Opera sanatçısı, tenor Metin Turan ile röportaj

Geyve'nin yetiştirdiği değerlerden, opera sanatçısı, tenor Metin Turan ile röportaj (VİDEO).. Geyve Alifuatpaşa mahallesinde başlayan yaşamı, Geyve Lisesi mezunu, Ankara Devlet Opera ve Balesi solist sanatçısı, Ankara Üniversitesi Öğretim Üyesi Metin Turan ile keyif dolu söyleşi..

Opera sanatçısı, tenor Metin Turan ile röportaj
07 Şubat 2020 - 00:48 - Güncelleme: 07 Şubat 2020 - 00:58
Reklam

Tenor Metin Turan kimdir, eğitimi, akademik ve sanat kişiliği, Geyve ve Alifuatpaşa hakkında duyguları, çok değerli annesi hakkında düşünceleri, idealleri.. İşte Geyve'nin yetiştirdiği müstesna Türkiye ve dünya opera sanatçısı, tenor Metin Turan..

Tenor Metin Turan, İstanbul Fenerbahçe TCDD Tesisleri'nde sorularımızı cevapladı..

İşte o röportaj..

Hocam sizi kısaca tanıyabilir miyiz?

Ben Metin Turan. Ankara Devlet Opera ve Balesi solist sanatçısı, Ankara Üniversitesi Öğretim Üyesi, daha önce Gazi Üniversitesi Öğretim Görevlisi, halen Ankara Devlet Opera ve Balesi'nde tenor solist sanatçı olarak görev yapmaktayım. Ankara Operası'nın son dönem vekaleten müdürlüğünü yaptım. Şu an Devlet Opera ve Balesi'nde görevime devam etmekteyim.

Sizi bu mesleğe sevk eden, ilk keşfeden kim oldu?

