata geçip evlerini yapmış, hayvancılığın yanı sıra tarım, ticaret, zanaat işlerini uğraş edinmişlerdir. Köyler, şehirler kurmuşlardır. Bu Türk topluluklarına da Ban-evli denilmiştir. Ban; yerleşik anlamı taşır. Türklerde ses uyumu gereği Ban-evli deki 'e' ve 'i' sesleri (a) ve (ı) olarak değişime uğrayarak 'ban-avlı' olarak söylenmiştir. 'B' sesi Türkçede 'M' olarak söylenir, günümüzde Azerbaycan ve Türki Cumhuriyetler'de Türkler tarafından söylenmektedir. Örneğin; 'ben' yerine 'men' denilmektedir. Ban-avlı, man-avlı olarak söylenir olmuştur. Manavlı sözcüğü konuşma dilinde sondaki 'ı' sesi düşürülerek 'manav' olarak söylenmektedir.<br />
<br />
Şunu açık olarak söyleyebiliriz; yerleşip köy kuran, yerleşik hayata geçen Türklere MANAV denilmektedir. Evliya Çelebi Seyahatnamesinde yerleşik Türklere manav denildiğini yazmaktadır.<br />
<br />
Ataları Kırımdan savaşlar nedeniyle Romanya'ya göç etmiş, daha sonra oralarında Osmanlı'nın elinden çıkması sonucu Türkiye'ye gelip yerleşmiş yüz yaşlarında bir Tatar Türkü nine bana kendilerinin manav sözcüğünü 'manag' olarak söylediklerini, anlamının; toprağın beyi, yerleşmiş toprağı olan anlamına geldiğini anlattı.<br />
<br />
Benim kanaatim manav olarak tabir edilen halkın yoğun olarak yaşadığı Bilecik, Eskişehir, Bursa, Kütahya, Sakarya, İzmit, Balıkesir vb bölgeler Osmanlının Osman Gazi, Orhan Gazi, Murat Hüdavendigâr dönemlerinde yerleşilmiş bölgeler olduğu, buraya ilk yerleşen Türk boylarına Osmanlının İmparatorluk sürecine girmesiyle daha sonradan bu bölgeye gelenlerin yerleşik Türkleri ifade etmek için kullandıkları bir tanımlamadır.<br />
<br />
Bölgemizde manav olarak tabir edilen köylerin ilk kurucularına baktığımızda Kayı, Bayat, Dodurga gibi Oğuz boyları olduğunu görmekteyiz. Bu köylerin ilk adları bile Türkçedir. Osmanlı kayıtlarında Geyve'nin köylerinin hepsi yer almaktadır.<br />
<br />
Örneğin: Çamlık olarak adı değişen Argat köyünün ilk adı Arık-At'dır. Arık-at'ın anlamı zayıf at, bakımsız at demektir. Taşoluk (taştan olluğu olan anlamındadır) köyünün yanında Kutlu-boğa karyesi olduğu kayıtlıdır. Bayat köyü adını Bayat boyundan almıştır. Kozan Köyü adını ilk kurucuları Kozan oğlanları Yakup, Mesut.. olduğundan almıştır.<br />
<br />
Kısacası manav; yerleşmiş Türk demektir.<br />
<br />
<em><strong><span style="font-size:14px;">(Teşekkür: Katkılarından dolayı Marmara Üniversitesi Türkiyat Araştırma Enstitüsü öğretim görevlisi Yrd. Doç. Göksel Öztürk'e teşekkür ederim.)</span></strong></em><br />
<br />
<strong>Arif ÖZTÜRK</strong><br />
<br />
<span style="font-size:12px;">(Not: Bu yazı ilk kez 12 Şubat 2012'de Geyve.com'da yayınlanmıştır.)</span>]]></content:encoded>
<author>Arif Öztürk</author>
<link>https://www.geyve.com/yazarlar/arif-ozturk/bize-manav-derler/87/</link>
<pubDate>Thu, 08 Dec 2022 21:27:37 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Atam İzinden Yürüyoruz</title>
<content:encoded><![CDATA[Kasım’da aşk başkadır, çünkü bize ölümsüz bir aşkı hatırlatır. O eşsiz kahramanı hatırlatır. Vatanımızı düşmanlardan kurtaran, bize bir Cumhuriyet kuran, bağımsızlığımızı kazandıran, milletimizi çamurdan ve sazdan evlerden ve ekmeğe muhtaç edilmişlikten kurtarıp, bugünlere gelmemizi sağlayan ve Türk’ün şerefine, büyüklüğüne yaraşır bir seviyeye çıkaran o büyük kahramanı, o asil ruhlu insanı hatırlatır Kasım’ın 10’u.<br />
<br />
    Birinci Dünya Savaşı'nda Çanakkale cephesinde dünyanın en güçlü ordularını yenerek savaşın seyrini değiştiren, İstiklal Savaşı’nda İngiliz’i, Fransız’ı, İtalya’nı ve de Yunan'ı yenerek biz Türk Milleti'ne bağımsız bir vatan bırakan. Yüzyıllarca geri kalmışlığa, cahilliğe, yoksulluğa savaş açarak, çağdaş bir millet ve devlet ortaya çıkaran o büyük kahramanı hatırlatır Kasım bizlere.<br />
<br />
     Yaptığı yeniliklerle okumayı-yazmayı, modern dünyaya ayak uyduran kılık kıyafetimizi, tarihimizi, sanatımızı, tarımı, sanayimizi, bilimi esas alan uygulamalarıyla bugünlerimizi borçlu olduğumuz o büyük kahramanı hatırlatır Kasım bizlere. O’na olan ölümsüz aşkı hatırlatır bizlere.  Bu yüzdendir 10 Kasımda havada ki gariplik,  sadece Dolmabahçe değil, bütün vatan hüzün içinde.<br />
<br />
    Bizim için,:<br />
<br />
    “O gönülde sönmeyen bir köz,<br />
<br />
     Çağlar ötesini gören bir göz,<br />
<br />
     Suskunluğu yorumlayan söz,<br />
<br />
     Bin bir anlam ö sözün içinde”<br />
<br />
Sadece bizim için mi? Bütün dünya bilir O’nun büyüklüğünü.<br />
<br />
Bir anı:<br />
<br />
10 Kasım 1938'de saat 9’u 5 geçe Atatürk aramızdan ayrıldığında siren sesleri çalmaya başlar. O sırada Almanya’dan Hitler’in zulmünden kaçıp ülkemize sığınan bir Alman Profesör İstanbul’da üniversitede öğretim görevlisidir. Böyle bir durumda ne yapacağını bilemez ve rektörün odasına giderek şunları söyler;<br />
<br />
     “Efendim, derse girip girmemekte kararsızım. Ne yapayım?<br />
<br />
Rektör cevap verir.<br />
<br />
“Ülkenizde böyle büyük bir adam öldüğü zaman ne yapıyorsanız onu yapın”.<br />
<br />
Alman profesör kollarını iki yana sarkıtarak üzgün bir ses tonuyla şöyle der:<br />
<br />
      “Sayın rektör, bizim ülkemizde böyle büyük bir adam ölmedi ki”…<br />
