Ali Çetinkaya

Ali Çetinkaya


100.yılında 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı

24 Nisan 2020 - 00:13

100. YILINDA 23 NİSAN ULUSAL EGEMENLİK VE ÇOCUK BAYRAMI
Dört yıl süren o büyük savaş, 1. Dünya Savaşı sona ermişti. Osmanlı Devleti de müttefikleri Almanya, Avusturya- Macaristan Krallığı  ve Bulgaristan ile birlikte yenildi. Savaştan galip çıkan İtilaf Devletleri; İngiltere, Fransa, İtalya ile bir ateşkes anlaşması  imzalandı. Ege de Limni adasında, Mondros  Limanı nda. Mondros Ateşkes Antlaşması. Bu onursuz antlaşmaya dayanarak, ordumuz dağıtılmış, silahları toplatılmış, savunmasız kalan vatanımızın her karış toprağı işgal edilmiş, Milletin ümitlerini kaybettiği, tarihin Türk ü ateşle imtihan ettiği günlerde sadece Anadolu değil, İstanbul un hali de içler acısıydı. 

     Kanlı bankerler pazarında memleketi Alamana  satanlar, yan gelip ölülerin üzerine yatanlar henüz can gaygısına  düşmedikleri günlerde; Çukurova nın toprakları,  şapkası horoz tüylü İtalyanın çizmeleri altında acı çekerken, Seyhan ve Ceyhan da, Antep te, Urfa da, Maraş ta mavi ünüformalı Fransız  halka zulmedip, daha 14 yaşındaki Kamil i şehid ederken, Manisa da Hoca Hüsnü Efendi ( Hüsnüyadis) düşmanla işbirliği yaparken, Adapazarı, Düzce, Balıkesir de Aznavur ayaklanıp düşmanla işbirliği yaparken, Bağdasar Ağa dan, kellesi büyük Mehmet ağa ya eşkiyalar, düşmanla işbirliği yapıp halka zulmederlerken; Anadolu da istiklali bir bir yakarken; İstanbul da İngiliz bahriyelisinin çizmeleri  sokakları mahmuzluyordu. 

      Eminönü nde güvercinler edasız, Galata nın başı taçsız, yüksek kaldırımlar ahenksiz, sandalcıların bilekleri kuvvetsiz, genç kızların gözü fersiz, tulumbacılar sessiz hüzün içinde, İstanbul çaresizdi. 

      Aslında her şey düşmanların ve işbirlikçilerinin planladığı gibi gidiyordu. Tam her şey bitti derken, bir kahraman çıktı ve her şeyi değiştirdi.

      Parola: İstiklal

      İşareti: Kan ve ölüm. 

     15 Mayıs günü  İngiliz desteğindeki Yunan ordusu  İzmir i işgal etti. 16 Mayıs ta Mustafa Kemal Paşa, mahiyetindekiler ile birlikte  Bandırma Vapuru ile Samsun a yola çıkarken, Anadolu da gazetelerde şöyle bir başlık atıldı; “Yunan İzmir e çıktı, haydi silah başına”.

     M. Kemal Paşa 18 Mayıs akşamı  Samsun a ulaşmıştı. Samsun sokaklarında 200 İngiliz askeri  Rum eşkıya çeteleriyle  birlikte dolaşıyordu. Tertibat aldırdı. 19  Mayıs sabahı Samsun a ayak bastı.     

    “ Bir gemi yanaştı Samsun a sabaha karşı,

      Selam durdu tayfası,

      Selam durdu,

      Kayığı, çaparı, takası…”
     

     Tekin değildi hiçbir yer. Üç günlük çalışmadan sonra Havza ya gitti.  Oradan da Amasya ya.

      “Selam vererek Anadolu çocuklarına,

        Çıkarken  yüce komutan,

       Karadeniz in halini görmeliydi. 

        Kalktı  ayağa ardı sıra baktı dalgalar,

       Kalktı takalar.

        İzin verseydi Kemal Paşa,

       Ardından gürleyip giderlerdi,

       Erzurum a kadar.” 

Gittiği her yerde halkla bütünleşiyor, kurtuluşun planlarını nakış nakış dokuyordu.