Daha okul yıllarında Milli Eğitim Müdürü sene sonu okullarımızda bir eğlence, sene sonu müsamereleri yapılırdı, orada Milli Eğitim Müdürü "Bu çocuğu konservatuara gönderin" demesiyle.. Sonra kasabada çocukken tüm eğlencelerde, gecelerde müzik eşliğinde ve İzmit'ten Türk Sanat Müziği gelmişti.. Beni annemler izin vermemişti, kaçıracaktılar neredeyse. Orada bu ekiplerin bizi fark etmesi, okulda Ahmet İşsever hocamın katkılarıyla.. Okul döneminde yaşadığım olaylardan en önemlisi şuydu; hocam gelirdi, müzik dersinde kemanıyla ses verirdi. Ben 10 alırdım, diğer çocuklar biz niye 10 almıyoruz, sen 2 tane gıy yapıyorsun. Ben de farkında değilim.. Ben sesleri doğru verdiğim gibi 2'sini de veriyormuşum ben böyle yaparken sene sonu müsameresinde sakal takıyorum, "Sakarya Geçilmez"i oynuyorum. Fakat bunu oynarken sakal takılı olduğu halde hoca koronun arkasında otutturuyordu beni sen burada söyleyeceksin.. "Görünmüyorum" diyorum.. Hocam "Oğlum detone oluyor bunlar".. Detone'yi konservatuara gidince öğrendim. Allah allah dedone nedir.. Sesler düşüyormuş.. Kostümümü giyiyordum 2 gitarla hafif müzik söylüyordum. Diğer kostümü giyiyordum, çocuğum fırfırlı gömleği giyiyordum annemin diktiği onları giyiyordum Türk Halk Müziği söylüyordum sazla.. Kemanla da Türk Sanat Müziği söylüyordum. Şimdi bunları gören Milli Eğitim Müdürü bu çocuğu konservatuara yollayın dedikleri zaman ben çok küçüktüm, ortaokul 2 veya 3'te idim. Sonra liseyi bitirdikten sonra bir imkan şöyle oldu.. Kötü bir durum oldu, abim kaza geçirdi, Erzurum Ilıca'da.. Benim de refakatçı olarak abimin yanına GATA'ya gitmem gerekiyor.. Bu arada arkadaşım (şu an doktor olan) Yücel'le merak ettik konservatuar nerede? Oradan takıntı.. Cebeci'de konservatuarı bulduk. Tam da imtihanlara yakın bir dönem.. Kağıtları aldım, Geyve Lisesi'ne gittim. Geyve Lisesi'nden çıkışlarımı aldım. Okula götürdüm, takdim ettim. Abimin başında sabaha kadar kalıyorum. Sabahleyin annem geliyor, akşama kadar kalıyor.. Refakatçıyız.. O günün ilk imtihan günü annem dedi ki "Oğlum bugün dinlen, imtihana gireceksin" dedi. Cebeci'ye gittim. Cebeci'de hiç unutmuyorum Orman Çiftliği sütleri vardı. Bir şişe süt ile yumurtayı böyle çok içerdim.. Bir de yumurta içip, gireyim imtihana dedim. Sakal traşı oldum kenarda.. Gencim, on sekiz yaşını yeni doldurdum.. İmtihana girecem, imtihana hazırlandım.. 740 kişi giriyor imtihana konservatuarın.. Girdim odaya.. Kemal Çağlar hocamız (daha sonra öğrendim) Cebeci'deki konservatuarın sahnede bir tane piyano, başında bir hocamız zayıf, harika bir insan.. Bana dedi ki "Evladım, ben şimdi burada notaya basacağım, sen a diyeceksin. Sen hiç eğitim gördün mü?".. Dedim "Benim hocam vardı, ama piyano görmedim (İlginç piyanonun tuşuna dokunmadım, 1980'lerde)".. Sen dedi dediklerim yap.. "Seni kim yolladı buraya?".. "Hocam git dedi, ben de konservatuara geldim" dedim. "Oğlum bir notaya basıyorum ses ver diyor: A.. Şimdi  a a basıyor.. 2'şer nota basıcam" dedi.. Keman da verirdiya 2 nota, ama ikisini birden vermezdi.. O gün ikisini de verdi.. 2 nota bastı.. "Şimdi 3 nota basacağım oğlum" dedi.. 3 bastı, 5 bastı derken.. "Maşallah, çık oğlum" dedi.. Melodi gösterdi.. Melodileri çaldırdı. Melodileri vurdum ellerimle falan..  Ritm'miş bu.. Ritmle kulak bakmış.. 1980'de böyle bir eğitim.. Hiç eğitim görmeden imtihana girdim. Dışarı çıktım. 2. gün dediler 740'tan 40 kişi kaldık.. Otuz kişi elenecek 10 kişi alınacak. Geldik öbürsü günü.. Biraz daha dinlenmişim, annem 2. gün de beni hastanede yatırmadı. "Ben kalacağım yanında, sen imtihana gir" dedi.. Girdik imtihana, bekiyoruz odada, konservatuarda imtihana girecem. Kapıdan benim sıram geldi, girdikten sonra merdivenlerden çıktım.. Piyanonun başında bir hocamız, Avusturya'dan yeni gelmiş Nurdan hanım, piyanonun başında.. Aşağıda benim gibi bir sakallı Cemil Sökmen, Yalçın Davran, Özdem hanım.. Bütün hocalar içerdeler.. Girmeden önce bana dışarda dediler ki "İlk ne söyleyeceksin?".. Bülent Ateşoğlu dedki "Ne söyleyeceksin?" Ben dedim "Şurdan başlarım türküden.. Ayağımda kundura".. Aman dedi, aman dedi.. "Ön kapıdan girer, arka kapıdan çıkarsın" dedi.. Aman.. Kafa sakin değil benim.. Demek istiyor ki zaten kazanamazsın demek istiyor.. "Türkü bilmiyor musun?".. "Ee biliyorum" dedim. "Ne biliyorsun, Ankara'nın Taşı'nı.." Yok dedim, ben "Çanakkale Türküsü'nü biliyorum".. "Söyle o zaman" dedi.. İçeri girdim, girer