Nezahat Onbaşı'nın Geyve hatırası!

İLK KEZ İZLEYECEKSİNİZ! Milli Mücadelenin çocuk kahramanlarından Nezahat Onbaşı'nın Geyve hatırasını ilk kez dinleyeceksiniz.

Nezahat Onbaşı'nın Geyve hatırası!
17 Eylül 2022 - 11:16 - Güncelleme: 17 Eylül 2022 - 11:50
Reklam
1993'te hayatını kaybeden Nezahat Onbaşı, (Nezahat Baysel) TRT arşivlerinden çıkarılan videoda Geyve'de yaşadıklarını anlatıyor.

Sitemiz eğitimci yazarlarından Arif Öztürk, Milli Mücadele'de GEYVE (11) yazısında Nezahat Onbaşıdan şöyle bahsetmişti.

"Geyve’ye yapılan saldırı bertaraf edilmişti. Şimdi sıra bölgedeki Kuva-yı İnzibatiye’yi ve diğer asi kuvvetlerini tamamen temizlemekteydi. Bunun için çağrılan Çerkez Ethem ve diğer kuvvetler de Geyve’ye ulaşmış durumdaydılar. Bu gelen kuvvetlerden 70. Alay komutanın dokuz yaşındaki kızı Nezahat’ın Gavur Ali ile karşılaşması şöyle olmuştur.
Nezahat Onbaşı olarak bilinen dokuz yaşındaki Nezahat annesi öldüğünden babasıyla kalmak zorunda kalmıştır. Babası Albay Hafız Halit Bey 70. Alay kumandanıdır. Birliği bölgedeki mücadeleye katılmak için Geyve’ye gelmiştir. Kızı Nezahat’da beraberindedir. Bu günleri Nezahat Hanım, Tarih ve Coğrafya Mecmuası’na şöyle anlatmıştır:
‘’Bir akşam üstüydü. Çadırın önünde oturmuş, babamın ceketindeki sökükleri dikiyordum. Birden silah çatırtıları duyuldu. Bütün bölükler silah başı yaptılar, ileriye keşif kuvvetleri gönderildi. Babam da hazırlıklarını bitirerek yanıma geldi:
- Haydi, dedi; benimle gel.
- Nereye gidiyoruz?
- Askerlikte sual sorulmaz. Verilen emirler yapılır.
- İyi ama ben askermiyim?
- Şu dakikadan itibaren askersin.
Hiç bir cevap hayatımda bu derece beni sevindirmemişti. Demek ki babam beni artık asker olarak kabul ediyordu. İçimde sevinç bulutları dalgalana dalgalana hazırlıklarımı bitirdim, bölüklerin toplandıkları yere doğru koştum. Silah sesleri hâlâ duyuluyordu.
Bölükler emir aldıktan sonra yürüyüş koluna geçtik. Birkaç saat sonra keşif bölüğü döndü. Yanlarında çopurlu poturlu ve silahlı bir sürü insan vardı. Bunlar çetelermiş. Reisleri de Gavur Ali diye anılan biri. Biraz evvel silah atanların bunlar olduğu anlaşılmıştı. Meğer bu adamlar bir köy civarından geçerlerken hep böyle yaparlarmış. Gavur Ali’yi babamın yanına getirdiler. Babam sordu:
-Kimsiniz siz? Bu silah sesleri nedir?
-Ben Gavur Ali; biz de sizdeniz. Baskın yapmak için cephanemiz kalmadı. Bize cephane verin.
-Ya duyduğum silah sesleri neydi?
-Köy kenarından geçiyordum, bizimkiler aşka geldi.
-Ben, keyif için mermi yakanlara cephane vermem. Bir tek kurşunun bile bu gün
için kıymeti vardır.
Çeteciler babamın bu sözlerinden memnun olmadılar, homurdana homurdana uzaklaştılar."

İşte Nezahat Onbaşı'nın TRT arşivlerinden çıkarılan, kendi ağzından Geyve hatırası
 

 
NEZAHAT ONBAŞI KİMDİR?

Milli Mücadele kadın milislerinden (D. 1909 – Ö. 1993). Çanakkale Cephesi 70. Alay Komutanı Hâfız Hâlid Bey, eşi Hadiye Hanım’ın veremden yaşamını yitirmesi üzerine, bırakacak kimsesi olmadığından 8 yaşındaki kızı Nezahat’ı da yanında cepheye götürdü. Çanakkale’de savaş ortamıyla tanışan Nezahat, alayın İzmit’e nakledilmesinin ardından talimlere katılarak at binmeyi ve silah kullanmayı öğrendi. Babasının yanında cephede yer aldı, çarpışmalara girdi bu yüzden kendisine 12 yaşında “onbaşı” rütbesi verildi.