      21-22 Haziran da M.Kemal Paşa, vatansever silah arkadaşlarıyla, Kazım Karabekir, Rauf Orbay, Ali Fuat Paşa, Refet Bele ve Cemal Paşa ile birlikte Amasya Genelgesini yayınladılar. “Millet in istiklalini, yine milletin azim ve kararı kurtaracaktır.”
 
      Anadolu da asayişsizlik had safhadaydı. Sözde, Türkler , Rum ve ermeni köylerine baskın yapıp, Rum ve Ermanileri  öldürüyor, bu asayişsizliğin giderilmesi, henüz teslim olmamış, silahlarını düşmana teslim etmemiş olan  başta 15. kolordu ve diğer askeri birliklerin, Mondros Mütarekesi nin  hükümlerini yerine getirip, silahlarını teslim etmeleri gibi  görevleri de içinde barındıran yetkilerle gönderilmişti  Anadolu ya.M. Kemal Paşa , Türklerin Rum ve Ermanileri değil, Ermani ve Rumların Türk köylerini basıp, Türklerin öldürüldüğünü gördü. Bunları rapor etti İstanbul a. Zaten kafasında planlamıştı O her şeyi. Rüzgar bir bayrak bekliyordu Anadolu da. 

     İşlerine gelmeyince, İngilizler hükümete ve Pdişah a baskı yaparak, M. Kemal Paşa yı  İstanbul a geri çağırdılar. M. Kemal Paşa dönmedi. 8-9 Temmuz da görevden aldılar. 23 Temmuz- 7 Ağustos ta Erzurum Kongresi, 4-11 Eylül de Sivas Kongresi ve  çok önemli kararlar alındı. Kongreyi engelleyemeyen İstanbul hükümeti ve işgalci  İtilaf devletleri  M. Kemal Paşa yı ve vatansever silah arkadaşlarını  vazgeçirmeye çalıştılarsa da olmadı. Bu sefer Sivas a  adamlarının yanında bir de Amerikalı bir gazeteci gönderdiler. Mister Braun. 

     Daha Erzurum Kongresi nde  “devretmek için Amerika ya Anadolu yu”, şöyle  diyorlardı Erzurum dakilere;

     “Bizi bir başımıza bıraksalar,

      Tarafgirlik, cehalet

      Ve  çok konuşmaktan başka müspet,

      Bir hayat kuramayız.

      İşte bu yüzden Amerika çok işimize geliyor…
 

     Hem artık işi uzatmaya gelmez,

     Çok tehlikeli anlar yaşıyoruz.

     Sergüzeşt ve cidal devri geçmiştir.

    Türkiye yi geniş kafalı birkaç kişi kurtarabilir”. 

     4 Eylül de toplandı Sivas Kongresi. Ve 8 Eylül de: Kongre de bu sefer, yine ortaya çıktı  Amerikan mandası. İngiliz muhipleri de cabası. Ak koyun la karakoyunun geçitte belli olduğu günlerdi o günler. 

     “Ve  İsanbul dan gelen bazı zevat,

     Sapsarı yılgınlıklarıyla beraber

     Ve ihanetleriyle birlikte,

     Bir de Amerikalı gazeteci getirmiştiler.

     Ve Erzurumlulardan ve Sivaslılardan

      Ve  Türk Milleti nden çok,

      İşte bu Mister Brauwn a güveniyorlerdı,

     Bu zevata”. 

      “İstiklalimizi  kaybetmek istemiyoruz efendiler”. Dediler.

      Fakat ayak diredi  Efendiler.

     “Mandanın, istiklali ihlal etmeyeceği muhakkak iken” dediler.

     “Her halde bir müzaherete muhtacız diyorum ben” dediler.

     “ Hem zaten” dediler,

     “Birbirine  mani şeyler değildir, istiklal ile manda.

      Ve esasen” dediler.

     “Müstakil kalamayız  böyle zamanda, memleket harap, toprak çorak, borcumuz 500 milyon, varidat ise 15 milyon ancak. Ve Allah muhafaza buyursun, İzmir kalsa Yunanistan da ve harbetsek, düşmanımız vapurla asker getirir. Biz Erzurum dan hangi şimendiferle nakliyat yapabiliriz? Mandayı kabul etmeliyiz hemen”  dediler. 