girmez, "Ne söyleyeceksin" dediler.. Çanakkala Türküsü'ne bir başlayınca da, o konuşan hocaların hepsi durdular.. Bir de akustik çok güzel eski konservatuarın.. Gidip gidip geliyor, dışarıdan da sesim duyuluyormuş. Ben söylediğim zamanda zaten yukarıki mahalleden söylerdim kasabada, aşağıdaki mahallede halam duyarmış, öyle ses... Bir de okulda anfi patlatıyorduk.. Şarkı söylerken anfiler sürekli patlardı.. Operayı ömrümde ilk defa duyuyorum. Ben şan eğitimi almaya, ses eğitimi almaya geliyorum.. Opera diye bir bölüm varmış dediler.. Hocaların hepsi pür dikkat oldu.. Piyanonun başındaki hoca dedi ki "Şimdi ben sana kulak soracağım, egzersiz yaptıracağım dedi. Ben ne yaparsam sen onu yapacaksın dedi: Aaaaaaaa... Aynısını yapıyorum; aaaaaaaa... Tizlere çıkıyorum böyle.. Sonra Cemil bey olduğunu öğrendim.. Afrika'dan Gine'den gelme bir tenor hocamız var. 14 yaşında Gine'den gelme, dünya tatlısı bir hocamdı.. Allah rahmet eylesin. Oğlum diyor, sen 1 oktav sopranolar gibi tenor gibi söyleyeceksin diyor. Bir oktav aşağıdan.. Onu da söylüyorum, onu da söylüyorum, hocalarımın hepsi çok şey yaptılar.. Çıkarkan Yalçın Davran dedi ki "Oğlum nerelisin sen?".. Genel müdürmüş.. 
-Sakaryalıyım dedim.
"Az patates yemişsin" dedi.
Zayıfım, ince bir çocuk, ayaklarımın üzerinde zor duruyorum, çıktım dışarı..
"Ne oldu?" dediler..
-Ben az patates yemişim.
"Ne oldu, çok durdun içerde"
-Ne çok durdum ya.. 
Çıktım gidiyorum, Yalçın Davran "Dur bakalım, daha soracaklarımız var.. Sesin buraya kadar geliyordu. Niye öyle diyorsun"..
-Yok dedim az patates yemişim, ben kaybettim dedim.
Çıktım, oturuyorum böyle konservatuarın Cebeci'deki taşların üzerinde.. Doktor arkadaş asıldı dedi.. Ben gittim baktım "Kazanamamışım" dedim, oturdum. Gideceğim... Yücel geldi, dedi "Kazanmışsın"..
-Ne kazanması? dedim.. Ben tabi altlara bakıyorum.. Meğer en üstteymiş, görmemişiz..
Kazandık ama, nasıl kazandık.. Hastanede abim rahatsız..
Kazandığımızı söylediler.. Ona soruyorlar, buna soruyorlar.. Konservatuar nere, şan bölümü ne, operacı ne, ne olacak, gazinoda şarkı mı söyleyecek bizim oğlumuz.. Olmaz falan filan.. Bilen kişilere soruyorlar.. Diyorlar gazinoyla ilgisi yok, bu opera sanatçısı, bu başka bir şey, başka bir kültür.. En sonunda GATA'da paşaların anneme kadar geldiklerini gördüm. Biz çocuklarımıza eğitim aldırıyoruz, kazanamıyorlar. Siz kazanan çocuğunuzu nasıl yollamazsınız.. Yollayacaksınız, derken.. Okula gittiğimde 20 gün gecikmiştim. Benim altımdaki kişiyi almışlar.. Beni de hocalar arıyor, "Nerde bu çocuk" diye.. Sonra dediler, "Bunu da alıyoruz".. Kazandığım halde, gecikmemden dolayı okula gidemiyordum az daha.. Fakat yatılılık hakkımı kaybettim. Bir ev tuttum. Rezzan Sökmen.. Cemil Sökmen'in eşi.. Cemil bey dedi ki "Oğlum 100 tutarsa, puanların.. Seni yatılıya alırız" dedi. "Çünkü kalmadı, geç geldin oğlum, niye geç geldin?".. Gelmeye niyetim yoktu.. Gelmeye benim niyetim var da göndermiyorlar. Büyükler dedi ki "Bir düşünelim bakalım".. Bir süre sonra 100 tutturdum bütün notlarımı.. Derken ik senenin sonunda Rezzan hanım okulu bıraktı. Cemil Sökmen'in öğrencisi oldum. Cemil Sökmen, 4. senemde vefat etti. Necit Kasım hocamız, Cüneyt Gökçen sahne hocamız, Ejder Akışık diksiyon hocamız, Cihan Ünal diksiyon hocamız, Serap Sezer sahne hocamız, Aydın Gün sahne hocamız.. Bunlardan ders alıyoruz. İlk senenin sonunda hocam niye bıraktı dye merak ettiğimi, 4. senede Cemil Sökmen'in vefatında öğrendim. "Oğlum" dedi, "Cemil benden seni istedi, vermem dedim.. Alınca en sonunda ben okulu bıraktım, sonra öğrenci istemedim. Metin olmadıktan sonra ben buraya öğretmeye gelmem" dedi.
Ben farkında değilim, ilk senenin sonunda zaten Cemil bey çekti beni kenara dedi ki "Oğlum, bak sigara içmek yok. Ya sigara, ya da opera.. Bir.. Çalışmalarına devam ediyorsun. Bundan sonra böyle eksikliklerin olmayacak". Abimin hastanede olduğunu biliyorlar. 6 ay sonra abim hastaneden eve çıktı, Adapazarı'na gitti. Sonra gazi olan abim 20 yıl rahatsızlığı devam etti. Ankara'ya yanıma gelirken vefat etti. Baba gibiydi bana.. 2 yaş büyüktü ama bir baba gibi ona saygımız başkaydı. Derken ben 1986'da, konservatuarı, operayı bitirdiğimde.. Sınıf 3, 3, 2.. eksile eksile 2 kişi bitirabildik. O kadar eleme vardı.. Operaya girdim, solist olarak kazandım. Solist olarak 1986'dan beri Devlet Opara ve Balesi'nde solist sanatçı olarak görevime devam etmekteyim.