<br />
   Rahat uyu büyük önder Atatürk<br />
<br />
Yolundan gidiyoruz,<br />
<br />
Gösterdiğin hedefe<br />
<br />
Yılmadan yürüyoruz…<br />
<br />
<strong>      Ali ÇETİNKAYA</strong>]]></content:encoded>
<author>Ali Çetinkaya</author>
<link>https://www.geyve.com/yazarlar/ali-cetinkaya/atam-izinden-yuruyoruz/86/</link>
<pubDate>Fri, 11 Nov 2022 19:44:54 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Çiçeklerle Gelenler</title>
<content:encoded><![CDATA[Tohumunu saçmadığım çiçekleri daha  başka  seviyorum. Hele de bahçemde çıkmışlarsa. Hele bir de dal budak yaymadan, yaprak filiz vermeden açıveriyorlarsa. Sarı, kırmızı, mor ya da pembe demiyorum. Günde beş vakit yanlarına  varıyorum. Seviyorum, el yüz sürüyorum onlara. Dönüyorum etraflarında, defalarca   ilan ı aşk ediyorum.<br />
<br />
Yalnızları, mahzunu, ezilmişi, yok sayılanı koruma içgüdüsü mü yoksa empati duygusu mu bilmiyorum ki buna sebep. <br />
<br />
 Molozlar arasından başını uzatıp dalını onlarca çiçekle donatan Hatmi gülün güzelliği sizlere de manidar gelmiyor mu?  Onun rüzgâra sitemini   duymadım hiç. Büyüdüğü enkâzı çiçek bahçesine benzetmekten  mutlu. Hatta bazen fazlaca  gururlu, kibirli bulurum onu. Başı dik. Dalları yere eğilmez. Açtığı çiçekler hep göğe bakar. Yanıbaşındaki yıkık duvarı; köklerini örten irili ufaklı beton, taş parçalarını;  kumu; kirece  bulanmış toprağı unutturur bize. Kavak ağacı gibi uzayıp giden gövdesinine özenle dizdiği pembe, beyaz, fuşya ya da mor çiçeklerini hayranlıkla izleriz.<br />
<br />
 İsmini bilmediğim çiçekleri de başka türlü severim. Tarif edememenin, bir daha arayıp bulamamanın sıkıntısını görmezden gelirim. Hele bir de kumun üzerine yayılmışlarsa. Hele bir de minicik ama üzerleri çiçek doluysa. İnsan ayaklarının altına yayılan bu güzellikleri seyretmeye başlayınca, uzun süre başı yerden kalkmıyor. Nasıl bir özen, nasıl bir ihtimam o minicik çiçekler veren bitkinin yaratılışı. Hiç mi şaşmaz renklerin sırası. Hep aynı simetri hep aynı bükümle mi dizilir o taç yapraklar, çanak yapraklar! Nasıl bir mezur ölçüyor çapın merkezine iliştirilen tepeciği? Baştan savma tek bir çiçek bile yaratılmaz mı? Sapçık, başçık, yumurtalık, tohum taslağı, çiçek tablası, üreme organları hepsi yerli yerinde. <br />
<br />
Her çiçekle kâinat adeta  tekrar yaratılıyor ya da yaratılışa dair gizler bir çiçeğin dalları, yaprakları, tohumları arasına serpiştiriliyor. Bu yüzden olsa gerek insan bir çiçeğe bakarken doksan dokuz alemi görmüş gibi oluyor. Bazen kendini,  bazen tanrıyı görmüş gibi oluyor. <br />
<br />
Paganizmi anlıyorum. İnsanın doğan güneşte,  parlayan ayda, yıldızlarda;  esen rüzgârda, çağlayan nehirde, kendisini büyüleyen güzellikler veya gücünü aşan kudretli oluşumlarda, tanrıyı bulması ve ona yönelmesi  ne  kadar doğru bir yol. Ya kendindeki tanrının farkına varan ve "en el hak" diyerek canından olan Hallâc ı Mansûr? <br />
<br />
Ezberleri bozanların akıbeti, altın başaklarla dolu tarlalardan sökülüp atılan gelinciklere benzemiş. Oysa ki gelinciğin sırrına eren ne onu sökebilirdi ne sararan başaklara tırpan vurabilirdi. Bilemiyoruz ki dengeyi sağlayan ne. Mansûr, can vererek sayısız cana, tanrının adresini verdi. Görebilene aşk olsun.<br />
<br />
Dostun attığı gül yaprağından incinen Pir Sültan! Ah kalbim, yanarsam dost elinden yanarım diyen her can, bir kez de onun adını zikretmez mi? Bir gül yaprağıyla kurulmadı mı o sultan, bizim viran kalbimize? <br />
<br />
Yunus  sarı çiçekle boşa mı söyleşir.<br />
<br />
"Sordum sarı çiçeğe<br />
<br />
Sizde ölüm var mıdır<br />
<br />
Çiçek eydur derviş baba<br />
<br />
Ölümsüz yer var mıdır" <br />
<br />
Bildiği hikmeti, çiçeğe de tekrarlatan Yunus, çiçekte kendini, kendinde çiçeği ve yine ikisinde de  var olan Tanrıyı görmüş olmalı. İbadetin, aşkın, ölümün, sonsuzluğun, varlığın ve yaşamın gizleri; bize hayatı sevdiren sizsiniz. <br />
<br />
Aklımızda sayısız soru ile göçüp giderken yine o cümleyi kuracağız. Her şeyi bilen  Allah. Yine de yaşam boyu, yapboz ustaları ya da legolardan kentler kuleler inşa eden bir çocuk hevesiyle inşa edeceğiz gökdelenleri, köprüleri, tünelleri.  Çocuklar ve yetişkinlerin oyunları hep aynı, yalnızca oyuncakları  farklı. Bir de yetişkinlerin savaşlarında akan kan sahici. Ölen kalkamıyor yerinden, öldürenin eli, ölene kadar kan. <br />
 ]]></content:encoded>
<author>Reyhan Karagöz Çetin</author>
<link>https://www.geyve.com/yazarlar/reyhan-karagoz-cetin/ciceklerle-gelenler/85/</link>
<pubDate>Thu, 03 Nov 2022 09:51:04 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Akşam Sefası</title>
<content:encoded><![CDATA[Bir çiçeğin adıdır akşam sefası. Ona bizim memlekette  bazıları, özellikle de kendini dindar sananlar ezan çiçeği de diyorlar. Güzel bir bitki. Hava kararmaya başlayınca  kapanıyor, sabah güneş ışıklarını yaymaya başlayınca tekrar açıyor. Akşam ezanı okunduğu sıralar hava kararmaya başladığından  ezan okunuyor diye kapandığına inananlar var. Bu yüzden ezan çiçeği diyorlar.<br />
<br />
1901 yılında  bilim insanı Hugo de Vries  bu akşam sefası denilen çiçekle yaptığı deneyler sonucu  mutasyonu yani değişimi açıklamıştı.<br />
<br />
