Ali Çetinkaya

Ali Çetinkaya


Rus Nedim Paşa

20 Aralık 2020 - 14:32 - Güncelleme: 20 Aralık 2020 - 14:50

RUS NEDİM PAŞA
  
         Doğru görmek ve doğru yapabilmek için daha önce yapılanları bilmek şarttır. Milletlerin tarihleri gelecek nesiller için en feyizli bir abidedir.. Tarih kendisinden ibret almayanlara aynı faciayı tekrar yaşatır. Tarihi olaylar aynı tekrar etmese bile  tarihte şartları ve sonuçları birbirini andıran olaylar az değildir.
         İnsanlık tarihinin kökünü oluşturan, yeryüzünde her tarafa dal budak saldıkça olgunlaşan, tarihin birbirini izleyen acı ve tatlı olayları ve feleketleriyle pişen, nihayet 1. Cihan Harbi ve İstiklal Harbi'nin verdiği derslerle basiret kudretini kazanmış olması gereken Türk Milleti'nin yakın tarihinin hatalarını tekrarlamamasını beklemek bir Türk olarak hakkımızdır.
         Tarihte bir çok faciaya, o memleketin en yüksek adamları sanılan siyasi ve askeri şahsiyetlerin, siyasi ve askeri dirayetsizlikleri sebep olmuştur.
         Sultan Abdül Aziz'in vazife verdiği adamlardan biri Mithat Paşa, sadrazam olduktan iki ay sonra, bütçede açık olduğu halde, açık yok diye yalan söylediği için azledilmiş. Mahmut Nedim Paşa (Rus Nedim Paşa) devleti iflas ettirmiş. Hüseyin Avni Paşa göreve geldiğinde benzer beceriksizlikler göstermeye devam etmiş ve devlet her geçen gün daha da kötü durumlara düşmeye devam etmiştir.
           Bu üç paşanın da her birinin göreve geldiğinde bir çok olumsuz olaylar yaşanmış ve her üçü de sırasıyla görevlerinden azledilmiştir
  