Halit Bey, komutasındaki 70. Alay ile birlikte Anadolu’da Milli Mücadele’ye katılmaya karar vererek alayı Kuvayı Milliye bölgesine kaçırıp Mustafa Kemal’in emrine verdi. Burada da babasının yanında olan Nezahat Onbaşı, Geyve, Sakarya, Gediz, Birinci İnönü, İkinci İnönü savaşları ile Konya İsyanı’nda görev aldı. 1920 yılında ilk defa asker elbisesi giydi. Cephede Mustafa Kemal Paşa, İsmet Paşa ve Çerkes Ethem ile tanıştı. İsmet Paşa, Nezahat Onbaşı’ya “kurmay” unvanı verdi.

Kurtuluş Savaşı’nın devam ettiği günlerde Nezahat Onbaşı’nın öyküsü TBMM’de gündeme geldi. Bursa milletvekili Emin Bey, ilk istiklal madalyasının Nezahat Onbaşı’ya verilmesini önerdi. Buna karşılık İzmit milletvekili Hamdi Namık Bey çeyiz verilmesini, Tunalı Hilmi Bey ise paşalık unvanı verilmesini önerdi. Bu öneriler mecliste kabul edilmesine rağmen savaşın neden olduğu karışıklıkta Nezahat unutuldu. Kendisinin de bu konuda herhangi bir ısrarı ya da müracaatı olmadı. Savaştan sonra babası ile birlikte İstanbul’a yerleşti ve Kumkapı’da açılan Jan Dark Enstitüsü’ne girdi. Bir süre sonra aile kararıyla okuldan alınarak, sonradan Atatürk’ün yaveri olacak Yüzbaşı Rıfat ile evlendi (1931). Eşinin görevi dolayısıyla ailesiyle birlikte sürekli Atatürk’ün yakınında yer aldı; devlet törenlerine, balolara katıldı. 1986 yılında Dolmabahçe Sarayı’nda düzenlenen bir törenle TBMM başkanı Necmettin Karaduman tarafından Nezahat Onbaşı’ya Takdir Beratı (Şükran Belgesi) verildi.

İSTİKLAL MADALYASI SAYIKLAYARAK ÖLDÜ

Hüriyet gazetesinde yer alan habere göre; Nezahat Onbaşı'nın hak ettiği ama alamadığı İstiklal madalyasını sayıklayarak hayatını kaybettiği belirtildi.

"İstiklal Madalyası’nı bana çok gördüler"

Herkes onu ‘Onbaşı Nezahet’ diye tanıdı. Türk askeri tarihinde 12 yaşında onbaşı rütbesi alan tek kız çocuğu oldu. Meclis tutanaklarına ismi ‘Türk Jan Dark’ı’ diye geçti. Hak ettiği ama alamadığı madalyayı sayıklayarak öldü.

Meclis kürsüsünden, “İstiklal Madalyası’nı hak eden ilk isimlerden biri o olmalı” diye konuşmalar yapılıyor, İstiklal Madalyası yasası çıkıyordu. 95 bin kişi boynuna madalyalarını taktı. Bir tek o unutuldu. O, Türk Jan Dark olarak tanınan Nezahet Baysel’di. Peki ama niye İstiklal Madalyası verilmemişti?

Kurtuluş Savaşı’nı anlatan tüm kitaplarda adına rastlanan, Meclis tutanaklarında geçen bu kadın kahramanın onbaşılık belgesi kayıptı. 1944 yılında Samet Ağaoğlu’nun, Kuvayı Milliye Ruhu kitabıyla kamuoyunun keşfettiği onbaşı Nezahet’in peşine düşen gazeteciler sorumluydu bu durumdan.

Gazeteci Kadri Kayabal, kendisiyle görüşmüş, tüm belgeleri geri getirmek üzere almış ve kaybetmişti. Kayabal, hatasını sahibi olduğu Türk Haberler Ajansı’ndan kamuoyuna duyuruyla telafi etmeye çalıştı ama nafile. Türk Jan Dark’ı bürokrasiye kurban edildi.
 
MASALSI KAHRAMAN

Yazar Ozan Bodur kitap serüvenini, “İstiklal Harbi sürecini daha iyi anlamak adına düzenli şekilde okuduğum TBMM zabıt ceridelerinin 140’ıncı oturumuna gelmiştim... 30 Ocak 1921 tarihli tutanaklarda anlatılan masalsı kahramanla karşılaştım. Daha 12 yaşındayken Meclis gündemine oturan bu minik kız çocuğu da kimdi? O gün başladığım araştırma 10 ay sonra bir kitaba dönüştü” diye anlatıyor.