Hugo de Vries  bu deneyleri ve gözlem ve incelemeleri günümüzde yapsaydı  büyük bir ihtimalle  zamanın Türkiye’sinde  bir kısım siyasetçiler üzerinde yapardı.<br />
<br />
Daha dün gibi  zamanlarda  solculukta,  devrimcilikte en önde giden bazı siyasetçi, sanatçı, yazar, çizerlerin, günümüzde cumhuriyet ve devrimlerinin karşıtı, hilafet ve saltanat taraftarı siyasi gurupların  yanında saf tutmaları. Dünün Türkçülük, Türk Milliyetçiliği, Turancılık fikirlerinin  en ateşli görülen taraftarlarının bazılarının, ümmetçi, Türklüğü yok sayan, milliyetçiliği ayaklar altına alanlarla aynı saflarda yer almaları  ister istemez insana akşam sefasını hatırlatıyor.<br />
<br />
Sadece bunlar mı?  Daha neler, neler. Hilafetin  kaldırılması ve harf inkılabının yıldönümü olan 1 Kasım’a birkaç gün kala  Atatürk’e, Cumhuriyete, yapılan yeniliklere yenik düşen zihniyetin  yaraları depreşmiş olacak ki, bu arkadaşlardan  biri, Kahramanmaraş  milletvekili  Mahir Ünal  şöyle bir açıklamada bulundu.<br />
<br />
“Tarihteki en sert kültürel devrim Türkiye’de yaşanmıştır. Cumhuriyet bizim lügatımızı, alfabemizi, dilimizi, hasılı bütün düşünme setlerimizi  yok etmiştir." dedi. Ne  Rus Bolşevik Devrimi, ne de  Mao’nun Çin’de yaptığı komünist devrim bu kadar tahribat yapmamıştır dedi.   Mao’nun kaç milyon devrim karşıtını idam ettiğini, devrime karşı  meydan okuyabilecek kimsenin kalıp  kalmadığını da bilmek lazım. Türk devrimleri  daha sert olsaydı, bu gün  bunları konuşabilecek biri kalır mıydı diye sormak lazım.<br />
<br />
Fakat çok sürmedi, birkaç gün sonra  aynı arkadaş, önce cumhuriyeti set olarak gördüğünü söylemişti ama, son olarak “ Cumhuriyet düşmanı olmak bence, Cumhuriyet’i  donmuş bir göl zannetmekle mümkündür.” diyerek  tam 180 derece çark etti. Tam bir akşam sefası.<br />
<br />
Türk Milleti bu gün etrafındaki coğrafyada var olan devletlerden her yönüyle önde olmasını cumhuriyete ve cumhuriyetin devrimlerine borçludur. Ülkemizdeki barışın  sağlayıcısı bu cumhuriyettir.  Vatanımızı iç ve dış düşmanlardan kurtarışımızın tacıdır cumhuriyet. Cumhuriyet karşıtı zihniyetin Türkiye’yi getirdiği nokta ise, yasaklardan ibaret bir din anlayışı ile yanmaz kefen satıcılarının, alim, bilgin, hoca diye itibar gördüğü, ekonomisi batmış bir Türkiye’ye dönüştü. Bu gün azıcık da olsa demokrasimiz olmasa, çoğu kişi zindanlara tıkılır yada idama gönderilir.  Meydanı boş zanneden bazı yobazlar, namaz kılmayanlar idam edilmelidir gibi cümleler kurmaktan çekinmiyorlar. Oysa; Cumhuriyetin istediği şey hukukun üstünlüğü ilkesi gereği ayetlerin  istediklerinin ta kendisidir.<br />
<br />
Oysa bu ülkenin önündeki en büyük set zihinleri kalın duvarlar içinde hapsolmuş, gerçeği, ideolojik kalıplar içinde arayan diplomalı kimselerdir. Bu sebepledir ki, toplumsal barışa,  huzura, güvene ve oturmuş bir siyasal sisteme tam olarak sahip olamadık. Bütün olanlara rağmen  sarsıntılar olsa da dimdik ayakta cumhuriyet. Akşam sefalarına inat, yaşasın Türk Milleti, yaşasın Cumhuriyet.<br />
 ]]></content:encoded>
<author>Ali Çetinkaya</author>
<link>https://www.geyve.com/yazarlar/ali-cetinkaya/aksam-sefasi/84/</link>
<pubDate>Thu, 03 Nov 2022 09:50:39 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Cumhuriyet Yaşayacak İlelebet</title>
<content:encoded><![CDATA[Tarihler 29 Ekim 1923’ü gösteriyordu. Cumhuriyet ilan edildi.  Kurtuluş Savaşından yeni çıkmıştık. Uzun yıllar süren savaşlardan yoksul, bitkin bir haldeydik. Mustafa Kemal Atatürk: “Asıl savaş şimdi başlıyor” diyerek, yoksullukla, cahillikle ve geri kalmışlıkla savaşını başlattı.<br />
<br />
       Okuma- yazma oranı ortalama%5'ti. Onun da çoğunluğunu erkekler oluşturuyordu. Kırk bin köyün otuz yedi bininde okul yoktu. Cumhuriyet Türkiye’sinin kendine has geliştirdiği eğitim modeli ile Köy Enstitüleri kuruldu. Yetiştirilen öğretmenler köylere gönderildi. Çoğunda okul olmayan köylerde okulları yaptılar. Gündüz öğrencilere, gece yetişkinlere öğrettiler. Kısa sürede okuma-yazma oranı %50'lere çıktı. Bu Türk Milleti’nin başarıdan da öte, adeta bir mucizesiydi.<br />
<br />
      Köylerin çoğunda cami yoktu. Tarım ilkel yollarla, kara saban, kazma gibi araçlarla yapılıyor, üretilen buğday bile kendimize yetmiyor, bir kısmı dışarıdan alınıyordu. Traktör ve diğer modern tarım araçları hiç yoktu. Bu verimli topraklarda şeker üretilemiyor, yağ çıkacak tohum üretilemiyordu.<br />
<br />
      Bulaşıcı hastalıklar her yerdeydi. Hastane yoktu, doktor yoktu, hemşire-ebe yoktu. Yeni doğan her on bebeğin ortalama beşi ölüyor, doğum sırasında bir çok anne de hayatını kaybediyordu.<br />
<br />
     Yaş ortalaması 40-50  arasıydı. Elli yaşın üstüne çıkan şanslı insan çok azdı.<br />
<br />
      Kurtuluş Savaşı’nda Yunan Ege Denizinde son bulacak akıbetine kaçarken, önüne gelen köy, kasaba, şehir ne varsa yakarak çekildi. Yanan bina sayısı 115 binden fazlaydı. Bilecik şehrine bir bakın, eski Bilecik’ten tek bina kalmamış. İnsanların bir çoğunun barınacağı bir evi kalmamış, olanların da çoğunun ev denecek hali yoktu. Tuğla kiremit, çimento gibi inşaat malzemesi üretimi hiç yok. Kiremit dışarıdan alınıyordu.<br />
<br />