Devlet büyükleriyle anılarınız var mı, unutamadığınız anılar var mı, anlatır mısınız?

Komik anılar var, çok çok güzel anılar var. Hatta geçenlerde Yıldız Kenter vefat etti, onunla bir anım var.. Operalar söylerken, o da şiirler okuyordu. Demirel ile var, Özal ile var.. Cumhurbaşkanımızla anılarımız var, başbakanken anılarımız var. Hele Özal ile Ağrı Dağı Efsanesi'ni söylüyorum, geldiği zaman.. O zamanlar yeni.. Yaşımı sormuştu, şaşırıp yaşımı yanlış söylemiştim. Çok gelirdi operamıza.. Ağrı Dağı Efsanesi'nde yine düştüğüm bir anım var.. İntihar sahnesi var.. Sahneden, surlardan atlıyorum, intihar  ediyorum.. "Gülbahaaaaar" surlardan bi atladım, yatak yok aşağıda.. Ben şu ayağımı vurduğumu hatırlıyorum da.. Hala tık tık eder bu ayak.. İyi ki kırmamışız.. Ama çok ağrıdı ve orkestraya inip ağıt söylüyorum. O ağıt da çok güzel bir ağıt.. Arşelerin çarptığını hissettim. Metin dediler, "Bugün ne güzel yaktın ortalığı ağıtı söylerken".. "İçim yanıyor" dedim.. Ayak gitti.. Yatağı yanlış yere koymuşlar.. Ben düz potoslama düştüm ayağımın üstüne..

Bir de kol çıkardı.. Bir de onu anlatayım.. Turgut Özal Cumhurbaşkanımız locada, Mesut Yılmaz birinci 25 numarada oturuyor.. Artık sıraları müdürlükte biliyoruz.. Protokolü biliyoruz. 25 numarada Meset Yılmaz, locada Özal.. Mahagoni Operası'nı oynuyoruz. Askere göndermediler, sen oynarsan bu oynayacak.. Rutkay Aziz sahneye koyuyor.. "Seni şöhret yapacağım" dedi. Şöhret olmaya niyetimiz yok zaten.. Derken birinci perdenin ilk sahnesinde ben bardağı fırlattım, sahnede kol omuzdan çıktı.. Bara gidiyorum, barda herkes heyecanlanacak diye.. Rutkay Aziz provalarda söylüyordu, gerçekten herkes heyecanlandı, kol çıktı çünkü.. Herkes farkında bara gittim, barın sahnesi.. Deviriyorum orayı, kolu yerine taktığım zaman 3. sırada eşim çatırtıyı duymuş. Hocam.. Hanım da dedi "Çatırtıyı duydum" dedi. Kolu yerine taktım, çünkü oyun devam edecek. Öyle bir adrenalin yüklü ki vücut, o kolu yerine taktım ve çıktım.. Rutka Aziz kenarda bağırıyormuş "İkinci tenor gelsin".. Semih'ciğim, sağolsun ezberleyememişti birinci perdeden sonrasını "Ne olur Metin sen yap" diyordu. Çünkü zor bir eserdi. Bertolt Brecht Mahagoni Operası.. Türkiye'de de ilk oyun, müzikal.. Ve ikinci sahneye daha çıkarken, Banu'yu çekerken kol yine çıktı. Oyun devam ediyor, rolüm geliyor.. Çetin'e eğil dedim, kolu taktık yerine.. Ben birinci perde bittiği an, herkes başıma üşüştü, perde kapandı. Hemşire geldi bana iki tane iğne vurdular, kalçadan.. Ve kolumu bağladılar ve kostümü öyle geçirdiler vücuduma ve ben kolumu iç cebime soktum, bağlı kaldıramıyorum. Devamlı böyle (sol kolunu kaldırıp, indirerek) söylüyorum .. Hocam Rezzan hanım demiş ki;
-"Ya olur da bu kadar da solculuk olmaz".. 
Hanım demiş ne oldu? 
-"Ya sağ elini hiç oynatmıyor, devamlı sol koluyla söylüyor".. 
Hocam demiş, "Kolu çıktı, bağladılar, iğne vurdular, Metin öyle söylüyor"..
-"Yapma ya" demiş..
Temsil bitti, çünkü prömier.. Dedim, "Sayın Özal'a dediniz mi, kolu çıktı, sağ kolunu kullanamıyor".. Hepsini demiş oraya.. Hiç unutmuyorum o anımı, çünkü ilk defa bir Cumhurbaşkanı geliyor, sağ partiden ve sahnedeki başrol oyuncusu sol eliyle inat yapar gibi.. Böyle espriler oldu.

