Reyhan Karagöz Çetin

Reyhan Karagöz Çetin


Zamanı Aşan Ben

06 Eylül 2022 - 19:30

Hayran olduğum, kabına sığmayan ben, yine zaman mekân üstü dolaşmakta.

Oysa dışarıdan bakan biri beni odamda sanır. Yatağına rahatça  oturmuş,  sıcaktan,  nemden saklanan, rehavete teslim, hatta biraz miskin sanır. Oysa kâğıt kalemim yanımda. Kitabım uzanabileceğim mesafede. Bana dünyaları sunan telefonum parmaklarımın dokunuşunu beklemekte. Dile benden ne dilersen diyen cinden bile maharetli. Daha az önce beni dünyanın yaratılış anına götürdü. Ama durun hele. Hemen oraya geçmeyeyim, kendime neden hayran olduğumu yavaş yavaş anlatayım.

Dün akşam saatlerinde annemle telefon konuşması yaparken Geyve'deydim, annemin hemen yanıbaşında. Çıkmaz sokağı çıkar sokak yapanların başımıza açtığı sorunlar, kış hazırlıkları derken ellerim salçaya, reçele mi bulanmadı, ayaklarıma yaban otları mı dolanmadı. Sonra bir anda İstanbul'da buldum kendimi. Kuzularımı saran okul telaşı bana bulaşmaz mı hiç. Her zamanki klasik sözümle bağladım olayı; onlarla beraber tekrar tekrar doğup, tüm heyecanları yenibaştan yaşıyorum.

Akşam erdiğinde ise konuklarım beni Sofya sokaklarında, Çankaya'da, Kızılay'da gezdirdi. Dile kolay tam yirmi yıl Sofya'da yaşayan, dış işlerinde çalışan insanların, benim gibi meraklı birine anlatacak şeyi biter mi?  

Kendimi Jetgillerden bile hızlı hissediyorum. Onlar bir Jet'e muhtaç, oysa ben ışınlanma ihtiyacı bile duymadan arzu ettiğim her yerdeyim. Alıştı artık odamın duvarları,  kapı,  pencere!  Bir varım bir yok!

Kırmızı kapaklı not defterim dile gelecek diye korkuyorum bazen. 

Çünkü üstüne yazdığım karalamalar bir süre sonra bana yabancılaşıyor.  Yahu şunu dinledin,  bunu okudun da not aldın ya deyip bana kızacak,  üstüne basa basa yazdıklarımı hatırlatacak sanıyorum. Baktım, Dante Alighirei/ Orta İtalya/ Bologna/ Ravenna notları almışım. 

Dante'nin hayatını izlemiştim Kentler ve Gölgeler'de; belliki o notlar. Aşkı Beatrice'yi not almışım. Bilirim ki Dante'yi Dante yapan o aşktır. Beni ben yapan aşk gibi. 

"İsteğimiz yaklaştıkça, akıl yetimiz öyle derinliklere dalar ki,  izleyemez onu belleğimiz. "

Kaç defa yaşadığımız bu durumu Dante ad takarak önümüze koymuş ya,  artık ne şüphe. Her şey aşikâr.

Yirmi birinci yüzyıldan hopp Ortaçağ'a varmışım. Hayran olduğum ben toparladı getirdi beni.  Şimdi Ayşe Kulin satırlarıyla 1940/1960'lara rahatça gidebilirim. İki gündür okuduğum satırlar İstanbul Adalar'da, Teşvikiye'de, Ankara/ Çankaya'da gezdirmişti beni. Dün akşam 1950 seçimlerinin anlatıldığı sayfalardaydım. İnönü mağlubiyeti,  Menderes zaferi anlatılırken düşülen notlar içimi burktu. Bugünkü Türkiye dünden belliymiş dedim. 

