Ali Çetinkaya

Ali Çetinkaya


Alçak Yerin Tepesi

05 Mayıs 2023 - 14:37

Seçim yaklaşıyor. Yeni bir meclis oluşacak, yeni bir cumhurbaşkanı seçilecek. Adaylar şehir şehir kasaba kasaba geziyor,  seçildiğinde yapacakları işleri anlatıyorlar. 1980 askeri darbesi sonrası 1983 seçimlerinden beri dinliyor, izliyoruz. Bir çok vaatler dinledik, pek çoğu gerçekleşmedi. Kaç hükümetin icraatlarına tanık olduk. Ömrümüz geçti beklentilerimizin çoğu gerçekleşmedi. Bu sefer 14 mayıs 2023 Pazar günü yapılacak genel seçimler için, ne vaatler, ne yalanlar, ne palavralar dinliyoruz.  Yirmi yılı aşkın ülkemizi aynı kişiler yönetiyor. Anlatmaya gerek yok. Ekonomiden eğitime, sağlıktan tarıma, hayvancılıktan turizme, iç siyasetten diplomasiye aklınıza ne gelirse hepsi ortada, yorum yapmaya gerek kalmadan vatandaşlar yaşayarak görüyorlar. Kişi başı milli gelir 25 bin dolar olacaktı, 10 binin altında. İhracat  beş yüz milyar dolar olacaktı, yarısı bile değil. Kurumlar çürümüş. Bir duyuyorsunuz, şu yolsuzluk yapılmış. Bir bakıyorsunuz, Kızılay bile  çürütülmüş. Kimlerin elinde oyuncak olmuş. Adam kayırmacılık ayyuka çıkmış. Şunu yaptık, bunu yaptık propogandalarına bakıyorsunuz ortada bir şey yok.  Uçakmış, tankmış, bilmem neymiş. Birer ikişer prototip yapılmış, ordunun envanterinde yok. Bırakın uçağı tankı, halen askerimizin tüfekleri G-3 marka yabancı tüfek.

    Tarım bitmiş. Hayvancılık bitmiş. Temel gıda maddelerine ulaşmak 8500 liralık maaşlarla hayal olmuş. Sadece makarna yese maaş yetmiyor. Ev almak, araba almak hayal olmuş. Memleket  kendi insanına bakamıyor, 15 milyon yabancı sığınmacıya da  millete baktırıyorlar. İşimiz zor.

     Ekonomi bu denli berbat iken, sorumlu bakan Nebati her şey yolunda diyor. İnanmayan gözlerindeki ışıltıya bakacakmış. Daha yakın geçmişte kilosunu 50 kuruş, bir lira gibi rakamlara aldığımız patates, soğan gibi ürünler bile yirmili otuzlu liralardan satılıyor. Et ve et ürünleri ile süt ve süt ürünlerine zaten yaklaşılmıyor. Tarım bakanı da sorun yok diyor. Hastanelerden randevu bile alamıyoruz. Sağlık bakanı hastaneler yaptıklarıyla övünüp oy devşirmeye çalışıyor. Orta sınıf yok olmuş, ülkemizde sadece zenginler ve fakirler  kalmış. Eğitim  dersen cahilliğin ferasetine güvenen öğretim üyeleri, rektörler, dekanların elinde. Dünya sıralamasında bir tek üniversitemiz yok. Yargıyı anlatmaya gerek bile yok. Ulaşımda trafik kazaları bir yana, tren kazalarında Hindistan gibi ülkelerle yarışıyoruz. Diplomasi dersen yandaşlara iş bulma kurumu haline geldi.

   Bundan önceki devletimiz olan Osmanlı devleti nasıl yıkıldı. Son dönemleri bugünkü durumumuza çok benziyor.

    Tarihi olaylar aynen tekerrür etmese bile, tarihte şartları ve sonuçları birbirini andıran olaylar az değildir. Devletimiz, milletimiz bu gün de  yarın da  o günkü şartlara benzeyen  durumlarla karşılaşabilir. Şu halde Türk aydınlarına düşen görev, eski hataların tekrarına meydan vermemektir.

    Osmanlıda  son dönemlerinde her alanda bu günküne benzer çürümüşlükler vardı. Gelin sadece bir alana bakalım. Diplomasi:

     Savaş kazandıkları halde diplomatların beceriksizlikleri yüzünden yüksek menfaatlerini kaybeden devletler görülmüştür. Diplomasi, devletler arası menfaatlerle, ilişkilerle ilgili bir bilgi ve tekniktir. Diplomatlar, yani diplomasi işini üslenenler mutlaka meslekten yetişmelidir.

     Geçmiş olayları, anlaşmaları ve bu anlaşmalarla ilgili tutanakları, yani menfaat pazarlıklarını, aldatan ve aldananları, kısaca diplomasiyle ilgili bütün incelikleri bilmeyen, bunları daima incelemekten ve muhakeme etmekten zevk almayan kimseler ne kadar kurnaz olurlarsa olsunlar aldatılabilirler.  AB gümrük birliği anlaşması, Irak’ın kuzeyinde  Musul- Kerkük Türklerinin hakları ve güvenliği ile ilgili olumsuz gidişat, EF-35 uçak projesinden çıkarılmamız, AB üyeliğini hala gerçekleştirememiş olmamız,  İsveç ile Finlandiya’nın NATO’ya alınması, KKTC’nin hala tanınmasının gerçekleşmeyişi gibi bir çok  mesele ülke menfaatlerinin aleyhinde seyretmektedir.