Ve hiç unutmuyorum en son sahnede idam ediliyorum.. Kollarım arkadan bağlı, sofitçi boynuma takılan ipi çekiyor, en son artık idam edilip sahne kapanacak.. Ve o ip bir takıldı boğazıma, ellerimi de oynatamıyorum. Sofiti de çok çekiyorlar, ayaklarımın ucuna kadar geldiğimi ve gerçekten boynumun biraz daha çekseler nefes alamayacak durumda olduğunu çok iyi biliyorum. O sahneyi de öyle yaşadık. Hatıralarımız çok.. Güzel anılarımız var.. Özal'ın yine başka temsillere çok geldikleri bir zaman.. Saddam'ın ilk Kuveyt'e girdiği gece "Söyleyin, erken çıkmak zorundayım" dediği konseri de hatırlıyorum, fakat sonuna kadar izledi. Demirel temsile gelecek, o gece Saddam Türkiye'ye bomba atacak deniyor.. Ben de Andre Chenier oynuyorum, bütün  protokol hazırlanmış, Demirel gelecek deniyor ve Türkiye'ye bomba atılacağı için Demirel çıkamadı.. Boş kaldı temsil, yani protokol geleceği için..
Yine sezon başladığı zaman Mahagoni'nin ikinci provasına geçtiğimiz zaman öğleye doğru bir haber geldi.. "Turgut Özal vefat etmiş" dediler.. Ve biz sahnede prova yapıyoruz.. Rutkay Aziz dedi ki "Metin ne yapacağız?".. "Rutkay bey siz bilirsiniz" dedim. "O bizim Cumhurbaşkanımızdı, provayı iptal ediyorum" dedi. Provayı başka bir güne erteledik. O gün de acı bir haber almıştık, sahnedeydik ancak provayı iptal etmiştik.

Hocam opera sanatçısı olabilmek için gençlere ne önerirsiniz, ne gibi tavsiyelerde bulunursunuz?

-Şöyle bir durum var.. Artık o kadar çok imkan var ki.. Yani bizim zamanımızda hiçbir şey yoktu.. Biz piyanoyu görmeden gittik.. Kemanı bilirdik, taşınabilir müzik aletlerini bilirdik.. Fakat şimdi ki nesil daha şanslı ve hocalar daha bilinçli. Bir kere bir operacının ses, kulak, ritm, fizik.. Bunların olması gerekiyor.. Yani sesi varsa, materyal deriz biz ona, sesi varsa, kulağı da varsa, ritm duygusu da varsa, yetenekleri de varsa, fizik ölçüleri de uyumluysa bunu yapar.. Ama bunu okuluyla.. Hiç bir şey okulsuz olmaz.. Bunun için konservatuarlarımız var. Bunun için akademilerimiz var, üniversitelerimiz var. Bu yolu uygulamaları gerekiyor ve sesinin gelişmesi için ergenlik çağını geçirmesi gerekiyor. Soprano'nun da, tenor'un da, bas'ın da bariton'un da bu ergen çağını geçirmesi gerekiyor. Ergenlik geçtikten sonra ses olgunlaşır, ondan sonra eğitim başlar.