8 yaşında annesini kaybeden Nezahet, defalarca donma tehlikesi geçirdiği zorlu bir yolculuktan sonra 70’inci Alay Komutanı olan babası Hafız Halit Paşa ile birlikte milli orduya katıldı. Minik bedenine ilk askeri üniformasını ve küçücük başına Kuvayı Milliye kalpağını Geyve sırtlarında geçirdi. Osmanlı’dan kalma silahlar büyük ve ağır olduğu için hiçbirini taşıyamıyordu. Bu nedenle kendisine Çerkez Ethem tarafından Akhisar’da daha küçük olduğu için bir Yunan Filintası hediye edildi. İlk kurşununu İngilizler’in kurduğu Kuvayı İnzibatiye’sine karşı sıktı.

Gediz’de dağılmak üzere olan bir alay askerin önüne atını sürerek, “Ben babamın yanında ölmeye gidiyorum, siz nereye gidiyorsunuz?” dedi ve büyük bir bozgunu önledi. İnönü savaşlarındaki katkısı bir efsane gibi her yerde anlatılmaya başlandı. Türk tarihinde ilk kez bir çocuğa onbaşılık rütbesi verildi.

Yunan kuvvetleri tarafından 70’inci Alay’a Kızlı Alay denilmesinin tek sebebi düşman kuvvetlerinin bu minik kıza duyduğu hayranlıktı.

Onbaşı Nezahet’in ilginç hikâyesi, Cumhuriyet ilan edildikten sonraki haya tında da aynen devam etti. O, yeni Türkiye’nin Bursa Amerikan Kız Koleji’ne giden, ardından Fransız Jean D’arc Enstitüsü’nde eğitim gören modern yüzüydü. Eğitim süresince aldığı sayısız onur belgesi, kişisel arşivinde yerini aldı. Taa ki, babası yeniden evlenmeye karar verene kadar. Baba Hafız Halit Paşa’nın ikinci evliliği, hayatını değiştirdi. ‘Yeni annesi’ne yardım etmesi için okuldan alındı. Mutsuz geçen birkaç ayın ardından bir aile dostlarının aracılığıyla tanıştırıldığı Üsteğmen Rıfat Bey hayatında yeni bir dönem başlattı.

ÇALIKUŞU OLDU

Subay eşinin ardından bir çalıkuşu gibi Tokat, Amasya, Bursa, Ankara ve İstanbul’da yaşadı. Mutlu ve uyumlu bir çift olan Baysel ailesinin 1930’da büyük kızları İnci, 1945’te ise ikinci kızları Oya dünyaya geldi. Nezahet, babası yüzünden yarım bıraktığı eğitimini evliyken, 1936’da Ankara’da İsmet İnönü Kız Enstitüsü’ne giderek tamamladı. Hak ettiği halde bir türlü kendisine verilmeyen İstiklal Madalyası’na kavuşma mücadelesi, hayatında önemli olan iki erkek tarafından sürekli desteklendi. Eksik belge, duvar gibi hep önüne getirildi. 1974’te önce eşini, ardından da babasını kaybedince içine kapandı.

Yıllar sonra Nezahet Baysel’in damadı Ergenekon Üçok, kayınvalidesinin yaşayan bir tarih olduğunu ve kendisinden esirgenen İstiklal Madalyası’nın hayalini, gazeteci Mete Akyol’a anlattı. Akyol, araştırdı ve hikâyeyi kaleme aldı.

MADALYA YERİNE ŞÜKRAN BELGESİ

1986’da dönemin TBMM Başkanı Necmettin Karaduman, Baysel’e Dolmabahçe Sarayı’nda birkaç kişinin katıldığı törenle Şükran Belgesi verdi. İstiklal Madalyası yine kayıp evraka takılmıştı. 78 yaşındaki Baysel, gözyaşlarıyla belgeyi aldı. Aileye o törenden bir kare fotoğraf bile kalmadı.

1993 yılına kadar İstanbul Kadıköy’de yaşayan Nezahet Baysel, rahatsızlanınca Gülhane Askeri Tıp Akademisi’ne kaldırıldı. Hasta yatağında zihni mücadele günlerine giden Onbaşı Nezahet, kızına “Bak gördün mü alay geldi. Karşıda askerler. Babam beni almaya geldi” diyordu. Son sözleri ise “Koca memlekette bir İstiklal Madalyası’nı bana çok gördüler” oldu.

85 yaşında öldüğünde haber dahi olmadı. Gazete sayfalarında tek yazı, ailesinin verdiği ölüm ilanıydı.
Bu haber 710 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUMLAR

YORUMLAR

  • 0 Yorum