"Cumhuriyetin kuruluşundan beri geri atılan taşra şehirlerinin, kasabaların halkı, çok partili rejimden medet umanlar, İstanbul'un saltanat düşkünü çevreleri, padişahlığın kaldırılışını,  halifeğin lağvedilişini içine sindirmeyenler, harf devriminden, ezanın Türkçe okunuşundan tutun, kadının örtüsüz dolaşmasına kadar her modernleşme hareketine karşı olup da o güne kadar sesini çıkaramamış olanlar, vergilerle cezalandırılan karborsacılar, Varlık Vergisinden nasibini alanlar, malını satamayan ya da köy okullarının inşaatlarına kağnılarıyla taş çekmeye zorlanan köylüler, jandarmadan dayak yemiş muhtarlar,  doğunun şeyhleri,  şıhları, Ege'nin, güneyin ağaları, içlerinde yıllardır biriktirdikleri hınçlarını dökmek için sandık başına koşmuşlardı. Ayrıca Demokrat Parti siyaseti köy içlerine kadar sokmayı başarabilmişken, iktidar partisi seçime hiçbir şey vaat edemeden girmişti. CHP ile bir sorunu olmayanlar dahi, sırf değişim uğruna ya da yıllardır aynı idareyi görmekten bıktıkları için oylarını Demokrat Parti'den yana kullanmışlardı. "(Ayşe Kulin/Hayat) 

İyi ve kötü terazisi dengeyi kaybetmeye görsün. Şahsi çıkarlar veya çekinceler ne memleket bırakıyor ortada ne vatan millet aşkı. Şuuru kaybolmuş bir millet,  erdemine, onuruna,  cesaretine, ahlâkına varana değin her şeyi pazarlık masasına koyabiliyor. 

İçim sıkılıyor yakın geçmişten, dünya nasıl yaratıldı diyorum. Homeros sayesinde ne İliada kaldı öğrenmediğimiz ne Odiessa.  

Herkül'ü, Afrodit'i, Paris'i,  Zeus'u, Eros'u tanımayanımız yok. Filmlerin sayesinde de Truva'nın düşüşünü bilmeyen yok. Oysa bizim mitolojimiz! İslamiyet'in kabulüyle mi bu mitler karanlıklarda kaldı bilmem ki. Başta da dediğim gibi en başa dönmek istedim. TRT 2 Kökler belgeseli ile yaratılış, göç, Ergenekon destanlarını işlemiş. Seyre değer bölümler hiç sıkmıyor. 

"Evrende yalnızca su vardı. Yer ve göğün yaratılmasına ilham verecek olan Agene derinliklerinde yaşıyordu. Suyun üzerinde ise Ülgen vardı. Ülgen üzerine konacak bir kaya bile bulamadığından sürekli uçuyordu. Bu hâl böylece devam ederken Ülgen içinden bir ses işitti: Altındakini tut, önündekini yakala. Ülgen bu sözü tekrarladı ve elini uzattı. Sonunda suyun üzerinde bir taş belirdi ve Ülgen bunun üzerine kondu. Suyun altındaki Agene,  yukarı çıkıp Ülgen'e seslendi: yap o zaman, yaptıklarım olacak de. Ve ardından kayboldu.  Yeryüzünü yaratan Ülgen'in erlik, ilham veren Agene'nin ise dişil olduğu söylenir."

Adem ile Havva anlatımı, Türk mitolojisinde de yerini almış. Kanan hep Havva, aklımızda olsun hanımlar. Masumiyet, iyi niyet, güven; yıkıp geçiriyor bizi. Üzülüyoruz sonra. Ama aldanmak mı, aldatmak mı deseler, aldanmayı tercih ederim; ne kadar kanarsam kanayayım,  ne kadar yanarsam yanayım.

Hayran olduğum ben, dur bir de cennete cehenneme uzanma. Hadi dinlen uykunun kollarında. Rüyalar esir almadan, uzan boylu boyunca.

Bu yazı 159 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUMLAR

YORUMLAR

  • 0 Yorum