      Limanlar, demiryolları, madenler tamamen yabancıların elindeydi.<br />
<br />
Limanlar, demiryolları ve madenler millileştirildi. Tamamı Türk milletinin oldu.<br />
<br />
     Duyunu Umumiye devam ediyordu. Osmanlı devletinden kalan borçlar taksitlendirildi. 1954’te bitiyordu. Bu utanç verici borcun geri kalan kısmı da 1948 yılında, zamanından önce kapatılarak gündemden çıkarıldı.<br />
<br />
      Duyunu Umumiye’nin kurdurduğu REJİ şirketi 1925 yılına gelindiğinde, 1883 yılından beri Türk tütün üreticisinin kanını emmeye devam etti. Ekim alanını onlar belirliyor, fideyi tohumu onlar veriyor, tütün alımı sadece onlara ait olduğundan fiyatı da onlar belirliyor. Sayelerinde çiftçimiz yabancılara kölelik yapıyordu. Tabakasında tütün bulduklarını kaçakçı ilan eden Reji kolcuları 22 bin civarında Tütün kaçakçılığıyla itham ettikleri insanımızı öldürmüş, milletin hafızasında uzun yıllar unutulmayan derin izler bırakan REJİ şirketi Atatürk tarafından millileştirilerek hem devletin gelirini arttırmış hem de tütün üreticisine nefes aldırmıştır.<br />
<br />
      Bütün ülkede  sadece dört fabrika kalmış, iki yüz civarında atelye tarzı motorlu makinesi olmayan işyerleri ve her birinde 8-10 kişi civarında çalışanı olan işyerleri dışında ne işyeri ne çalışan vardı.<br />
<br />
     Ayakta çarık, ya var ya yok. Üretilen az miktarda kumaş halkın giyimine yetmiyor. Askerlik görevinden dönerken bir kaput kaçırabilen, ömrünü o kaputla geçiriyordu.<br />
<br />
     Elektirik üretimi için santral sadece Tarsus ve İstanbul’da vardı. O da çok az miktarda olup, günün belli saatlerinde şehrin küçük bir kısmına verilebiliyordu.<br />
<br />
      Doğru düzgün kara yolu yoktu. Motorlu taşıt sayısı bütün ülke genelinde 500 civarındaydı. Tren gitmeyen yerler, at, eşek sırtında ya da yaya olarak gidilebiliyordu.<br />
<br />
     Mübadele yoluyla yaklaşık 500 bin insan gelmiş, kalacak yer yok, barınacak ev yok çoğu  hasta ve perişan haldeydi<br />
<br />
     Kültür, sanat faaliyetleri sıfır, ölçü, tartı, saat, takvim çağdaş dünyanın kullandıklarından farklıydı.<br />
<br />
      Arap alfabesiyle, Osmanlıca denilen düzmece bir alfabe oluşturulmuş, matbaa çok az, yazılan kitap yoka yakın, okuma- yazma çok az. İstanbul’da bir yılda yazılan kitap sayısı, Paris’te bir günde basılıyordu.<br />
<br />
    Bilim yok. Medreselerde bağnaz, din adamı kılıklı herifler, din eğitimi adı altında hurafeler öğretiyordu. Bu hurafeler uzun yıllar zararlı etkisini sürdürdü. Hatırlıyorum da 70’li yıllarda bizim çocukluğumuzda zamanın yaşlılarının bir kısmı hala bisiklete şeytan arabası diyordu. Salı işe başlama sallanır, Çarşamba çarşafa dolanır, Cuma  mübarek gün iş yapılmaz  ve daha nice hurafe  etkilerini uzun yıllar sürdürdü.<br />
<br />
      Ve Cumhuriyeti kuranlar hiç beklemeden işe koyuldular. Asıl savaş dedikleri, yoksullukla, cahillikle, geri kalmışlıkla savaşı başlattılar.<br />
<br />
       Ey Türk Milleti’nin evladı. Bugün rahat bir yaşamın varsa  Cumhuriyet sayesindedir. Cumhuriyetine sahip çık.<br />
<br />
    “Demir ve kömür ve şeker ve kırmızı bakır ve mensucat  ve sevda ve zulüm ve hayat ve bilcümle sanayi kollarının ve gökyüzü ve sahra ve mavi okyanus ve kederli nehir yollarının, sürülmüş toprağın  ve şehirlerin bahtı, bir şafak vakti değişmiş olur.”  O vakit 29 Ekimdir. Cumhuriyettir. Memleketi milleti bugünlere getirendir, yarınlara götürecek olandır.<br />
<br />
       “Ey Türk istikbalinin evladı!”  İşte bu yüzden Cumhuriyeti  korumak, yaşatmak ve de yüceltmek görevi sana verilmiştir. Cumhuriyeti yaşatmak, sonsuza kadar yaşatmak vazifesi Türk Milleti’nin evlatlarına Atatürk tarafından “Gençliğe Hitabe”sinde verilmiştir. “Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda mevcuttur.”<br />
<br />
      “Ne mutlu Türk’üm diyene”.<br />
<br />
<strong>      Ali ÇETİNKAYA</strong>]]></content:encoded>
<author>Ali Çetinkaya</author>
<link>https://www.geyve.com/yazarlar/ali-cetinkaya/cumhuriyet-yasayacak-ilelebet/83/</link>
<pubDate>Fri, 28 Oct 2022 20:05:28 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Kim hain, kim kahraman?</title>
<content:encoded><![CDATA[Kahraman, kutsal saydığı değerleri  için, bizim kutsalımız vatandır, bayraktır, ezandır, kurandır, namustur, bunlar için canını , kanını seve seve feda edenlerdir. Bu uğurda ileri atılıp dönmeyenler, ya da dönmemeyi göze alanlardır.<br />
<br />
Hain ise, bu kutsalları hiçe sayıp, menfaati, rahatı için  gaflet, delalet hatta hıyanet içinde olanlardır.  Bu uğurda düşmanla işbirliği yapanlardır. Vatanının işgaline göz yumanlardır. Bayrağının indirilmesini umursamayanlardır. Ezanların susmasına aldırmayanlardır. Milletinin perişan olmasına  sebep olanlardır.<br />
<br />
Son zamanlarda  Kurtuluş Savaşı karşıtı olan, hatta Kurtuluş Savaşı’nda Kuvayi Milliyecileri engellemek için  Kuvayi İnzibatiye gibi, Aznavur Ayaklanması gibi olayları hazırlayıp memleketi işgal eden düşmanla savaşan  Anadolu Türk evlatlarının  birbirini boğazlamasını  İngilizlerle işbirliği yaparak sağlayan, o zamanın devlet yöneticilerini  masum göstermeye çalışan, bütün olanlara  mühür basan padişah Vahdettin’in hain olmadığı, hataları olsa da masum olduğunu söyleyen bazı siyasetçi, yazar, sosyal medyaboy gösteren kişiler görülmektedir. Elbette birilerinin demesi ile hain de olunmaz, kahraman da olunmaz. Ona Büyük Türk Milleti’nin vicdanı karar verir, vermiştir.<br />