    Diplomatlar, maharet ve kurnazlıktan başka büyük bir eğitime ve güçlü bir ahlaka muhtaçtırlar.. Mesela 1. Dünya Savaşı’ndan önce İstanbul’daki sefarethanelerin istihbarat şubeleri oldukça kuvvetliydi. Bugün yine aynı.

    1. Dünya Savaşı arefesinde  başkomutan vekili Enver Paşa Almanların elindeydi. Aynı yıllarda ve günlerde bizim diplomatlarımızın durumu, mesela şu Paris sefiri Rıfat Paşa’nın eşi bir Rus’tu. Rıfat Paşa makamına gelmediği zamanlarda Rus eşi Rus sefaretinden telefon ederek önemli bazı evrakları oturdukları Büyükdere’deki yalıya  gönderilmesini Bab-ı Ali’ye bildirirmiş.

    Bu konudaki bazı söylentiler bile Osmanlı tarihi için şaheser bir gaflet görünümü arzeder. Bu konudaki eleştirilere paşanın etrafındaki bazı gafiller”hariciye nazırının hanımı münevver bir Rus kadınıdır, elbette kocasının şifreleriyle ilgilidir” gibi sözlerle savunmaları gafilliklerini ortaya koymaya her halde yeterlidir. Londra sefirimizin hanımı da bir İsveçli dir.  Bu zat da devletin hariciye nazırlığını yıllarca yapmıştır. Kendisi evrakı incelemeden imza edecek kadar yaşlanmış ve kendini bırakmıştır.

    Berlin sefirimiz Mahmut Muhtar Paşa’nın da hanımı Mısır’lı bir prensesti. Ne gariptir ki Paris sefareti baş katibi Mehmet Ali Bey’in de eşi Amerikalı  zarif ve nazik bir hanımdı.

   Bu kadınlar Türkleri, mensup oldukları kendi milletlerinden  veya onun dost ve müttefiklerinden daha fazla sevdiklerine inanmak çok büyük bir gaflet, hatta gafletten de ileri daha ağır bir şey olur.

   ABD vatandaşı olurken ABD’nin menfaatlerini koruyacağına yemin eden Merve Kavakçı  üstelik hiçbir diplomasi birikimine sahip olmadan  Malezya büyükelçisi yapıldı. Makara takara diyerek ayetlerle alay eden Egemen Bağış Çek Cumhuriyetine büyükelçi yapıldı, Şaban Dişli Hollanda’ya, yalakalıktan başka marifeti olmayan Metin Feyzioğlu KKTC’ye, ayakkabıcılık sektöründe ki faaliyetten başka kariyeri olmayan Esenler belediye başkanının kardeşi Mehmet Mustafa Göksu  Katar büyükelçisi yapıldı. Kasap Nusret ABD’ye fahri elçi yapıldı.

    Osmanlı’nı son günlerine ne kadar benziyor.

     Yine İtalyanlar Trablusgarp’a  saldırmadan önce Osmanlı hükümetinin Hakkı Paşa kabinesindeki Hariciye Nazırı da Rus hanımla evli olan Rıfat Paşa’ydı. Meclis-i Mebusan’da İtalyanların Trablusgarb’ı işgal hareketi için önemli hazırlıklar  yaptığı görüldüğü halde bu konudaki sorulara ve endişe edenlere karşı; "Ortada fol yok yumurta yok nereden çıkarıyorsunuz bu söylentileri” diyerek hükümetin gaflet uykusunda olduğunu ilan etmiştir.

     “Balkanlardan imanım kadar eminim”! diyen sefirlerimiz ve Hariciye Nazırlarımız devleti bir biri ardınca baskınlara uğratıyorlardı.

İngilizlere yaptırılan savaş gemilerini alamayan, 1. Dünya savaşı’na hazırlıksız girmemizi engelleyemeyen diplomat ve devrin büyük adamları!  Bir devletin yıkılışını hazırladılar.

     O dönemin Osmanlı Devleti’nin istihbarat şefi olan Kazım Karabekir Paşa 1. Dünya Savaşı arefesinde Avrupadaki durumu ve elçiliklerimizi ziyaret ederek hazırladığı raporlarda anlatıyor bunları. Ve bakın ne diyor.” Bir milleti felakete sürüklemek için  bu kadarı yeterliydi” diyor. ( 1. Dünya harbine nasıl girdik?)

   Bütün bu yıkımlara sebep olanlar zamanın yüksek adamları sanılan kişilerin ellerinde gerçekleşti.

     İnsanlık tarihinin kökünü oluşturan,yeryüzünde her tarafa dal budak saldıkça olgunlaşan, tarihin birbirini izleyen acı ve tatlı olayları ve felaketleriyle pişen. Nihayet 1. Dünya Savaşı ve Kurtuluş Savaşı'nın verdiği derslerle basiret kudretini kazanmış olması gereken milletimizin, yakın tarihimizin hatalarını tekrarlamamasını beklemek elbette hakkımızdır.

    14 Mayıs’ta yapılacak seçimlerden sonra seçilecek cumhurbaşkanı, kurulacak hükümet ve oluşacak meclis  ve de göreve gelecek yüksek bürokrasiden beklentilerimizdir. Son yıllarda kendini büyük adam sanan kişiler eliyle devletimiz ve milletimiz  bu güngü sıkıntıları yaşamaktadır. Oysa büyük adamlar kendi alanında önemli işler yapmış kişilere denir. Kendini büyük adam gibi göstererek devlet yönetiminde söz sahibi olmak isteyen beceriksiz kişilere milletimiz  bir özlü söz yakıştırmıştır.

    Alçak yerin tepesi,

    Dağ sanırmış kendini.

Ali ÇETİNKAYA

Bu yazı 879 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUMLAR

YORUMLAR

  • 0 Yorum