Geyve'ye dair anılarınızı anlatır mısınız.. Geyve deyince, Alifuatpaşa deyince size ne ifade ediyor? Kısaca duygularınızı alabilir miyiz?

Dünya'nın çoğu yerini gezdiğim gibi ülkemizin pek çok yerini gezdim. Hiçbir yere benzemeyen güzel bir yer Alifuatpaşa, Geyve..Olağanüstü bir yer.. Yani İspanya'nın Bilbao'su.. Gerçekten Bilbao, ortasından bir nehir geçiyor.. Başka bir ülkeye gidiyorsunuz aynı şekilde.. Sadece biz oralarda bir şey yapamıyoruz, bir şeyler üretemiyoruz, bir şeyler yaşatamıyoruz diye üzülüyorum. Yani oralar güzelleştirilebilir.. Çocuklarımız zaten yetenek fışkırıyor, olağanüstü.. Toprak olağanüstü, insanlar harika.. Tek eksiklik, eğitim noksanlığı, verimlilik.. Bunlar da zamanla yapılacak şeyler.. Geyve, Alifuatpaşa deyince anılarım tabii çok çok fazla.. Her şey çok güzel oralarda, 18 yaşıma kadar oradaydım. Ben çocukken, pek hatırlamıyorum, yaşlılar anlatıyor, "Hadi Metin türkü söyle" derlerdi, şakır şakır söylerdim.. Gelirdim söylerdim, düğün olur söylerdim. Çıkartır sahneye atarlar, sene sonu müsamereleri ben.. Kına gecelerinde bile "Hadi Metin tef çal, oynat bizi" derlerdi. Kadınlara bile çocukken kına gecelerinde çalardım. Yani hayatım böyle geçtiği gibi, bir de ilginç olan anfiler vardı o zaman.. O anfiler sesime dayanamazdı.. Boyna anfi değiştirirlerdi, o mikrofonlar patlardı. Çünkü volum yüksekmiş, zaten ilginç olan "İyi ki oradan operayı seçtin" diyorlar. Mesela İtalya'dan sanatçılar geldi beni götürmek istediler, işte Amerika'dan istediler.. Şenkal Atasagun "Ne olur Amerika'ya gönderelim seni" dedi.. Rusya'dan istediler, Polonyalı hoca istedi, falan.. Devamlı dış ülkelerden götürmek istediler.. Avusturya Büyükelçisi Klaus Ziegler Avusturya'ya götürmek istedi.. Gidemezdim ağabeyim rahatsızdı, tek erkek de ben kalmıştım ailede, ablam vardı. Ben gitsem ağabeyim burada sanki, arkamdan hemen ölecekmiş gibi gelirdi. Çucuklar oldu, ondan sonra gidemedik. Şimdi ki gençlere hep tavsiyem, ne olur aşın.. Ama gidin, oralarda bir şeyler öğrenin Türkiye'ye getirin. Türkiye bu konuda çok aç.. Aç ama çok bilinçli insanlar, evrensel sanat.. Dünya'nın her tarafında yapılan bir sanat.. Türk Milleti de evrensel bir millet.. Her yere gidip, dünyanın her yerinde rastlayabilirsin. O yüzden Türkler de evrensel bir millettir. Kazanımlarımız çok, Türkiye çok zengin bir ülke.. Ama bana göre Türkiye'nin en güzel yeri Geyve.. Osmanlı bile, Osmanlı'nın bahçeleri, yetiştirdiği herşey Geyve Ovası'ndan gelirmiş.. Bunu daha yeni öğreniyoruz. Pamukova, Geyve, o ovalardan gelirmiş.. Yani Osmanlı'nın çiçek bahçesi, yemiş bahçesi, meyve bahçesi.. 

Şu an bir hedefiniz, şunu da yapmak isterim dediğiniz bir idealiniz var mı?

