Ali Çetinkaya

Ali Çetinkaya


Korona Virüs.. Yaşamak ağır basıyor bende

29 Mart 2020 - 23:52 - Güncelleme: 30 Mart 2020 - 01:00

             Salgın hastalıklar insanlık tarihinin seyrini bile değiştirmiştir. Bunlardan bazıları en bilinenleri, en eskisi; MÖ 430 da Mora savaşında ortaya çıkmıştır. Dünya nüfüsunun önemli bir yüzdesini öldürmüştür. Peşinden Jüstinyen Vebası MS 541-750, Kara Ölüm 1347-1351, Çiçek Hastalığı 15.-17. yüzyıllar. Memleketimizde 1970'li yıllarda bile görülüyordu. Kolera 1817-1823 yıllarında Hindistan'da başlayıp komşu ülkelere de yayılarak milyonlarca insanı öldürdü. İspanyol Gribi işgal yıllarında yakaladı bizi. Sadece İstanbul'da 30 bin can aldı. Ve daha başka salgın hastalıklar her vuruşunda dünya nüfusunun yarısını aldı götürdü.

               Bu sefer Korona Virüs (Covid-19) Çin'in Wuhan şehrinde indi sahaya. 2019'un son ayı Aralık'ta. Ve kısa bir sürede dünyaya yayılmaya başladı. İran, İtalya, İspanya, Fransa, ABD derken 2020 Mart ayının başında Türkiye'de kendini gösterdi ve hızla yayılıyor. Mart 27'ye geldiğimizde vaka sayısı  3629'a , ölüm sayısı 75'e ulaştı. Durum ciddi  üçe beşe ona katlanarak büyüyor. 1920'deki İspanyol nezlesi gibi itilaf devletleriyle beraber değil, tek başına saldırdı Korona Virüs (Covid-19) ama öyle bir saldırdı ki, savaşın henüz başlarındayız fakat sonucu kestirmek çok zor. Denenmiş bir şey değil, tecrübemiz yok. Yeni geliştireceğimiz stratejilerle mücadele etmemiz gerekiyor.

Saldırı bazen askeri kanattan gelir, askerler savaş meydanında olur. Ordunuz ne kadar hazırlıklı ve güçlü ise zaferi kazanabilir. Siyasi saldırılarda diplomatlarınız ve siyasetçilerinizin gücü belirler sonucu, ekonomik saldırılarda ekonomistler iner sahaya.

                Bu sefer sağlığımıza, hayatımıza bir saldırı var. Hem de bir virüs tarafından Korona Virüs. Şimdi savaş verenler, sağlık ordumuz. Tabi ki yanlarında devleti yönetenler başta olmak üzere bu güne kadar oluşturduğumuz kurumlar ve halkımız. Tehdit ise ayrımsız, hepimize. Saldırı saraylara da gecekondulara da, rütbe, makam, güç dinlemiyor. Paşaya da, nefere de, başarılıya da başarısızlığa da, iki yüzlü- riyakar ile dürüst ayırmıyor mesela. Zeki insanlara da düşük zekaya da aynı acımasızlıkla saldırıyor. Hep birlikte savaşmazsak hepimizin sonu kötü olacak. Çünkü bela artık her yerde. 

                 En güçlüler, en zenginler, yüksek rütbeliler bile bir gölge kadar silik, mecalsiz, hareketsiz kaldı. En büyük paralar bile yaşamı satın alacak güçte değil artık.

                 O zaman hasad zamanı; ne ektiysek onu biçeceğiz. Yetiştirebildiysek bilim insanları, doktorlar ve beraberindeki sağlık ordusu en önde. Peşlerinde başta Kızılay olmak üzere yardım kuruluşları.Oluşturabildiysek eğer, aşı üretim merkezleri, ilaç fabrikaları ve bizleri koruyabilecek sağlık üniteleri ve ekipmanları ve bunları imal eden fabrikalar. Maske, eldiven, solunum cihazı, virüs teşhis kitleri, hastanelerin yoğun bakım servisleri, solunum cihazları varsa elimizde, savaşacak silahlarımız var demektir. Bunlardan yeterince bulunmuyorsa elimizde vay halimize. Yandığımız gün o gündür.

Eğer mahrum değilsek bu saydıklarımdan, bu işin sonunda bazı can kayıplarına rağmen bu savaş kazanılır elbet. Fakat bu işin sonunda çok şey değişir. Eskisi gibi olmayacaktır artık hiçbir şey. 