<br />
Tam dört yıl süren Birinci Dünya Savaşı’nda yenildikten sonra tarihte eşi benzeri görülmemiş bir Ateşkes Anlaşması yapıldı. Bu anlaşmaya göre ordular dağıtıldı, silahları toplandı vatanın bütün varlıkları, kuvvetleri düşmana teslim edildi. Bu da yetmez gibi anlaşmanın yedinci maddesi gereği düşman istediği yerleri işgal edebilecekti ve de etti. Ordular dağıtıldı ama Yemen- Hicaz bölgesindeki ordular yenilmediği halde Arap eşkıyaları ile İngilizlerin insafına terk edildi. Maalesef geri getirilemedi. Çoğu esir kamplarına kapatıldı, kimilerinin gözleri kör edildi. Kaçıp kurtulanlar da kimi yollarda kayboldu, kimilerini Arap zenginler alıkoyup, kapısına köle yaptı. binlerce askerimizi düşman insafına bırakan Sultan Vahdettin Trablus’ta mahsur kalan şehzade Osman Fuat Efendi için Mondros Ateşkes Antlaşması için Ege’de Mondros limanında İngiliz generalle ve heyetiyle  görüşmelere gidecek olan Rauf Bey’den (Orbay) nasıl bir istekte bulunuyor.<br />
<br />
Rauf Orbay hatıralarını yazdığı Cehennem Değirmeni adlı kitabında diyor ki: “Mondros Ateşkes Antlaşması’nı imzalamak üzere heyet başkanı olarak görevlendirildim. Sadrazamla  birlikte saraya gittik. Sadrazam İzzet paşa huzura kabul edildi. Bir hayli müddet sonra  çıkışında padişahın teşekkül eden heyeti  tasdik ettiğini belirtti. Bazı hususlara  ehemmiyet  verilmesini irade buyurduğunu söyleyerek, Şehzade Osman Fuat Efendi’nin savaş sebebiyle bir türlü kurtulup çıkamadığı Trablus’tan  dönmesi için İngilizlerden hususi şekilde teşebbüste bulunmamı istediğini iletti. Gece yarısı Hariciye Müsteşarı Reşat Hikmet ve katip Ali Bey’le “Peykişevket” kurvazörüne binerek, İstanbul’dan Bandırma’ya, oradan da trenle İzmir’e hareket ettik” diyor. Limni adasına varıp görüşmeler başlayınca da Sultan Vahdettin’in bu hususi ricasını iletir, maddelere yazılmadan kabul görür ve şehzade İngilizlerin marifeti ile İstanbul’a getirilir.” Kaynak: Siyasi Hatıralarım cilt 1 sayfa 84”<br />
<br />
Şehzadenin Trablus'taki akıbeti için bu kadar yoğun çaba içine giren Sultan Vahdettin, on binlerce vatan evladını Arap çöllerinde İngilizlerle Arapların insafına terk etmekten çekinmemiştir.<br />
<br />
Vatan topraklarını, bayrağımızı, bağımsızlığımızı, namusumuzu ve de kutsallarımızı korumak ve kurtarmak için Anadolu’ya geçen, Samsun, Amasya, Erzurum, Sivas’ta toplantılar, kongreler, mitingler düzenleyip vatanı yine milletin iradesi ve mücadelesinin kurtaracağını anlatan Mustafa Kemal Paşa’ya Türk Milleti inanmış, güvenmiş ve etrafında topyekun toplanıp, düşmanı yurttan kovmak için büyük bir mücadele, Kurtuluş Savaşı verirken millet, vatan olmanın bedelini isterken toprak, bu bedeli ödemekten çekinmeden mücadeleye giren, Hasan Tahsin, İzmir’de düşmana ilk kurşunu atıp şehit olurken, aslan yürekli cüce Ali Şamil 110 cm boyuyla, tüfeği yerden sürükleye sürükleye yüzbaşı İsmail Hakkı Bey’in yanında o cepheden bu cepheye koşarken. Efeler dağlardan inip, İzmir’i ve sonrasında bütün Ege’yi işgal eden Yunan kuvvetlerine dünyayı dar ederken, Çete Emir Ayşe Efe “büyük adamlar silahı olan alsın çıksın” dediğinde martiniyi alıp cepheden cepheye koşarken, Halit Molla ve de İpsiz Recep Kuvayi Milliyecilerin başında Adapazarı’nı düşman işgalinden kurtarırken, Topal Osman önce Karadeniz Bölgesinde Rum çetelerine kan kusturup, Anadolu’da padişah Vahdettin ve işbirliği Yaptığı İngilizlerin desteğiyle çıkarılan ayaklanmaları bastırıp, Yunan’ı İzmir’de denize dökene kadar cepheden cepheye koşarken, Kara Yılan, Şahin Bey Antep savunmasında Fransızlara karşı savaşıp şehit düşerken, daha on dört yaşında Şehit Kamil Fransız askerinin kafasını bir taşta parçalayıp, ardından şehit edilirken Sütçü İmam Marş’ı Fransız’a dar edip, o Şehri halkı ile birlikte kahraman yaparken, büyük kahraman Reşat Çiğiltepe, söz verdiği zaman diliminde Çiğiltepe’yi düşmandan alamadığı için, bu utançla yaşayamam diye not bırakıp intihar ederken, Vecihi Hürkuş, derme çatma uçağıyla düşman üzerinde uçarak kurtuluşa giden yola baş koyarken, Kara Fatma  taa Erzurum Kongresinden 9 Eylül’de düşmanı denize dökerken, Şerife Bacı  İnebolu’dan Kastamonu’ya oradan da Ankara’ya gidecek cephaneyi kağnısıyla taşıdığı gece donarak şehit olurken, Tayyar Rahmiye düşmanın barındığı yerlere rüzgar gibi dalıp, bozguna uğratıp  şehadete ererken, Kılavuz Hatice Fransız taburunu kandırıp pusuya düşürerek tamamını imha ve esir ederken, Asker Saime İstanbul- Ankara arası mekik dokur gibi casusluk görevini yaparken, Fenerbahçeli Futbolcular Papazın Çayırı yanındaki kulüp civarında Anadolu’ya silah kaçırırken, bir çok din adamı, başta Ankara Müftüsü Börekçizade Rıfat Efendi, Amasya Müftüsü Hacı Tevfik Efendi İspartalı Hafız İbrahim Efendi, İzmir Müftüsü Rahmetullah Efendi, Denizli Sarayköy Müftüsü Ahmet Şükrü Efendi, Çal ilçe müftüsü Ahmet İzzet Efendi, Denizli Müftüsü Ahmet Hulusi Efendi, Aydın Çine’de Süleyman Efendi  ve daha bir çok din adamı istiklal mücadelesi verirken,  ve de cephe gerisinde kadınlar ocağını tüttürme mücadelesi verirken; Sultan Vahdettin,  Mustafa Kemal Paşayı daha sekiz Temmuzda görevden aldı. Daha sonrasında zamanın şeyhülislamı Dürrizade Abdullah Efendi marifeti ve Sultan Vahdettin ve Sadrazam Ferit onayıyla Mustafa Kemal Paşa ve beraberindekiler hain ilan edilip öldürülmeleri ya da yakalanıp idam edilmeleri fetvasını yayınladılar. Daha sonra göreve gelen şeyhülislam Mustafa Sabri efendi marifeti ve Padişah Vahdettin’in onayıyla  Mustaf Kemal Paşa ve silah arkadaşlarına idam cezasını onaylayıp, bildir bastırarak İngiliz uçaklarıyla Anadolu’da her tarafa attılar.  