       “Onlar dretnot yapıyor,

       Biz yelkenli bir gemi yapamıyoruz.

     Hem İstanbul daki Amerikan dostlarımız,

     Mandamız korkunç değildir, diyorlar.

     Cemiyet-i Akvam nizamnamesine de dahildir diyorlar”.

      Ve böylece  bin dereden su getirdi İstanbul dan gelen zevat. Sivas  mandayı kabul etmedi fakat.    

      “Hey gidi deli gönlüm” dedi.

      “Akıllı, umutlu, sabırlı deli gönüller,

      Ya istiklal ya ölüm” dedi. 

      Baş edemediler. Bu sefer de bir idam kararı çıkardılar Mustafa Kemak Paşa ve beraberindekiler için. Yunan ordusu işgal ordusu değil, padişahımız efendimizin ordusudur dediler. İşgale karşı koymak vatana ihanettir  dediler.   Şeyhülislam Mustafa Sabri Efendi nin hazırladığı, Dürrizade Abdullah Efendiye yayınlaması kalan fetvayı padişah Vahdettin e onaylatıp, İngiliz uçaklarıyla bildiri olarak dağıttılar Anadolu nun her yanına.

     Bu kadar zorluk içinde adım adım meclisin kurulmasına giden yolda, nihayet gün geldi çattı.  Ankara da 23 Nisan 1920 Cuma günü dualarla açıldı o yüce meclis. Ve Türk İstiklal Savaşı nın bütün kararlarını verecek olan o yüce meclis. Gazi meclis. Çünkü milletvekillerinin bir kısmı mecliste mücadele verirken bir kısmı da cephede savaşıyordu.
 
     Mustafa Kemal Paşa'nın deyimiyle, bu meclis bir efsaneydi.
 
     Kimler vardı bu mecliste?

     Kimler yoktu ki?

     Milletvekilleri çok değişik çevrelerden gelen kişilerdi. Fakat hepsinin ortak paydası VATAN dı.

    Beyaz sarıklı, ak sakallı, cübbeli, eli tesbihli hocalar. Üniformalı  subaylar. Aşiret reisleri. Külahlı ağalar. Kavuklu çelebiler.  Avrupa da eğitim görmüş, batı kültürüyle yoğrulmuş, nokta bıyıklı aydınlar. Kuvay-i Milliye kalpaklı gençler.

    İstanbul dan  Mebuslar Meclisinden ve daha sonra da Malta sürgününden dönen vekillerin de katılımıyla 337 milletvekilinden oluşuyordu, o devlet kuran ilk meclis. Sekiz ay kadar hiç maaş alamadılar. Çünkü ne para vardı, ne de bütçe. Yatakhanelerde yattılar. Kuru fasulye ile bulgur pilavını beraber pişirebildiklerinde  onu ziyafet saydılar. 9 Eylül de düşmanı denize dökene kadar, kimi mecliste, kimi cephede savaştılar, gazi meclisin milletvekilleri. Ne müthiş insanlardı. Omuzlarındaki ağırlığın farkındaydılar.tarihin onların omuzlarına yüklediği o ağır yükün farkındaydılar. O ağır yükün altından canları, kanları pahasına yüzlerinin akıyla kalkmayı başardılar. Bir koca enkazdan bir devlet kurdular. Onlar için söylenecek söz bitmez. Bu gün yokluğunun acısını çektiğimiz insan soyundandılar.

    Vatan uğrunda hürriyet ve toprak için ölebilecek kabiliyetteydiler. Bu kahraman, yüce meclisin açılışının 100. yılında  23 Nisan  Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı nı  kutlarken daha nice 100 yıllar kutlamak azim ve kararlılığındayız.

     Büyük Türk Milleti nin ve çocuklarımızın 23 Nisan  Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı  kutlu olsun.

“ Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir”

 "Ne mutlu TÜRKÜM diyene.”

 
Ali ÇETİNKAYA

Bu yazı 438defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUMLAR

YORUMLAR

  • 0 Yorum