            Bu üç paşanın da desteğiyle İstanbul'da gösteriler yapılmış ve bu gösteriler ihtilale dönüşmüş ve Abdül Aziz tahttan indirilerek yerine 5. Murat tahta geçirilmiştir. (30.05.1876)
          Dolayısıyla ehliyetsiz padişahlar, paşalar, sadrazamlar ve nazırlar eliyle, hesapsız harcamalar, lüks ve savurgan yaşamlarıyla, aleyhimize yapılan yabancı devletlerle anlaşmalarıyla, 95- 100 yıllık imtiyazlarla emsallerine göre misli misli fazla raişlerle yaptırılan demiryolu ve benzeri  işlerle devleti uçurumun kenarına getirmişlerdi.
         O zamanın devlet adamları, hükümet adamları  tarihin geçmiş olaylarını iyice görerek ve anlayarak bir donanım kazanmak şöyle dursun, meydana gelen büyük olayların iç yüzünü, gerçek çehresini tespit etmeye engel oluyorlar ve devletin başına gelen felaketleri bir iki kelle kesmekle örtbas ediyor ve milletten gizliyorlardı. Başarılar ise hükümdara mal edilerek, riyakarların methiyelerine, dalkavukların zemini oluyordu.
        Osmanlı Devleti yaşadığı bir çok mali sıkıntıya rağmen dış borç almayı onur kırıcı kabul edip, mali sorunlarını iç borçlanmayla ek vergilerle çözüyordu. Ta ki Kırım Savaşı'na kadar. İlk dış borçlanmayı Kırım Savaşı'nda yapmak zorunda kaldı. Zaten zor durumda olan maliye bir büyük savaşı kaldıracak durumda değildi. Fakat bu olumsuz süreç aniden oluşmadı. Adım adım, göre göre buralara gelindi. 1838'de İngiltere ile yapılan Balta Limanı Ticaret anlaşması devlete ve halka büyük başarıymış gibi anlatıldı. Tıpkı Tansu Çiller hükümetinin  AB ile yaptığı  Gümrük Birliği Anlaşması gibi halka alkışlatıldı. Sonrası geldi tabi. Fransa, Hollanda, İsveç, Norveç derken Avrupa'nın bütün güçlü devletleriyle aynı şartlarda onlara mali ve adli olmak üzere diğer bir çok konuda ayrıcalıklar tanıyan anlaşmalar Osmanlı Devleti'nin çöküşünün başlangıcı oluyordu. Vergi indirimleri, serbes mal dolaşımı, başta olmak üzere Avrupalı tüccarlara ayrıcalıklar tanırken, kendi ticaret ve üretim alanlarında ise vergiler yabancılardan misli kere fazlaydı. Böylece kendi üreticimiz ve tüccarımız Avrupalı emsaldaşlarıyla rekabet edemez duruma getirildi ve bir bir yok olarak piyasa ve dolayısıyla ekonomi yabancıların eline geçti.
           Bu süreç Osmanlı Devleti'ni 1876'da ilan ettiği iflasa kadar götürdü. Sonraki süreçte de Düyun-u Umumiye'nin (Genel Borçlar İdaresi) kuruluşuna kadar götürdü. Artık Osmanlı Devleti Bütçe yapma imkanını da kaybederek, ekonomik bağımsızlığını kaybetti.
      Osmanlı Devleti'ni iflasa sürükleyen bu süreçte iç borçlanmalar hariç tam 15 büyük borçlanma gerçekleşti. İç borçlanmalar da aslında yabancı devletlerin güdümünde olan gayrimüslümlerin tekelindeki Galata bankerlerinden yapılabiliyordu. Çünkü Türkler savaşlarda geçen ömürleri mali yönden gayrimüslümlerden çok geride, hatta bir çoğu karın doyurma derdinde gayrimüslümlerin işlerinde amelelik yapıyordu.
1.    İlk borçlanma Mısır vilayetinin vergileri teminat gösterilerek yapıldı.  % 6 gibi yüksek bir faizle yapılmıştır. Dünyadaki emsallerinin iki katı.
2.    İkinci borçlanma 1855 borçlanması. Mısır vergilerinden artan para ve gümrük vergileri ile Suriye gümrük hasılatı teminat gösterilmiştir.
Bu şekilde 1854'te başlayan dış borçlanma 15'i Düyün-u Umumiye'ye kadar, daha sonraları sayısı 41'i bulan ve 1914'e kadar süren bu borçlanmalar, her seferinde  şartları daha ağır anlaşmalar daha yüksek faizlerle Osmanlı Devleti'ni yıkılışa götüren süreçte önemli rol oynamıştır.
-    1858 borçlanması.
-    1860 Paris borçlanması.
-    1862 Abdül Aziz Fermanı ile 1862 borçlanması.
-    1863 borçlanması.
-    1865 Ağnam istikrazı (Koyun borçlanması)
-    1866-1867-1868 borçlanmaları.
-    1869 borçlanması.
-    1870  İkramiyeli Rumeli Demiryolları borçlanması.
-    1871 borçlanması.
-    1872 Hazine tahvilleri ile borçlanma.
-    1873 borçlanması.
Ve mali iflastan önce son borçlanma 1874 genel borçlanma.