                Mesela güven hayatta kalır mı acaba? Acaba bu mücadelenin sonunda, Çaresiz bir gece vakti uyandırabilecek bir dost  bulabilecek miyiz? Yoksa hepimizin adı aynı hizaya yazılacak, paşa da, nefer de. Zengin de yosul da. Güçlü de güçsüz de. "Korona Virüs'ten ölmüştür" ruhuna Fatiha diye teselli mi bulacağız? 

                Fakat bir gerçek göze çarpıyor hemen. Hazırlıksız yakalandık. Dünya birkaç günde ev toplumuna dönüşüverdi. Ama çoğunluğun evdeki yaşamı sürdürebilecek maddi gücü yok. Hastanelerde yeterli hazırlık yok. Devletin en yetkilileri bir gün bir açıklama yapıyor, elimizde yeterince virüs teşhis kiti var hatta ABD'ye bile beşyüz bin sattık diyor. Birkaç gün sonra Çin'den virüs teşhis kiti aldık, ilk parti geldi diyor. 

            Güven ölürse bir daha geri gelmez. Zenginler, güçlüler siz dahil, etrafınıza bir bakın kimse artık gülümsemiyor. En zengininiz, en güçlünüz bile kim bilir içinden dağ başında bir kulübem olsaydı diye içinden geçiriyor olsa gerek. 

             Yaşamak ağır basıyorsa sizde de;

              Gelin, itiraf edin ve yeni bir başlangıç yapın.En güçlü eller sizde. Bu taşın altına elinizi koyun ki, millet de size gönül rahatlığıyla destek versin.Bu beladan en az hasarla kurtulalım. Yoksa hepimizin canı çok yanacak. Ve söz verin, bir daha milletn malına, hakkına göz dikmeyeceğiz, haksız kazançlarla, yolsuzluklarla halkın sağlığına, refahına ve ihtiyaçlarına harcanması  gereken milleti parasına göz dikmeyeceğiz. İtiraf edin ve bu zor günlerde bir başlangıç yapın. Ama bir daha da sözünüzden çıkmayın. Güven bir kere giderse, bir daha gelmez geri. Bu mücadelenin sonunda insanların yüzüne bakacak yüzler kalsın elinizde. 

                      “Yarın çok geç olabilir…
                        Bir anda bitebilir her şey,
                        Yaşamak için acele edin bence” 

          Biliyorum, karanlığımız da çaresizliğimiz de o kadar derin ki. Böyle birkaç virüs, salgın, birkaç felaket olgunlaşmamıza yeter mi acaba? Bu sefer kaçış yok, ölüm ayırmıyor zengin, fakir. Hepimize saldırıyor zalim. 

                         “…Bir kişi bile ölse eksilirim ben,
                          Tüm insanlığın parçasıyım dedim ya.
                          Sorma her seferinde,
                          Çanlar kimin için çalıyor diye” 

            Savaşlar elbette orduların gücüyle orantılıdır. Fakat, o ordu ya komuta edenlerin belirlediği stratejiler de ordunun gücü kadar önemlidir. Sağlık Ordumuz güçlüdür. Umarım doğru yönetilir.Ve zaferler milletin topyekün desteğiyle kazanılır. Alkışlamak güzel elbette. Fakat alkış yetmez sadece. Sağlık çalışanlarına başta moral destek olmak üzere, onların talimatlarına uymak ve onlara her türlü desteği vermekle mümkündür. Bugün için senden sadece sokağa çıkmamanı istiyorlar, çıkma be kardeşim. Evinde otur birkaç hafta ne olur, ölür müsün? 

             İşin özü, ak koyunla kara koyunun geçitte sayıldığı günlerdir bu günler. Özel hastaneler, Kızılay, topçular, popçular, devletin büyük ihalelerini alan rantçılar, haydi sahaya. Bu sürecin sonunda hiçbir şey eskisi gibi olmayacak. Güvenimizi kaybetmeyin. Kefenin cebi yok. Düşman ortak. Sana da saldırıyor, bana da. Ölü taklidi yapmasın kimse. Yaşamak eğer ağır basıyorsa sizde de.

Her şeye rağmen yine de umudumuz var elbette. Ne diyordu şair: 

                  “Umudumuz bakidir amma,
                   Yol  uzun, zaman kısa, ben yorgun”… 

         Ak koyunla kara koyunun geçitte belli olduğu günler günlerdeyiz ama umudumuz var. 

                       “…Düşmezse düşmesin yakamızdan ölüm.
                          Bizim üstümüze güneş doğacak gülüm.
                          Gülüşüne bir kurşun sıksa da ölüm.
                         Unutma ki umuda kurşun işlemez  gülüm”…

Ali Çetinkaya

Bu yazı 777defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUMLAR

YORUMLAR

  • 0 Yorum