İngiliz Muhipleri cemiyeti ve  Teali İslam Cemiyetlerinde yönetici ve bazıları da devletin önemli mevkilerinde yönetici olarak bulunan Sait Molla, İskilipli Atıf gibiler İngilizlerle işbirliği yapıp, Yunan kuvvetlerinin padişahın askerleri olduğu ve karşı koyanların hain olduğu yayınlarını yapıp bildiriler yaptılar, Manisalı hoca Hüsnü Efendi ve onun gibi bazı hocalar, Yunan’la işbirliği yapıp, Kurtuluş Savaşı veren Türk Milletine karşı mücadele ettiler.<br />
<br />
Türk Milleti, Atatürk’ün önderliğinde  vatanı düşmandan temizlediğinde de çoğu yurt dışına kaçtılar. Padişah Vahdettin bir yazı ile İstanbul'u işgal eden İngiliz generale müracaat ederek canını tehlikede gördüğünü söyleyip, bir İngiliz savaş gemisiyle yurt dışına kaçtı. Manisalı Hoca Hüsnü Efendi Yunanistan'a kaçtı Türklüğümden istifa ediyorum diye bir yazı yayınladı. Hüsniyadis adını alarak Yunan tebaasına geçti. Zamanın gazeteci yazarı ve sonrasının Maarif Nazırı Ali Kemal kaçamadı yakalandı. Vahdettin kaçtığında İstanbul İngilizlerin işgali altındaydı. İstanbul sokaklarını 65 bin civarındaki işgal kuvvetlerinin çizmeleri mahmuzluyordu. İstanbul yaklaşık beş yıl süren işgalden sonra  Türk Milletinin imhasını gerçekleştirdiklerini sananların imzaladığı Sevr Antlaşmasını, kazandığı Kurtuluş Savaşıyla çöpe atıp, Lozan Antlaşmasıyla İstanbul’un da düşmandan temizlenmesini sağlayarak bize bu aziz vatanı ebedi vatan yaptılar.<br />
<br />
Öyle birilerinin demesiyle ne kahraman olunur ne de hain. Kimlerin kahraman, kimlerin hain olduğu Büyük Türk Milleti’nin vicdanında yerini çoktan almıştır.<br />
<br />
Ne mutlu Türk’üm diyene.<br />
 ]]></content:encoded>
<author>Ali Çetinkaya</author>
<link>https://www.geyve.com/yazarlar/ali-cetinkaya/kim-hain-kim-kahraman/82/</link>
<pubDate>Thu, 29 Sep 2022 09:27:55 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Kraliçe'nin Corgi'leri</title>
<content:encoded><![CDATA[Sevgili okuyucularım, o kadar çok gündem oluşuyor ki her birini yazmaya yetişmek mümkün değil. Türkiye’de, Dünya’da ve yerelde Sakarya’mızda suya zam meselesi. Türkiye gündeminde siyasetin oluşturduğu gündemler, dev konut projesi gibi. Bir yandan okullar açıldı. Anne babaların çocuklarına okul kıyafeti ve kırtasiye masraflarına nasıl yetişecekleri, bir yandan üniversiteler açıldı. Öğrencilerin barınma yurt sorunları ve dünya gündeminde savaş, doğalgaz krizi gibi sorunlar devam ederken, yetmiş yıldan beri İngiltere tahtında oturan 96 yaşındaki Kraliçe 2. Elizabeth’in ölümü.<br />
<br />
     Şöyle bir yazılanlara, konuşulanlara bakıyorum da, Kraliçe sabah kalkınca  “earl grey” adını verdikleri siyah çaya bergomel yağı ilavesiyle yapılan, kokulu turunçgil aromalı çayını içermiş. Kahvaltı öncesi banyo yaparmış. Kahvaltıda birkaç gazeteye göz atarmış. Günün ilerleyen saatlerinde o İngilizlerin meşhur beş çayını içermiş. Bir de corgi cinsi köpekleri varmış tam otuz dört adet. Onları sever okşar kucağına alırmış.<br />
<br />
    Birçok devlet adamıyla bile tokalaşmaya elini uzatmayan kraliçe köpeklerini hem de eldivensiz seviyor.  Bazı yazar ve konuşmacıların dert ettikleri de bu köpekleri kim sahiplenecek acaba derdine düşmüşler. Yeni kral mı sahiplenecek ya da ne olacak bu köpeklerin haline. Sadece 34 corgi mi? Kraliçenin dünyanın çok yerinde corgileri var, onları kim sahiplenecek. Mesela Türkiye’de boynuna tasma taktıkları da var tasmasız gezenler de.<br />
<br />
    Bu arkadaşlar keşke kraliçenin Türkiye’de kimlere “sör ve leydi” unvanı verdiğini ve niçin verdiğini de yazıp, konuşsalardı. Keşke 1. Dünya Savaşı’nda Türk Milleti’ni tam dört yıl ateşlere atan, Türk Milleti’ni bu topraklardan silip yok etmek isteyen bir devletin en tepesindeki temsilcisi olduğunu da anlatsalardı.<br />
<br />
     1918’de Mondros Ateşkes Antlaşmasıyla ve daha sonra Sevr Antlaşmasıyla Türk Milleti’ne ve de vatanına suikast hazırlayan<br />
<br />
  İngiltere’nin en tepesindeki kişi olduğunu da yazıp çizselerdi.<br />
<br />
    Kıbrıs’ı Osmanlı padişahı 2. Abdülhamid’den geçici olarak alıp bir daha geri vermeyerek üstüne çöken bir devletin temsilcisi olduğunu anlatsalardı.<br />
<br />
     Tarih boyunca Türklere ihanet eden, en son FETÖ terör örgütü üyelerine kucak açan, hainlerin en önde gelen hamisi olduğunu da yazsalardı.<br />
<br />
     Ve bu gün de ihanet içinde olanların da İngiltere’de gelecekte sığınmak zorunda yuvasını yapanlardan biri olduğunu da yazıp çizselerdi.<br />
<br />
     Dünyanın başına bela olan Angelikan kilisesinin de temsilcisi olduğunu anlatmadılar.<br />