Bana verilen görevi en güzel şekilde yaptım. Yaş geldi artık.. Müdürlük de yaptım, en uzun dönem Ankara Müdürlüğü'nü yaptım,.. Genel Müdürlüğe de vekaleten baktım.. Yaş da geldi, artık eğitim.. Ben isterim gençlere faydalı bir şeyler üretebilmek.. Eğer ilerde yine Genel Müdürlük olabilirse, bir opera binası yapmak isterim. Ankara'ya yapıldığı gibi, isterim ki Bursa'ya da bir opera binası olsun.. Yani  Diyarbakır, Van.. Yine doğuda bir çok ilin opera binası açılacak diye bekliyoruz. Samsun var, Antalya var, İzmir var, Mersin var, İstanbul var.. 6 tane operamız var.. Bunun yanında 3 tane daha operamız açılsın diye kanunen herşeyi çıktı. İsterim ki Bursa'ya açılsın, isterim ki Sakarya'ya küçük bir opera açılsın.. Yani benim isteğim artık eğitim ve eğer Genel Müdürlüğe yine gelirsem, Ankara'ya da büyük bir opera binası açtırmak.. Çünkü üzüldüğüm konu şu; Kazakistan'a gittim.. Ben gittiğim zaman operaları gezerim.. Buckingham Sarayı'nı seyrederken ben opera binasındaydım Londra'dayken.. İsterim ki en modern şekilde büyük bir külliye vaziyetinde Ankara'da tiyatro, opera, bale ve sanat kurumlarının bir araya geldiği koca bir külliye açarak, orada sanat icra edilmesini sağlamak.

Hocam aile bağlarınız çok güçlü, ailenizden, annenizden ve ağabeyinizden bahseder misiniz?

Annem 28 yaşında, 3 çocukla dul kaldı.. Ben 9 yaşındaydım. Babam kaza geçirdi.. Kasabanın fen memuru idi.. Annemiz o tarihten sonra bizi yetiştirdi. Çok genç yaşta dul kaldı, evlenmedi, hayatını bize adadı.. Bir çocuğun hayatında annesinin, babasının çok büyük bir payı var.. Annemin çok büyük payı var hayatımda..  Çok tartışırız yalnız, kızarım bazen, çok üzerimize düşer..En çok, en küçük olduğum için bana düşer.. Babam vefat ettikten sonra hep derdi "Babanız şurda yatsaydı da, sağ olsaydı" derdi.. Abim kaza geçirdi, 20 yıl felçli kaldı, yattı.. "Bir yıl yaşar" dediler Ankara GATA'da, 20 yıl sevgiyle yaşattık.. Kendisine yerler yaptı, dükkan açtı.. Oğlum diye çağırırdı.. Onun vefatından sonra epey bir yıkıldım ben.. Bağımız korkunçtu, tabi çok güzel şeyler yaptı.. Annem bana en büyük destek oldu. Okulumu okumama.. İlkokuldan üniversitemi bitirinceye kadar.. Bir annesi varsa insanın arkasında o okur.. Hani Einstein'ındı sanrım hikaye doğrumu yanlışmı bilmiyorum annesinin büyük bir faydası var.. Bir insanın arkasında eşi de varsa, o adam bir yerlere gelir..  İşte herşey buna bağlı.. Bir.. Demek ki bir insanın arkasında sağlam onu destekleyen anne ve iyi bir eş.. Allah'a çok şükür, ondan sonra iyi evlatlar yetişiyor, iyi insan yetişiyor..

Hocam katkılarınız için, samimi güzel bir söyleşi için sizlere çok teşekkür ederiz. Annemize, ailenize ve sizlere sağlık ve mutluluklar dileriz.


Geyve.com / ÖZEL

METİN TURAN'IN İCRA ETTİĞİ ESERLERDEN BAZILARI


Bu haber 2449 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUMLAR

YORUMLAR

  • 2 Yorum
  • Düşünen insan
    7 ay önce
    Alifuatpaşa'da ikamet ediyorum. Evden camiye, camiden eve giden, sorgulamayan, eleştirmeyen, okumayan, yazmayan, halinden memnun bir toplum var. Böyle bir atmosferde Sn.Turan gibi bir şahsiyetin çıkması, müziğin en üst, doruk noktasında bir sanat ile uğraşması, gerçekten beni şaşırttı. Kendisine, ve emeği geçen tüm canlara teşekkürler.
  • VECİHİ
    7 ay önce
    KARDEŞİMİZİN BAŞARILARI DAİM OLSUN,BİLLUR GİBİ BİR SES VE GURUR DUYDUM. RAHMETLİ ELEKTRİKÇİ YUSUF AĞABEY,KIRMIZI BALKAN MOTOSİKLETİ GÖZLERİMİN ÖNÜNE GELDİ VE ON YILLAR ÖNCESİNE DÖNDÜM.