        Vadesi gelen borçlar ödenemediği için yeni borçlarla biriken faizler ve maaş giderleri, o dönemde yapılan saraylar saray ahalisinin müsrif harcamaları gibi geriye dönüşü olmayan yerlere harcanan paralar Osmanlı Devleti'nin maliyesine diz çöktürmüştür.
        Osmanlı Devleti'nde  bu son dönemlerin padişahları, sadrazamları, nazırları, paşaları çoğu yabancı devlet yanlısıydılar. Kimi İngiliz yanlısı, kimi Fransız. Kimi Alman yanlısı, kimi Rus yanlısıydılar.
        Mesela Mahmut Nedim Paşa Rus yanlısıydı. Zaten nam-ı diğer Rus Nedim Paşa'ydı. Enver Paşa Alman yanlısı, Cemal Paşa Fransız yanlısı. Sultan Vahdettin ve Damat Ferit Paşa İngiliz taraftarıydı. Kısacası devleti yönetenler Osmanlı Devleti'ni yıkmak isteyen bu yabancı devletlerin dostluğundan medet umuyorlardı. Oysa Osmanlı Devleti'ni ilerleyen zamanda tarih sahnesinden bu devletler silecek ve bu öngörüye sahip olmayanlar devleti  yönetiyordu.
         Her padişahın, her paşanın, sadrazamın, nazırın güvendiği bu yabancı devletler, her biri sırası geldikçe bizi ateşlere sürükleyip sonra da yüzüstü bıraktı.
        Enver Paşa'nın yanaştığı, hatta ordumuzun komuta kademesini teslim ettiği Almanlar 1. Dünya Savaşı'nda ordumuzu felaketten felakete sürükledi.
        İngiltere'ye sipariş edilen iki savaş gemisini almak için Londra ya gönderilen Rauf  Bey (Orbay) eli boş döndü.
        Balkan Harbi nden önce ve sonra Cemal Paşa'nın Fransa'ya sipariş ettiği  6 destrioyer, 2 denizaltı, 12 uçak ve dağ topları da verilmedi.
        Mahmut Nedim Paşa nam-ı diğer  Rus Nedim Paşa'ya gelince, Ruslar onun sayesinde Osmanlı Devleti'ne her istediklerini kabul ettirdiler. Bütün zayıf yanlarımızı öğrendiler. Rus saldırılarına açık hale geldik.
         Osmanlı maliyesinin en kritik ve zor günlerinde beklenen dirayeti gösterememiş, 6 Ekim 1875 günü günü gelen borçların yarısını ödeyebileceği beyanı İmparatorluk gazetelerine verdiği resmi tebliğ ile kamuya resmen ilan edilmiş ve nihayet Osmanlı Hükümeti Nisan 1876 bütün borçların ödenmesini durdurarak “MORATORYUM”  ilan etmiştir. İlan edilen moratoryum ile devletin mali iflası kabul edilmiş oluyordu.
       Kişisel tutumunda olduğu gibi, görevinde de onur ve haysiyetten yoksun olan Mahmut Nedim Paşa (Rus Nedim Paşa), böylece Türk Mali Yönetimine olan inanınırlığı ve güveni kökünden yıkan Osmanlı Sadrazamı olarak tarihteki kara yerini almıştır.
       Zamanın en yüksek adamları sanılan bu dirayetsiz, bilgisiz. Cahil ve kendi ikbalini  düşünen bu paşaların, padişahların, nazırların ve sadrazamların yanlış politikaları ve uygulamaları Osmanlı Devleti'ni yıkılışa götüren süreçte  önemli rol oynamıştır.
        Tarihi olaylar aynı tekerrür etmese bile tarihte şartları ve sonuçları birbirini andıran olaylar az değildir.
       Günümüze gelindiğinde, Türkiye Cumhuriyeti maliyesi ve maliyenin başında bulunanların bu hataların benzerlerine düştükleri herkes tarafından aşikardır.
        Ta 1950'li yıllarda Menderes Hükümetleriyle başlayan pahalı dış borçlanmalar, zaman zaman Demirel hükümetleri döneminde devam etmiş, Özal hükümetlerinde hız kazanmış, Tansu Çiller  Hükümetinin AB ile yaptığı Gümrük Birliği Anlaşmasıyla ki bu anlaşmayı bazı ekonomi uzmanları İngilizlerle 1838'de yapılan ve Osmanlı Devleti'nin çöküşünün temeli olarak kabul ettikleri Balta Limanı Ticaret Anlaşmasıyla özdeşleştirmektedir. Günümüze gelindiğinde ise Merkez Bankası rezervlerinin eriyip eksilere düştüğü, dış borç rezervlerinin tarihi rekorlar kırdığı, borçların getirdiği faiz yükünün altında ezilen ekonomimize bir de üretimin düşmesi, işsizlik, hayat pahalılığı maliyemizin dolayısıyla devletimizin nasıl bir tabloyla karşı karşıya olduğu bütün kamunun malumudur.
        Umarım Rus Nedim Paşa'nın aldığı tarihteki kara yere bir Nedim Paşa daha eklenmez.

Ali ÇETİNKAYA

Bu yazı 1448 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUMLAR

YORUMLAR

  • 0 Yorum