<br />
   Varsa yoksa kraliçenin corgileri. Ne yapsınlar, hepsi kendini düşünüyor, sahipsiz mi kalacaklar? Bir sahiplenen çıkacak mı? Yeni kral mevcut corgilerle devam mı edecek? Bakalım zaman gösterecek.<br />
<br />
    On dört ülkenin kraliçesiydi 2. Elizabet. Hepsinin valileri yeni krala bağlılıklarını bildirdiler. Kraliçe öldü, yaşasın yeni kral. Onların da derdi valilikleri devam edecek mi, etmeyecek mi?<br />
<br />
     Kraliçe’nin ölümü bana da o işgal yıllarını hatırlattı. 1918’den, 1923’e kadar vatan topraklarından kovulana kadar ki o günleri. Bir de İngiliz Muhipleri’ni.<br />
<br />
    Acaba 30 Mart 1919’da Damat Ferit’in İngiltere’nin Türkiye’yi himayesine almasını istediği öneri uygulansaydı ne olurdu? Mustafa Kemal Atatürk olmasaydı ne olurdu?<br />
<br />
     Zamanın sadrazamı Damat Ferit’in İngilizlere yaptığı öneriye göre:<br />
<br />
-Osmanlı devleti tam olarak İngiliz himayesine girecekti.<br />
<br />
- Padişah Vahdettin halife sıfatıyla Araplara özerklik verecekti.<br />
<br />
-Doğuda Ermenistan ve Kürdistan kurulması mümkün.<br />
<br />
-İngilizler 15 yıl boyunca lüzum gördükleri yeri işgal hakkına sahip olacaklardı.<br />
<br />
-Gerekli görülen devlet kademelerine İngiliz müsteşarlar atanacak.<br />
<br />
-İngiliz konsoloslar 15 yıl boyunca valilere yardımcılık yapacak.<br />
<br />
-Yerel ve genel seçimler İngiliz konsolosların nezaretinde yapılacak.<br />
<br />
-İngilizler İstanbul dahil her bölgede mali denetim kurma hakkına sahip olacak.<br />
<br />
     Yine 23 Haziran 1920’de İngiliz yüksek komiserini ziyaret eden Cemil Paşa ve Reşit Bey milliyetseverleri ihbar ederek, Türkiye’yi idare ve himaye vazifesini İngiltere’nin idaresine vermek suretiyle bu memleketi adil bir barış ve sükûna kavuşturmak isteğinde ısrar etmişlerdir.<br />
<br />
     Hatta 12 Eylül 1919’da İngiltere Hükümeti adına iki kişi ile Sadrazam Ferit arasında İngiltere himayesinin kabul edildiğine dair bir belge imzalanmış olduğu ileri sürüldü.<br />
<br />
    Maddelerden biri şöyleydi:<br />
<br />
-İngiltere hükümeti, kendi mandası altında Türkiye’nin tamamiyeti ve<br />
<br />
  İstiklalini deruhte edecektir.<br />
<br />
     İngiliz Muhipleri Cemiyeti Başkanı, Osmanlı devlet adamı, Şûra’yı devlet üyesi olan Sait Molla 20 Mayıs 1919 tarihli İstanbul Gazetesi’nde  “İngiliz Himayesi” başlıklı manda taraftarı yazı yazmıştır. Sait Molla belediyelere 21 Mayıs 1919 tarihinde gönderdiği telgrafta şunları yazmıştır.<br />
<br />
-İngiliz Muhipler Cemiyeti kurulmuştur. Kuranlar vatanın kurtuluş imkanını İngiliz “müzaheretinde” görmektedir.<br />
<br />
-Vatanın kurtuluş imkanını temin için vilayet halkı hemen bu cemiyete katılmalıdır.<br />
<br />
-Halk bu cemiyete katıldığını, İngiliz severlik ve İngiliz taraftarlığı hakkındaki genel hislerini ve İngiliz “müzaheretini” talep ettiğini İstanbul’daki bütün yabancı temsilciliklere, hükümet ve gazetelere telgrafla bildirmelidir.<br />
<br />
    Mustafa Kemal Atatürk, Sait Molla’nın telgrafına karşılık 26 Mayıs 1919’da illere bir tamim göndererek şunu yazmıştır.<br />
<br />
    “Sait Molla’nın kamuoyunu birlikten uzak çeşitli siyasi doğrultulara yönelttiğini, milli ve siyasi bağımsızlığımızı ancak milletin tek vücut olarak savunmasıyla sağlanabilecektir.”<br />
<br />
     Atatürk, İngilizlerin her dediklerine boyun eğmekle tutkularının önüne geçilemeyeceğini belirtmiş, vatanın kurtuluşu için İngiltere’ye değil,  Türk Milleti’ne güvenmeyi tercih etmiştir.<br />
<br />
   Atatürk olmasaydı kraliçe’nin cenaze törenine dışişleri bakanı değil de muhtemelen İngiliz valisi katılırdı. (Kaynak: GENELKURMAY ATESE BAŞKANLIĞI KÜTÜPHANESİ/ “Milli Mücadelede Manda ve Himaye Meselesi” Dr. Kadir Kasalak)<br />
<br />
   O zaman da İngiliz Kralı’nın corgileri vardı. En çok da işgal yıllarının Türkiye’sinde. Şimdiki corgiler endişelenmeyin,  sahiplenirler, hatta beklide içinizden birini, olmazsa çocuklarınızdan birini başbakan bile yaparlar. O zamanki corgilerden Ali Kemalin torunu o şerefe nail oldu.  Size neden olmasın.<br />
<br />
<strong>Ali ÇETİNKAYA</strong>]]></content:encoded>
<author>Ali Çetinkaya</author>
<link>https://www.geyve.com/yazarlar/ali-cetinkaya/kralice-nin-corgi-leri/81/</link>
<pubDate>Fri, 23 Sep 2022 11:05:58 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Zamanı Aşan Ben</title>
<content:encoded><![CDATA[<article data-zoom="4" id="main-text">
<p>Hayran olduğum, kabına sığmayan ben, yine zaman mekân üstü dolaşmakta.<br />
<br />
Oysa dışarıdan bakan biri beni odamda sanır. Yatağına rahatça  oturmuş,  sıcaktan,  nemden saklanan, rehavete teslim, hatta biraz miskin sanır. Oysa kâğıt kalemim yanımda. Kitabım uzanabileceğim mesafede. Bana dünyaları sunan telefonum parmaklarımın dokunuşunu beklemekte. Dile benden ne dilersen diyen cinden bile maharetli. Daha az önce beni dünyanın yaratılış anına götürdü. Ama durun hele. Hemen oraya geçmeyeyim, kendime neden hayran olduğumu yavaş yavaş anlatayım.<br />
<br />
Dün akşam saatlerinde annemle telefon konuşması yaparken Geyve'deydim, annemin hemen yanıbaşında. Çıkmaz sokağı çıkar sokak yapanların başımıza açtığı sorunlar, kış hazırlıkları derken ellerim salçaya, reçele mi bulanmadı, ayaklarıma yaban otları mı dolanmadı. Sonra bir anda İstanbul'da buldum kendimi. Kuzularımı saran okul telaşı bana bulaşmaz mı hiç. Her zamanki klasik sözümle bağladım olayı; onlarla beraber tekrar tekrar doğup, tüm heyecanları yenibaştan yaşıyorum.<br />
<br />
Akşam erdiğinde ise konuklarım beni Sofya sokaklarında, Çankaya'da, Kızılay'da gezdirdi. Dile kolay tam yirmi yıl Sofya'da yaşayan, dış işlerinde çalışan insanların, benim gibi meraklı birine anlatacak şeyi biter mi?  <br />
<br />
Kendimi Jetgillerden bile hızlı hissediyorum. Onlar bir Jet'e muhtaç, oysa ben ışınlanma ihtiyacı bile duymadan arzu ettiğim her yerdeyim. Alıştı artık odamın duvarları,  kapı,  pencere!  Bir varım bir yok!<br />
<br />
Kırmızı kapaklı not defterim dile gelecek diye korkuyorum bazen. <br />
<br />
Çünkü üstüne yazdığım karalamalar bir süre sonra bana yabancılaşıyor.  Yahu şunu dinledin,  bunu okudun da not aldın ya deyip bana kızacak,  üstüne basa basa yazdıklarımı hatırlatacak sanıyorum. Baktım, Dante Alighirei/ Orta İtalya/ Bologna/ Ravenna notları almışım. <br />
<br />
Dante'nin hayatını izlemiştim Kentler ve Gölgeler'de; belliki o notlar. Aşkı Beatrice'yi not almışım. Bilirim ki Dante'yi Dante yapan o aşktır. Beni ben yapan aşk gibi. <br />
<br />
"İsteğimiz yaklaştıkça, akıl yetimiz öyle derinliklere dalar ki,  izleyemez onu belleğimiz. "<br />
<br />
Kaç defa yaşadığımız bu durumu Dante ad takarak önümüze koymuş ya,  artık ne şüphe. Her şey aşikâr.<br />
<br />
Yirmi birinci yüzyıldan hopp Ortaçağ'a varmışım. Hayran olduğum ben toparladı getirdi beni.  Şimdi Ayşe Kulin satırlarıyla 1940/1960'lara rahatça gidebilirim. İki gündür okuduğum satırlar İstanbul Adalar'da, Teşvikiye'de, Ankara/ Çankaya'da gezdirmişti beni. Dün akşam 1950 seçimlerinin anlatıldığı sayfalardaydım. İnönü mağlubiyeti,  Menderes zaferi anlatılırken düşülen notlar içimi burktu. Bugünkü Türkiye dünden belliymiş dedim. <br />
<br />
"Cumhuriyetin kuruluşundan beri geri atılan taşra şehirlerinin, kasabaların halkı, çok partili rejimden medet umanlar, İstanbul'un saltanat düşkünü çevreleri, padişahlığın kaldırılışını,  halifeğin lağvedilişini içine sindirmeyenler, harf devriminden, ezanın Türkçe okunuşundan tutun, kadının örtüsüz dolaşmasına kadar her modernleşme hareketine karşı olup da o güne kadar sesini çıkaramamış olanlar, vergilerle cezalandırılan karborsacılar, Varlık Vergisinden nasibini alanlar, malını satamayan ya da köy okullarının inşaatlarına kağnılarıyla taş çekmeye zorlanan köylüler, jandarmadan dayak yemiş muhtarlar,  doğunun şeyhleri,  şıhları, Ege'nin, güneyin ağaları, içlerinde yıllardır biriktirdikleri hınçlarını dökmek için sandık başına koşmuşlardı. Ayrıca Demokrat Parti siyaseti köy içlerine kadar sokmayı başarabilmişken, iktidar partisi seçime hiçbir şey vaat edemeden girmişti. CHP ile bir sorunu olmayanlar dahi, sırf değişim uğruna ya da yıllardır aynı idareyi görmekten bıktıkları için oylarını Demokrat Parti'den yana kullanmışlardı. "(Ayşe Kulin/Hayat) <br />
<br />
İyi ve kötü terazisi dengeyi kaybetmeye görsün. Şahsi çıkarlar veya çekinceler ne memleket bırakıyor ortada ne vatan millet aşkı. Şuuru kaybolmuş bir millet,  erdemine, onuruna,  cesaretine, ahlâkına varana değin her şeyi pazarlık masasına koyabiliyor. <br />
<br />
İçim sıkılıyor yakın geçmişten, dünya nasıl yaratıldı diyorum. Homeros sayesinde ne İliada kaldı öğrenmediğimiz ne Odiessa.  <br />
<br />
Herkül'ü, Afrodit'i, Paris'i,  Zeus'u, Eros'u tanımayanımız yok. Filmlerin sayesinde de Truva'nın düşüşünü bilmeyen yok. Oysa bizim mitolojimiz! İslamiyet'in kabulüyle mi bu mitler karanlıklarda kaldı bilmem ki. Başta da dediğim gibi en başa dönmek istedim. TRT 2 Kökler belgeseli ile yaratılış, göç, Ergenekon destanlarını işlemiş. Seyre değer bölümler hiç sıkmıyor. <br />
<br />
"Evrende yalnızca su vardı. Yer ve göğün yaratılmasına ilham verecek olan Agene derinliklerinde yaşıyordu. Suyun üzerinde ise Ülgen vardı. Ülgen üzerine konacak bir kaya bile bulamadığından sürekli uçuyordu. Bu hâl böylece devam ederken Ülgen içinden bir ses işitti: Altındakini tut, önündekini yakala. Ülgen bu sözü tekrarladı ve elini uzattı. Sonunda suyun üzerinde bir taş belirdi ve Ülgen bunun üzerine kondu. Suyun altındaki Agene,  yukarı çıkıp Ülgen'e seslendi: yap o zaman, yaptıklarım olacak de. Ve ardından kayboldu.  Yeryüzünü yaratan Ülgen'in erlik, ilham veren Agene'nin ise dişil olduğu söylenir."<br />
<br />
Adem ile Havva anlatımı, Türk mitolojisinde de yerini almış. Kanan hep Havva, aklımızda olsun hanımlar. Masumiyet, iyi niyet, güven; yıkıp geçiriyor bizi. Üzülüyoruz sonra. Ama aldanmak mı, aldatmak mı deseler, aldanmayı tercih ederim; ne kadar kanarsam kanayayım,  ne kadar yanarsam yanayım.<br />
<br />
Hayran olduğum ben, dur bir de cennete cehenneme uzanma. Hadi dinlen uykunun kollarında. Rüyalar esir almadan, uzan boylu boyunca.</p>
</article>
]]></content:encoded>
<author>Reyhan Karagöz Çetin</author>
<link>https://www.geyve.com/yazarlar/reyhan-karagoz-cetin/zamani-asan-ben/80/</link>
<pubDate>Tue, 06 Sep 2022 19:30:07 +0300</pubDate>
</item></channel>
</rss>